Aktüel Yorum

Bankalar neden demokrasi istemezler

Günümüzde demokrasi ve demokratik insan imgesini mahveden ve maskeleyen tam da böyle bir politik yalan ile karşı karşıyayız. Muhalif ekonomistlerin sık sık sarıldığı bir politik yalan: “Demokratik kurumların zayıf ve hukukun olmadığı bir ülkeye yabancı sermaye gelmez.”

“Bankaların net dönem karı 2022’nin ilk iki ayında yüzde 323’lük olağan dışı bir artışla 9,2 milyar TL’den 39 milyar TL’ye yükseldi.”

Reklam

Diğer bir deyişle bir avuç azınlık karınlarını para ile şişirerek göbekli paralara dönüşürken çoğunluğun payına zafiyet düştü. Sizce böyle bir ortamda burjuva sınıfının lümpenleri olan bu göbekli paralar kimi desteklerler? Demokrasiyi mi yoksa otoriterliği mi?

Finans kapital bulunduğu merkez ülkelerde “demokrasi” ve hukuk ile özellikle de merkez bankaları eliyle kendisini daha iyi koruması için devleti zorlarken çevre ülkelerde ise kendini daha çok semirttiği müddetçe otoriterliğe geçit verir.

Günümüzde demokrasi ve demokratik insan imgesini mahveden ve maskeleyen tam da böyle bir politik yalan ile karşı karşıyayız. Muhalif ekonomistlerin sık sık sarıldığı bir politik yalan: “Demokratik kurumların zayıf ve hukukun olmadığı bir ülkeye yabancı sermaye gelmez.”

Reklam

Oysa ki durum bunun tam tersidir. Finans kapital/kapitalistler bizim gibi çevre ülkelerde demokrasi istemezler. Çünkü demokrasi uyanış demektir. Hiçbir kapitalist sömürdüğü çevre ülkenin gerçekleri görmesini istemez.(Eğer Türkiye’ye demokrasi gelecekse bu işbirlikçi burjuva sınıfı sayesinde değil burjuva sınıfına rağmen gerçekleşecektir. Çünkü bugün demokrasi yanlısı gibi görünen kimileri toplumun en cahil ve eğitimsiz kesimini kullanarak demokratik kurumların gelişmesini kasıtlı ya da kasıtsız engellerler. Dikkat edilirse bu ülkenin yazılı basın, televizyon(özellikle ağalığın ve holdinglerin bol olduğu diziler) ve mizah hayatına(Cem Yılmaz gibi, “günlük hayatın içinde var” savunma mekanizması kurarak küfrü teşhir ediyor görünüp aslında hayatımızda içselleşmesine -farkında olmadan- katkı sağlayanlar ve bu kültürsüzleşmeye su taşıyanlar gibi) yön verip para için yozlaştırarak ya da kalitesizliği kurumsallaştırarak/dayatarak demokrasinin gelişimi önünde en büyük engeli bilinçli ya da bilinçsiz senelerdir oluşturanlar, kendilerini topluma en demokratik ve en liberal olarak sunanlardır. Yapı Kredi, Akbank, İş Bankası ve daha niceleri ülkemizin bu güzide ve ünlü “sima”larına katkılarını hiç eksik etmezler.)

Oysa Türkiye’de finans kapital/bankalar kendilerine amade bir otoriteri bir demokrata tercih ederler. Bu aynı zamanda bir demokrasi manipülasyonudur. Çünkü seçilen otoriter her ne kadar “demokrat” makyajıyla kitlelerin önünde boy gösterse de cahil ve eğitimsiz topluluğun saldırganlığını kötüye kullanarak tam bir demokrasi karşıtlığına dönüştürür. Bunu da dini ve milli duyguları sömürerek kolayca yapar. Arkasındaki güç de finans kapitaldir. Çünkü toplumsal öfke kontrol altında tutulmalı ve istenilen şekilde istenilen yere yönlendirilmelidir. Bankaların bu devasa karlılığı nasıl elde ettiğine yönelecek bir öfke sistemin varlığına tehdit oluşturarak ulus-devlet yapılanmasının sorgulanmasına kadar varabilir. Oysa bu tam da bir demokrasidir. Ancak böyle bir şey kesinlikle kabul edilemez.

Ve bu güçle mücadele etmek göründüğü kadar kolay değildir. Evet sahnede bir otoriter vardır ama kendini ustaca gizleyen oynatıcı tüm bu otoriterliğin ötesinde çok daha fazla yıkıcıdır. Hatta “ulusal ordulardan bile daha yıkıcıdır.” İnsanların geleceklerini ipotekler. Finansal açıdan gelecekleri ipotek altına alınanlar ise demokrasi kültürünü geliştiremezler. Topluma dayatılan kültür, özgürlük ve eşitlik hakkının savunusu ve mücadelesinden faşist bir gerilemeye doğru kayarlar. Türkiye’de 1980’den beri olan biten budur. Türkiye faşist bir gerileme içerisindedir.  Ve gelinen noktada tam da finans kapitalin istediği gibi toplumsal öfkesi bastırılmış sömürüyü ve sömürülmeyi umursamayan, çılgınca tüketmeyi marifet sayan, birbirine saygısı ve tahammülü olmayan ve rutin hayatı kolaylaştıran en basit kurallara dahi uymayan yığınlar yer alır. Gelmesi beklenen demokrasi ise dillere pelesenk sadece lafta kalır.

Böylece toplumsal öfke kontrol altına alınır. Dikkatler banka ve şirketlerden bu yığınların üzerine çekilir. Artık değiştirilmesi ve mücadele edilmesi gereken finans kapital değil bu yığınlar olur. Ve aynı hikâye tekrar eder. Bir yazgı gibi… Bir matrix gibi…

Mustafa Kumanova

Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün