Aktüel Yorum

Temel insan haklarımızı ve yaşam tarzımızı kim koruyacak?

Muhalefete yönelik eleştirilerimin, itirazlarımın kimilerini kızdırdığının farkındayım.

Esasında hepimizin amacı ülkeyi içinde bulunduğu bu durumdan çıkaracak bir yol yaratmak. Eleştirilerin de itirazların da yorumların da “Şöyle yapılsa daha iyi olur” tarzı önerilerin de tek bir amacı var ki o da bu yolun oluşumuna katkı vermek.

Reklam

Fakat meseleye parti, mahalle, grup kazanımı olarak bakanlar muhalefete yönelik eleştirileri sanırım kendilerine saldırı olarak değerlendiriyorlar.

Halbuki geldiğimiz durumda asıl derdimiz bir partinin kaybı ya da kazancı, bir mahallenin üstünlüğü ya da diğerinin yenilmesi değil. Tek bir meselemiz var ki o da ülkemizin daha fazla tahribata uğramaması, rejim değiştirme çabalarıyla raydan çıkarılan ülkenin yeniden rayına oturtulması.

Fakat bu konuda esaslı bir yaklaşım, stratejik akla dayalı bir politika oluşturulduğunu ne yazık ki söyleyemeyiz.

Reklam

Bunun en somut, son örneğini içki yasağı meselesinde bir kez daha gördük.

İktidar anayasadaki açık, belirgin şekilde teminat altına alınmış en temel insan hakkını bir oldubittiyle yasaklama yoluna gitti.

Dahası bunu açık bir genelgeyle ya da resmi bir duyuruyla da yapmadı, sadece neye dayandığı belli olmayan bir söylentiyle yasağı uygulama yolunu tercih etti.

Buradaki esas mesele içki satışını yasaklamak değil, bireylerin ne yiyip ne yemeyeceğine, neyi içip neyi içmeyeceğine, neyi giyip neyi giyemeyeceğine, hangi diziyi izleyip izleyemeyeceğine, inanıp inanmayacağına, dahası inancını nasıl yaşayacağına, kimin hangi yaşam tarzını tercih edeceğine karar verebilecek hakkı devletin kendinde görme meselesi.

Yani neyin zararlı neyin yararlı olduğuna, neyin kötü neyin iyi olduğuna, inancımızı nasıl yaşayıp yaşamayacağımıza bizim adımıza birilerinin karar vermesini kabul edip etmeyeceğimiz meselesi.

Geçmişteki başörtüsü yasağı da aynı sorunlu yaklaşımın ürünüydü, bugünkü içki yasağı da aynı sorunlu yaklaşımın ürünü.

Bugün içki yarın bir başka konu. Önemli olan, toplum olarak bu hakkımızı devlete devrediyor muyuz etmiyor muyuz, asıl mesele bu.

Bu konuda mevcut iktidar her geçen gün biraz daha mevzi kazanıyor.

Anayasaya aykırı kararlar alarak bireylerin tercihlerini kısıtlama veyahut bir yaşam tarzı dayatmada her gün biraz daha pervasızlaşıyor ve nihayetinde özgürlük alanımız daha da daralıyor.

İktidar her gün biraz daha pervasızlaşıyor çünkü bu yasakların ne anlama geldiğini topluma sarih bir şekilde anlatacak, dahası toplumdaki bu yasaklara karşı oluşan itirazı bir güce dönüştürecek stratejik bir muhalefet aklı da, politikası da yok ne yazık ki.

Muhalefetin zayıflığı ya da yetersizliği veyahut meseleyi doğru noktadan ele alamaması hem iktidarın yaptığı bu hak ihlallerini meşrulaştırıyor hem de toplumsal anlamda destek bulmasına neden oluyor.

Muhalefetin bu konudaki tavrını özellikle de “Muhalefeti çok eleştiriyorsun” diyerek bana itiraz edenlerin dikkatine sunmak istiyorum.

İçki yasağı meselesi ortaya çıktığında CHP genel başkan yardımcısı TBMM’de yaptığı konuşmada iktidar mensuplarına yönelik mealen şöyle dedi: Sizi Allaha havale ediyorum.

Bir diğer tuhaf açıklama da İYİ Parti genel başkan yardımcısından geldi, o da mealen şöyle diyor: Bizim halkımız zaten mübarek günlerde pek içki içmez, Ramazan’da, bayramlarda, cuma akşamları bu hassasiyete dikkat eder.

Diğer muhalefet partilerinden de bu konuya dair esaslı bir itiraz gelmedi.

Çünkü konuyu içki yasağı meselesi olarak ele alıyorlar ve toplumun gözünde içki taraftarı konumuna düşmek istemiyorlar.

Sanki mesele içkiymiş, bunun yasaklanmasıymış gibi davranarak devasa bir hak ihlalinin gözden kaçırılmasına neden oluyor, dahası bu devasa hak ihlalini önemsizleştiriyorlar.

Bu kadar basit bir meselede bile sağlıklı bir yaklaşım, dil, politika tutturamamak anlaşılır bir şey değil.

Karşı duracak güçlü bir dil, temel insan hakkı eksenli anlaşılır bir itiraz ortaya koyamadıkları gibi tam tersine “Zaten halkımız mübarek günlerde içmez” diyerek iktidarın bu pervasızlığını daha da meşrulaştıracak bir yaklaşım ortaya koymaları akıl almaz bir durum.

Yukarıda da söyledim, tekrar edeyim: Bu mesele bir içki yasağı meselesi değil, devletin topluma, bireylere yaşam tarzı dayatma hakkını kendinde görüp görmeme meselesi.

Üstelik bu tutum anayasaya açıkça aykırı olmasına rağmen bu yasağı kolayca uygulama cüretini gösterebilme meselesi.

Esas mesele buna razı gösterip göstermeyeceğimiz.

İstiyor muyuz gerçekten?

Mesela ne giyeceğimize, hangi diziyi, filmi izleyeceğimize, ne yiyip ne içeceğimize, ne giyip ne giymeyeceğimize, hangi inancı nasıl yaşayacağımıza devletin karar vermesini istiyor muyuz?

İstemiyorsak bunu kim dile getirecek ve iktidarın bu minval pervasızlıklarına kim hangi yolla dur diyecek?

Açıklamalara bakılırsa muhalefetin böyle bir derdi yok.

Çünkü meselenin içki meselesi olmadığını, temel insan haklarına bir saldırı olduğunu kendileri bile göremiyor.

Sorun sadece muhalefetin eksikliği, yetersizliği ya da güçlü politika belirleyememesi değil, bunu yapamadığı gibi bir de iktidarın elini rahatlatacak, işini kolaylaştıracak yaklaşımlardan da geri durmaması.

Bütün bunlara itiraz etmeyelim mi?

Muhalefete “Siz tam olarak ne yapıyorsunuz Allah aşkına?” diye sormayalım mı?

Ya da “Tamam engelleyemiyorsunuz, bari iktidarın yaptıklarını meşrulaştırmaktan geri durun” demeyelim mi?

Daha güçlü, daha akılcı, daha sağlıklı, daha etkili bir dil ve yaklaşım belirlenmesi gerektiğine dikkat çekmeyelim mi?

Benim asıl merak ettiğim bana “Muhalefeti çok eleştiriyorsun” diyerek itiraz edenlerin muhalefetin bu yanlışlarına niçin sessiz kaldığı.

Niçin sessiz kalıyorsunuz gerçekten?

Derdimiz ülkemizin demokrasinin işlediği, adaletin olduğu, temel insan haklarının uygulandığı medeni bir ülke olmasıysa o zaman bu değerlerin tahribatına yanlış üsluplarıyla, politikalarıyla destek olan muhalefete niçin sesinizi yükseltmiyorsunuz?

Kim koruyacak bizi iktidarın bu pervasızlıklarından?

‘Seçime kadar hepimiz susalım, seçimi kazanır bu durumdan kurtuluruz’ gibi bana göre gerçeklikten uzak bir görüşten, bir hayalden tam olarak ne zaman kurtulacaksınız?

Kurtulup da sahici, gerçek bir yol ve yöntem ne zaman belirleyeceksiniz veyahut belirlemeleri için partilerinize baskı yapacaksınız?

Diğer taraftan yanlışa itiraz etmek, eleştirmek yıkmak değil daha iyisini yapmaya zorlamak, teşvik etmek, cesaretlendirmektir.

Bunu bile yapmayacaksak o zaman neyin mücadelesini veriyoruz ki?

Baştaki soruyu tekrar sorayım: Muhalefete de çağrı yapmayacak, yanlışlarını düzeltmek için itirazlarda bulunmayacaksak iktidarın bu pervasızlıklarına karşı ülkeyi ve bizim en temel haklarımızı kim, nasıl koruyacak?

Buyurun cevabı siz verin.

İktidarın insafa gelmesini ve yanlıştan dönmesini bekliyorsanız korkarım ki hayal görüyorsunuz.

Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu