Aktüel Yorum

Avrupa Ordusu ve Türkiye

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Nisan günü Sorbonne Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada Avrupa için bir dönemin kapanmak üzere olduğunun altını bir kez daha, fakat bu kez çok net ifadelerle çizdi. Gerçekten de sadece Avrupa Birliği değil, bütün dünya yeni bir paradigma değişiminin tam kenarında duruyor.

Çin’in yükselişi, Rusya’nın Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından çok kısa bir süre sonra yeniden dünya siyasetinde etkin bir askeri güç haline gelmesi ve özellikle enerjide sadece kendi içinde değil, bütün dünyada piyasaların belirlenmesinde etkin bir aktöre dönüşmesi, ABD’nin müdahalede bulunduğu ülkelerde kurucu bir unsura dönüşememesi, savaşın Ukrayna işgali ile birlikte seksen yıl sonra yeniden Avrupa’nın kapısına dayanması gibi gelişmeler bize yeni bir dönemin başladığını gösteriyor.

İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD hem Almanya hem de Japonya’da kurucu bir güç olabilmişti; fakat günümüzde ABD’nin böyle bir yeteneği yoktur. Bunu eski ABD Başkanı Hüsseyin Barak Obama “Biz elimizdeki askeri teknoloji ile birçok ülkeyi yok edebiliriz, ama yerli güçlerle bir uyumumuz yoksa kurucu olamayız!” diyerek itiraf etmişti.

Halbuki ABD İkinci Dünya Savaşı’nda Japonya’da atom bombası kullanmasına ve Almanya’da çok sert bir savaş sürdürmesine rağmen savaş sonrası bu ülkelerle çok güçlü bağlar kurmuş, bu ülkelerin bütün hukuk sistemlerinden, eğitim politikalarına kadar geniş bir alanda yoğun bir çalışma sürecine girmişti.

Bu iki ülke geçmişte ABD’nin model ülkeleri olarak Pasifik’te ve Avrupa’da önemli roller oynamış, günümüzde de dünyanın en önemli iki ülkesi olmaya devam ediyor. Aslında ABD Türkiye ile de benzer bir süreç geliştirmek istedi; fakat hem Türkiye’de devlet içinde, özellikle askeri bürokrasi ve diğer çevreler hem de AKP ABD’nin model ülke projesine önce ‘evet’ demelerine rağmen sonradan karşıt bir noktaya geçtiler.

Türk/Amerikan ilişkilerinde son yıllarda yaşanmış en önemli kırılma noktası burasıdır; ve o noktadan sonra iki ülke arasındaki ilişkilerinin iki yakası bir daha bir araya gelmedi. Aslında bu noktada sadece Türkiye/ABD ilişkileri de değil, Türkiye’nin başta AB ülkeleri olmak üzere bütün Batı ülkeleri ile ilişkileri bozulma sürecine girdi.

Kimileri bütün bu gelişmeleri sadece AKP ve Erdoğan üzerinden okumak istiyor; halbuki Türkiye’de devlet içinde bu noktada güçlü bir uzlaşı ortaya çıktı. 15 Temmuz, Cemaat’in tasfiyesi, Kürtlere karşı başlatılan imha süreçleri bu uzlaşının sonucunda gerçekleştirilen devlet operasyonlarıdır. AKP/MHP yakınlaşması da sadece iki partide kararlaştırılmış bir süreç değil; devletin katılımı ile bütün bu programın hayata geçirilmesi için gerçekleştirilmiş bir yakınlaşmadır.

Türk devleti gelinen noktada artık iki tarafı aynı anda idare edemez. Bütün dünyada saflar her geçen gün daha fazla netleşiyor. Türkiye’nin hemen batısında AB ülkeleri güçlü bir savunma konsepti ve AB Ordusu kurma noktasına geldiler. Eskiden bu ülkeler ekonomik olarak etkili fakat siyaseten ve askeri olarak zayıf bir konumda duruyorlardı.

Fakat Fransa son yıllarda özellikle askeri alanda önemli hamleler yapıyor; Avrupa Ordusu tartışmaları her geçen gün daha fazla sona doğru yaklaşıyor ve Türkiye’nin iki tarafı aynı anda yönetme yeteneği azalıyor. Geçenlerde Türk Savuma Bakanı Yaşar Güler kendilerinin de AB Ordusu içerisinde olmak istediklerini ifade etti.

Fakat Fransa Cumhurbaşkanı yaklaşık iki saatlik konuşmasında İngiltere’den, Norveç’e ve Balkanlara kadar birçok ülkeden bahsetmesine rağmen Türkiye’den hiç bahsetmedi. Çünkü uzun bir süreden beri Türkiye bütün Batı ülkeleri tarafından dışlanıyor, içerideki Rusya yanlısı ülke olarak değerlendiriliyor.

ABD bir süre sonra Pasifik’te daha fazla inisiyatif alabilmek için Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve Avrupa’da güçlü müttefiklere ihtiyaç duyuyor. Bu noktada AB ordusu artık kaçınılmaz hale gelmiştir.

Ayrıca Macron’un da çok net ifade ettiği gibi “Avrupa’nın enerjisini ve gübresini Rusya’dan aldığı, mallarını Çin’de ürettiği ve güvenliğini ABD’ye devrettiği dönem sona ermiştir!” Bunun bütün dünyada önemli yansımaları olacaktır. Her şeyden önce Türkiye artık iki önemli askeri güç arasında kalacak ve hareket alanı daralacaktır.

Bölgede güçlü bir AB ordusunun inşası Türkiye’nin NATO üyeliğini de anlamsız hale getirecek ve Türkiye’nin NATO şemsiyesi su almaya başlayacaktır. O yüzden Türk Savunma Bakanı telaşla Türkiye’nin de AB ordusuna katılmak istediğini söylemektedir.

İşte tam da bu noktada Türk devlet çevreleri bunun AKP ve Erdoğan’la olmayacağını biliyorlar, CHP ve İmamoğlu’nun iktidara hazırlanması biraz da bu noktada önemli hale geliyor. Türkiye muhtemelen şansını CHP ile denemek isteyecek.

Kürtler ve Türkiyeli demokratlar bu değişim sürecini sadece uzaktan takip etmemeli; aksine içeride politik güçlerini dışarıda ise kamu diplomasisini güçlendirerek bu süreci halklarımızın yararına değerlendirmelidirler.

Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Reklamı engelleyerek iyi yapmışın, yazıya odaklanmakta fayda var.