Aktüel Yorum

Yeni Ateizm ve Tarihsel Materyalizm

Geçen yüzyılın önemli özelliklerinden birisi düşün ve sanat alanında yüzlerce ekol ve akımın ortaya çıkmış olmasıydı. Bu akım ve anlayışların ortak paydası olguları, olayları ve kültürel disiplinleri tarihsellikten muaf tutmasıydı. Tarihsellik derken şüphesiz ki tarihsel materyalizmi kastediyorum. Son zamanlarda, bulunduğum entelektüel ortamlarda konusu edilen yeni ateizm akımı da bir süre zihinleri işgal edeceğe benziyor. Başında “yeni” sıfatı bulunsa da, dikkatli bir bakış atıldığında yeniliğin biçime ilişkin olduğu anlaşılacaktır.

Yeni ateizm, benzer ateist akımlar gibi Marksizmi değersizleştirmenin bir başka tarzı gibi görünmektedir. Bilimciliğin, her türden insan ve toplum sorununu çözeceğine inanan bu akım, dinin yerine bilimi koyarak yeni bir din yarattığının belki de farkında değil. Üretim, emek ve sınıf gerçekliğini dikkate almayan bu anlayış için “18. yüzyıl Fransız Aydınlanmasının yeni bir versiyonu” ifadesini kullanabiliriz. Fransız aydınlanması, felsefi ve estetik hurafelerle kitleleri oyalamanın dışında bir işlev görmediği gibi yeni ateizm de, “bilimcilik hurafesi”yle yerini yeni oyalayıcı burjuva-feodal ideolojilere ve akımlara bırakacaktır.

Reklam

Konuya temel teşkil eden kısa bir bilgi versem iyi olur. 30 Eylül 2007’de bir entelektüel toplantı olur. Önde gelen ateistler bir aradadır: Richard Dawkins, Sam Harris, Christopher Hitchens ve Daniel Dennett. Hitchens’ın Washington’daki evinde, iki saatlik ve moderatörsüz, özel bir tartışma yapmışlar ve konuşmayı kaydedip sonrasında kitap haline getirmişlerdir. Eserin adı: Mahşerin Dört Atlısı.

Mahşerin Dört Atlısı ve Bilimcilik

Adlarını duymuş olacağınız ve genellikle “mahşerin dört atlısı” olarak bilinen isimleri burada anmak zorunlu görülüyor: Richard Dawkins, Christopher Hitchens, Daniel Dennett ve Sam Harris. İngiliz-Amerika kültürü içine doğup bu kültür içinde düşünsel etkinliklerde bulunan andığım dört kişi felsefeci olmaktan ziyade bilim insanı olarak tanınıyorlar. Demek ki Fransız ya da Kıta Avrupası değil de Ada Avrupası ve Amerika söz konusudur; felsefe ve sosyal bilimler değil fizik bilimleri hareket noktası oluyor. Mahşerin dört atlısı açısından,  insanlığın sorunlarının kaynağı da, çözümü de çok basit! Onlara göre en büyük sorun ve bela din/teolojidir. Çözüm ise bilim yaparak özellikle de doğa bilimlerini geliştirerek dinin varlığına son vermektir.

Reklam

Görüldüğü gibi Voltaire, Dholbach, Conderse, La Metrie, ve Diderot gibi burjuva filozoflarının yerini yenileri almış oluyor. Anlaşılan yeniler, eski tecrübelerden ders de çıkartmıyor. Soru şu: Filozofların aydınlatamadığı dünyayı bilimcilerin aydınlatacağına neden inanalım? Dawkins, Hitchens, Dennett ve Harris’in bu soruyu sormayışlarının nedeni, felsefeyi önemsemiyor olmalarına bağlanabilir mi, bilemiyorum. Çünkü yine son zamanlarda, bilhassa ülkemizde bilime karşı bir merak olduğunu görüyorum.

Geçen hafta bir tartışmada konu Marksizme geldi; akademisyen bir arkadaş Marksizm felsefe değil bilimdir deyince arada fark olmayacağını, her ikisini de içerdiğini söyleyecek oldum, buna karşılık karşı tarafın bilime toz kondurmadığını gördüm. Sonuçta Marksizm, bir bilimdir tezinde ısrar edilince itiraz etmedim buna, yalnızca ek yapma ihtiyacı duydum. Marksizm değiştirme kültürüdür, proletaryanın ideolojisidir dedim, yine de etkili olmadı. Anladım ki birçok çevrede bilim kral ya da Tanrı muamelesi görüyor. Yeni ateizm gibi bu anlayışın kendisinin de bir din olduğu gözlerden kaçıyor anlaşılan.

Ateizm, Tarihsel Materyalizm Değildir

Felsefe tarihine bakıldığında ateizm ve onun farklı versiyonlarını saptamak zor olmaz. M. Ö. 5. yüzyılda yaşamış olan Demokritos başta olmak üzere onun hocası Leukippos’un ateist olduğu düşünülür. Çünkü Demokritos’a göre somut ve soyut tüm varlıklar atomlardan oluşmuştur. Bu ekolün izini süren yine bir başka Grek filozofu olan Epikuros da Tanrıtanımaz sıfatını hak etmiştir. Anakronik bir sıçrama ile söylemek gerekir ki, Karl Marx’ın doktora tezi de “Demokritos ve Epikuros’un Doğa Felsefelerinin Karşılaştırılması” başlığını taşımaktadır.

Marx ve aynı zamanda Engels’i ateist saymasak bile son çözümlemede bu çizgide değerlendirmek gerekir. Tipik birer ateist sayamayız; çünkü filozoflar kendilerini tarihsel materyalist olarak tanımlama eğiliminde olmuşlardır. Tarihsel materyalizm ise materyaliz, ateizm, aydınlanmacılık ve her türden bilimcilikten farklıdır. Felsefe tarihinde atomcular gibi bir başka ateist akım ise materyalizmdir. Örneğine İngiliz felsefesinde rastladığımız materyalizm denildiğinde Thomas Hobbes ve Francis Bacon gibi düşün adamlarını saymak gerekir. Keza kuşkucu gelenek de bir başka ateizm olarak düşünülebilir. Mesela yine bir İngiliz filozofu olan David Hume, bu tür ateistlerden birisidir. Hume, değil ki Tanrı’nın varlığından, fizik ve sosyal dünyadaki pek çok olgunun varlığından bile kuşku duymaktadır.

Nihilizm, Kuşkuculuk ve Pozitivizm

Nihilist diyeceğimiz bir ateizmden de söz edilebilir. Nietzsche ismi ilk akla gelendir. Oysa nihilizmin kökeni Grek felsefesine dayanmaktadır. Örneğin Grek filozofu Gorgias, Tanrı da dahil olmak üzere hiç bir şeyin var olduğunu ispatlamanın mümkün olmadığını savunmuştur. Gorgias’ın tezi Piron ve Atinalı Timon tarafından yumuşatılarak sürdürülmüştür. Ortaçağ’da ise aynı anlayışı Sextus Empirikus devam ettirmiştir.

Lukretius ismini de natüralizm bağlamında anmak gerekiyor. Şiirlerden oluşan ve “Doğa Üzerine” adını taşıyan eserinde maddeciliği savunur. Bu ekol de 18. yüzyılda Fransız aydınlanma geleneği içinde bir nevi ateizm olarak sürmüştür. Feuerbach’ta temsiliyetini bulan felsefi antropoloji de dini ve Tanrı’yı insanın yarattığını ileri sürerek ateizm geleneği içinde yer almıştır. Sosyolojinin kurucusu A. Comte’un pozitivizmi de bir tür ateizmdir. Darwin ve Wittgeinstein gibi düşünürler de geliştirdikleri bilimsel ve felsefi görüşlerden dolayı bu kulvara konulabilir.

Yeni ateizmin, post-modern felsefenin etkisini yitirmeye başladığı koşullarda ortaya çıkması manidardır. Postmodernizm Avrupa (Fransa) kökenliydi, şimdikinin Anglo-Amerikan kökenli olduğu anlaşılıyor. Dünyada Marksist cepheden yeni ateizme nasıl bir tepki/cevap verilmektedir, bilemiyorum; ama ülkemiz sol kesimlerde konuya dair analizler, eleştiriler göremiyorum. Oldukça düşündürücü bir tavır! Yeni ateizm karşıtı yayın, konferans ve vidyoların çoğunluğunun “İslam entelektüelleri”ne ait olması da son derece izaha muhtaç bir durumdur.

Sınıf, Toplum ve Üretimin (Ekonomi) Keşfi

Ateizmin diğer türevleri gibi yeni ateizm akımı da “yanlış” düşünceleri, “doğru” düşüncelerle değiştirmeye çalışır. Tüm bu düşüncelerin evveli ve ezeli olduğuna inanır. Neticede gelip “insan” faktöründe karar kılar. Bu noktada düşünce ve felsefe tarihinde devrimci bir keşif yapan Marx ve Marksizm ise insan da dahil olmak üzere tüm var olan sosyal ve düşünsel kategorilerin temelinde toplum ve üretim ilişkileri (iktisadi faaliyet) olduğunu ileri sürmüştür. Bu yüzden geçen hafta yazdığım yazının başlığını burada bir kez daha hatırlatmak isterim. “Felsefe: Marx’tan Önce ve Sonra.”

Marx’tan önce toplum, sınıf ve üretim ilişkileri türünden olgular henüz keşfedilmemişti. Modern fizik bilimleri ve sosyal bilimleri ise Tanrı’nın yerine kah filozofları koyarak, kah bilimi koyarak kah insanı koyarak yeni Tanrılar yaratmakla yetinmişlerdir. Bazen de idea, töz, monad, geist türünden büyük ve kapsamlı kavramlar, terimler üreterek kitlelerin üzerinde adeta kavram krallığı/tasallutu kurarak toplumu tahakküm altına almışlardır. Marx bu tarz düşünsel etkinliklere “dünyayı yalnızca yorumlama” adını vermiştir.

Tarihsel materyalizmden hareketle Marx ve Marksizm kendisine kadar üretilen her türden krallığa karşı direnç göstererek düşünce ve felsefe tarihinde devrimci bir eksen değişikliği yapmıştır. Dolayısıyla yeni ateizmi konu ettiğimiz bu yazıda bu yeni akımın asıl çatıştığı düşünce görünüşte teizm ve her türden din olsa da gerçekte Marksizm olduğunu söylemek zor değildir. Nihayetinde Marx ve Marksizm için eski ateizm versiyonları gibi yeni ateizm de çağın koşullarına göre kurgulanmış hurafeler yığını olarak betimlenebilir.

Lenin: Geri Avrupa İleri Asya!

Yeni ateizmin özellikle 1991 Körfez Savaşı ve 2002’deki Amerika’nın Asya’ya yönelik saldırılarına paralel olarak gelişmesi manidardır. Çünkü emperyalizmin ezilen halklara, İslamın gericiliği ve şiddeti bahane ederek saldırılar yapmasına uygun düşen bir “felsefe” olarak görülmektedir. Adını andığım yeni ateist Richard Dawkins, Christopher Hitchens, Daniel Dennett ve Sam Harris’in bu saldırıları desteklediklerini anımsatmak isterim.

Bu “bilimci” düşünürlere göre bilim ve teknolojiyi temsil eden Batı emperyalizmi (Amerika başta olmak üzere) Doğu’nun feodal, dinci gerici dünyasına uygarlık, bilim, modernizm ve demokrasi götürecektir! Bu parlak teoriden (!) hareketle Lenin’e bağlanmak mümkündür. Lenin 1913’te yazdığı bir makalenin başlığını “İleri Asya Geri Avrupa” olarak belirlemişti. Dolayısıyla Yeni ateizm tezi de burada verdiğimiz yanıt da pek yeniye benzemiyor aslında.

Yeni Ateizm: Din-Bilim Çatışması

Yeni ateizmin üç noktada hile yaptığını veya bilinç bulanıklığı yaşadığını ve yaşattığını ileri sürebiliriz. Birisi din ve teoloji dediğinde direk klasik dinleri hedef almaktadır. Yani eski kutsal ve geleneksel denilen dinler kastediliyor. Böylece Marx’ın “kutsal olmayan” dinler olarak tespit ettiği yani aydınlanma, sekülerizm, bilimcilik, demokrasicilik, adalet ve hukuk türünden “yeni dinler” görmezlikten geliniyor, bir ölçüde gizleniyor. İkincisi bilimin gelişmesiyle bütün insanlığın eşit ve özgür bir dünyada yaşayacağı ileri sürülüyor ki, son beş yüzyıllık bilimsel gelişmelerin tarihi, bunu yalanlamaktadır.

Her şeye rağmen bilim gelişmektedir ama emekçi sınıfların bu gelişmeye paralele olarak yaşamlarında iyileşme olduğu tezi kaba bir yalandan ibarettir. Ayrıca dinler son bulmadığı gibi bunlara “kutsal olmayan dinler” olarak yenileri eklenmektedir. Yeni ateizmin bilinçlerde yaptığı üçüncü bulanıklık, hile ya da çarpıtma ise sınıf savaşı yerine bilim ile din savaşını koymasıdır. Ezilen sınıflar ve ezen sınıflar arasındaki çatışma aslında din-bilim çatışmasının bir neticesidir! Oysa Marx ve Marksizm bunun tam tersini ileri sürmektedir: Her türden çatışma, esasen sınıf çatışmasının çeşitli biçim ve içerik kazanmış formudur.

Sosyalizm ve Militan Ateizm

Yeni ateizm eskisinden farklı olarak dine ve dinsel düşüncelere özgürlük tanımıyor. Kutsal dinlerin “bilimin çekiciyle” ezilmesi gerektiğini söylüyor. Marksizmin kaba materyalist yorumları da kutsal dinlerin şiddet kullanılarak ortadan kaldırmasını savunur. Oysa Marksizm gerek kutsal dinlere gerekse laiklik gibi kutsal olmayan dinlere karşı şiddet kullanmayı savunmaz ve bunları düşman olarak da değerlendirmez. Çünkü Marx ve Markksizm açısından kutsal ve kutsal olmayan dinlerin temelinde ekonomik ve sosyal olgular vardır. Bunlar feodalizm ve kapitalizm gibi gerçekliklere dayanmaktadır. Esasen bu yapıların sınıf mücadelesi yoluyla ortadan kaldırılması gerekir. Buna bağlı olarak kutsal ve kutsal olmayan dinler sönümlenecektir.

Burada ortadan kaldırma ve sönümlenme birbirinden farklıdır. Sınıflı uygar dünyada ve özellikle sermayecilik çağında görünüş ile gerçeklik aynı olmadığından bilime (Marksizm) her zaman ihtiyaç duyulacaktır. Zira piyasa vardır ve emek gücü eşdeğinin altında muamele görmektedir. Buna göre kutsal ve kutsal olmayan dinler bütün sınıflı toplum boyuca hep var olacak ve genişletilmiş yeniden meta üretim sistemine bağlı olarak dinler de yeniden üretilecektir. Kısacası sınıfların var olduğu koşullarda dinler de çeşitli formlar kazanarak ileri ve geri sıçrayışlar yaşayarak varlığını sürdürecektir.

Yeni ateizme militan ateizm de denildiğini düşündüğümüzde aklımıza SSCB’deki din karşıtı faaliyetler gelmektedir. “Militan ateizm” adını ilk olarak 1920’li yıllarda Sovyetler Birliği’nde görüyoruz. Bir dergi çevresi faaliyeti olarak biliniyor. Emek sömürüsünün olduğu koşullarda dinin sınırlandırıldığını düşünsek bile onu ortadan kaldırmanın mümkün olmadığını sosyalist bir ülkeyle de test etmiş oluyoruz. Neticede Sovyetik yönetimlerde dinin ortadan kaldırıldığını ya da sönümlendiğini kimse iddia edemez.

Mehmet Akkaya

1964’te Malatya’da doğdu. İlkokulu Malatya’da okudu; orta ve lise eğitimini İstanbul’da tamamladı. Kocasinan Lisesi’nden sonra Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirdi. Maltepe Üniversitesi’nde Psikoloji, İnsan Bilimleri ve Felsefe Bölümü’nde yüksek lisans (master) yaptı; dil ve kültür felsefesi konusundaki tez çalışmasıyla mezun oldu. Çeşitli gazete ve kültür-sanat-felsefe dergilerinde bilim, sanat, felsefe ve politika içerikli yazdığı yazılarla biliniyor. Akkaya, televizyon ekranlarında yaptığı felsefe/düşünce programlarıyla da tanınıyor. 2008’den itibaren kitap çalışmalarına yoğunlaşan yazarımızın eserleri felsefe, bilim, sanat ve politika meraklıları tarafından ilgiyle izleniyor.
Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu