Aktüel Yorum

Bir Anneler Günü Hikayesi

Dün annemi aradım anneler gününü kutlamak için ama o beni tanımadı. Ona ne dediysem de pek oralıklı olmadı. Sürekli yanında olan ablama, ” Kim bu beni arayanan?” diye, sorup durdu.

Ablam ”Anne tanımadın mı? Kızın” diyince hiç cevap vermedi sustu. Sonra ”beni az önce oğlum aradı. O gelemiyor. O sizin gibi direnmeyi hakkını aramayı da beceremiyor. Ne olacak bu işin sonu? Gerçi, hukuk mu kaldı? Herşey adamın eline geçti” dedi, ah vah edip, telefonu kapattı.

Reklam

Belli ki annemin oğlundan başka, birisinin onu araması umrunda bile değildi. Ama yinede beni oğlundan ayrı kalması üzmüştü. Bende anayım çocuklarımın yokluğuna tahammül edemem o yüzden bir anne olarak ona üzüldüm.

Oysa o benimde annem di. Ama beni yıllar önceden silmiş, sisteme çoktan kurban etmişti.

12 Eylül 1980 den beri hayatında yoktum. Olmamam içinde elinden geleni yapmıştı. Bırak yokluğumu benden kalan tüm anıları da belli ki yok etmiş.

Reklam

Ona göre suç bendeydi. Devlete başkaldırmak neyin nesiydi. Rahat durana kimse birşey yapmıyordu. Devlet her zaman haklıydı!

12 Eylül 1980 den sonra annem, altı çocuğundan arda kalan tek oğluna tüm umutlarını bağlamıştı. Onu solculardan kurtaracaktı. Öyle de yaptı.

Oğlu tam istediği gibi akıllı dürüst, saygılı bir çocuk olmuş, liseyi başarılı bir şekilde bitirmiş, bizi hiç tanımamış, sola bulaşmamış, annesinin dizinin dibinden de ayrılmamıştı.

Sonra oğlu üniversiteyi kazanınca yolu Istanbul Eczacılık fakültesine düştü. Karadenizin küçük bir kasabasından çıkıp, üstelikte geçmişi solcularla ün yapan bir Üniversiteye Istanbula gidecekti.

Doğal olarak annemin aklı fikri oğlundaydı. Onu İstanbul da çok güvendiği İstanbul da yaşayan dini bütün halama teslim etti.

Bu halam doksanlı yaşlarda öldü ama ben onu hiç tanımadım. Nedeni babamın solcu olduğu için allahsız oluşuymuş. Bu yüzden bizimle hiç görüşmedi. Aslında bu rahmetsiz kadınla bir kez görüşüp bir röpartaj yapmayı istemiştim ama ben ülkeye dönemeden öldü. Neyse konu halam değil.

Annem gurur duyduğu oğlunu, dini bütün bir aileye teslim etmenin rahatlığıyla, okulunu bitirmesini beklemeye başladı.

Ama aradan bir yıl geçtikten sonra, durumun hiç de umduğu gibi olmadığını anladı. Akıllı bir kadındı aslında, dinle, minle ilgisi de yoktu. Taptığı güç, para ve kariyerdi. Gerçi hemen umudunu yitirmedi. Oğlu değişmesine, değişmişti ama müslüman dini bütündü. Beklemeye değerdi. Ilk başlarda sesini çıkarmadı bekledi, sabırla bekledi.

Aradan birkaç yıl geçti. Artık oğlu hizmet hareketininin avucunun içine girmişti. Önceleri lüks evler tutulmuş. Aileler de kim var, kim yok araştırılmışdı. Aile de solcu olanlarla bağlantılar kapatılmışdı. Yaşama dair ne varsa kendi kurallarınını içine hapsedilmişdi. Spor, televizyon, sinema ve sanata dair herşey yok edilmiş. Artık yaşam Feto efendilerinın kaset ve kitaplarında kök verecek hale getirilmişdi.

Kışları okul nedeniyle İstanbul da kalan kardeşim yazları da annemin yanına gelmez olmuşdu. Artık kardeşimin yaşamı da karekteride değişmiştı. Yaptığı bütün işler hizmet hareketine dönüktü. Annem önceleri durumu anlamadı. Ne zaman ki annemden almaya, etraftan hizmet hareketi için yardım toplamaya başlandı, annem durumu anladı. Ondan sonrada annem Fetoyu çözdü. Hiçbir zaman ondan hoşlanmadı.

Bugün Fetoyu düşman kılanların, Fetoya taptığı dönemde de annem Feto düşmanıydı.

Daha sonra kardeşim eczacılık fakültesını bitirdi, iş yerı açtı ve kasabanın AKP lı belediyesinde başkan yardımcısı oldu. Bu arada hareketin ablaları bir kadın bulup onu evlendirmişdi.

Tabiki annem durumdan hiç hoşlanmamışdı. Hayalinde oğluna eğitimli bir gelin almak vardı.

Daha sonra annem yavaş yavaş oğlu üzerinde ki gücünü kaybettiğini anladı. Elinde avucunda ne varsa oğluna vermışti. Kızlar onun için önemli değildi. Oğlunu gerçekten çok seviyordu onun yeri farklıydı. Ama yaşama, ilime, bilime, sanata oğlundan daha ilerici bakar halde kaldı. Oğlunun kullanıldığını anladı. Oğlunun çevresine peydahlananların, ondan daha geri, cahil halleri onu yaraladı. Hiç bir kimseye kötülük düşünmeyen, sadece inançları için mücadele veren oğlu, gerçekten dini bütün bir müslümandı ve sadece orada kaldı. Geri kalan iktidarı, gücü, yeşil dolarcı din sımsarları kapmıştı.

Sonra ne mi oldu. Darbeden sonra oğlu herşeyini, eczanesini, işini, ülkesini kaybetti. Suçlu diye aranır hale geldi. Bir kez bile turist vizesi alıp çıkamadığı ülkesinden uzakta sürgün de. Bir batılı ülkeye mültecı olarak bile kaçmayı beceremedi. Yaşamını, ailesinin bakımını tatlı yapıp satarak, birde annemin emekli maaşından gönderdikleriyle sürdürecek duruma düştü.

Annem mi? Yatağa bağlı yaşamaya başladı. Iki aydır yatakta. Sanırım hala onu hayatta tutan tek şey oğlu, onun yüzünden yaşıyor.

Tahminen artık annem devletin sisteminin ne olduğunu da anladı. Oğlu için, bunlar hiçbirşey yapmadı. ”Bu salak elinde, avucundakini, zamanını onlara verdi. Kapı kapı dolaştı, yurt yurt gezip çocukları eğitti. Bunda ne kötülük var” diyor ve ekliyor, ”bunlar sizin gibi direnmeyi ve haklarını istemeyi bilmiyorlar…”

Kendi cinsinin farkına varmadan, dini sisteme kölelik eden bir anne. Dünya da kadınlara cehennemi yaşatan ve öbür dünya da, olmayan cenneti kadınlara pazarlayan dincilerin tuzağına düşmüş, kendinin değil, oğlunun dramını çekiyor. Ve Hukuk, bilim, ilim yok sayılarak yeni dinci fetolar yaratılacak sisteme doğru sular akmaya devam ediyor.

İşte bu benim annem.

Sesini çıkartmadığı o ülkede, çoçuğu kaybedilerek öldürülen bir Cumartesi Annesi değil.

Bu benim annem, sokak ortasında vurulan ceseti bir hafta sokakta kalan Teybet ana hiç değil.

Bu benim anam, çocukları gece yarısı uyku da öldürülen bir Kürt annesi de değil…

Sokakta kahbece vurulan bir devrimci, dağlarda öldürülen gerilla, vurulan asker polis annesi değil, ama bu benim annem… şimdi ötekileştirilen, hakları elinden alınan ve bir zamanlar tüm bu katliamları yapanlara bilmeden, yada bilerek, bilinçsizce, aptalca hizmet eden birinin annesi.

Hak ve hukuk kurallarının hakim kılındığı bir ülke yaratılana kadar, onunla da birlikteyiz.

Bu yazıyı yazarken anneler gününü kutlamak için yanıma gelen

Torunum Saryanın,

”Babaanne anneler günün kutlu olsun, ama sen yaşlanıyorsun. Yaşlanmayı durdurmalısın bize lazımsın,” sesi kulaklarımda.

En anlamlı anneler günü hediyesi olduğunu düşünüyorum. Dilerim sizde torununuzla böyle bir kutlama yaşarsınız.

15.05.2017

Nebahat Dertli

Bir cevap yazın

Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu