Sağlık koşulları yüzünden site aktualize edilmeyebilir. Kusura Bakmayın  

Aktüel Yorum

SÜRGÜNDE BİR YAZAR, AHMET AKİF MÜCEK

“Ağaçta duran kuş, dalın kırılmasından hiç korkmaz.

Onun güveni ağaca değil, kendi kanatlarınadır.”

Charles Bukowski

Günümüzde sayıları giderek azalan ve devrim ateşini çektikleri tüm cefalara ve hayatın tüm çetrefilli yokuşlarına rağmen yüreklerinde taşıyanlardan biri olan Ahmet Akif Mücek, her daim geçmişle cebelleşen ya da cebelleşmeye mecbur edilen bizlere bildiğimizi sandığımız ancak bilmediğimiz geçmişin gerçek yüzünü gösteriyor.

İnsan neden hep geçmişe gider? Geçmişi neden bu kadar çok özleriz? Domatesi bile geçmişte ararız nerede o eski domatesler kestin mi mis gibi kokan diye. Bunun nedeni bozulma mıdır? Ekonomik ya da siyasi sebepler yüzünden insanlığın karakterinin gittikçe bozulması. Eskiden bu bozulma görünür değildi belki de. Bugün ulaşılabilirlik ve teknoloji sayesinde oldukça görülür halde. Bu bozulma da vicdanları rahatsız ettiği yerde geçmişe mi gidiyor özlemle.

Yoksa geçmiş bize dayatılan, her daim önümüze konan bir olgu mudur yönetenlerce? Hep geçmişte yaşatılmak isteriz anlı şanlı tarihimizle. Kimimiz Osmanlı özlemiyle, kimimiz Atatürk’le, kimimiz Sovyetlerle…

Geçmiş her zaman gözümüze sokulur. Hele ki diktatörler geçmişle kendilerini “aklamayı” çok severler. Ya da akladıklarını düşünürler. Tayyip Erdoğan sabah akşam geçmişi dayatır. Tek Parti dönemini yermeyi ya da Abdülhamit’i övmeyi veya pek çok işine gelenleri hiç dilinden düşürmez. Neden mi? Çünkü her ne kadar geçmişle yatıp kalksak da geçmişimiz hakkında en ufak bir bilgimiz dahi yoktur. Zaten halkın çoğu gerçek geçmişi bilmez. Sorgulamaz da… Peki ya biraz okumuş olanlar, mesela üniversiteliler ya da daha ileri gidecek olursak objektif bir dille yazılmış bir geçmişi merak eden gazeteciler veya toplumu eğitme görevini üstlenmiş olan eğitimciler? İktisatçılardan bahsetmeye bile gerek yok! Onların geçmişleri de gelecekleri de para! Kısacası onlar da merak etmezler. Araştırma gereği de yoktur, çünkü halkımız nasıl olsa ne verilirse sorgusuz sualsiz alma konusunda iyi eğitilmiştir.

Enflasyon, dolar, borsa ve faizle yatıp kalktığımız günümüzde aslında ekonominin ne olduğunu da bilmeyiz. Bugünlere nasıl geldiğimizi, ülkemizin ne tür sınıfsal değişimler ve de ekonomik ve politik kırılmalar yaşadığını ya da ekonomik krizler sonrası hangi sınıfsal mücadelelerin verildiğini ve dolayısıyla hangi birikimlerin sonucunda Türkiye ekonomisinin küresel sermayeye teslim edildiğini ve peşkeş çekildiğini merak etmeyiz. Bu konuda derli toplu pek fazla araştırma da yoktur. Oysa büyük iktisatçı Joan Robinson’un deyişiyle, “Ekonomi araştırmasının nedeni, ekonomistler tarafından aldatılmaktan nasıl kaçılacağını öğrenmektir.” Tam da bu yüzden hiçbir yönetici ya da egemen sınıf geçmişin gerçeklerini öğrenmemizi istemez.

Bu bağlamda Ahmet Akif Mücek geçmişin tüm gerçeklerini objektif bir dille bize sunuyor;

“TÜRKİYE’NİN TARİHİ VE EKONOMİK POLİTİK YAPISI 1838-2016” (Belge Yayınları, Şubat 2019).

Gerçeklerle, hele ki şimdiye kadar bizlere yalan yanlış dayatılan ve tabu haline getirilip sorgulanamaz kılınan gerçeklerle yüzleşmek egemen sınıfın hiç işine gelmez. Çünkü “gerçek her zaman devrimcidir.” Ahmet Akif, “Türkiye’nin Tarihi ve Ekonomik Politik Yapısı 1838-2016” adlı eseriyle görüntünün üstünü örten sis perdesini aralayıp bize özü gösteriyor. Kitabın tümüne kısa bakış şöyle:

“Osmanlı yarı sömürgeleşme sürecinde iflasa sürüklendi. Bab-ı Ali yerini Galata bankerleri, Osmanlı Bankası ve Düyun-u Umumiye’ye terketmişti. “İmparatorluk tarihten silindi. Millî Mücadele, İttihatçıların sınıfsal ittifak ve örgütsel zemininde, soykırım ve sermaye transferlerini meşrulaştıran bir çizgide geliştirildi. Kemalist önderlik, sömürgecilerle, yeni iş bölümünün pazarlığını yaparken, sınırsız pragmatizm sergiledi.

Ekonomik ve siyasi bağımsızlığın sınırları böyle çizildi. Devletçi sanayileşme hamlesiyle nispeten bağımsız bir yapı oluşturuldu. “Savaş ortamında vurgunlar, karaborsa furyası, Hükümeti Nazi etkisiyle, Varlık Vergisi görüntüsünde sermaye gaspına yöneltti.

Bu 1915 soykırım politikasının resmî ideoloji olarak tesciliydi. DP iktidarı, küçük burjuva diktatörlüğünün yirmi yedi yıllık hakimiyetini sona erdirdi. Emperyalizmin yeni sömürgecilik ilişkileri DP iktidarı döneminde geliştirildi. Uluslararası iş bölümünde Türkiye ithalata bağımlı bir sanayileşmeye yönlendirildi. Türkiye bu istikamette ilerledi. Sermaye içi çatışmalar, DP iktidarını 27 Mayıs askeri darbesiyle sona erdirdi. 12 Mart darbesinin uluslararası ilişkilerin yeniden tanzimi, hâkim sınıflar arası çelişkileri çözme ve halk muhalefetini ezme girişimleri çare olmadı. Türkiye yeni bir bataklığa saplandı. 12 Eylül faşizmi halk muhalefetini bastırdığında, 24 Ocak kararları uygulamaya konulabildi, ihraç ekonomisi modeline geçildi. Devletçi politikaları simgeleyen sermaye birikimi sona erdirildi. Dış borçlanmaya dayalı sermaye birikim rejimi ikame edildi.

28 Şubat askeri darbesinde kazaya uğrayan İslami kesimin, emperyalizm ve işbirlikçileriyle, dostluk temelli ilişkileri AKP’de vücut buldu. AKP, Türkiye’yi IMF, DB yönergeleri doğrultusunda dönüştürdü. Türkiye spekülatif sermaye kıskacında açmaza alındı. Dış ekonomik, siyasi dalgalanmalara, negatif etkilere açık bir yapı oluştu. Büyüme edebiyatı eşliğinde emekçiler yoksullaştı veya açlığa mahkûm edildi.

Emekçi kesimlere yönelik saldırılar piyasanın derinleştirilmesine hizmet eden rafine uygulamalarla sürdürüldü. Sosyal kültürel formlar mutasyona uğradı. Ortaya, koyu İslami yeşil rengin dolar banknotlarıyla bütünleştiği, soysuz bir model çıktı. Kapitalizmin yalnızca teknolojisini, sınai mamullerini ithal etmekle yetinmeyen, bunun daha ilerisinde, efendisine benzemek için onun düşünce, ideoloji ve tüketici davranışlarını taklit eden kölelere özgü bir algı hâkim kılındı. 15 Temmuz askeri darbe girişimi, Erdoğan liderliğindeki AKP iktidarının devleti ve toplumu İslami çizgide dönüştürme ve sömürgeleşme sürecinin ilerletilmesi için bir fırsat olarak değerlendirildi.”

Sonuç olarak, içinde bulunduğu zor sürgün koşullarına rağmen devrimci bir çabayla böylesine meşakkatli bir çalışmayı bizlere kazandıran, Devrimci Gençlik ve Özgürlük Dergisi’nin eski editörü ve Rengahenk Sanatevi’nin kurucusu Ahmet Akif Mücek’e teşekkürlerimizi sunarız.

Yaşayanlar çok iyi bilir, vatanı ve şehrinizi terk etmek kahredicidir. Her defasında yutkunmaktan boğazınızda düğümler o kadar çoğalır ki, artık gözyaşlarınızı içinize dökersiniz. Bulunduğunuz topraklar dikendir, trende, otobüste, imbiss’te, kiosk’ta o gerici milliyetçi bakışlar dikendir. Ve kalbinize her batırmalarında toprağınıza daha çok sarılırsınız, sürgün edilmenize sebep olan kimliğinize daha çok sarılırsınız…Değiştiğinizi sansanız da değişmiş gibi davransanız da gönlünüzün derinliklerinde değişemezsiniz. Çünkü siz ağaca değil kendi kanatlarına güvenenlersiniz.

Bir ölüyüm ben, dolaşıp duran

artık hiçbir yerde kaydım yok

bilinmiyorum mülki amirin görev yerinde

sayı fazlasıyım altın kentlerde

ve yeşeren taşra yörelerinde

Vazgeçilmişim çoktan

ve hiçbir şeyle anımsanmamışım

Yalnızca rüzgarla ve zamanla ve sesle

ben insanlar arasında yaşayamayan

Ben Almanca diliyle

çevremde kendime mesken

edindiğim bu bulutla

bütün dillerde sürüklenmekteyim.

Nasıl da kararıyor bulut

yağmurun tonları da koyulaşmakta

çok azı yağıyor

O zaman bulut ölüyü daha aydınlık bölgelere taşıyor

(Çeviren: Ahmet Cemal)

INGEBORG BACHMANN

(*) Ahmet Akif Mücek’in yayınlanan diğer kitapları: Türkiye’de Askerî Darbeler (Gökkuşağı Yayınları, 2009) 12 Eylül Askeri Darbesinin Ekonomi Politiği (Gökkuşağı Yayınları, 2009) Asimetrik Savaş ve Provokasyon Süreci (Gökkuşağı Yayınları, 2010) Ortadoğu’nun Globalleşmesi (Belge Uluslararası Yayıncılık 2014) Sri Lanka’da Barış Süreci Nasıl Gelişti, Neden Yürütülmedi? (Belge Uluslararası Yayıncılık, 2017) Filipinler Barış Süreci (Belge Uluslararası Yayıncılık, 2019).

Mustafa Kumanova

Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu