
Beklemek, ömrümün en vefalı yoldaşı…
Hayat yolunda bize hep birileri eşlik eder.
Küçükken anne ve babamız, varsa kardeşlerimiz, sonra arkadaşlarımız.
Ve bu böyle devam eder gider.
Biz farkına bile varamadan hayatımıza hep birileri eşlik eder.
Kimileri gelir, kimileri de gider.
Kimileri ömürlük kalır, kimileri de ateş almaya gelmiş gibi hızla geldikleri gibi giderler.
Okulda sınıf arkadaşlarımız, belki sıra arkadaşımız, en çok sevdiğimiz öğretmenimiz.
Tonton bakkalcı amca, yol kenarında soluklanan şirin nine.
Onların bize yoldaşlığını o kadar benimseriz ki, sanki onlar hep böyle hayatımızda kalacaklarmış gibi. Sanki hayatımızdan hiç çıkmayacaklarmış gibi.
Bazende yalnız yürürüz o yolu.
Bazen koşarız, hayatın ritmine ayak uydurabilmek adına.
Bazen de müziğin ritmine bırakırız kendimizi, hayal dünyamızın dans pistinde sadece müzik ve biz, olduğumuz gibi.
Aşkın gücü kalbimizi sarıp sarmaladığında, hele ki başımızda kavak yelleri estiği yaşlarda, kalbimize kiracı gibi oturan gönül misafirimiz ve midemizde uçuşan kelebekler yolumuzun en özel yoldaşları olurlar.
Ah o güzelim kelebekler…
Kimi zaman o güzelim kelebekler örümceklerin istilasına uğrarlar, gözümüzün önünde hunharca katledilir bu narin güzellikler.
İnişler, çıkışlar yolumuzdaki hızımızı belirler.
Bazen derin kuyulara düşeriz, kapkaranlık zifiri…
Bizim oradan tekrar düz yola çıkmamız epey yorar bedenimizi, ruhumuzu…
Bazen karanlıkta yürürüz, bir ışık kırıntısına muhtaç.
El yordamıyla yolumuzu bulmaya çalışırken elimizi keser görmediğimiz keskin bir cisim.
Acıyla kıvranırken yürümeye devam ederiz, yaramızın derinliğini bilmeden ve nereye bastığımızı görmeden…
Karanlıkta…
Ta ki tünelin ucunda bir ışık görülene kadar.
İşte ancak o zaman yaralarımızı sarıp sarmalar, kalbimizi ruhumuzu onarmaya başlayabiliriz.
Bazen dostum sandığın düşmana dönüşür, hiç ummadığın bir anda ve anlayamadığın bir sebepten.
Bazende düşmanım dediğin kalkar en can dostun olur.
Şaşar kalırsın öylece bunun nasıl olabildiğine…
Öyle garip bir dünya yolundayız, önümüze ne çıkarsa nasip kısmet diyoruz.
Hayırlara vesile olsun dilekleriyle her bitişi, her vedayı ve her yeniliği kabul ediyoruz…
Bazen olmaz dediğin ne varsa olur.
Asla olmaz dediğin ne varsa hepsi gelir seni bulur..
Düşmem dersin, dümdüz yolda ayağın burkulur düşersin.
Şaşmam dediğin ne varsa yaşadıkça şaşarsın.
En garibi de nedir biliyor musunuz?
İnsan hayat yolunda adım adım yürürken hep bir beklemenin içinde bulur kendini.
Neyi beklediğini bilmeden, hep bir beklentinin içinde.
“Sahi ben neyi bekliyorum?” sorususunu telafuz etmeden. Edemeden…
Bazen umutla besler beklentisini.
“Güzel şeyler olacak” derken, hangi güzellikleri umut ettiğini bilmeden.
Bazende umutsuzluklarla cebelleşir.
O yeşertmeye çalıştığı umutlarının solduğuna yaprak döktüğüne çaresizce tanık olur.
Hayat yolunda güzel iz bırakan birilerine sahip insanlara ne mutlu!
Onlar dünya ile birlikte gerçek anlamda dönüyorlar.
Belki ruhunun derinlerinden gelen müziğin sesini birlikte duyuyor ve bu sayede alıp verdikleri her nefesi daha anlamlı, yaşanılanları daha özel kılıyor.
Temennimiz elbette ki hayatımızda hepimiz için güzel izlerin bırakılması, bunun bazen mümkün olmayacağını bilsekte.
Zamanla benim öğrendiğim tek gerçek, beklemenin ömrümün en vefalı yoldaşı olduğudur…
Ve, yaşanılanların karşılaştığım insanların duygularıyla harmanlanarak kalbimde, ruhumda izlerini bıraktığıdır…
Kimi derin bir yaradan arda kalan ince bir çizik, kimi de tozpembe bir gül edasıyla orada öylesine duran…
Hem çok uzak, hem de uzansam dokunacak kadar yakın…
Beklediğiniz ne varsa, dilediğiniz gibi umut ettiğiniz gibi çıksın yolunuza.
Amma erken, amma geç…
Işığıyla, rengiyle, ahengiyle, güzelliğiyle, neşesiyle çıksın yolunuza.
Yeter ki dilimizdeki sözümüz güzel olsun.
Sözümüz güzel olursa, yolumuzda güzel olur, sonumuzda güzel olur…
Ben buna bütün kalbimle inanıyorum…
Gülseren Kaya
