Aktüel Dünya

Düşünmenin İki Türü: Dağınık Ve Odaklanmış Düşünme Nedir?

Öğrenme üzerine yapılan güncel araştırmalara göre, bilgiyi işleme biçimimizin iki temel yolu vardır. Peki öğrenmek için hangisi daha etkilidir: odaklı düşünme mi, yoksa dağınık düşünme mi?

Etkili öğrenme genelde üç temel adıma dayanır: konuyu araştırmak, ana hatlarını belirlemek ve ardından çalışmak. Bir konuya başlamadan önce, mevcut bilgiyi anlamak, farklı kaynakları incelemek ve bunları kendi zihninde anlamlı bir çerçeveye oturtmak önemlidir. Bu hazırlık yapıldığında, öğrenme süreci daha akıcı ilerler; yine de her zaman kolay olmaz.

Kimi zaman kişi derse tam anlamıyla odaklanır. Dikkat keskinleşir, zihin tek bir noktaya yönelir ve bilgi daha hızlı kavranır. Ancak ne kadar iyi hazırlanılmış olursa olsun, bazen öğrenme süreci tıkanır. Sayfaya bakılır ama içerik bir türlü anlaşılmaz ya da ilerleme kaydedilemez.

Böyle anlarda en etkili yöntem, kısa bir ara vermektir. Çalışmayı bırakıp zihne dinlenme alanı tanımak, süreci kesintiye uğratmaz; aksine destekler. Çünkü zihin, dinlenme sırasında da arka planda çalışmayı sürdürür.

Günlük bir işle meşgulken, farkında olmadan öğrenilen bilgiler işlenmeye devam eder. Bir süre sonra, çoğu zaman beklenmedik bir anda, konu daha anlaşılır hâle gelir ve öğrenme yeniden akıcı bir şekilde devam eder.

Odaklı ve Dağınık Düşünme Nedir?

Cevaba geçmeden önce aşağıdaki görsele dikkatle bakalım. Görselde sağda efsanevi satranç ustası Garry Kasparov, solda ise henüz on üç yaşındaki Magnus Carlsen yer alıyor. 2004 yılında yapılan bu karşılaşmada, dönemin yükselen yıldızı Carlsen, dünyanın bir numaralı oyuncusu Kasparov ile eşleşmişti.

Magnus Carlsen 2004 yılında, 13,5 yaşındayken büyük usta unvanını kazandı. 19 yaşında, dünyanın en genç bir numaralı satranç oyuncusu oldu.

Görsel, iki rakibin ne kadar farklı davrandığını açıkça gösteriyor. Kasparov, maç boyunca satranç tahtasına pür dikkat odaklanırken, Carlsen rakibinin hamlesini beklediği anlarda yerinde durmuyor; etrafta dolaşıyor, hatta diğer oyunlara göz atıyor.

İlk bakışta bu durum, Carlsen’in sabırsız ya da dikkati dağınık olduğu izlenimini verecektir. Oysa bilim, bunun tam tersine, başarısının önemli nedenlerinden biri olabileceğini öne sürüyor. Nitekim yirmi birinci yüzyılın başından bu yana yapılan çalışmalar, beynin iki farklı düşünme modu arasında geçiş yaptığını ortaya koyuyor. Bu görselde de bu iki modu bir arada görmek mümkün.

Öğrenme süreci, bu iki düşünme biçimi arasında gidip gelerek ilerler. Yoğun odaklanma anlarında zihin, tüm dikkatini tek bir noktaya yöneltir ve bu sayede bir konuyu derinlemesine kavrar. Ancak bu durum uzun süre sürdürülemez. Ara verildiğinde ise daha geniş ve serbest bir düşünme devreye girer. Bu aşamada zihin, farklı bağlantılar kurar ve bilgiyi daha bütüncül bir şekilde işler.

Bu nedenle, Magnus Carlsen bir satranç oyununun ortasında dolaşmaya başladığında, aslında zihninin arka planda çalışmasına alan açar. Böylece farkında olarak, düşünme sürecini daha verimli hale getirir ve bu da performansına doğrudan yansır.

Hangi Düşünme Biçimini Hangi Zamanda Kullanmalıyız?

Bu iki düşünme biçimi birlikte çalışır. Odaklanma ayrıntıyı sağlar, ara verme ise bağlantıları kurar. Öğrenme, bu iki süreç arasındaki dengeyle derinleşir.

Çoğu kişi bunu farkında olmadan deneyimler. Ders çalışırken verilen kısa molalar, geri dönüldüğünde konunun daha anlaşılır gelmesini sağlar. Bazen kişi bunu bilinçli olarak fark etmez, ancak öğrenmenin pekiştiğini hisseder. Bunun nedeni, zihnin arka planda çalışmaya devam etmesidir.

Magnus’un yaptığı gibi, odaklanmış ve dağınık düşünme arasında geçiş yapmak, bir konuda uzmanlaşmanın ya da zor bir problemi çözmenin en etkili yollarından biridir. Önce, dikkat dağıtıcı unsurları ortadan kaldırarak odaklı düşünme moduna geçer ve konunun temellerini anlamaya çalışırız. Ardından, öğrendiklerimizi sindirmek ve mevcut bilgilerimizle ilişkilendirmek için daha gevşek, dağınık düşünme moduna geçeriz. Sonrasında ise yeniden odaklanarak kurduğumuz bağlantıları daha bilinçli ve etkili bir şekilde kullanırız.

Matematik öğrenmek ve yaratıcı düşünmek için bu iki modu birlikte kullanmak gerekir. Ne kadar odaklanmaya çalışsak da zihin bir noktadan sonra dağınık moda geçme ihtiyacı duyar. Hatta problem çözme sürecinde aşırı odaklanma ters etki yaratabilir.

Zihni uzun süre odaklı modda tutmak, alışılmışın dışına çıkmayı zorlaştırır. Bu nedenle bir noktada takıldığınızı ya da zorlandığınızı hissettiğinizde, geri çekilmek ve zihnin dağınık modda çalışmasına izin vermek en sağlıklı yaklaşımdır. Mola vermek ilk bakışta zaman kaybı gibi görünebilir. Oysa bu, değerli bir sonuca ulaşmanın doğal ve gerekli bir parçasıdır.

EB / Aktüelsanat

portal için içerik derleyici
Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu