
uzaklardan biraz buğday ve pamuk topladım…
Dostoyevski,
Öteki romanındaki Golyadkin karakteriyle, bilincaltindaki vahimlerin ortaya çıkardığı ikilemlerin insan hayatını nasıl alt üst ettiğini çarpıcı bir dille anlatır…
Maskeyle dolaşan insanlardan, iyilerin azlığından, yalakalardan, ikiyüzlülerden,
üst tabakalardakilerin diğerlerini ezmesinden rahatsız olan kahramanın, uşağı Petruşka’ ya karşı sergilediği şüpheci ve aşağılayıcı tutumları tasvir ederek,
insanın başlı başına bir çelişki yumağı olduğunu tahlil eder…
Kaç farklı dünyada yaşıyoruz bilmiyorum…
Sanal alemde yaşayanların hızla çoğaldığı, sosyal medya denilen tehlikenin salgın hastalık gibi yayginlastigi bir zamanda,
Hepimiz Kahramanız
Hepimiz Tanrı
Ama Şeytan yok!
Hakikati görmemek üzerine kurgulu, inanıp teselli olacağımız yalanlar icat ediyoruz…
Kendimizden kaçarken o çok reddettigimiz Tanrı’ nın ve iktidarların gücüne sığınıyoruz
Yaşadığımız kişilik yarilmaları,
çıplak bırakılmış halimiz görülmüyor sanıyoruz…
Düştüğümüz şizofrenin görünür hali işte o elle tutulmayan sanal örtüler…
Bir tek seçeneğimiz var hayatta,
estetik bir anlayışla direnmek…
Kısa yanılgılarımı tepelerden yuvarlamakla meşgulum bu ara.İçim çok acıdığı zaman, yorganın altında gizlice kedere boğuluyorum.
Gitmeliyim artık,
içimdeki yekpare acılarımı şöyle bir terslemem lazım.
Bessie Smith’ in hırıltılı sesi böyle söylüyor.
Bir balkonun yurtsuzluğunda, blues’ un babaannesiyle ,
uzaklardan biraz buğday ve pamuk topladım…
