Aktüel Yorum

Mücadele…Kurtuluşa kadar!

Türkiye halkının bir avuç politika yapıcı/servet sahibi tarafından sömürülmesi sadece ekonomik bir mesele değildir, aynı zamanda bir psikolojik aşağılanma meselesidir. Çünkü bugün Türkiye’de yaşanılanlar gelip köle olma durumu noktasında kilitleniyor. Ortaya çıkan tablo tam olarak şudur: sömürülen halk -işçi, köylü, esnaf, memur vb.- ya ülkedeki olan biteni anlayacak zekâ seviyesine sahip değildir ve kendini sömürenler tarafından kandırıldığını anlamaz yahut kendisine zekâ seviyesi düşük gibi davranıldığını anlar ve bütün durumu kabul eder çünkü o özünde bir köledir ve onun için bu, efendilerinin/devletin merhametine yalvararak yaşamak, doğaldır. Ucuz kredilerin oluk oluk ve bol paranın gürül gürül aktığı bolluk ve refah günlerinde bu durum görünmez ama rüzgâr tersten esmeye başladığında gerçek tüm çıplaklığıyla ortaya çıkar. Bu gibi durumda aslolan toplumsal gelişim ve ilerleme açısından sol partilerin ya da ilerici muhalif partilerin nasıl bir tavır takınacaklarıdır. Kölelik şartlarına son verecek kapitalizm veya patron karşıtı politikaları mı benimseyecekler yoksa biçimsel “demokrasi” mücadelesi ardında tüm bu kapitalist sömürünün üzerini mi örtecekler?

Şu anda Türkiye’de bir avuç bankacı ve finansçı, politika yapıcıların yeteneksizlikleri yahut kasıtlı veya kasıtsız müdahaleleri sayesinde uygun spekülatif ortamı bularak döviz kuru üzerinden toplumsal serveti yağmalamaktadırlar. Diğer yandan bu ülkede, 2021 senesinde- Kapalıçarşı ve Tahtakale denilen bir avuç lümpenin sırtında çuvallar dolusu altın ve dolarla at oynattığı her türlü kayıttan azade bir çapulcu piyasası var… Bu ülkede her türlü manipülasyonun döndüğü bir borsa var…Bu ülkede “insanlık için ulusal ordulardan daha tehlikeli olan” geleceğimizi ipotekleyen ve şu anda kar rekorları kıran bankalar var… Ve de tüm bunların saldırdığı yer toplumsal servet… Politikacılar bu yağmalamaya izin verdikleri ve göz yumdukları ve tüm bu lümpen finans “aristokrasisi”nin emrine girdikleri için gerçekleşen bir talan düzeni var…bu konuda muhalefet partileri ne düşünüyorlar? Ya da düşünüyorlar mı?

Reklam

Bugün muhalefet partileri -mesela CHP- iktidara gelse tüm bu ekonomik buhran karşısında uygulayacağı tek para politikası faizleri arttırmak olacaktır…yani toplumsal servetin döviz kuru üzerinden değil bu sefer de faizler üzerinden yağmalanmasına yol açmak olacaktır…

Ya da muhalefet partileri “hak,” “hukuk,” “adalet” ile ülke ekonomisinin çok hızlı bir şekilde düze çıkacağını iddia edeceklerdir. Oysa finans-kapitalin adalet ve hukuk umurunda bile değil…Adalet ve hukuk onların para kazanmasına hizmet ettiği sürece kurdukları tiranlığın izin verdiği kadarıyla adalet ve hukuktur… Bugün demokrasinin beşiği olduğu öne sürülen ABD’de hak, hukuk ve adalet ve de fikir özgürlüğü yok mu? Ama bugün ABD’denin -dünyanın en zengin en demokrat en özgür şehri olan- New York’unda yüzbinden fazla evsiz ve geçici konutlarda yaşama tutunma mücadelesi veren çocuk var. Bugün siyasi liberalizmin en alasına sahip olduğu beyinlere işlenen ABD’de herhangi bir günde sokakta yaşayan beş yüz binden fazla aç, evsiz ve yoksul insan var…Hak, hukuk ve adaletin gürül gürül aktığı bolluk ve zenginlik ülkesinde…Keza devrimlerin ve özgürlüğün beşiği Fransa’da yetersiz konutlarda yaklaşık beş milyon insan yaşıyor ve evsizlerin yüzde 10’nu üniversite mezunu…İfade özgürlüğünün çağıl çağıl aktığı Paris’te onbinlerce evsiz var. Bu ülkeler demokrat değil mi? Bu ülkelerde hak, hukuk ve adaletin en alası yok mu? Kimin için hak, hukuk, adalet? Hak, hukuk ve adalet ile bir ülke fakirler için düzlüğe çıkmaz. Burjuva sınıfının bir avuç seçkin eliti için düzlüğe çıkar.

Türkiye’de ilerici muhalefet parlamenter arenayı terk etme tereddüdü göstererek bütün hesaplarını sandık ve meclis üzerine yaptığı ve kitlesel eylemin gücünü hafife aldığı sürece “demokrasi”nin potansiyel sınırlamalarını aşamayacaktır(Mersin Mitingi kitlesel eylemin gücünü umarız göstermiştir. Türkiye’de şu anda emekçilere toplumsal kriz ve ulusal zulümden çıkış yolunu önerebilecek net bir program yok. Üçüncü İttifak önerisi dahil. Her ne kadar Türkiye’deki ilerici ve muhalif partiler kendi dışlarında “kontrol” edemeyeceklerini düşündükleri bir hareket gelişmesini istemeseler de aslında tüm muhalif partiler -ister CHP ister HDP olsun- şu gün yaşanılan korku imparatorluğunda birbirlerini engelleyen değil aksine muhalefeti geliştirerek birbirlerini tamamlayan oluşumlar olmak zorundadırlar.)

Reklam

Diğer taraftan, Türkiye’de her yağma ve talan dönemi sonrası “başlar” hep ayakta kaldı ve kalıyor. Ve bir şekilde kazanan muhalif partilerin iktidara geldiklerinde değişen politikaları sayesinde kitleleri üzerinde başkanlık etmeye devam etmenin yolunu buluyorlar…Helalleşme ve affetmenin getireceği sonuç bu olacaktır.

Günümüzde politik sistemlerin, finansal kuruluşların veya orduların “başları” sıradan insanlar adına ya da emekçiler yerine mali duruma, toplumsal hayata ve de ne kadar demokrasi ve özgürlük olup olmayacağına karar veriyorlar. Oysa kişisel, finansal ya da ulusal “zaferler” adına sıradan insanların zihinlerini yönlendiren ve onları “kurban” edenler de bu aynı “başlar”dır. Bugün Türkiye’de demokrasiyi içi boş bir slogana dönüştürenler iddia edildiği gibi “terörist”ler ya da “dış güçler” değildir. Kar ve güç üzerinde kurumsal yönetim baskısı bulunan bu ülkenin toplumsal servetini kendilerine transfer eden yüzde onluk bir kesim ve onların halka tepeden bakan muhafazakâr hizmetkarı politikacılardır. Ve onlar ezilen bir halka ya da ezilen kimliklere üstünlük sağlama adına demokrasiyi, milliyeti ve ahlaki/dini bir sistemi kullanırlar. Ahlak ve ahlaksızlık arasındaki çelişki onlarda kendi ahlaki fikirlerine biat etme ya da etmeme şeklinde vücut bulur. Biat edenler taraf, etmeyenler ise bertaraf olur. Taraf olmak bir “demokrasi savunması” haline getirildikçe kendinden olmayanlara karşı baskı ve zulüm dahil kendi halkını bir dilenci konumuna getirmek ve bunu eleştirenleri yaftalamak da demokrasinin kendisi olur.

İşte bu yüzden, ezilenlerin tek bir özgürlüğü ve tek bir demokrasisi var…Mücadele etmek…Kurtuluşa kadar…

Mustafa Kumanova

 

Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün