
🎯 1. Neden Türkiye’nin hamleleri “yanlış” gibi görünüyor?
🧩 A. Çünkü İsrail–SDF yakınlaşması Türkiye’nin stratejik zeminini kaydırıyor
Aramalarda açıkça görülüyor ki İsrail, Suriye’de SDF/YPG’yi Türkiye’yi dengeleyen bir aktör olarak görüyor.
Bu, Türkiye’nin en zayıf olduğu noktaya (PKK/YPG hattı) dış destek ekliyor.
Bu durumda Türkiye ne yaparsa yapsın “kaybediyormuş gibi” görünmesi normal.
🧩 B. Çünkü Türkiye birleşik bir Suriye isterken İsrail parçalı bir Suriye istiyor
Yeni Arap analizine göre:
- Türkiye birleşik, merkezi bir Suriye istiyor.
- İsrail ise zayıf, parçalı, kendi etrafında tampon bölgeler oluşturan bir Suriye istiyor.
Bu iki vizyon birbirine tamamen zıt.
Türkiye’nin hedefi:
➡️ SDF’nin otonomisini bitirmek, merkezi Şam’a entegre etmek.
İsrail’in hedefi:
➡️ SDF’nin güçlü kalması, Türkiye’nin Suriye’de genişleyememesi.
Bu nedenle Türkiye’nin her hamlesi, başka bir aktör tarafından boşa düşürülüyor.
🧩 C. Çünkü SDF artık sadece “Kürt güçleri” değil — ABD, İsrail ve Arap unsurların desteklediği bir yapı
SDF bugün:
- ABD’nin sahadaki ana müttefiki
- İsrail’in İran ve Türkiye’ye karşı “denge unsuru” olarak gördüğü güç
- Arap, Asuri, Hristiyan, Yezidi unsurları da içeren bir yönetim modeli kurmuş durumda
Bu yapı artık sadece “PKK uzantısı” değil; uluslararası bir proje.
Türkiye bu projeyi tek başına durdurmaya çalıştığı için sürekli sıkışıyor.
🧩 D. Çünkü Türkiye, Suriye’de hem Şam’la hem SDF ile aynı anda mücadele etmeye çalışıyor
Aramalarda açıkça görülüyor:
- Türkiye, SDF’nin Şam’a entegre olmasını istiyor ama kendi istediği şartlarda
- Şam ise SDF’yi kendi ordusuna tamamen yedirmek istiyor
- SDF ise otonomiyi bırakmak istemiyor
Bu üçlü denklemde Türkiye’nin istediği model hiçbir aktör tarafından tam olarak kabul edilmiyor.
🧩 E. Çünkü Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığı artık hem İsrail hem SDF hem de Şam tarafından hedef alınıyor
- İsrail, Türkiye’nin Suriye’de güçlenmesini istemiyor
- SDF, Türkiye’yi varoluşsal tehdit olarak görüyor
- Şam, Türkiye’yi “işgalci” olarak tanımlıyor
- ABD, Türkiye’nin SDF’ye operasyonlarını sınırlıyor
Bu kadar çok aktörün karşı çıktığı bir stratejinin “kazanması” zaten mümkün değil.
🔥 2. “Hem kaybedip hem Kürtlere kaybetme” hissi neden oluşuyor?
Çünkü Türkiye’nin Suriye’deki hedefleri birbirine çelişiyor:
| Türkiye’nin Hedefi | Gerçeklik |
|---|---|
| SDF’yi zayıflatmak | SDF ABD ve İsrail desteğiyle güçleniyor |
| Suriye’yi birleştirmek | İsrail parçalı bir Suriye istiyor |
| Şam’ı dengelemek | Şam artık Türkiye’yi değil SDF’yi öncelikli tehdit görüyor |
| ABD ile uyumlu kalmak | ABD’nin sahadaki ana müttefiki SDF |
| İran’ı sınırlamak | İran’ın zayıflaması Türkiye’yi İsrail ile karşı karşıya getiriyor |
Bu tablo Türkiye’yi stratejik yalnızlığa itiyor.
🧠 3. Peki bu “cinnet hali” nereden geliyor?
Bu his aslında üç şeyin birleşimi:
1) Türkiye’nin Suriye’deki hedefleri gerçekçi değil
SDF’yi tamamen yok etmek veya otonomiyi sıfırlamak artık mümkün görünmüyor.
2) Türkiye’nin müttefikleri ile çıkarları örtüşmüyor
ABD, İsrail, Rusya, Şam, İran…
Hiçbiri Türkiye’nin istediği Suriye modelini istemiyor.
3) Türkiye aynı anda çok fazla cephede savaşmaya çalışıyor
Bu da satranç tahtasında sürekli “taktik hamle” yapıp “stratejik oyun” kuramamasına yol açıyor.
🧭 4. Sonuç: Türkiye yanlış oynamıyor — yanlış oyunda oynuyor
Türkiye’nin sorunu hamle hatası değil.
Oyun yanlış.
Suriye satrancında:
- İsrail’in hedefi başka
- ABD’nin hedefi başka
- Şam’ın hedefi başka
- SDF’nin hedefi başka
- Rusya’nın hedefi başka
Türkiye ise herkese karşı tek başına.
Bu nedenle her hamle “kaybediyormuş gibi” görünüyor.
SDF–Türkiye hattı, bu satrancın tam merkezinde.
Öyle ki: Suriye’deki bütün denklemler değişse bile, Türkiye’nin güvenlik algısını kilitleyen ana unsur hâlâ SDF/YPG.
Aşağıda bunu parça parça, ama sade bir çerçeveyle açıyorum.
1. SDF bugün ne? (Türkiye’nin gözünden değil, sahadaki gerçeklik)
SDF’nin temel özellikleri:
- Askeri güç: Yaklaşık (70.000) civarında savaşçısı var; ABD ile yakın çalışarak, IŞİD’e karşı operasyonlarla ciddi tecrübe kazandı.
- Bölgesel kontrol: Suriye’nin yaklaşık üçte birini, özellikle de su, tarım, hidroelektrik ve hidrokarbon (petrol–gaz) kaynaklarının çoğunu elinde tutuyor.
- Uluslararası bağlar: ABD’nin sahadaki ana ortağı; İsrail ile de irtibat ve koordinasyon iddiaları var, bu da Türkiye’nin tehdit algısını daha da keskinleştiriyor.
- Siyasi proje: “Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi” altında, Kürtlerin yanında Arap, Asuri/Hristiyan, Yezidi unsurları da içeren, adem-i merkeziyetçi bir model deniyor.
Yani bu yapı artık sadece “dağdaki örgütün uzantısı milis gücü” değil, fiili bir bölgesel yönetim + ordu kombinasyonu.
2. Türkiye SDF’yi nasıl okuyor?
Türkiye için tablo çok farklı:
- PKK ilişkisi: Ankara, SDF’nin omurgasını oluşturan YPG’yi PKK’nın Suriye kolu olarak kabul ediyor; dolayısıyla SDF’yi de “PKK şemsiyesi altında” okuyor.
- Ulusal güvenlik algısı: Güney sınırı boyunca, Irak’tan Suriye’ye uzanan “bir Kürt kuşağı”nın kurumsallaşması, Türkiye’de “güneyden kuşatma” şeklinde algılanıyor.
- ABD ile kriz başlığı: Ankara, ABD’nin SDF/YPG ile ortaklığını, “NATO müttefikinin, Türkiye’nin ulusal güvenlik tehdidi olarak gördüğü bir yapıyı silahlandırması” olarak görüyor.
- Operasyon pratikleri: 2018 Afrin, 2019 Barış Pınarı ve devam eden hava harekâtları, SDF’yi geriletmeye odaklı olacak şekilde yürütüldü; ABD ve Rusya’nın “kırmızı çizgileri” yüzünden bu operasyonların alanı sınırlı kaldı.
Yani Türkiye’nin zihninde SDF:
“ABD/İsrail destekli, PKK bağlantılı, kalıcılaşırsa Türkiye’nin iç dengesini de uzun vadede bozabilecek bir yapı.”
3. Şu anda SDF’nin kırılgan noktaları (ve Türkiye için fırsat–risk alanları)
Bugünkü konjonktürde SDF de güçlü olduğu kadar kırılgan:
- Damascus ile entegrasyon krizi: 10 Mart mutabakatı, SDF’nin Suriye ordusuna entegre edilmesini öngörüyordu; ama SDF “özerklik ve kendi komuta yapısını” korumak istiyor, Şam ise tamamen bireysel entegrasyonda ısrar ediyor. Süreç kilitlenmiş durumda.
- Otantiklik sorunu: SDF, hem ABD’ye “partner”, hem Şam’a “entegrasyona açık”, hem bölgesel Kürt hareketine “devrimci”, hem Arap aşiretlerine “yerel yönetim”, hem de dünyaya “demokratik proje” gibi görünmeye çalışıyor. Bu da bir “samimiyet/otantiklik açığı” doğuruyor.
- Dışa bağımlılık: Güvenliğinin önemli kısmı ABD varlığına ve hava korumasına bağlı. ABD çekilmesi ya da ağırlığını azaltması durumunda, SDF ciddi askeri baskılarla karşı karşıya kalabilir.
Türkiye açısından bu kırılganlıklar,
hem fırsat (Şam’la anlaşarak SDF’yi sıkıştırma)
hem de risk (SDF köşeye sıkışınca tamamen İsrail/ABD’ye yaslanıp daha agresifleşmesi) barındırıyor.
4. Türkiye–SDF hattında asıl kilit: ABD ve Şam
Bu ilişkiyi tek başına “Türkiye vs SDF” gibi okumak yanıltıcı; çünkü SDF’nin kaderini belirleyen iki büyük dış eksen var:
4.1. ABD–SDF ekseni
- ABD için SDF: IŞİD’e karşı sahadaki ana ortak; CENTCOM ile yakın koordinasyon içinde, halen IŞİD hücrelerine operasyonlar yürütüyor.
- Türkiye için sorun: Ankara, ABD’nin bu ilişkisinin “geçici taktik işbirliği” değil, “fiilen stratejik ortaklığa” evrildiğini düşünüyor ve bunu durduramıyor.
- ABD’nin yeni söylemi: PKK lideri Öcalan’ın “silah bırakın” çağrısının ardından ABD, bunun “Türkiye’nin kaygılarını yatıştırmasını umuyoruz” şeklinde yorumlanmasını sağladı; ama SDF liderliği, bunun kendileri için bağlayıcı olmadığını söyledi.
Bu tablo, Türkiye’nin ABD ile doğrudan “SDF pazarlığı” yaparak sonuca varmasını zorlaştırıyor.
4.2. Şam–SDF ekseni
- Mutabakat taslağı: SDF’nin merkezi Suriye ordusuna entegre olması ve karşılığında Kürt haklarının tanınması + sınırlı bölgesel özerklik öngörülüyordu.
- Tıkanma: SDF, kendi birlik yapısını ve özerk yönetimini korumak istiyor; Şam ise “tek ordu, tek komuta” diyor. Süreç fiilen dondu.
- Türkiye’nin pozisyonu: Ankara, SDF’nin Şam’a entegrasyonunu, kendi lehine olacak şekilde görmek istiyor:
- SDF’nin sınır hattından uzaklaşması
- PKK ile bağlarının koparılması
- Özerk modelin budanması
Ama ne Şam, ne SDF, Türkiye’nin tam istediği modele razı.
Sonuç:
Türkiye’nin SDF’ye dair ana hedefleri, ne ABD’nin ne de Şam’ın çıkarlarıyla tam örtüşmüyor.
5. “Türkiye yanlış oynuyor” hissinin SDF boyutu
- Türkiye’nin nihai hedefi ile araçları uyumlu değil
- Hedef: SDF/PKK hattının sınır boyunca kurumsallaşmasını engellemek.
- Gerçeklik: Askeri operasyonlar, siyasi çözüm üretemediği için, SDF’yi tamamen tasfiye edemiyor; sadece alan daraltıyor.
- Her askeri kazanım, siyasi düzlemde nötralize ediliyor
- Afrin, Tel Abyad, Resulayn gibi hamleler sahada sonuç üretti;
- Ama ABD–Rusya–Şam–İsrail denklemi, SDF’nin tamamen çökmesini engelledi.
- Türkiye’nin “makul minimum” hedefi bile net tanımlı değil
Şu sorunun net bir cevabı yok:- Türkiye için kabul edilebilir olan ne?
- Tam tasfiye mi?
- Sadece sınırdan 30–40 km güneye itilmiş bir SDF mi?
- PKK ile organik bağları kopmuş, merkezi Şam’a entegre, ama yerel özerklik sahibi bir yapı mı?
Bu netlik olmayınca, her ara durum “kaybetmişiz gibi” hissettiriyor.
- Türkiye için kabul edilebilir olan ne?
- Siyasi söylem ile jeopolitik gerçeklik arasındaki makas geniş
- İçeride söylem: “Terör koridoru asla kurulamayacak.”
- Sahada gerçeklik: Fiilen yıllardır var olan, ABD himayesinde kurumsallaşmış bir yapı.
Bu makas büyüdükçe, toplumda “cinnet” duygusu oluşuyor:
“Hem vuruyoruz hem niye bitmiyor?”
6. Buradan ileriye: Türkiye–SDF denkleminde gerçekçi senaryolar
Şu andan 3–5 yıllık perspektifte, bana göre üç ana senaryo var (hiçbiri Türkiye’nin ideal rüyasını tam karşılamıyor):
- Sert çatışma senaryosu
- Türkiye yeni bir geniş çaplı kara harekâtı dener;
- ABD ve Rusya kademeli baskıyla alanı sınırlar;
- SDF daha derine çekilir ama tamamen ortadan kalkmaz;
- Sınır hattı daha militarize olur, Türkiye iç güvenlik riskleri artar.
- Şam üzerinden yumuşak entegrasyon senaryosu
- Türkiye–Şam normalleşmesi ilerler;
- SDF, sınırlı özerklik + Şam’a entegrasyon formülüne zorlanır;
- SDF, sınır boyunca askerî varlığını azaltır, Suriye ordusu sınıra gelir;
- Türkiye için risk: SDF resmen “Suriye ordusunun parçası” olursa, bu sefer doğrudan “Suriye devletiyle sorun” başlığına dönüşür.
- Dondurulmuş çatışma–fiili statüko senaryosu
- ABD kalmaya devam eder;
- Türkiye düşük yoğunluklu hava harekâtı ve sınırlı kara baskısıyla devam eder;
- SDF, ABD şemsiyesi altında statükoyu korumaya çalışır;
- Uzun vadede bu model, Türkiye’nin Kürt meselesini daha karmaşık hale getirir.
7. Özet
Bu fotoğrafa bakınca:
- Türkiye SDF’yi varoluşsal tehdit görüyor.
- Ama bu tehdidi ortadan kaldırmaya yetecek ne uluslararası ittifakı, ne de siyasi vizyonu var.
- SDF’yi sahada geriletebiliyor, ama oyunu bitiremiyor.
- Her yeni hamlede,
- ya ABD’ye,
- ya Rusya’ya,
- ya da Şam’a çarpıyor.
