Aktüel Dünya

SURİYE’DE KAÇINILMAZ SAVAŞ!

Faysal Dağlı

HTŞ rejimi, askeri bölge ilan ettiği Fırat kıyılarına büyük bir yığınağa ve Deyr Hefir’de öncü saldırılara başladı. (Hedeflenen Tabka bölgesinde 3 büyük elektrik barajı yeralıyor.)

Bu taktiği Halep’te Kürt mahallelerin kuşatmasında ve öncesinde Tel Rifat ve Menbiç’te de uygulamıştı. Şimdi sırada Fırat’ın batısındaki SDG hedefleri yeralıyor.

Tüm bu saldırıların kurmay aklını Türk generallerin oluşturduğunu bizzat Savunma ve Dışişleri Bakanı vs gibi aktörler zaten açıklamıştı. Karabağ savaşında da Türk subayları Ermeni güçlerine karşı savaşı idare etmiş, Suriye’deki cihatçılarını orda da kullanmışlardı.

Son zamanlarda konuya dair konuşan Türk yetkililer siyasi ve askeri hedeflerinin SDG’nin varlığı olduğu konusunda net ifadeler kullanıyor. Devlet Bahçeli de Salı günkü konuşmasında SDG’nin elimine edilmesi yolundaki kararlarını deklare ederek HTŞ’ye yeni koordinatlar verdi.

Suriye’de tarafların 10 Mart anlaşması üzerinden bir birlerini oyalama, zaman kazanma, koşulları kendi lehlerine evirme konusundaki taktiklere son verdikleri anlaşılıyor. ABD’nin baskısı altında 10 Mart anlaşması etrafında oluşturulan “sonuçsuz görüşmeler ve bekle-gör” dengesinin kendi lehlerinde olmadığına kanaat getiren Türk tarafı Halep saldırısı ile bunun işaretini verdi ve çetelerini Fırat kıyılarına taşıdı.

HTŞ, Batı Fırat’taki savunması güç olan son SDG kalelerini hedef alarak, sonraki durağın Deyruzor ve Rakka olacağını da zaten çeşitli vesileler ve 10 Mart anlaşmasınını koşulu olarak ifade etmişti.

Colani rejimi, Batı Fırat’taki çatışmaların sonucuna göre Deyruzor ve Rakka’daki SDG müttefiki Arap aşiretleri, Menbic ve Eşrefiye’de yaptığı gibi kendi yanına çekmeye odaklanacaktır. SDG müttefiği olsalar bile güce ve imtiyaza göre tavır değiştirme alışkanlığının yaygın olduğu Arap liderlik kültürünün prensipli davranacağı konusunda herkesin endişeleri var.
Ankara ve Şam kurmaylarının burda gedik açabilirlerse savaşın son muharebesini Kamışlo sokaklarında yapmayı planladıklarından emin olmak gerek. Sahada bu planı engelleyecek tek dezavantaj Türk hava gücünün kullanım kapasitesi olacaktır. Hava desteği olmayan HTŞ ordusunun SDG karşısında şansının olmadığı konusunda askeri uzmanlar hemfikir. Türk yönetimi ve HTŞ rejimi askeri planlarına engel olmaması için SDG’ye karşı her ataklarında İsrail’e bir taviz verip ilerlemeye çalışacaklardır. Trump’ın Suriye’deki kaygısının İsrail’in güvenlik ajandası olduğu zaten biliniyor.

Özetle Kürt güçleri ve HTŞ/TSK arasındaki son savaşın kaçınılmaz olduğu sürece giriyoruz. Bunu engelleyecek tek güç Pentagon’dur!

Rojhilat Faktörü

Öte yandan Suriye’de bahar aylarında beklenen bu tırmanmanın erkene alınmasının nedeni İran’da başlayan halk ayaklanması oldu.

Türk yönetimi, İran rejiminin çöküşe geçmesi ile Rojhilat Kürdistanı’nın, bölgesel Kürt hareketini yeniden diriltme ve uluslararası ilişki fırsatı için genişleme alanı olacağından duydukları korku ile Suriye’de HTŞ’nin ipini serbest bıraktı. TC’nin, Kürtlerin diri gücünün Rojhilat’a yoğunlaşmasını engellemek ve Kürt halkının dayanışmasını zayıflatmak için Rojava’ya yönelik savaşı erkene aldıkları anlaşılıyor.

ABD, Fırat’ın doğusu için SDG’ye dayanışma garantisi vermiş olsa da değişen güç dengelerinin garantileri de değiştirebileceğini unutmamak gerek.

SDG’nin Dileması

Öte yandan Batı Fırat’ta ve Deyruzor ile diğer bölgelerde tekrarlanan HTŞ saldırlarına karşı sürekli savunmada kalarak, HTŞ’nin SDG kaleleri önüne yığılmasını beklemek, kaçınılmazı ertelemek, Şam açısından SDG’nin zaafı olarak yorumlanıyor! Saldırı konusunda bunca istekli olmalarının bir nedeni de bu.

Rojava yönetimi, Şam’ı gaspeden HTŞ rejimine karşı şimdiye dek gereksiz bir makûliyet tavrı ile hareket etti. Kürt yönetimi, karşılıksız mütevazilikle gerek Esat, gerekse HTŞ rejimleri ile pazarlık çıtasını hep en alttan tuttu. Sonuç, Halep’te görüldüğü gibi katliam ve Tel Rifat’ta Kürtlerin sürülmesi oldu.

Tüm bu boyutları hesapladıklarını varsaydığımız Rojava yönetiminin bundan böyle politik ve stratejik planlarını yeni gerçeklik üzerinden kurguladığı umulabilir.
HTŞ / TC’nin planlarını tutturamayıp görüşme masasına geri dönmeleri halinde Rojava yönetiminin yeni bir levele geçmesi de beklenebilir.
Şam rejimi ve hamileri ile müzakerelerde eskisi gibi alçak gönüllü, taleplerini ve pazarlığı en alttan başlatan, her çağrıldığında koşarak Şam’a giden mevcut siyaset tarzının Kürt halkı nezdinde itibarı kalmamıştır. Kürt halkı SDG’nin yanındadır, ancak son zamanlardaki düşük profilli bu tarz-ı siyaseti de eleştirmektedir.
Bundan böyle Kürtlerin Suriye birliği içinde kalmasının koşulunun iki merkezli konfederasyon olması dışındaki seçeneğin de trajedi olacağı açıktır.

EB / Aktüelsanat

portal için içerik derleyici
Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu