Aktüel Yorum

Biz kimiz?

Böyle bir birliktelikle mücadele etmek için o birlikteliği neyin oluşturduğunu ve kitleleri kendinden olmayanı yok etmeyi meşru kılacak kadar kendinden geçiren ve insanlıktan çıkaran kimliğin ne olduğunu tespit etmek önemlidir.

Hitler’in Alman halkının birliğine vurgu yaptığı sloganı, “Ein Volk, Ein Reich, Ein Führer! (Tek Halk, Tek Devlet, Tek Lider)” idi. Mussolini’nin sloganı ise, “Un Cuore Solo, Una Volonta Sola, Una Decisione Sola! (Tek Yürek, Tek İrade, Tek Karar!)” idi. Ve günümüze geldiğimizde, özellikle de ülkemizde, yaklaşık yüz sene öncesinin sloganlarından pek de farklı olmayan bir slogan tekrardan sahne alıyor: “Tek Millet. Tek Bayrak. Tek Vatan. Tek Devlet.” “Ya sev, Ya terk et!” Tek Lider şimdilik unutulmuş görünse de henüz eklenmesine sıra gelmemiştir. Yakında o da slogan içerisinde yerini alacaktır.

Reklam

Takipçi kitlelerin ve totaliter bir liderin birlikteliğinin yarattığı kendinden olmayana yaşam hakkı tanımayan “mutlu atmosfer” çözülmesi gereken bir puzzle’dır. Kitlelerin totaliter bir lideri kucaklamasına yol açan bu hayranlığın sebebi nedir? Bunun psikolojik ve sosyolojik nedenleri vardır. Bu sadece bir biraraya gelme durumu değil, aynı zamanda birlikteliğin de kendisidir. Böyle bir birliktelikle mücadele etmek için o birlikteliği neyin oluşturduğunu ve kitleleri kendinden olmayanı yok etmeyi meşru kılacak kadar kendinden geçiren ve insanlıktan çıkaran kimliğin ne olduğunu tespit etmek önemlidir.

Yukarıda bahsedilen totaliter/otoriter liderlerin tümünün ortak özelliği kapitalist kapan içinde sıkışan ve ekonomik dibe vuruşu yaşayan halklarına bu cendereden çıkış yolu olarak “alternatif” bir kimlik sunmalarıdır. Ve bu kimlik de ya milliyet ya da din ile beslenir. Bazen de bizde olduğu gibi her ikisiyle. İktidarı ele geçiren otorite kayırmacılık ve sadaka ekonomisiyle kendi kimliğinden olanları rahatlatırken kendi kimliğinden olmayanlara karşı baskı ve basıncı da devletin sağladığı güç ile olağan hale getirir. Yaratılan kimlik içinde yaşanılan tüm ekonomik ve siyasi başarısızlıklar ise otoriteye değil ister yerli ister yabancı olsun kendinden olmayan kimliklere yöneltilerek düşman yaratmada kullanılır. Hatta kendi ulus-devletinin gücünü göstermek için yaratılan ekonomik fantezilerine(Kanal İstanbul gibi) uymayanlara karşı şiddet kullanmak bile “ahlaki” hale getirilir. Popülist vaatler yoluyla kitle avlama ve ulus-devletin “başarıları”nın aşırı övülmesi” yaratılan bu kimlik için sıra dışı değildir ve günlük hayatın her anında medya vasıtasıyla kafalara kazınır. Bu kimliğe boyun eğme en önemli şeydir. Aksi takdirde, “Taraf olmayan bertaraf olur.” Ya AKP’lisindir ya da düşmansındır. Ya Türk’sündür ya değilsindir. Hele ki kimliksiz ve köksüz istesen de olamazsın…en azından hukuki olarak olamazsın…olduğunda dışlanırsın…tarihin her döneminde her ülkede olduğu gibi…

Ve biz hayatımız boyunca bu döngüyü defalarca yaşadık ve kıramadık…

Reklam

Biz de göçmenlik/mültecilik gibi duygu ve yaşam mücadelelerini Türkiye, Yunanistan ve Almanya’da yaşadık, yaşıyoruz. Türkiye’de “Tito’nun p.çleri,” idik. Yunanistan’da “albanos ve Türkos,” Almanya’da “Türk ya da kara kafa”. Ve acı olanda Türkiye’de bizi istemeyen “büyük Türkler”. Anlayacağınız bulunduğumuz her ülkede ikinci sınıf vatandaş ve pis göçmen/mülteciler idik. Bunu bilhassa hayatın ve pratiğin içinde yaşayarak gördük. İşte tam da bu yüzden bu kadar çok ırkçılığa ve milliyetçiliğe değiniyoruz. Biz göçmen/mülteci olarak ırkçılığı hep acı çekerek yaşadık.

Yine de tüm bu yaşadıklarımıza rağmen her defasında özgürlük ve devrimciliğe sarıldık.

Onlar olmasa biz neyiz ki!

Mustafa Kumanova

 

Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün