Aktüel Yorum

Savaş ve direniş

Dünya çoklu krizlerle çalkalanıyor. Post-modern karakterli yeniden paylaşım savaşı kapitalizmin doğaya ve insanlığa yaşattığı bu ölümcül süreci bitirme olasılıklarının önünü tıkıyor. İnsanlığın aklı ve yetenekleri militarizmin, neo-faşizmin kanlı çukurlarına gömülüyor.

İçinde bulunduğumuz 3. Dünya Savaşı maalesef her gün yeni sıcak çatışmalarla genişliyor ve derinleşiyor. Geçen hafta başlayan Tayland-Kamboçya çatışması bunun son örnekleri arasında yerini aldı. Ukrayna Savaşı arada müzakereler olsa da yakın zamanda “barış” olasılığına kapalı bir seyir izliyor. ABD-AB arasında yapılan yeni ticaret anlaşmasının yansımalarından biri de Ukrayna savaşının beslenmesi için Trump yönetiminin ağırlığını artırması olacak. Bu anlaşma aynı zamanda Avrupa halklarına karşı bir dayatmadır, onların emeklerini daha fazla gasp etmeye dönük bir saldırıdır. Devrimci bir hareket mücadeleyi örgütlemediği takdirde neo-faşist anlayışların yükselmesi kaçınılmaz.

Netanyahu rejimi ise son dönemde Filistin’e dönük uyguladığı baskıları tavana çıkardı. Gazze’de her gün yapılan saldırıların yanı sıra insanlar açlıktan ölüme mahkum edilirken (Dünya’dan gelen geniş tepkilerin sonucu Tel Aviv kısmi yardım geçişlerine izin verdi) Filistinli yetkilerin açıklamalarına göre Pazartesi günü itibariyle açlıktan ölenlerin sayısı 147’ye yükseldi. Bunun 88’i çocuk. Batı Şeria’da ise her geçen gün İsrail işgali genişliyor. Yemen, Lübnan, Suriye, Irak ve İran süreklileşmiş bir krizlerle her an alevlenebilecek çatışmaları bünyesinde taşıyor. Afrika’da ise bir süreklilik dahilinde yeni boyutlar ve çeşitlilikler kazanan saldırılara, çatışmalara ve savaşlara şahit oluyoruz. Son olarak Demokratik Kongo’da DAİŞ bir kiliseye saldırdı ve en az 43 kişi hayatını kaybetti.

TC bunun neresinde?

Bu süreçte savaş sanayinin kapitalizmin belirleyici dinamiğine dönüşmesi kaçınılmazdı, öyle de oldu. Savaş’ın temel aktörlerinin tamamının odağında giderek tırmanan bir tarzda daha ölümcül yeni silahlar icat etmek (basına yansıdığı kadarıyla Çin bu konuda daha atak bir pozisyon sergiliyor) ve silah üretim miktarını artırmak yer alıyor. Aynı zamanda kapitalizmin tıkanan döngüsüne bu yolla çare bulabileceklerini var sayıyorlar. Ancak tıpkı Türkiye örneğinde görüldüğü gibi halklar giderek yiyecek ekmeğe muhtaç hale gelirken, yeni silahlar üretmenin insanların karnını doyurmayacağı ve herhangi bir biçimde yükselen homurtuların önüne geçemeyeceği açık. Yangınları seyretmekle yetinen rejimin yönetme krizinin tırmanması da kaçınılmaz. Her politikası halklara saldırı biçiminde tezahür eden TC, hali hazırda var olan sosyal ve siyasal krizi çözme kapasitesinden her geçen gün giderek daha fazla uzaklaşıyor. Diktanın tarihten aldığı çarpıtılmış referanslar, çözülen toplumsal yapıyı bırakın onarmayı daha fazla çürümeye sevk edici özelliklere sahip. TC’nin yapısal problemleri gereği manipülasyonlara, şiddete, savaşa başvurması adeta bir zorunluluk. Nitekim rejim sözcüleri Rojava’yı tehdit ederken yeni saldırılara da başladılar. Colani çetesine oynamaya devam eden ABD’nin olası yeşil ışığı rejimin saldırganlığını büyütecektir.

Dünyanın neresinde olursak olalım, kapitalizmin saldırgan politikalarına karşı öz savunma temelinde direniş meşrudur. Bu zeminde halkların ortaklaşa, barış ve yeni bir dünya yaratma mücadelesini büyütmek, örgütlenmek ise yaşamsal önemde olmayı sürdürüyor.

Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu