Anasayfa » Aktüel Yorum » Kürt düşmanlığında anlaştılar!

Kürt düşmanlığında anlaştılar!

Erdoğan, Putin ve Ruhani üçlüsü Ankara’da kameraların önüne geçtiklerinde öyle bir görüntü verdiler ki; olayı takip eden bütün objektif gözlemciler bu biraraya gelişin Suriye’de barışa ve istikrara katkı sunmayacağını anladı.

Tamamen yalanlarla kamuoyunu aldatmaya yönelik bu üçlü ortaklığın; kameraların önünde ne söylüyorsa gerçek hayatta onun tam tersini yapacağını şimdiden öngörebiliriz. Ortadoğu’da barışa hizmet etmeyeceği şimdiden belli olan bu üçlü bir araya gelişin bölge halklarının refahına ve istikrarına hiç bir katkı sunmayacağı böylece bir kez daha anlaşılmış oldu.

Ankara buluşması sonrasında yapılan ortak açıklamalarda altı çizilmesi gereken birçok nokta var, ancak bunlar arasında öne çıkan üç noktanın bizim tarafımızdan özellikle irdelenmesi gerekiyor.

İlk olarak Suriye’de yaşanan şiddet olayları ve bu üç ülkenin Suriye’de şiddet konusunda ortaya koyduğu tutum: Kabul etmek gerekir ki, Türkiye üzerinden Suriye’ye, Irak’a geçen DAİŞ ve benzeri yapılar kamuoyu önde birçok canilikler yaptılar. Dünya kamuoyu ilkel metodlarla öldürülen insanları görünce dehşete düştü. Nefret ve halk düşmanlığı Suriye’de DAİŞ adıyla organize olmuş ve bütün Ortadoğu’da terör estirmişti.

Ancak başta Kürtler olmak üzere sonradan onlara katılan diğer halklar hep birlikte bu coğrafyanın sadece DAİŞ ve benzeri yapılara mahkum olmadığını, Suriye Demokratik Güçlerini kurarak dünyanın geri kalanına gösterdiler.

O zamana kadar insanların Ortadoğu’da varolmadığını düşündüğü; kadın özgürlüğü, inanç özgürlüğü, ulusal demokratik tahammül Kürtlerle birlikte bütün güçü ile ortaya çıktı ve yeni bir hayatı bütün Ortadoğu için müjdeledi.

İlk defa insanlar Ortadoğu’da dayanışmacı, şiddetsiz bir toplumun mümkün olduğunu yaşayarak gördüler. İşte bu üç uğursuz ülke Ortadoğu’da tam da buna karşıdırlar.

İran; Suriye Rejimi ve diğer Şii unsurlarla birlikte toplumun geri kalan bütün kesimlerine saldırarak kendine alan açmaya çalışıyor. Rusya DAİŞ‘le mücadele bahanesi ile kendisinin Suriye’de bundan sonraki varlığını tehdit ettiğini düşündüğü bütün çevreleri yok etmeye çalışıyor. Suriye’de binlerce Sünni yerleşim yeri Rusya’nın hava bombardımanları nedeniyle hayalet şehre dönüştü.

Türkiye’yi konuşurken bile içimiz burkuluyor, acı duyuyoruz. Suriye’de iç savaşın başladığı ilk günden günümüze kadar bütün Suriye halkları için bir tür güvenli liman olan Efrîn Türkiye ve yanına aldığı çetelerin saldırısına uğradı, Efrîn dahil birçok bölge Türkiye’nin işgali altında.

Şimdi bu üç ülkenin lideri kamera önünde Suriye’de şiddetin bitirilmesinden bahsediyor. Kim inanır buna? Tamam kabul! Suriye’de mazlum bölge halkları dışında hiç kimse masum değil. Fakat buna rağmen; Putin, Erdoğan ve Ruhani Suriye ve Ortadoğu’nun bundan sonraki geleceğinde en uğursuz biraraya gelişi temsil ediyorlar. Dolayısıyla bu üçlünün ağzına “Suriye’de çatışmayı ve şiddeti bitirme!” lafı hiç yakışmıyor.

İkincisi: Putin, Erdoğan, ve Ruhani üçlüsünün “Suriye’nin egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne bağlı olduğu!” yalanıdır. Rusya ısrarla Tartus ve Lazkiye’deki üslerini güçlendirmeye bu bölgeyi tamamen kendi kontrolü altına almaya çalışıyor. İran Şii milislerle mümkün olan en geniş coğrafyada varlığını sürekli kılmak için yoğun bir çaba içerisinde. Türkiye sadece toprak işgal etmekle kalmıyor, hiç utanıp sıkılmadan o bölgelere vali atadığını söyleyecek kadar ileri gidiyor. Şimdi kim inanır bu adamların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne bağlıyız!” yalanına?

Üçüncüsü ve en önemlisi Türkiye ve İran’ın kadim Kürt düşmanlığına Rusya’nın da katıldığını açıkça ilan etmiş olmasıdır. Ortak açıklamadaki ifade şöyle; “Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğü ile komşu ülkelerin ulusal güvenliğini zayıflatmayı amaçlayan ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılığı ifade edilmiştir!”

Bununla Kuzey Suriye Federasyonu’nun kast edildiği çok açık, Türkiye Kürt karşıtı saldırgan tutumuna Rusları ortak etmiştir. Öyleyse daha güçlü direnmek için şimdiden Kürtler de kendi bağlaşıklarıyla ilişkilerini güçlendirmeli, hem sosyal hem de askeri hazırlıklarını tamamlamalıdırlar.

Aslında her şey daha yeni başlıyor; çok uzun zorlu bir mücadele dönemine hazır olmalıyız!

Yazar Cafer Tar

Cafer Tar

Öneri yazı

Öcalan rüyası

28 Ağustos 1963 yılında Martin Luther King Washington’da 250000 kişilik “İş ve Özgürlük” mitinginde “I …