Aktüel Yorum

Geride bir ses bırakabilirsiniz

Düşman yaratmada kullanılan en etkili ve en kolay bulunabilir araç milliyetçiliktir. Ve böylece para da sıfırlanabilir, para kutuları da evlerde istiflenebilir gözlerden ırak. Ne de olsa çoğunluğun önüne atılacak “onlar” var. “Bizden olmayan” “onlar”…

Milliyetçilik artık ipliği pazara çıkarılacak, etkileri üzerinde analiz yapılacak, tüm yönleriyle masaya yatırılacak, nedenleri, nasılları ve niçinleri bilimin ışığında sosyolojik kavramlarla tartışılacak bir olgu olmaktan çıkıp ruhsal bir hastalığa dönüştü. Üzerinde yaşanılan toprağa bağlılıktan ve bu bağlılığın yarattığı sevgiden uzaklaşıp, kendinden olmayan gördüklerine ya da algıladıklarına karşı üstünlüğünü ispat etme ve dayatma adına -ki bunun temelinde de ortak komplekslerin ve çıkarların kullanılması ve bu ortaklığın siyasi olarak bir ortaklık paylaşımı çerçevesinde oluşturulması yatar- tarihin hiç bir evresinde yer almayan ancak son iki yüz yılda egemen sınıf olan burjuvazi tarafından tamamen ekonomik çıkarlar doğrultusunda yaratılan milliyetçiler ve onların eseri milletler, ekonomik krizler belirginleştikçe canavarlaşma ve barbarlaşma yolunda kanlı ve ölümcül bir hale dönüşmektedirler. Ve daha da kötüsü bu dönüşüm, insanların bilinçlerinde gerçekleşmekte ve kendilerinden olmayan kimliklere karşı öldürücü bir davranış ve tutum şekline bürünmektedir. Uğruna ölmek ve uğrunda öldürmek olağan hale sokulmakta ve her daim gerçekleri örtme vazifesiyle bilinçsizce hareket eden yetersiz ve çıkarcı politikacılar tarafından el altından ve aleni olarak tedavüle sokulmaktadır. Düşman yaratmada kullanılan en etkili ve en kolay bulunabilir araç milliyetçiliktir. Ve böylece para da sıfırlanabilir, para kutuları da evlerde istiflenebilir gözlerden ırak. Ne de olsa çoğunluğun önüne atılacak “onlar” var. “Bizden olmayan” “onlar”…

Reklam

Bu ülkede bir insan Kürt ya da farklı bir milliyetten(Afgan, Suriyeli vb) olduğu için rahatlıkla darp edilebiliyor. Hatta öldürülüyor. Ve bu durum karşısında bir hukuk yok. Adalet yok. En önemlisi bir tepki yok. Gayet olağan ve içsel. Milliyetçilik toplumu yiyip bitiriyor. Milliyetçilik toplumsal vicdanı kemiriyor. Ve sesler… tarihin en umutsuz dönemlerinde çıkıp insanlığı kurtaran o sesler yok… Tarih boyunca en kötücül zalimler ve en acımasız zulümler karşısında insanlığın aydınlık yüzünün çıkardığı o sesler yok. En umutsuz en çaresiz yılmaya ramak kalan o anlarda aydınlığa tutunan o sesler artık yok. Çünkü milliyetçilik o sesleri de esir alıyor.

Milliyetçilik genelde aşırı veya muhafazakâr sağ ile özdeşleştirilir. Oysa sol da milliyetçilik kapanına kısılmaktan kendini bir türlü kurtaramıyor. Ve bir gerçek karanlıkta unutulmaya yüz tutuyor: Din ya da milliyeti “dünya tarihinin belirleyicisi olarak gören bir anlayışın” varacağı yer “hak, hukuk ve adalet” değil üstü örtülü bir faşizmdir. Bugün kim ırkçı, kim liberal, kim sosyalist, kim neci tartışmaları alıp başını gitmiş bir vaziyette. Ulusal sorun milli sorun tartışmaları diğer taraftan gündemi kaplamakta. Aslında şu an gündemi oluşturan göçmen sorunu bizim için de bir sınav. Belki de kuruluş felsefesi de yeniden gözden geçirilmek zorunda kalacak. Bizim felsefemiz ise belli; insanlığın ve ezilenlerin felsefesi.

Muhalefeti ve iktidarıyla kendinden ilericilik beklenirken yobaz bir din anlayışının ya da tahrif edilmiş bir laiklik baskısının kıskacında gerici bir milliyetçilik tuzağına düşmüş bu ülkede meseleler ortak bir zeminde buluşup nasıl çözülebilir? Bunun imkânı yok. Çünkü ortak bir zemin yok. Çünkü net bir demokratik anlayış yok. Bu ülkede herkes, en muhalif görünenler bile, öyle ya da böyle, kendilerini siyasi birimle çakışan bir kimlikle, bir din ya da bir milliyet ile tanımlıyorlar. Hiç kimse bir din ve bir milliyet ile tanımlanmaya karşı gelmiyor.  Oysa toplumda sınıflar arasında sadece bir çıkar savaşı yok aynı zamanda siyasi üstünlüğü ele geçirme savaşı da var. Ve o siyasi üstünlük de bir dine ve bir milliyete dayandırılıyor. Politik birimle çakışan tüm kimlikler aynı zaman içerisinde şiddeti barındırıyor. Çünkü kişinin özeline ait bir alandan alınıp siyasi alan içine sokulan tüm kimlikler kendilerinden olmayan kimliklere şiddet uygularlar. Bu bağlamda içine politika bulaşmamış ne bir şiddetsiz kimlik ne de kimliksiz bir şiddet bulunabilir. Şiddet ister bütün isterse bütünün bir parçası olsun toplumsal yaşam içinde insanların gündelik hayatında bir tehdit olarak kendini hissettirir. Çünkü siyasi üstünlük bunu gerektirir. Siyasi üstünlüğü ele geçiren kendinden olmayanlara karşı siyasi üstünlüğü ele geçirmenin sağladığı meşruiyet ile zulmeder ve eziyet eder. Böylece ortaya çıkarılan çatışmalar bir görüntü oluşturup insanın özü ve doğuştan gelen hakkı olan özgürlüğün ve eşitliğin üzerini örter. Bu satırlarda sürekli tekrarlıyoruz. Biz ezilenler ortaklaşmalıyız. Bunu başaramadığımız sürece tüm bunları yaşamaya mahkumuz.

Reklam

Oysa tüm bunlar ne uğruna yapılıyor? Gücün seçkinler grubunun bu dünyada cenneti yaşayıp akla gelebilecek tüm lüksün keyfini sürmeleri adına yapılıyor. Ve çıkması gereken o ses bir türlü çıkmıyor.

Ve her yerde sessizlik var. Bireysel yaşamımıza bir bakalım! Hayattan ne anlam çıkartıyoruz? Yiyoruz, içiyoruz, sevişiyoruz ve yaşlanıyoruz. Kısaca tüketiyoruz. Rutin hayatın içinde sessiz koyunlar gibi yaşıyoruz ve yaşlanıp ölüm yaklaştığında avucumuza baktığımızda geride hiçbir şey yok. Sadece tüketmişiz. Yaşadığımızı yaşamamışız tüketmişiz. Çünkü özgürlüğün ve eşitliğin olmadığı bir yerde sadece maskeler vardır. O toplumda gerçek sevgi ve paylaşım olmaz. Çıkarlar erdem karşısında galebe çalar.

Özgürlüğün ve eşitliğin olması için de o sese ihtiyaç var.

Çoğu insanın arzusu öldüğünde geride bir eser ya da bir isim bırakmaktır. Sanılır ki doğuştan şanslı olanlar sadece bir eser bırakırlar. Yazarlar, ressamlar, film artistleri, şarkıcılar vb. Oysa sıradan her bir insan geride bir eser bırakabilir. İsterse bırakabilir. Bir ses bırakabilir. Bir zamanlar olduğu gibi…sokağımızda mahallemizde yaşayan sıradan kayda düşürülmeyen binlerce isimsiz insanın yaptığı gibi bir ses bir çığlık geleceğe bırakabilir. Bir devrim bırakabilir.

Yaşarken tek yapması gereken şey ise önce kendinde devrim yapabilmektir.

Bir din ve bir milliyet ile değil…

Özgürlük ve eşitlik ile…

Dostluk ve kardeşlik ile…

Aşk ve sevgi ile…

Geride bir ses o zaman bırakabilir!

 

Resim alıntı: Ali Eslami Illustrations

Mustafa Kumanova

 

Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün