Aktüel Yorum

‘Kürtler arası savaş’ demagojisi

Son bir ayda yaşanan gelişmeler, Türk devleti ve Erdoğan iktidarının niteliğini tüm çıplaklığı ile açığa çıkardı. Kıtalar arası kokain ticareti, kara para aklama, mafya yöntemleri ile gayrimenkullere el koyma, gasp, petrol kaçakçılığı, banka boşaltma, rüşvet, dolandırıcılık gibi suçların, hükümet ve bakanların bilgisi dahilinde gerçekleştirildiği ve Erdoğan yönetimindeki devlet mekanizmasında “legalleştirildiği” açığa çıktı.

Tayyip Erdoğan, Süleyman Soylu, Mevlüt Çavuşoğlu, Hulusi Akar, Hakan Fidan başta olmak üzere, eski ve yeni birçok bakan, parlamenter ve bürokratın, aileleri ile birlikte dahil oldukları kocaman bir foseptik cumhuriyeti…

Reklam

Dünyadan tecrit olan, Avrupa Birliği sürecinden çıkarılan, umutsuz vaka konumundaki böyle bir devletin günümüzdeki en sadık dostu KDP’dir. KDP yönetimi, Kürt halkını baş düşmanı sayan böyle bir devletle, Erdoğan gibi tescilli bir Kürt düşmanı ile stratejik anlaşmalar yapıyor. Ve bu işbirliğini açıkça savunuyor.

Güney Kürdistan hükümet sözcüsü Cotyar Adil, 25 Mayıs 2021 tarihli İndependent Türkçe sitesine verdiği röportajda, “Türkiye ile ekonomi başta olmak üzere karşılıklı kültürel, siyasi ve ortak çıkarlar çerçevesinde iyi ilişkilere sahibiz” diyordu. Ardından PKK’nin Güney Kürdistan’a zarar verdiğini, bu topraklardan çıkarılması gerektiğini belirtiyordu.

Erdoğan ailesi ile Barzani ailesi arasındaki ticari ortaklıklar, AKP-KDP ilişkileri ile paralel yürüyor. Petrol kaçakçılığı başta olmak üzere, kara para aklama, İran’a ait altınların Hewlêr üzerinden Türkiye’ye nakli; tarihi eser kaçakçılığı, Irak ve Suriye iç savaşında talan edilen tarihi eserlerin Avrupa’ya kaçırılması, Cotyar Adil’il sözünü ettiği ekonomik ilişkilerin temelini oluşturuyor. Adil’in “kültürel ortaklık” dediği şey ise her iki partinin yaşam ve yönetim modeli haline getirdiği kleptokrasidir. KDP ile Türk devleti arasındaki yegane “ortak siyasi çıkar”ın PKK düşmanlığı olduğu da bilinen başka bir gerçek.

Reklam

Egemenliğini ve “topraklarını” PKK’den korumak(!) isteyen, bu nedenle Türk devleti ile işbirliği içine giren KDP yönetimi, Güney Kürdistan topraklarını da satmaya başladı. Bu satışı duyuran kişi Türkiye’nin Hewlêr Başkonsolosu Hakan Karaçay. 1 Haziran günü KDP’li Parlamento Başkan Yardımcısı Hêmin Hawrami’yi ziyaret eden Hakan Karaçay, Behdinan’daki ormanların kesimine ilişkin tartışmalardan rahatsızlık duyduklarını belirterek; “Biz şu an bulunduğumuz arazileri satın aldık. Askeri üslerimizin olduğu yerleri de satın aldık. Bu konuda yaptığımız anlaşma var. Satın aldığımız yerlerde yol yapıyoruz. Yol yapımı için kesilmesi gereken ağaçları kesiyoruz” diyor.

Konuya ilişkin haber, Politic Press isimli internet sitesinde yayımlandı. Haber Güney Kürdistan’da gündem oldu ve büyük bir tartışmaya yol açtı.

Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih, “egemenlik hakkı ve sivillerin evlerinden göç etmesine neden olan ihlallerin yanı sıra, Kürdistan Bölgesindeki ormanların kesilmesi insanlığa ve doğaya karşı işlenmiş bir suçtur. İhlalleri durdurarak, suçluları cezalandırmak için federal hükümet ve bölge hükümeti arasında işbirliği sağlanmalıdır” açıklaması yaptı.

YNK yöneticilerinden Seid Ehmed Pîre, “Türk konsolosu ağaçların kesildiği yerleri satın aldıklarını belirtiyor. Bu toprakları kimden almışlar? Satan kim?” diye soruyordu.

Yanıt Başûrê Kurdistan Dışilişkiler Ofisi Sorumlusu Sefîn Dizeyî’den geldi. Amerikanın Sesi’ne konuşan Dizeyî, Türkiye’nin ağaç kesimi için kendilerini bilgilendirdiğini açıkladı. Dizeyî, “Yeni yapılacak yollar için bilgilendirildik. Askeri operasyonların kolaylaştırılması için yeni yollar yapılıyor. Bu yol ihalesini alan şirketler ağaçları da kesti” diyordu.

PKK’nin, Güney Kürdistan Yönetiminin egemenliğini ihlal ettiğini ileri süren KDP yönetimi, Güney Kürdistan topraklarını Türk devletine satıyor. Türkiye’nin Hewlêr Başkonsolosu Hakan Karaçay ve KDP’li Sefîn Dizeyî yaptıkları açıklamalar ile böyle bir satışın yapıldığını kabul ettiler.

O nedenle Güney Kürdistan’da süren savaşı “Kürt iç savaşı” veya “Kürt partileri arasındaki ihtilaf” gibi tanımlamak tam anlamıyla bir çarpıtmadır. Bu tanımlamalar savaşın gerçek niteliğini gizlemeye yönelik olduğu gibi, KDP’nin TC ile işbirliğini ve ihanetini gizlemeye yöneliktir. Bu savaşa “Kürt iç savaşı” demek, başta Başûr halkı olmak üzere, Kürdistan halkının işgale karşı tepkisini ve öfkesini dindirmeye yönelik girişimlerdir.

Çünkü bu savaş, yabancı ve işgalci bir güç olan Türk devletine karşı, Kürdistan topraklarını ve Kürt halkının özgürlüğünü koruma savaşıdır. Savaşı böyle tanımlayınca “tarafsızlık”, düşmana hizmet eden bir tutuma ve kocaman bir yalana dönüşür. Türkiye’nin Güney Kürdistan’ı bir baştan bir başa işgaline, “Kürt partileri arasında savaş” demek, bu işgale karşı çıkan herkesi KDP gibi işbirlikçiliğe davet anlamına gelir.

Bu kokuşmuş işbirlikçiliğin gönüllü taşıyıcısı sahte Kürt entelijansiyasıdır. Kürtlük, Kürtçülük, bağımsızlıkçılık, devletçilik konularında mangalda kül bırakmayan bu sahtekârların, bu aralar dut yemiş bülbül sessizliği ve hala ısrarla PKK’yi suçlama gayretleri başka bir yazıya…

Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu