Aktüel Yorum

Hiçlik

Çocukluğumda da yapardım ben bunu.

Ne zaman üzülsem çekilirdim kabuğuma, alır başımı giderdim başka diyarlara…

Aradığım, istediğim hayatı ancak kendi dünyamda düşlerimde kurardım.

 

Bizim gecekondunun arkasında bir duvar boşluğu vardı, ne zaman küssem hayata, gider hep oraya saklanırdım.

Hava güzel olduğunda uzanırdım, azda olsa, yeşil çimlerin üzerine…

Zayıf ellerimle dokunurdum yere.

Parmaklarım toprağı kavradıkça var olduğumu fark ederdim.

 

Sırtımı toprağa dayamış yüzümü göğe dönmüş öyle uzanır kalırdım.

Kollarımı göğe açar, gözlerimi bulutlara çevirir derin derin nefes alırdım.

Bulutlar, beyaz bulutlar…

Onlar gibi uçmak, bu hayattan kaçmak istiyordum…

 

Engin ve masmavi bir gökkubbenin altında, kahverengi ve hafif yeşile sarmış toprak ananın kucağında minicik bir benim, benliğimin, ne önemi vardı?

Sadece alınan nefes verilirken anlam kazanıyordu, gerisi koca bir hiç’ti…

HİÇ!

Hiç bir şeyin önemi yoktu, ve hiç bir şey alınan nefesten daha anlamlı değildi.

 

Sessizliğin içinde huzuru ararken, küstüğüm bu hayata kafa tutar çoğu zaman da burun kıvırırdım.

 

Anlaşılamamanın verdiği kırgınlık zamanla geçiyordu, geçiyordu geçmesine de derin yaralar açıyordu geçerken.

Zamanla farkına varılıyor aldığın yaranın verdiği acısına…

Zaten acı sıcağı sıcağına duyulmazmış. Sonradan fark ediliyor her şey…

 

Nasıl ki siz anlaşılmak istiyorsanız, karşınızdakini de anlamaya çalışın.

Anlaşılamamanın verdiği burukluk çok ağır…

Hemde çok ağır…!

 

Gülseren Kaya

Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün