
Gazeteci Ahmet Şık: Aradığınız örgüt siyasi parti kılığında ülke yönetiyor
Cumhuriyet gazetesinin 11’i tutuklu 17 çalışanının yargılandığı davanın bugün üçüncü duruşması görülüyor.
İçlerinde gazetenin eski genel yayın yönetmeni Can Dündar, halefi Murat Sabuncu, yayın danışmanı Kadri Gürsel ve muhabir Ahmet Şık’ın da olduğu, 17’si Cumhuriyet çalışanı 19 kişi, aylar sonra Çağlayan’daki İstanbul 27’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaya başladı.
Üçüncü gün, tutuklu Cumhuriyet yazarı Hakan Kara, Cumhuriyet Kitap Eki Yayın Yönetmeni Turhan Günay ve gazeteci Ahmet Şık savunma yaptı.
Şık’ın savunmasının satır başları şu şekilde;
Sözlerime 3 yıl önce, 2014’te yayımlanan ‘Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda’ isimli kitabımın önsözünden bir alıntıyla başlayacağım. AKP ve Gülen Cemaati arasındaki mafyatik iktidar ortaklığının nasıl dağıldığını anlatan bu inceleme-araştırma kitabımın önsözü şöyle başlıyor:
“Türkiye’yi siyasal ve toplumsal olarak beraber dönüştüren iki güç olan AKP ile Gülen Cemaati’nin birlikteliği ve yancı desteğiyle sürdürülen, adına iktidar denilen kanalizasyon patladı. ‘Yeni Türkiye’ denilen garabeti inşa eden, amaca ulaşmak için her türlü araca başvurmanın uygun olduğu Makyavelist bir anlayışın hakim olduğu iki güç; AKP ve Cemaat ayrıştı.
Her ikisi de sistemin ve toplumun demokratikleşmesini değil, kendi otoritesini hakim güç kılmak üzerinden, içinde örgütlenmeye çalıştıkları devleti ele geçirmek isteyen güç odakları.
Uzun vadede söz sahibi tek güç olacaklarını düşündükleri devletin otoritesine bağlılığı sarsılmaz kılmaya çalışan bir anlayışa sahip bu iki odak, gördük ki bir yandan ortak düşmanlarla mücadele ederlerken öte yandan birbirlerini yok etmeye dönük hamleler için malzeme biriktirmişler.
Bu malzemelerin kullanılacağı günün yaklaştığı, kanalizasyondaki pis kokunun uzun süredir dışarıya yayılmasından belliydi. Medya köşelerinden yapılan tehditler, el altından yapılan tasfiyeler, zaman zaman sızdırılan telefon konuşmaları, hukuksuzluk üzerine kurulu polis-yargı operasyonlarının, ortak düşmanlardan sonra iktidar bileşenlerini hedef alması yaşanacakların işaretiydi.
Ortalıkta yok edilecek düşman kalmadığına kanaat getirince, devletin sahibinin kim olacağı kavgasına tutuşarak birbirlerini hedef aldılar. Evet ortalığı pislik götürdü, götürüyor. Görünen o ki bir süre daha böyle olacak. Dinin, etik değerlerin alet edildiği bu savaşta tarafların ihtiyaçlarını karşılayan yalanlar, tarafları nezdinde gerçeklerden daha itibarlı. Bu yüzden yapılan savunmalara kimse aldanmasın. Bu savaş, ne demokrasi ve temiz toplum ne de birilerinin iddia ettiği gibi barış ya da sivilleşme için yaşanıyor. Sadece devletin sahibi kim olacak diye savaşılıyor.”
Bu satırlar yayımlandıktan sonra, AKP ve Gülen Cemaati arasındaki savaş daha da şiddetlendi. 2007’deki Ergenekon soruşturmalarıyla başlayan sahte bir tarih yazımı sürecinin iktidar ve suç ortaklarının devletin ve ülkenin yağmalanmasında kimin daha çok pay alacağıyla ilgili savaş bir darbe kalkışmasına kadar uzandı. 15 Temmuz 2016’da 250 insanın katledildiği kanlı bir kalkışma yaşandı.
Şık: “Yeni Türkiye denen garabeti inşa eden iki güç ayrıştı, adına iktidar denen kanalizasyon patladı. Medya köşelerinden yapılan tehditler yaşanacakların işaretiydi. Ortalığı pislik götürdü, götürüyor. Erdoğan, ‘Bu darbe allahın bize bir lütfudur’ dedi. Ağzından kaçırdı. Şimdi bu lütfu yaşıyoruz. Hakikati dile getirenlerin seslerinin kısılmaya çalışıldığı günlerden geçiyoruz. OHAL ile temel haklar askıya alındı. Nuriye ve Semih kardeşime dahi yanıt hapishane oldu. Yargı bağımsızlığı ortadan kaldırıldı. HDP genel başkanları esir edildi. 15 Temmuzda darbe engellendi ama cunta iktidar oldu.”
Şık, AKP ve Gülen Cemaati ortaklığını anlatıyor: “45 yıllık geçmişi bulunan Gülen Cemaati’nin, ilk 30 yılda tamamladığı devlet içindeki yatay örgütlenmesinin dikey bir gelişim seyri izlemesi ise son 15 yılda tamamlandı. İktidarına gayrı resmi ortak olduğu AKP hükümetinin sağladığı olanaklarla Gülen Cemaati’nin, adeta devleti kendisine paralel hale getirmek için önünde engel kalmadı.”
Şık: “Cemaatin tehlikeli hale gelecek güce erişmesinin en büyük sorumlusu, ‘ne istedilerse veren’ Erdoğan ve AKP’dir. Gülen ile mücadele planlı MGK kararını hiç uygulamadıklarını Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç itiraf ettiler. Hayır kandırılmadınız, birlikte bizi kandırmaya çalıştınız. Şimdi de Cumhuriyetten FETÖ çıkartmaya çalışıyorsunuz.”
Başbakan Binali Yıldırım’ın bile MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la ilgili kuşkuları dile getirdiğini söyleyen Şık, “Şık: Şimdi biz bunları, kuşkularımızı söyleyip, yazdığımız için hapisteyiz. Ama böyle bir planı, bir darbe kalkışmasının parçası olduğunu anlayabilecek kapasitede olmadıklarını itiraf edenler, orduyu ve MİT’i yönetmeye devam ediyor” dedi.
Şık: “Cemaat’in Polis teşkilatındaki örgütlenmesi 1980’li yılların başına kadar uzanıyor. Dolayısıyla bundan sadece AKP iktidarı sorumlu değil. Ancak AKP iktidarı döneminde ortaya çıkan, polis adaylarının girdiği sınavlarda kopya çekilmesi ya da soruların sınavdan önce Cemaat’in dershanelerine sızdırılması olaylarına yönelik etkin soruşturma yapmamaları, eleştirileri kulak arkası etmeleri kendilerini tek başına sorumlu kılıyor. Buzdağının görünen yüzünde olanların kısaca özeti böyle. AKP, Gülen’i geliştirmiştir.”
“Bir önceki tutukluğumda kitap çalışmam vardı. Herkesin cemaatten korktuğu zamanda kitabımın adı ‘İmamın Ordusu’ idi. Erdoğan, okuyan biri olsaydı şimdi burada olmazdık.”
Şık: “Bizlere yönelik bu operasyon düşünce özgürlüğüne yönelik bir oprasyondan başka bir şey değildir. Hukuktan hak adalet vicdan ve liyakati çıkarttığınızda bir şey kalmıyor. En bilinen hakikat bir kez daha karşımızda duruyor suç dünyanın en büyük zamktır. Bu kirli düzen, suç hanedanlığı hep sürecek sananlar yanılıyorlar. Taşlarını kendi döşedikleri cehennemlerine vardıklarında, akılları kör eden kibirden eser kalmaz. Hukuku katledenlere inat hukukun üstünlüğünü savunmaya çalışanlar var. Her iktidarın kötüsü olmayı başardım, kızıma bırakacağım miras budur.”
Şık, mahkeme başkaının sorularını yanıtladı: “Savcılar hukuk okumuşlar ama düşünce ifade hürryeti ne demektir basın hürriyeti nedir bunla ilgli eksikliği gidermemekte ısrar ediyorlar. 27 yıllık gazeteciyim, gururla söylüyorum, bugüne kadar birtek yazım tekzip edilmedi. Yalanın bu kadar revaçta olduğu dönemde tek bir tekzip almamak gururdur.”
Şık, mahkeme başkanının “MİT, Reyhanlı Katliamını biliyordu’ haberini neden teyid etmediniz?” sorusuna “Nasıl edeyim, MİT’i mi arayayım mesela? MİT, yaptım der mi?” diye yanıt verdi.
Şık’ın “MİT TIR’ları haberi ile ilgili ne diyorsunuz?” sorusuna yanıtı “Gurur duyuyorum. Samimi olarak soruyorum siz haberi okudunuz mu? Resmi kayıtlarla yaptım haberi. O haberde yer alan telefonu bulabildiğim herkese sordum. Yanıt verenlerin cevaplarını gazeteye koydum” oldu.
Şık, mahkeme başkanının Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz’ın öldürülmesine ilişkin haberle ilgili, “Ben ne yazdıysam arkasındayım.Çünkü iki kişinin neden bir savcının başına silah dayamak istediğini anlamazsak bu işler olmaya devam eder. Bu haberlerde suç varsa dört ayda dava açılmalıdır. Süresi de geçmiş, savcı iddianameye koymuş. Hukuk fakültesini yeniden okumalı. Buradan yola çıkarak bir suçlama yöneltilecekse hepsinin sorumluluğu bana ait ama anlamak için soruyorsanız cevabım budur. Bugünkü yargının cemaat yargısından zerre farkı yoktur. ayınlanmamış bir kitaptan örgüt propagandası çıkaran bir yargıdan bahsediyorum. Dolayısıyla bu sorularınıza şüpheyle yaklaşıyorum” ifadelerini kullandı.
“Faşizm susmak değil konuşmak mecburiyetidir. Bana niyet okuyan soru sormayın, sorunuzu sorun” diyen Şık, savcının “Katil devlet demişsiniz” sorusunu “Devletin tarihi kanlıdır. Ermeniler, Hrant, Suriye, Berkin… Az söylemişim seri katildir. Siyasal görüşüm, dünyadaki tüm devletlerin terör örgütü olduğudur. Terör dosyası diyorsunuz üç gündür gazetecilik faaliyetimizi soruyorsunuz. Tek örgüt sorusu soramadınız. Nokta” diye yanıtladı.
