
Rojhilat Üzerine: Tarihin Gölgesinde Yeni Bir İttifak Arayışı
Ortadoğu’da Kürt meselesi söz konusu olduğunda hafızanın kısa, çıkarların ise uzun olduğu sık sık görülür. Bugün İran’daki Kürt bölgeleri “Kürtlerin kendi terminolojisiyle Rojhilat” üzerine yapılan tartışmalar da bu durumun bir örneği. Özellikle İran’da olası bir rejim değişikliği ihtimali konuşuldukça, Kürtlerin rolü ve gelecekteki siyasi statüsü yeniden gündeme geliyor. Ancak bu tartışmalar çoğu zaman tarihin süzgecinden geçirilmeden yapılıyor. Oysa Kürtlerin Batı ile ilişkisini anlamak için geçmişin deneyimlerini hatırlamak gerekir.
Kürtler, modern Ortadoğu tarihinin belki de en çok vaat alıp en çok hayal kırıklığı yaşayan halklarından biridir. Birinci Dünya Savaşı sonrası dönemde uluslararası sistemde kendilerine bir devlet ihtimali sunulmuş, ancak kısa sürede bu ihtimal ortadan kalkmıştır. Sonraki on yıllarda da benzer bir döngü tekrar etmiştir: Bölgesel güç dengelerinde Kürtler çoğu zaman stratejik bir aktör olarak görülmüş, fakat dengeler değiştiğinde yalnız bırakılmıştır. Bu durum Kürt siyasi hafızasında derin bir güvensizlik yaratmıştır.
Bugün ise yeni bir jeopolitik tablo oluşuyor. İran’ın iç siyasi ve ekonomik krizleri, bölgesel rekabetin sertleşmesi ve Batı ile İran arasındaki uzun süreli savaş, Rojhilat’ı yeniden stratejik bir alan haline getiriyor. Bu bağlamda Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve genel olarak Batı dünyasının Kürtlere bakışı yalnızca ideolojik değil aynı zamanda stratejiktir.
Batı açısından Kürtler birkaç nedenle önemli bir aktördür.
Birincisi, Kürtler İran, Irak, Suriye ve Türkiye arasında uzanan geniş bir coğrafyada yaşıyor ve bu coğrafya enerji, güvenlik ve ulaşım hatları açısından kritik önemdedir.
İkincisi, Kürt siyasi hareketlerinin önemli bir kısmı seküler, yerel yönetim odaklı ve Batı ile iş birliğine açık bir çizgide görülmektedir. Üçüncüsü, İran gibi merkeziyetçi bir devlet yapısında çevre bölgelerde ortaya çıkabilecek yeni siyasi aktörler Tahran’ın bölgesel etkisini sınırlayabilecek bir hareket olarak değerlendirilmektedir.
Ancak burada kritik bir soru ortaya çıkar: Batı’nın Kürtlerden beklentisi nedir?
Gerçekçi bir perspektiften bakıldığında Batı’nın temel beklentisi üç başlıkta toplanabilir.
İlki, İran içinde merkezi otoriteyi dengeleyecek yerel siyasi güçlerin oluşmasıdır.
İkincisi, olası bir siyasi dönüşüm sürecinde istikrarsızlığın radikal örgütler veya bölgesel rakip güçler tarafından doldurulmamasıdır. Üçüncüsü ise enerji ve güvenlik politikaları açısından Batı ile uyumlu yerel yönetimlerin ortaya çıkmasıdır.
Bu beklentiler, Kürtler açısından hem bir fırsat hem de bir risk barındırır. Fırsattır çünkü İran gibi güçlü bir devlet yapısı içinde uzun süredir tanınmayan kültürel ve siyasi hakların uluslararası destekle gündeme gelmesi mümkündür. Risktir çünkü tarih Kürtlerin yalnızca taktiksel bir aktör olarak kullanıldığı örneklerle doludur.
Bu nedenle Kürt siyasi aktörlerinin önünde iki temel seçenek bulunuyor: Ya geçmişte olduğu gibi büyük güçlerin değişken politikalarına güvenerek hareket etmek ya da bu ilişkileri daha kurumsal ve garanti altına alınmış bir zemine taşımak.
Eğer gerçekten bir ittifaktan söz edilecekse bu ittifakın temelinde şeffaflık ve somut siyasi çerçeve bulunmalıdır. Diplomatik temaslar, kapalı kapılar ardındaki geçici mutabakatlar yerine uluslararası hukuk ve açık siyasi anlaşmalar üzerinden yürütülmelidir. Kürtlerin İran’da olası bir rejim değişikliği durumunda hangi statüye sahip olacağı “federal yapı, bölgesel özerklik ya da güçlü yerel yönetim modeli gibi” daha süreç başlamadan tartışılmalıdır.
Aksi takdirde tarih kendini tekrar edebilir. Büyük güçlerin stratejik hesapları değiştiğinde Kürtler bir kez daha yalnız kalabilir.
Ortadoğu’nun geleceği yeniden şekillenirken Rojhilat meselesi yalnızca İran’ın iç sorunu değil, aynı zamanda bölgesel düzenin bir parçası haline geliyor. Bu süreçte Kürtler için en büyük ders belki de şudur: Uluslararası ittifaklar önemlidir, ancak kalıcı olan yalnızca açık siyaset ve kurumsal güvencelerdir.
Tarihin hataları hatırlanmazsa, geleceğin hataları kaçınılmaz olur. Rojhilat üzerine yapılan tartışmaların gerçekçi bir zemine oturması için hem Batı’nın hem de Kürt siyasi hareketlerinin bu gerçeği göz ardı etmemesi gerekiyor.