Aktüel Yorum

“Ağladıkça… ” Özgürleşmek ya da Ahmet Kaya

Ahmet Kaya, bizim kuşağın ‘80 sonrası duygu dünyasını yansıtan sesti. Kuşağımızın 5000 kaybı ve idamlarıyla, on binlerle yaralısı, milyon işkence görmüşü ve fişlenmişiyle büyük linçinin sesiydi.  80 öncesi solla, 80 sonrası sol arasında ilişkiyi yeniden kurmanın, yaşanmışlıkları gelecek kuşaklara anlatmanın dili olacaktı Ahmet Kaya.  “Ağladıkça”, ötekileştirilenler içinde hissedecekti o dili. Öyle bir dil ki dinledikçe vicdanlar sarsılacak, yürekler taşacaktı. Kendilerine mi yoksa o şarkıların derinlerine vuran anlamına mı ağlıyorlardı, bu çoğu kez birbirine karışacaktı.

***

Türkiye toplumu 80 öncesini hatırlamak istemiyordu. Yeni genç kuşaklarla 80 öncesi kuşaklar arasında  ilişki koparılmıştı. ‘80 cuntasıyla hesaplaşma üzerinden toplumun  ‘80 öncesi ile barışması ve demokratik bir seçenek Türkiye toplumunun önüne konmamıştı. Sonuç:  Acıların ve  tüm yaşanmışlıkların kamusal alana taşınamayışı,  “yasallaşmaması”,  dolayısıyla gerçekliğinden kopuk, yaralı toplum, halk ve kuşağımız idi.

Bizim kuşağımızın yas tutamaması ve yas tutma araçlarından da  yoksun bırakılmasının sonuçları ağır olacaktı. Yas nasıl yaşanır, yaşamışların yaraları nasıl sağaltılırdı? Yaşananların tanınması/yasallaşması ve uygun toplumsal /insani araçlar üzerinden  yeni kuşaklara taşınması gerekirdi. Olmadı.” İç savaş dönemi”, “anarşi ve terör dönemi” olarak hatırlandı. Haklı olduğunu anlatmayan 78 kuşağı,  ’80 sonrası nesillere bir tür hüzünle karışık melankolik bir ruh hali algısını miras bırakırken, yenilmişlikler, çözülmemiş kişisellikler, sonlanmamış tartışmalar, bazense tersi bir duyguyla eskiden taşınan sert politik dil tekrarlarıyla derin bir boşluğun yarattığı arayışın arifesindeydi sanki…

***

Ahmet Kaya şarkıları bizim kuşağın yaralarını adeta sağaltan ağıtlardı…  Şarkılarında devrime ve devrimciliğe kendinden vazgeçercesine bağlı,  ‘parmakla saymakla tükenmeyen, eğmekle bükülmeyen’  78’li kahramanlar vardı. Onların halk için kendilerini hiçe  sayışlarını, yaşamlarını dâhi kaybetme tehlikesini, mazilerine sahip çıkışları yanı sıra duygu dolu, aşk dolu bir dilin coşkusuyla  vicdanlara öyle bir seslenişti ki onunki ki, darbe koşullarının  ürünü “apolitik” yeni genç kuşaklar hiç yadırgamadan dinlediler ve içtenlikle benimsediler Ahmet Kaya şarkılarını.

Geçmiş yaşanmışlıklara, kayıplarımıza yasa çağırmakla yetinmeyecekti  Ahmet Kaya; ağıtlarına yedirdiği başkaldırı ruhuyla geleceğe bakma olanağı sunacaktı. Cunta yıllarıydı. Onun kuşağı yenilmişti ama asla yenilgiyi kabul etmeyecekler, kahramanları yalnızdı, ama asla  vazgeçmeyeceklerdi. Ölen arkadaşlarını ’80 öncesinde olduğu gibi on binlerle toprağa veremeyişlerine kahredeceklerdi ama o kalabalıkları hissederek sessiz sedasız kalplerine gömeceklerdi. ‘Bu yolda dönenler olacaktı’ ama dönmeyen, direnen sıkı devrimcilerdi O’nun kahramanları…

Ahmet Kaya, zamanın  gençliğine kendi iç duygu dünyalarından politik bir şekilde bahsetme olanağı  sunacaktı. O’nu ‘protest’ diğer sol seslerden ayıran, bireysel hikâye anlatan şarkılarında, sol hareketlilik  için de konumlanan bireye, aşktan, bunalımlardan, yani iç dünyasından bahsetme olanağı da vermiş olmasıydı. Bu  sol ideolojiye, 78’lilerin hüzünlü hikâyesi üzerinden güncelin genç kuşağına miras olarak geçişenlik olanağı tanıyordu. O’nun ağıtları gençliğe kendini solcu hissetmeye,  vicdanlı olmaya çağrıydı. Gündelik hayatın getirdiği sıkışmışlıklardan  kaçmak için dahi olsa ‘kafama sıkar giderim’ diyebilen özgürlükçü bireyselliklerle de sarmalıyordu yeni genç kuşağı…

Şarkılarını artan ölçüde milyonlar dinliyor. Şarkılarında  “itiraz” ve “protesto” hali güçlü. Kendinden vazgeçercesine sokağa vurma; ezilenleri, haksızlıklara ve adaletsizliklere karşı mücadeleye çağırma; hüzünle, acıyla, isyanla adeta vicdanları patlatırcasına bir çığlıkla bunu yapma hali çok sarsıcı. İnsan kendi benliğinde insanlaştıkça ezilenlerin hikâyelerini duyabilir. Devrimci dava insanlarının bu  başta gelen özelliğini müziğine yedirmeyi başarıyor Ahmet Kaya!

***

Zorlu günlerdi… Zamanın getirdiği toplumsal hissedişleri ruhunun derinliklerinde yaşayan, hiçbir ‘kalıba sığmayan’ Ahmet Kaya’nın Kürt halkının gerçekliğine ilgisiz kalması düşünülemezdi… Kimi zamandaşları protest müzikte çakılıp kalırken,  kimileri de konformizm belasına her gün ölürken, O hiç hazmedemeyeceği  “el kapılarında”  şarkılarında ki kahramanları gibi ölümsüzlüğün ışıklı yoluna yürüyecekti…

Aziz anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

Celalettin Can

78'liler Girişimi Sözcüsü, HDP MYK ve PM Üyesi
Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu