Aktüel Yorum

Bozkurt’lu karanlıktan Halk Cephesi aydınlığına…

AKP’nin 31 Mart yerel seçimlerinde uğradığı hezimetten sonra vaziyeti kurtarmak için bir süre CHP’nin yeni lideri Özgür Özel’in sahneye koyduğu “Yumuşama” gelgitleriyle zaman kazanan Recep Tayyip Erdoğan, son bir ay içinde art arda yaptığı görkemli dış temaslarla sadece Türkiye’nin değil, aynı zamanda farklı kutuplardaki uluslararası kurumların “lazım-ı gayrı müfarık”ı, yani “olmazsa olmaz”ı imajını yeniden medya pazarına sürdü.

Büyük şov, 12-14 Haziran tarihlerinde Madrid’de Türkiye-İspanya 8. Hükümetler Arası Zirve toplantısına katılımla başladı. İspanya Kralı 6. Felipe ile baş başa bir akşam yemeği de dahil, Başbakan Pedro Sanchez ile yapılan görüşmelerde, iki ülke arasındaki ticari, sınai ve askeri işbirliğini güçlendirme amaçlı bir dizi anlaşma imzalandı.

Bunun yanı sıra, Batı dünyası ile İslam dünyası arasındaki gerilimi azaltmak amacıyla 2004’te kurulan Medeniyetler İttifakı’nın gelecek yıl 20. yıldönümünün İspanya ve Türkiye’nin öncülüğünde görkemli şekilde kutlanması da karara bağlandı.

Erdoğan, hemen ardından, İtalya başbakanı Giorgia Meloni’nin daveti üzerine, Türkiye’nin üye olmadığı G-7 Liderler Zirvesi’nin 14 Haziran’da İtalya’da yapılan toplantısına katıldı.

ABD başta olmak dünyanın en büyük kapitalist ülkelerinin oluşturduğu bu ittifakın liderlerine, kendi yönetimindeki bir Türkiye’nin, İslam dünyası ile ve Rusya ile ilişkiler konusunda zaman zaman farklı tavırlar alsa da, NATO İttifakı ve Avrupa Birliği için asla vaz geçilemeyecek bir müttefik olduğunu vurguladı.

Bunu yaparken de, aynı toplantının önde gelen simalarından Brezilya Cumhurbaşkanı Lula da Silva ile başa baş görüşerek başta Rusya, Çin ve Hindistan olmak üzere farklı kıtalardan 10 ülkenin G-7’ye rakip olarak oluşturduğu BRICKS’e Türkiye’nin de dahil edilmesi için destek vermesini istedi.

Katılım talebini pekiştirmek üzere de Türkiye’nin de üyesi bulunduğu G20 Zirvesi’nin 18-19 Kasım tarihlerinde Rio de Janeiro’da yapılacak toplantısına bizzat katılacağını açıkladı.

Ancak Rusya Devlet Başkanı Putin’in sözcüsü Georgiy Muradov’un hemen yaptığı bir açıklamaya göre, NATO üyesi kaldığı sürece Türkiye’nin BRICS’e katılması pek de kolay olmayacak…

Buna rağmen, Türkiye’nin NATO üyeliği, Erdoğan’ın, 3-4 Temmuz’da, Kazakistan’da, tam da Şanghay İşbirliği Örgütü’nün 24. Devlet Başkanları zirvesinde, başta Rusya ve Çin liderleri olmak üzere, dokuz Asya ülkesinin liderleriyle bir araya gelmesine engel olmadı.

NATO cephesine gelince, 32 üyeli ittifakın genel sekreterliğini 1 Ekim’den itibaren, uzlaşı sağlama konusundaki ustalığı nedeniyle Hollanda’da “Teflon Mark” diye ünlü eski Hollanda başbakanı Mark Rutte üstlenecek…

Eski dost Rutte’nin varlığı, Türkiye’nin Batı ittifakları dışındaki açılımları konusunda olduğu gibi, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne Suriye ve Irak’taki Kürt siyasal varlığına karşı sürdürdüğü imha operasyonlarına NATO’nun da desteğinin sağlanması konusunda Erdoğan’a büyük umut veriyor.

Ankara yönetimi açısından NATO konusunda en önemli gelişme ise, Erdoğan’ın bizzat, bugün Washington’da gerçekleşecek olan 75. kuruluş yıldönümünü kutlamasına, onun ardından da NATO liderleri zirvesi toplantılarına katılması, üye devletlerden bazılarının liderleriyle ikili görüşmeler yapması olacak.

AB DÖNEM BAŞKANI TÜRKİ DEVLETLER TOPLANTISINDA…

Önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, Erdoğan’ın uluslararası siyaset alanındaki manevralarına, en azından önümüzdeki altı aylık sürede, Avrupa Birliği dönem başkanlığını Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın üstlenmiş olması büyük bir olanak sağlayacak.

Viktor Orban, Temmuz başında AB dönem başkanlığı koltuğuna oturur oturmaz ilk iki ziyaretinden birini, Ukrayna geriliminin başlamasından beri Avrupa Birliği’nin resmen düşman ilan ettiği, çeşitli ilişkilerini art arda kestiği, ekonomik ve ticari ambargo uyguladığı, onunla da yetinmeyip tarafsız İskandinav ülkeleri Finlandiya ve İsveç’i de NATO’ya dahil ederek askeri kuşatma altına aldığı Rusya’ya yapmakta, Putin’le masaya oturmakta tereddüt etmedi.

Orban’ın Moskova ziyaretinin, NATO üyesi bir ülkenin cumhurbaşkanı olduğu halde Rusya ile ilişkileri aksatmadan sürdüren Erdoğan için son derece rahatlatıcı bir gelişme olduğunda kuşku yok…

Orban bu ziyaretle de yetinmedi, 24 Haziran 2024 tarihli yazımda ayrıntılı olarak izah ettiğim gibi, Hun hükümdarı Attila’nın torunlarından biri ve Turan ülküsünün savunucusu sıfatıyla, fiilen Erdoğan ve takımının başını çektiği Türk Devletleri Teşkilatı Devlet Başkanları’nın 6 Temmuz’da Azerbaycan’da yapılan zirvesine bizzat katılarak bir yerde Avrupa Birliği’nin de desteğini teyid etmiş oldu.

Üstelik, bu toplantının, Azeri ve Türk silahlı kuvvetlerinin Yukarı Karabağ’a karşı ortak operasyonuyla Ermeni nüfusundan arındırılan Şuşa kentinde düzenlenmiş olması, bu operasyonlara karşı tavır koymuş olan Avrupa Birliği’nin dönem başkanının da o kentteki bir toplantıya katılması tam bir skandaldı.

Bu konuda ilginç bir gelişme de, AB dönem başkanının bizzat katıldığı Şuşa toplantısının, Türk Devletleri Teşkilatı’nın patronu sayılan Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yokluğunda yapılmış olmasıydı.

AVRUPA KUPASI’NDA BOZKURT İŞARETİ SKANDALI…

Erdoğan, toplantıya katılan Türki liderlerin ve AB dönem başkanının sadakatinden o denli emindi ki, Avrupa Kupası’nda bir Türk futbolcunun iki eliyle Bozkurt işareti yapması üzerine başlayan gerginlik üzerine, sırf Hollanda ile karşılaşacak Türk milli takımına ve onu bozkurt işaretiyle ırkçı sloganlar atarak destekleyen taraftarlara moral vermek üzere tüm ailesiyle birlikte alelacele Berlin’e uçmuştu.

Hemen vurgulayalım ki, Türk faşist hareketinin sembolü Bozkurt’un Avrupa Kupası elemelerinde bir futbolcu tarafından zafer işareti olarak kullanılmasının sadece iktidardaki AKP-MHP ittifakı tarafından değil, DEM Parti dışındaki tüm partiler tarafından alkışlanarak sahiplenilmesi bir ayrı skandaldı…

Bozkurt’un Türk ırkının geçmişindeki konumu, Bozkurt’u temsil eden el işaretinin menşei üzerine Türk medyasınca çok şey yazıldı, söylendi.

Dört yıl önce Belçika seçimlerine katılan bazı Türk adayların propaganda çalışmalarında bozkurt işaretini kullanmaları üzerine bu ülkede de hayli tartışma olmuştu. Belçikalı insan hakları savunucusu bir dostum bu işaretin kullanılması karşısında hayretini şöyle ifade etmişti: “Yahu sizin ülkede Türk ulusunun sembolü olarak kullanılan bu el işareti İtalya’da boynuzluları nitelemek için kullanılır…” Yani evlilik yaşamında aldatılma bedbahtlığına uğramış olanları…

Bunun üzerine tarihsel belgelere bakmıştım… Gerçekten de bizdeki belli siyaset erbabının çok benimsediği bu işaret kadim Yunan’da da kullanılırmış. Girit Kralı Minos’un karısı Pasiphae’nın bir boğayla çiftleşerek Minotor adında boynuzlu bir çocuk doğurmasından ötürü bu işaret zinanın bir simgesi olarak benimsenmiş… İtalya’nın güney bölgeleri ve Sicilya’da da “cornuto” adıyla hâlâ kullanılmaktaymış…

Ancak bu işaretin Heavy Metal topluluğu tarafından olduğu gibi eski Fransız cumhurbaşkanı Sarkozy ve eski İtalyan başbakanı Berlusconi de dahil birçok siyasal kişi şöhret tarafından farklı nedenlerle kullanıldığı da biliniyor.

Yine de AKP-MHP liderleri başta olmak üzere gerektiğinde ırkçı vurgulamalar yapmaktan geri kalmadıklarını defalarca ortaya koymuş olan siyasiler ve medya “Türk soyunun sembolü” diye bu kökeni ve soyu tartışmalı Bozkurt işaretine sahip çıkmaya, onu kullananları da alkışlamaya devam etsinler…

Sadece Türkiye’de mi?

Belçika’da geçenlerde yapılan yasama seçimlerinin ardından, önümüzdeki Ekim ayında da belediye seçimleri yapılacak.

Siyasal partiler, solcu ve yeşil olanlar da dahil, yabancı kökenli, özellikle de Türkiye’den ve Kuzey Afrika ülkelerinden gelmiş olanların yoğun bulunduğu Brüksel belediyelerinde Meclis üyeliklerine Bozkurt’çuları aday göstermek için şimdiden seferber olmuş durumda…

Hele hele Avrupa Kupası elemelerinde bozkurt işaretine, Türk siyasilerinin ve medyasının böylesine sahip çıkmasından sonra…

ORBAN AŞIRI SAĞI ÖRGÜTLERKEN FRANSA’DA HALK CEPHESİ’NİN DARBESİ

Sadece Turan ırkçısı değil, Avrupa’nın en önde gelen aşırı sağçı siyasal liderlerinden biri olan Orban, Azerbaycan’dan döner dönmez de Avrupa Parlamentosu içinde de aşırı sağın daha güçlü temsil edilmesine hizmet edecek bir inisiyatifini duyurdu.

Yaptığı açıklamaya göre, Macaristan’daki kendi partisi ile birlikte Portekiz, Çekya, Avusturya, Hollanda ve Belçika’nın aşırı sağ partileri Avrupa Parlamentosu içinde “Avrupa İçin Vatanperverler” adı altında bir grup oluşturmuşlardı.

Bu gruba Fransa’daki son seçimlerin birinci turunda hem Fransız Meclisi’ndeki, hem de Avrupa Parlamentosu’ndaki üye sayısını büyük ölçüde artıran Ulusal Birlik (RN) partisinin de katılması bekleniyordu.

Neyse ki, Avrupa Birliği başkanlığını Erdoğan’ın can ciğer dostu bir Türki’nin üstlendiği, Avrupa siyasetinde bile Bozkurt’çuluğun böylesine prim yaptığı bu iç karartıcı dönemde bir sürpriz yaşandı…

Fransa halkının çoğunluğu, geçen pazar günü yapılan yasama seçimlerinin ikinci turunda tüm kamuoyu yoklamalarının tahminlerini boşa çıkartıp sol partilerin Halk Cephesi’ne iktidar yolunu açarak bir inanılmazı başardı, böylece tüm Avrupa’da gittikçe yoğunlaşan karanlıkta bir ışık huzmesi oldu…

Geçen yüzyıllarda 1848 devrimini, 1871 Komünü’nü, 1936-38 Halk Cephesi iktidarını, 2. Dünya Savaşı’nda Nazi işgaline karşı efsanevi direnişi yaratarak dünya halklarına örnek olan Fransa halkından da bu beklenirdi.

Umarız ki, bu seçim sonuçlarıyla Fransa tüm Avrupa’ya bir kez daha örnek olur, Türki Orban gibi aşırı sağcıların birlik üyesi ülkelerde daha fazla örgütlenip tüm kıtayı Mussolini-Hitler döneminin karanlığına gömmesine set çeker…

Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Reklamı engelleyerek iyi yapmışın, yazıya odaklanmakta fayda var.