
Öğrenme Piramidi Efsanesi Neden Hala Devam Ediyor?
Öğrenme Piramidi, onlarca yıldır birçok öğretmen yetiştirme programında yer alan yaygın bir modeldir. Pek çoğumuz, ders anlatmanın pasif ve etkisiz; başkalarına öğretmenin ise aktif ve etkili olduğu şeklindeki akılda kalıcı mesajı hatırlarız. Bu genel fikir deneyimlere dayanarak doğru gibi görünse de, aslında destekleyici araştırmaların yanlış yorumlanmasına dayanan bir mittir.
1946 yılında Edgar Dale, yetişkinler için farklı öğrenme yöntemlerini sıralayan bir çerçeve önerdi. Bu çerçeve daha sonra (haklı ya da haksız biçimde) “Deneyim Konisi” olarak anılmaya başladı.
Dale’in temel vurgusu, tek bir yönteme bağlı kalmak yerine farklı öğrenme deneyimlerini bir arada kullanmanın daha etkili olduğuydu. Ancak bugün yaygın olarak görülenin aksine, farklı öğrenme türlerine herhangi bir “kalıcılık yüzdesi” vermedi.
Son 70 yılda Dale’in Deneyim Konisi, büyük ölçüde mantıklı göründüğü için sayısız öğretmen eğitiminde kullanıldı. Ancak bu kullanımın bilimsel bir dayanağı yok. Dahası, Dale’in aslında söylemediği bazı ifadeler ona atfedildi; bu ifadeler zamanla tekrar edilip değiştirilerek yayıldı. Süreç ilerledikçe model, kulaktan kulağa aktarılan bir bilgi gibi asıl biçiminden giderek uzaklaştı.
Öğrenme Piramidi İle İlgili Sorun Nedir?
Bu mitin temelinde basitlik arayışı vardır. Eğer en yüksek öğrenme düzeyini sağlayan yöntemleri kesin oranlarla belirlemek mümkün olsaydı, ders planlamak çok daha kolay olurdu. Ancak eğitim bu kadar basit değildir.
ABD’deki “aktif öğrenme” hareketi de bu miti yaygınlaştırmıştır. Çünkü anlatımın merkezde olduğu pasif sınıf ortamlarından kaçınmak isteyenler, bu yaklaşımı destekleyecek bir gerekçe arıyordu. Öğretmen merkezli eğitime yönelik bu tepki, zamanla somut bir hedefe yöneldi ve Dale’in Deneyim Konisi bu rolü üstlendi. Böylece model, doğruluğu sorgulanmadan tekrar edilen bir “gerçek”e dönüştü.
Deneyim Konisi ya da Öğrenme Piramidi iki temel nedenle eleştirilir.
İlk neden, modelde yer alan öğrenme yüzdelerinin hiçbir bilimsel kanıta dayanmamasıdır. Üstelik Dale, kendi çalışmasında hiçbir zaman bu tür yüzdeler vermemiştir. Bugün sıkça duyduğumuz %5, %10, %20 gibi oranların nereden geldiği bilinmez. Bu durum aslında 1970’lerden beri dile getirilse de, model çok yaygınlaştığı için bu eleştiriler pek dikkate alınmamıştır. Zamanla insanlar birbirini kaynak göstermeye başlamış ve model kendi kendini doğrulayan bir yapıya dönüşmüştür.
İkinci neden ise şudur: Öğrenme yöntemleri sabit yüzdelere göre seçilmez. Asıl önemli olan, ne öğretmek istediğinizdir. Örneğin bilgi vermek istiyorsanız anlatım oldukça etkili olur. Ama öğrencinin gerçekten anlayıp anlamadığını görmek istiyorsanız, ona başkasına öğretme fırsatı vermek daha iyi bir yöntemdir. Kısacası, tek bir “en iyi öğrenme yöntemi” yoktur. Amaç değiştikçe yöntem de değişir.
Edgar Dale’ın Deneyim Konisi Nedir?
Edgar Dale’ın Deneyim Konisi, 1946 yılında eğitimcilerin uygun öğretim yöntemlerini seçmesine yardımcı olmak için geliştirdiği bir modeldir. Bu model, öğrenme deneyimlerini soyuttan somuta doğru sıralar.
Koninin üst kısmında daha soyut ve pasif yöntemler, alt kısmında ise daha somut ve katılımcı yöntemler yer alır. Ancak bu model, öğrenme oranlarına dair herhangi bir yüzdelik veri içermez.
Deneyim Konisi, ders planlarken bir rehber olarak kullanılabilir. Ancak daha somut yöntemler genellikle daha fazla zaman ve kaynak gerektirir. Bu nedenle yöntem seçimi, öğrenme hedeflerine ve mevcut koşullara göre yapılmalıdır. Kısacası, bu model kesin sonuçlar sunan bir sistem değil; öğretim sürecini düşünmek için kullanılan bir çerçevedir.
Sonuç Olarak
İyi öğretmenler, insan beyninin karmaşıklığını ve öğrenmede rol oynayan farklı süreçleri dikkate alır. Örneğin bir öğretmen, bir kelimenin anlamını hatırlamanın, cümledeki kelime sırasını anlamaktan farklı süreçlere dayandığını bilir. Bu bilgi sayesinde, öğrencinin yaşadığı “dil sorununa” daha doğru müdahale eder. Farklı bellek türlerini bilen öğretmenler, öğrenmenin her aşamasında daha isabetli yöntemler seçer.
Öğrenmede asıl belirleyici olan uzun süreli bellektir. Bu nedenle öğretmenler, öğrencilerin bir bilgiyi kısa vadede tekrar edebilmesini öğrenme olarak kabul etmez. Gerçek öğrenme, öğrencinin bilgiyi anlayıp farklı durumlarda kullanabilmesiyle ortaya çıkar.
Öğrenme Piramidi gibi mitler yalnızca eğitimcileri yanlış yönlendirmez; aynı zamanda gerçekten etkili, kanıta dayalı uygulamaların önünü de keser. Eğitimciler ve öğrenme tasarımcıları, uygulamalarını bilimsel olarak desteklenmeyen fikirlere dayandırdığında, eğitimin kalitesi doğrudan zarar görür.
Bu nedenle eleştirel sorgulamayı ve kanıta dayalı yaklaşımları benimsemek gerekir. Ancak bu şekilde eğitimde kullanılan teori ve yöntemlerin, gerçekten öğrenenlerin ihtiyaçlarına hizmet etmesi sağlanabilir.
Kaynaklar ve ileri okumalar:
- Letrud, Kåre & Hernes, Sigbjørn. (2018). Excavating the origins of the learning pyramid myths. Cogent Education. 5. 10.1080/2331186X.2018.1518638.
- Tardif, E., Doudin, P. A., & Meylan, N. (2015). Neuromyths among teachers and student teachers. Mind, Brain, and Education , 9(1), 50-59. https://doi.org/10.1111/mbe.12070
