Aktüel Yorum

Abdulkadir Selvi geçtiğimiz günlerde bir zafer yazısı yazdı

Hürriyet Gazetesi yazarı Abdulkadir Selvi geçtiğimiz günlerde bir zafer yazısı yazdı. Selvi; zafer yazısında iktidarın Suriye’de ve Türkiye’de Kürdler karşısında elde ettiği zaferi savaş cephesinde zafer kazanmış bir komutan edasıyla anlatıyordu. Gerçi tarihten gelen bir gelenektir; zafer kazansan bile düşmanını aşağılayıp, fazla abartıya kaçmayacaksın. Çünkü benzer bir yenilgi senin de başına gelebilir, hayattır bu.

Abdulkadir Selvi’ye göre Türkiye Suriye’deki Kürd varlığını ve statüsünü ustaca alt etmiş; hiç bir kayıp ve taviz vermeden sıraTürkiye’ye gelmişti. Bu tür zafer çığlıkları sosyal medyada tertiplenmiş diğer zafer çığlıklarıyla birleşince zaferin derin kompleksi çıkıyor ortaya. Demek ki, buna ihtiyaçları varmış.

Ama bu ihtiyacın ortaya çıkardığı başka tür derin sorunlar var. Bir kere Suriye Kürdleri yenilmedi. Yenileledebilirdi. Ama yenilmedi. Yaralı bırakıldı. Kürdler her dönem yaralı bırakılır, o da yüz yıl önceki devletler planlanmasından ve Kürd coğrayasının dörde parçalanmış olmasından gelen bir yaralanmadır. Sınırlar değişmedikçe ve sınır değişiklikleri uluslararası arenalarda kabul görmedikçe Kürdlerin yükselişi, ancak kanayan yaralı hali devam edecektir.

Suriye’de ayrıca bir Kürd statüsünün olmaması kararı Türkiye, İsrail, İngiltere ve Amerikan ortak kararıdır. Bu karar, Hakan Fidan’ın da çağrıldığı Paris’teki İsrail, Amerika ve Türkiye tarafından ortak alınmıştır. Türkiye hariç diğer ülkelerin Kürdlerle özel bir düşmanlıkları yoktur. Ancak Kürd kartı şimdilik Arap, Fars ve Türkiye’ye karşı kullanılanayacak kadar zayıftır ve getirisi olmayan bir iştir.

Epstein dosyasıyla başı dertte olan Trump açıkça söyledi: “Kürd kartının bize bir getirisi yok, sadece paramızı yiyorlar,” dedi.

İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’a, Isviçre’nin Davos kentinde Suriye’deki Arap ve Kürt savaşına ilişkin bir soru sorulduğunda kelimesi kelimesine şu cevabı verdi:

“Biz ve Amerika El Şara’ya güveniyoruz. Suriye’nin birliği yolunda ona bir şans tanıdık,”

İsrail, Amerika ve El Şara ittifakının Kürdlerin boyutlarını aşan bir içeriği var. İran yanlısı Şii Blokuna karşı Sünni Blok. El Şara sünni blokun merkezine alındı.

Amerika ve İsral var iken, Türkiye Suriye’ye müdahale edemez derken yanılıyor muyduk? Yanıldık diyebiliriz. Aslında yanılmıyorduk da diyebiliriz. Türkiye El Şara’yı tepsi içinde İsrail’e sunarak İsrail’den Kürdlere sınırsız operasyon izni aldı. El Şara Paris’te İsrail’e teslim oldu.

Bu durumda İsrail ve Amerika ne diye bütün Arap devletlerinin ve Türkiye’nin karşı olduğu Kürd davasına bulaşsınlar ki? Niye sorumluluk alsınlar? Amerikan ve Yahudi tüccarlığı için Kürd kartı şimdilik kazançlı bir iş değildi. Gerçekten Kürdistan sorununa bir iş, bir ticari alışveriş olarak bakıyorlar.

Aslında İsrail, Amerika ve Türkiye Kürd statüsünün ve SDG’nin tümden tasfiyesi konusunda anlaşmışlardı. Gidişat o yönlüydü. Kuşatma ve çatışmalar o yönlüydü. Mazlum Abdi’ye Şam’da teslim olmaları için süre verildi. Mazlum Abdi de masadan savaşa devam kararıyla kalktı ve böylece bildiğimiz biri sürgün, beş Kürdistan parçasının ortak direnişi ortaya çıktı.

SDG’yi tasfiye sürecinin korkunç bir savaşa neden olacağını gören taraflar; Fransa, Amerika, El Şara ve Türkiye mevcut ara formülde buluştu.

Yani burada Abdulkadir Selvi’nin dediği gibi bir zafer yok. Kürdleri de az çok memnun eden ara bir formül var. Türkiye’nin son anda SDG’nin silah bırkması sevdasından vazgeçmesini ben geleceğe dönūk yatırım düşüncesine bağlıyorum. Siyaset ve çıkar dünyasıdır bu. Yarın Şam Türkiye’nin denetim ve kontrolü dışına çıkabilir. Böyle bir olasılık hesaplanarak Türkiye de Suriye Kürdlerinin tümden ezilmesini ulusal çıkarına uygun bulmadı. Ayrıca Türkiye Kürdlerinin vereceği tepki masa başı hesaplarını çöpe atabilirdi. SDG’nin dört tuğay halinde Suriye ordusu içinde kalmasını kendileri açısından şimdilik uygun bulmuş olabilirler. Türkiye hala geleceğin Kürd kartından vazgeçmiş değil.

PKK’nin tamamen silah bırakacak olması sadece Türklerin değil, Kürdlerin de lehine bir durumdur. 40 yıldan fazladır süren sonuçsuz bir savaşa Türkler ve Kürdler tek damla kan aktarmamalıdır.

PKK silahlarının tümden devre dışı kalacak olması Kürdler için bir yenilgi değil, isyan ve çatışmalarla geçirilmiş bir zamanın artık yasallaşma isteğidir. Erdoğan’ın danışmanı Mehmet Uçum diyor ki, Kürdlere ayrıca bir devlet gerekmiyor, Türk devleti Kürdlerin de devletidir diyor.

Kürdlerin de devletidir diyor, ama Kürtlerin de devleti olduğuna dair üç beş pragraflık resmi bir kayıdı veya hukuku Kürdlerden esirgiyor. Ortak oturduğumuz apartman binasına, Kürd sakinlerinin de ortak olduğuna dair bir kayıt veya Noter tasdiği yok. Tapuda Kürdün ismi yok. Madem Kürd vatandaşlarını çok, fazladan da çok seviyorlarlar, bu sevgiyi kayıtlara geçip NOTER’de damgalatmaları gerekiyor.

Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu