Aktüel Yorum

NATO’nun ve Almanya’nın savaş çılgınlığı

Pazar günü NATO’nun yeni saldırgan açılımları üzerine bu haftaki yazımı bitirmek üzereydim ki, flaş haberleri izlemek için ekranımın sağ yanında her daim açık duran köşeye başta Washington ve Brüksel olmak üzere tüm Batı başkentlerini sarsan o haber düştü.

Yaklaşan ABD başkanlık seçimlerini kazanma ihtimali günden güne güçlenen Donald Trump, yeniden Beyaz Saray’a yerleştiğinde askeri harcamalarını gayrisafi yurtiçi hasılaları (GSYİH)‘nin yüzde 2’sine çıkarmayan NATO müttefiklerini Rusya’nın olası saldırıları karşısında korumayacağını ilan ediyordu.

Bittabi, tepkiler de gecikmedi… Daha bir gün önce Welt am Sonntag gazetesine verdiği demeçte ABD başta olmak üzere NATO üyesi tüm ülkeleri Rusya’ya karşı silahlanma yarışına hız vermeye çağırmış olan NATO Genel Sekreteri Jens Stolenberg, “Birbirimizi savunmayacağımıza dair herhangi bir söylem, ABD dahil hepimizin güvenliğini baltalar; Amerikalı ve Avrupalı askerleri riske atar…” uyarısında bulundu.

Aslında Trump’ın tehditkâr konuşmasında sözünü ettiği askeri harcamalarda yüzde 2’ye erişilmemiş olması, tüm tafrasına rağmen Stolenberg’in de her NATO zirvesinde yalvar yakar dile getirdiği bir gerçeklik…

Rusya’nın 2014 yılında Kırım’ı ilhak etmesinin ardından NATO ülkeleri 2024 yılına kadar gayrisafi yurtiçi hasılalarının yüzde 2’sini askeri harcamalarına ayırma sözü vermişti. Trump, daha 2016 yılındaki ilk başkanlık seçimi kampanyası sırasında, yüzde 2’lik kotayı karşılamayan müttefikler için ABD’nin NATO yükümlülüklerini yerine getirmeyeceğini söylemişti.

Ne var ki, 2023 verilerine göre, askeri harcamalarını gerçekten yüzde 2’nin üzerine çıkartmış ülkelerin sayısı ancak 11’i buluyor. Geride kalan 20 ülke, NATO başkentinin bulunduğu Belçika ve Avrupa kıtasının en güçlü ekonomilerine sahip Almanya ve Fransa da dahil, bu konuda sefilleri oynamakta…

Ekranda Trump’ın konuşması üzerine galeyana gelen NATO Genel Sekreteri Stolenberg ile Avrupa Birliği’nin dönem başkanlığını üstlenmiş bulunan Belçika başbakanının tepkilerini izledikten sonra balkona çıkarak akşamın alacakaranlığında uzaktan krokodil dişlerine benzeyen NATO Genel Karargâhı’nı seçmeye çalıştım…

Daha önce de yazmıştım, Avrupa Birliği kurumlarının üslendiği Schuman Meydan’ından arabayı gazladığınızda, kendinizi tam 12 dakika sonra Avenue Leopold III’teki NATO Genel Karargâhı’nın önünde, duraklamadan yola devam ederseniz, 67 dakika sonra Amerika’nın nükleer silahlarının depolandığı Kleine-Brogel askeri üssünün önünde bulursunuz…

13 yıl önce 30 bin metrekarelik bir alanda inşasına başlanan, yıllarca günde 600 ila 1200 arasında işçi çalıştırılarak tam 1,2 milyar Euro’ya mal olan, duvarlarına böcek gömülmesin diye inşaatı büyük güvenlik önlemleri altında yürütülen, bombalı bir saldırıya uğrasa bile camlarında tek çatlak dahi olmayacak şekilde inşa edilen, dünyanın en gelişmiş alarm sistemleriyle ve 100 kamerayla korunmakta olan bu karargah 2017 yılında ABD Cumhurbaşkanı Trump’ın da ilk kez katıldığı NATO zirvesinde hizmete girmişti. O tarihten beri de çevredeki yerleşim alanlarını işgale devam etmekte…

Bu yıl NATO’nun kuruluşunun 75. yıldönümü… Bu nedenledir ki, devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla yılda bir yapılan NATO zirve toplantısı, bu yıl 9-11 Temmuz tarihlerinde örgütün genel merkezinin bulunduğu Brüksel’de değil, büyük patron ABD’nin başkenti Washington’da gerçekleştirilecek.

Bu vesileyle, tüm NATO müttefiklerinin ve davetli İsveç’in Ulusal Güvenlik danışmanları 7 Şubat 2024 Çarşamba günü Brüksel’de bir araya gelerek, Ukrayna’ya desteğin sürdürülmesi ve NATO’nun askeri gücünün artırılması konularının yanı sıra Temmuz ayındaki Washington Zirvesi hazırlıklarını ele aldılar.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ile birlikte yaptığı ortak basın toplantısında Genel Sekreter Stolenberg, Ukrayna’ya desteğin müttefiklerin güvenlik çıkarına olduğunu vurgulayarak NATO üyesi tüm ülkelere silah üretimlerini hızla artırmaları için şu çağrıda bulundu:

“Rakiplerimiz giderek güçlerini birleştiriyor ve Rusya’nın Çin, İran ve Kuzey Kore ile artan işbirliği ciddi endişelere yol açıyor. Bu nedenle NATO’nun Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve Güney Kore gibi ortaklarıyla daha yakın çalışması daha da önem kazanmaktadır. Geçtiğimiz Temmuz ayından bu yana NATO, 5.5 Milyar’ı 1,000 adet Patriot hava savunma füzesi için olmak üzere 10 Milyar Dolar değerinde sanayi anlaşması imzaladı” dedi.

ALMANYA’NIN DÖRT DÖRTLÜK MİLİTARİST QUADRİGA TATBİKATI

Tam da Stolenberg’in bu çağrısını okurken, bilgisayardaki posta sayfama, Almanya’daki siyasal sürgün dostlarımızdan Ganime Gülmez’in, Alman militarizminin ve NATO destekli saldırganlığının endişe verici şekilde güçlenişini gösteren mesajı düştü.

Alman silahlı kuvvetleri, NATO müttefiki ülkeler ordularının da katılımıyla Avrupa’nın kuzey, merkez, doğu ve güney bölgelerini kapsayan ve Mart ayında başlayıp Mayıs sonuna kadar sürecek büyük bir askeri tatbikatın hazırlığı içinde. Adı da Quadriga Tatbikatı

arti12-2-1.jpg

Almanca’da Quadriga “dört atlı takım” anlamına geliyor… Berlin’deki Brandenburg Kapısı’nın tepesinde de işte bu Quadriga anıtı yer alıyor.

Brandenbourg Kapısı 1788-1791 yıllarında yapılmış, 1806’dan sonra, Jena-Auerstedt Muharebesi’nde Prusya’yı yenen Napolyon, Quadriga’yı yerinden söktürüp Paris’e götürmüş. 1814 yılında Prusyalı General Ernst von Pfuel Napolyon’u yenip Paris’i ele geçirince Quadriga’yı alıp Berlin’e geri getirmiş… Quadriga’daki zeytin dalı da Demir Haç ile değiştirilmiş. Naziler iktidara gelince, kapıyı faşizmin zafer sembolü olarak kullanmaya başlamış.

Görünüş odur ki, NATO’nun Avrupa’daki en güçlü üyesi Almanya’nın bugünkü iktidarı da, Quadriga’yı militarizmin ve yayılmacılığın sembolü olarak kullanmaya niyetli.

Quadriga tatbikatı üzerine açıklama yapan Alman Genelkurmay Başkanı Korgeneral Carsten Breuer, Rusya ile NATO arasındaki gerilimi gerekçe göstererek “Alman ordusunun (Bundeswehr) beş yıl içinde savaşa hazır hale gelmesi gerektiğini” savunuyor. Welt am Sonntag gazetesine verdiği söyleşide de “Bu beş yıl içinde savaş çıkacağı anlamına gelmiyor ama böyle bir olasılık mevcut” diyor.

Alman Savunma Bakanlığı’nın sitesinde yer alan ve bu yazının görselinde paylaştığımız haritalarda Quadriga Tatbikatı’nın yapılacağı alanlar ve tarihler net olarak görünüyor.

Bundan ayrı olarak, NATO’nun 22 Ocak’ta başlayan, 31 üye ülkeden ve İsveç’ten 90,000’den fazla asker, 50 savaş gemisi ve savaş uçaklarının katıldığı Steadfast Defender 2024 tatbikatı, Rusya’nın Norveç’ten kara sınırına ve Romanya ile deniz sınırına kadar uzanarak devam etmekte…

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zakharova, NATO’nun Steadfast Defender tatbikatının “provokatif” olduğu ve Avrupa için “trajik sonuçlara” yol açabileceği uyarısında bulunmuştu.

Avrupa’daki çeşitli savaş karşıtı gruplar, Ukrayna’da devam etmekte olan savaşı bölge çapında büyük bir savaşa dönüştürmesi muhtemel olan devasa NATO tatbikatına ilişkin endişelerini dile getirmeye devam ediyorlar.

Türkiye’de ana muhalefet CHP’nin de desteğiyle NATO’ya katılması kesinleşen İsveç’te Komünist Partisi’nden (SKP) Andreas Sorenson, 6 Şubat’ta Peoples Dispatch’e yaptığı açıklamada söyle diyor:

“İsveç’in Steadfast Defender 2024 tatbikatına katılması, İsveç’in başta Çin ve Rusya olmak üzere rakiplerine karşı Avrupa-Atlantik bloğunun mücadelesine giderek daha fazla dahil olmasının bir işaretidir. Bu gelişmeyi reddediyor ve İsveç askerlerinin İsveç sınırları dışında hiçbir işi olmadığını savunuyoruz. İsveç burjuvazisinin izlediği yol tehlikelidir ve İsveçli emekçilerin yanı sıra İsveç askeri müdahalesine maruz kalan insanların yaşamlarını da riske atmaktadır. Her emperyalist ittifaka karşı mücadele ettiğimiz gibi buna karşı da mücadele ediyoruz.”

TİP’İN ANTİ-EMPERYALİST MÜCADELESİ ÖRNEK OLMALI

Nükleer silah kullanımı tehlikesi dahil tüm insanlığı küresel bir katastrofun eşiğine getiren bu gelişmeler karşısında, Türkiye’de iktidar kanadından da, ana muhalefet partisinden de ses yok.

Aksine, NATO’nun iki kuzey ülkesinin de katılımıyla daha da güçlenmesine parlamentoda hep birlikte oy verdikleri gibi, Steadfast Defender 2024 tatbikatına Türk silahlı kuvvetlerinin de katılmasına hepsi alkış tutuyor.

Gazeteciliğe Türkiye’nin, Kore’ye 4500 kişilik tugay gönderme ve ünlü 1951 Komünist Tevkifatı’nı başlatma ödülü olarak NATO’ya resmen kabul edildiği, NATO Güney Doğu Avrupa Kara Kuvvetleri Karargahı’nın İzmir’de kurulduğu 1952 yılında başlamıştım.

Üzerinden NATO’ya ve onun başını çeken ABD emperyalizmine teslimiyete karşı mücadelelerimizin önemli yer tuttuğu tam 72 yıl geçti…

Bu önemli yıldönümünde Türkiye İşçi Partisi’nin saflarına katılıp İzmir’de sorumluluk üstlenmek için 62 yıl önce yoldaşım avukat Süha Çilingiroğlu ile birlikte İstanbul’da Genel Başkan Mehmet Ali Aybar’la yaptığımız görüşmeyi anımsıyorum.

“Aybar’la Galata tarafındaki Veli Alemdar İşhanı’nda bulunan avukat yazıhanesinde randevulaştık. Aybar’ın daha ilk karşılaşmada karşısındakini etkileyen kişiliği vardı. Gençlerin Türkiye İşçi Partisi’ne katılmak istemelerinden duyduğu memnuniyeti gizlemiyordu.

“Her birimizin mesleğini, geçmiş sosyal çalışmalarımızı sordu. Gazeteci olduğumu, Türkiye Gazeteciler Sendikaları Federasyonu Yönetim Kurulu’nda yer aldığımı öğrenince çok sevindi, ‘Basınla ilişkiler konusunda çok zayıfız, dedi. Merkezde de, illerde de sosyalizm davasına inanmış gazeteci arkadaşların katılımı, sorumluluk üstlenmeleri çok önemli…

“Aybar’la konuşmamızda beni en etkileyen şey, karşımızdaki sıra dışı yapılı kişinin konuşma tonu, seçtiği kelimeler, gözlerindeki insancıl bakış, tüm bunlara ek olarak söylediği sözlerin etkisini artırmak için kocaman ellerini ifadeli biçimde kullanışıydı. ‘İzmir bir işçi kenti, göçmen kenti. Sınıfsal örgütlenme burada hızla geliştirilebilir,’ dedik, ‘Ama İzmir aynı zamanda NATO’nun iki karargahının da bulunduğu kent. Türkiye İşçi Partisi’nin NATO’ya, ABD’ye karşı tavrı çok önemli. Parti ABD emperyalizmine, NATO’ya karşı da kararlı bir mücadele sürdürecekse, bizler de sonuna kadar varız, ne görev verilirse yaparız.’

“İzmir’i çok iyi tanıyordu. Nasıl tanımasın ki 40’lı yılların ikinci yarısında İstanbul Üniversitesi’ndeki doçentlik görevine son verildikten, hemen ardından yayınlamaya başladığı Hür adlı haftalık gazete sıkıyönetimce kapatıldıktan sonra İzmir’e geçmiş, orada Zincirli Hürriyet‘i çıkartmıştı. ABD ile ikili anlaşmalara Türkiye’de karşı çıkanların başında geliyordu. ‘Hiç kuşkusuz, ABD hegemonyasına, NATO’ya karşı mücadelemiz, sosyalizm için mücadeleyle atbaşı gidecektir’ diye vurguladı Aybar. ‘Sosyalizm mücadelesi aynı zamanda insan haklarına tam saygının sağlanması mücadelesidir. Parti, bu mücadeleyi de daima ön planda tutmalıdır.’

“Konuşma bizi son derece etkilemişti. Nihayet inandığımız düşünceleri yaşama geçirebilecek bir parti, partinin başında da lider niteliklerine sahip bir şahsiyet vardı.” (“Vatansız” Gazeteci, Sürgün öncesi, 2011)

Türkiye İşçi Partisi, 1971 darbesinden sonra sıkıyönetim tarafından kapatılıncaya kadar bu mücadeleyi ısrarla sürdürdü…

TİP’in 63. kuruluş yıldönümünde, emperyalizme ve NATO’ya karşı mücadeleden asla ödün vermemiş Aybar’ı, partinin tüm yöneticilerini, milletvekillerini ve militanlarını saygıyla anıyorum.

Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Reklamı engelleyerek iyi yapmışın, yazıya odaklanmakta fayda var.