Aktüel Yorum

Yaralı kadınlar düslüyorum, yaralarını kapatmak için kırmızı saten geceliklerle dolaşıyorlar

Yaralı kadınlar düslüyorum, yaralarını kapatmak için kırmızı saten geceliklerle dolaşıyorlar. Trajik bir ışıkları var. Ne kadar mutsuz sevişiyor bu tanrıçalar.

Onları solduran, kanatan, acıtan bedenlerin altında kaç gece tecavüze uğruyorlar.

Kaç defa?

On dokuzuncu yüzyıl nihilist duygusal mantığı çekici buluyor bu acıları, Susan Sontag deyimiyle tüberkülozla eş, evet evet bitkin bir solukluk, melankolik bir karakter, yaşam karşısında gücü kalmamış bir beden. Bunları düşünürken,

Giyinebilirsiniz, bir şeyiniz yok, diyor doktor.

Tüberküloz değilim yani, mağdurluk anlatısının ardına sığındığım mecburiyetlerim yok. Üstelik bir orduyu alaşağı edecek cesaretli kadınlar var etrafımda. Naif, özgür, müdanasız, eyvallahsız.

Ama yalnız yakalandım mememdeki sızıya işte

Kendimi Ortaköy’de bildiğiniz o cafeye atıp, Meral’in getirdiği tez çalışmasına göz gezdiriyorum. Hemen her sayfada şiddete maruz kalmış kadınlar arasında ruh hastalıklarının yaygınlığı vurgusu var. Olmadık bir anda ortaya çıkan depresyon, anksiyete, öz saygılarının anlamlı derecede düşüklüğü bu kadınlar için kaçınılmaz bir sonuç.

Bu sırada kahvemi masaya bırakıyor emektar kadın, kolumdaki sızıyı kastederek, kocanla bir ilgisi yok değil mi, diye soruyor.

Yüzümü ahşaptan oymuşlar gibi bakakalıyorum. O anda anlıyorum elleri buz kesmiş bu kadının kocasından şiddet gördüğünü. Elimdeki tezi kaldırıp çöpe atmak istiyorum karşımdaki kadının da, kadın ve kadınlığına dair ne varsa sızlayan bedenime hapsetmek .

Dağla, taşla, bitkiyle, ağaçla empati kuran kadının karşı cinsle arasındaki bağda, olağanlaştırdığı bir uçurum bu.

Sistem nasıl da  kanlı el­leriyle üzerimize üzerimize geliyor.

Dayağa, tokata, tekmeye maruz kalan, bıçaklanan kadın kimi za­man bir gazeteci, kimi zaman yemeği yakmış bir ev emekçisi, eşinden ayrılmış ya da ayrılmak isteyen bir eski eş eski sevgili ya da bedenini satmak zorunda bırakılmış bir kadın.

Mesleklerimiz  farklı olsa da fiziksel şiddetin bedenimize ve ruhumuza bıraktığı izin rengi aynı.

Kadın dövülür çünkü erkeklik, erkeğin iktidarı ancak bu biçimde is­patlanır.

Şiddet uygulayan kendine, çevresine gücünü kanıtlarken, şiddete maruz kalan kadın kendini güçsüz, suçlu ve aşağılanmış hisseder.

Şiddetin onaylayıcısı toplum, bu olayın nedenini kadının davranışla­rıyla açıklamayı tercih eder.

Ne kıymetli bir ikiyüzlülük değil mi?

 

İçmedin kahveni Özgül’cüm.

Kadının ellerini tutuyorum, yaralı kadınlar düşlüyorum.

Yaralarını kapatmak için kırmızı saten geceliklerle dolaşıyorlar, trajik bir ışıkları var.

Ne kadar da mutsuz sevişiyor bu tanrıçalar.

Onları solduran, kanatan, acıtan bedenlerin altında kaç gece tecavüze uğruyorlar.

Kaç defa?

Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu