Aktüel Yorum

ABD’nin Rusya’yı çevreleme siyasetinin Ortadoğu boyutunun tahkimi üzerine…

ABD Devlet Başkanı Joe Biden 13-16 Temmuz tarihleri arasında Ortadoğu‘ya geliyor.

Biden, İsrail Başbakanı Bennett ile Kudüs’te, Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas ile Batı Şeria’da görüşecek. Ardından Cidde’de Suudi liderler ve Körfez İşbirliği Konseyi toplantısına katılacak.

Reklam

Seçildiği ve göreve başladığı 20 Ocak 2021 tarihinden bu yana Ortadoğu’ya, özel olarak Arap ülkelerine yaptığı ilk ziyaret oluyor.

Biden’ın Körfez ülkelerine, özellikle de Suudi Arabistan‘a karşı tutumu son derece olumsuzdu. S. Arabistan’ın Türkiye Konsolosluğu’nda işlenen Cemal Kaşıkçı cinayeti meselenin tuzu biberi olmuştu. “Parya” olarak dahi nitelemişti.

İlk zirve toplantısı Krallık ile olacak. İkincisi Basra Körfezi ülkeleri, S. Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Katar, Kuveyt, Umman yansıra Ürdün, Mısır Irak liderleri ile olacak.

Reklam

Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karine Jean-Pierre’in imzasıyla yapılan açıklamada,
“Başkan, Suudi Arabistan’dayken mevkidaşlarıyla bir dizi ikili, bölgesel ve küresel meseleleri konuşacak. Bunlar arasında BM’nin arabuluculuğuyla Yemen’de sağlanan ateşkese destek de var. İran’ın tehditlerini caydırmakta, konuşulacak konular arasında” 1 deniliyordu.

Hiç şüphesiz İran meselesi yanı sıra Rusya-Ukrayna savaşı öncelikle konuşulacak konular arasında olacaktı.

afp.jpg
Fotoğraf: Timothy A. Clary/AFP

 

Biden’ın “parya” nitelemesi ne oldu dersiniz?

Basına yansımıştı. ABD’li istihbarat yetkililerinin verdiği bilgi çerçevesinde Başkan Biden, gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın 2018’de İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’na gittikten sonra kaybolduğu, ölüm emrinin de Veliaht Prens Muhammed bin Salman’ın vermesinin muhtemel olduğu sonucuna varmıştı.

Bu nedenledir ki Biden yönetimi de önceleri ABD Başkanı’nın Veliaht Prens ile değil de, babası Kral Selman bin Abdulaziz ile görüşeceğini söylüyordu.

Ancak Rusya’nın Ukrayna ile savaşı görüntüsü altında yürüyen Rusya-ABD-NATO arasında süren savaş sonucu petrol fiyatlarının tavan yapması, İran’ın nükleer programının yarattığı güvenlik sorunları, Çin’in Ortadoğu’ya girmesi ve ekonomik gücünün ABD’yi zorlamaktan öteye daha bir güçlenme eğilimi, ABD’nin daha önce güncelleştirdiği Ortadoğu’dan nispi çekilme eğiliminden caymasını, bağımlı ilişkileri yeni dünya siyasetine göre derleyip toparlamaya yönelmesini getirdi.

ABD’nin tabii ki bu yönelimi Baltıklardan, Romanya’dan Pasifiklere kadar Rusya‘yı ve Çin‘i çevreleme perspektifine tekabül ediyordu.

ABD, Ukrayna savaşında Körfez ülkelerini açık bir şekilde Batı’nın yanında tutmak istiyordu.

Körfez ülkelerinin, özellikle Suudi Arabistan’ın son durumları itibarıyla Rusya ile ilişkileri problemli değildi, petrol piyasası çerçevesinde anlaşmışlardı da ama buna rağmen ABD’nin zorlaması karşısında direnmeyi geçelim, herhalde koz olarak kullandıkları ortada durma eğilimlerini devam ettirmeyi bir ölçüde deneseler bile ne kadar şansları vardı; bu şüpheliydi.

Batı Avrupa ülkelerinin bile öncesinde tüm ABD’ye karşı “özerklik” görüşlerine rağmen direnememesi ortadayken bu zordu ama izleyelim…

Şu da var… Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri, İran ile şu veya bu derecede çelişki içindeydi.

İran’la olan petrol ve doğalgaz rekabeti, dahası İran’ın nükleer programı, İran’ın Lübnan, Suriye, Yemen ve Basra Körfezi politikaları ve bu çerçevedeki diğer politikaları körfez ülkeleri için sıkıntılı ve aşılması gereken sorunlardı.

İran’ın tehditlerini caydırma (mı?)

Çok değil kısa bir süre önce İsrail, İstanbul’da bulunan yurttaşı turistlerin derhal Tel Aviv’e dönmelerini istemişti.

Aynı sıralarda birbirinden ayrı yerlerde öğle yemeği yiyen iki İranlı nükleer bilim insanının zehirlenmeden öldüğü, Quadcopter model birkaç drone ile İran’ın nükleer araştırma tesisine saldırı düzenlendiği, Parchin’deki  tesise gerçekleştirilen drone saldırısında bir mühendisin hayatını kaybettiği, Tahran’ın göbeğinde motosikletli iki kişi tarafından İranlı Devrim Muhafızları komutanlarından bir albayın öldürüldüğü, şubat ayında Kirmanşah’taki bir İran insansız hava aracı üssünün bir dizi drone ile vurulduğu ve benzeri diğer cinayet ve sabotajların bir açıklaması olmalıydı.

Resmi bir açıklama olmamakla birlikte, emareler bu sabotajların İsrail’in bir süredir uyguladığı Ahtapot Doktrini’nin, yani İran’ın askeri ve nükleer yeteneklerine karşı yürüttüğü projesinin bir sonucu olduğunu gösteriyordu.

İsrail geçtiğimiz yıllarda İran’ı içerden vurduğu saldırılarını genellikle casuslar ve siber yollarla gizlice gerçekleştirirdi.

Son on yıldır da İsrail, başta Suriye olmak üzere İran’a bağlı milislere ve silah sevkiyatlarına yönelik hava saldırılarını hiçbir şekilde hafifletmedi.

Şimdi İsrail, “yeni bir savunma stratejisi” takip ediyor ve bu stratejisi kapsamında Irak, Suriye, Lübnan ve Gazze gibi yerlerdeki ‘pençelerini’ değil, İran’daki ahtapotun kafasını hedef alıyor.

İsrail Başbakanı Bennett, geçen pazar günü yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:

İran rejimi uzun yıllardır vekilleri aracılığıyla İsrail’e ve bölgeye yönelik terör faaliyetleri yürütüyor, ancak nedense ahtapotun başı -yani İran’ın kendisi- cezasız kaldı. İran rejimin dokunulmazlığı dönemi bitti.

İran’ın insansız hava aracı üslerine düzenlenen son saldırıların ve -İsrail’e yönelik terör saldırılarının planlamasından sorumlu olduğu düşünülen- Albay’ın suikasta uğramasının nedeni bu olmalıydı.

Nitekim İsrailli stratejistlere göre İran’ın artık, vekillerinden birinin yapacağı her saldırının bedelini doğrudan ödeyeceğini anlaması gerekiyor. 2

Önce yeni Arap-Ortadoğu siyasetini tahkim mi?  

İran’ın tehditlerini caydırma politikasının operasyonel yanı bu.

Yani İsrail’in ABD’nin onayıyla İran’a karşı yürüttüğü  “gizli savaş” hadisenin operasyonel yanı.

Bu nedenle İran’ın gerginliği arttırdığı koşullarda gerçekleşiyor Biden’in ziyareti.

Gerginlik zaman bakımından Biden’e şahsi olarakta iyi geliyor olmalı, ara seçimler geliyor, Ukrayna krizini istismar cabası…

ABD İsrail’in yürüttüğü gizli savaş eşliğinde, İran’ı çizgiye çekmek için Avusturya’ da süren nükleer program görüşmelerinde Rusya’yı ittifaksız bırakmak,

Ön Asya üzerinden Rusya’yı kuşatmayı güçlendirmek,

İran’ın Ortadoğu’daki stratejik kazanımlarını tasfiye ederek Ortadoğu’nun dengeleri yeniden düzenlemek istiyor.

Bütün bu sorunlarla ilgili öncelikle Suudi Arabistan ve Mısır olmak üzere, 9 ülkeyle mutabakat sağlamak istiyor.

Sonra…

ABD, ortaya çıkan sonuçları, Ortadoğu ve Batı’daki diğer ittifak ve potansiyel ittifak ülkelerin mutabakatına sunarak genel bir birliği pekiştirmek istiyor.

Erdoğan iktidarının Veliaht prens Muhammed bin Selman kamuoyunda ziyadesiyle eleştirilen ‘alttan alma’ halini bu bütünlük içinde değerlendirmenin herhalde yeridir.

aa.jpg
Fotoğraf: AA

 

Ortadoğu’daki ekonomik, siyasal ve askeri kuvvet ilişkileri, Rusya ve Çin’i çevreleme siyaseti gözetilerek yeniden düzenleniyor.

Devrenin başındaki şahsiyet, yani Biden, Filistin Devlet Başkanı ile dahi görüşüyor ama Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da devre dışı kalmak istemiyor.

Gerçi Biden ve Arap Ülkeleri an itibarıyla Arap Birliği’ni güçlendirerek Ortadoğu’da söz ve karar gücünü güçlendirmek istiyorlar.

Ancak Biden’in ve bir noktada diğer Arap ülkelerinin Türkiye’yi dışlama diye bir politikaları yok gibi görünüyor.

Yeni Osmanlıcı ideolojiyle “tarihsel haklar” peşinde koşan bir Türkiye ve “öngörülmez” bir Erdoğan’ı istemiyorlar.

Devre başının bölgedeki bir devre altının Veliaht Prens Muhammed bin Selman olduğunu biliyor ve oradan doğru zamanında sürece dâhil olmak istiyor. Üstelik ekonomi de dibe vuruyor…

Sanırım Erdoğan da en azından güç ilişkilerinin şu aşamasında buna teşne…

Biden’in aklında da Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye üçgeni 3 var; ama “öngörülmez” Erdoğan’dan Biden de mustarip (!)

Bu noktada seçimler de bekleniyor diyebiliriz.

Türkiye ekonomisi ve siyaseti en zayıf dönemini yaşıyor.

Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya başta Tel Rıfat ve Mendiç olmak üzere, askeri güçlerinin önemli bir kısmını Suriye’den çekince, doğan boşluğu İrani güçler, Hizbullah vesaire dolduruyor.

Türkiye’yi İran’la karşı karşıya getirme oyunu oynanabilir.

Türkiye de hem sürecin dışında kalmamak hem  bu arada Demokratik Suriye Güçleri’ni Suriye’nin gerilerine itmek için ‘oyuna gelmeyi’ oynayabilir.

Gerçi ABD ve Rusya-Ukrayna savaşında karşı karşıya olmalarına rağmen Suriye’deki pozisyonlarını koruyorlar.

Ancak fırsatçılığın da koşulları var…

 

1. Biden’in İlk Ortadoğu ziyaretinin detayları belli oldu, Independent Türkçe, AP, Reuters
2. Hüda Hüseyni, Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist, “İran ve İsrail arasında beklenen savaşın günleri sayılı”, Şarku’l Avsat 17 Haziran 2022
3. İsrail doğrudan ABD ve İsrail çıkarlarını birleştiren bir yerden anlaşılır nedenlerle fiilen bu üçlemenin yanı başında yer alacaktır, kanısındayım.

Celalettin Can

78'liler Girişimi Sözcüsü, HDP MYK ve PM Üyesi
Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu