Aktüel Yorum

Kıyametin Kapısı Aralanıyor mu?

Yeni Dünya Düzeni terimi Sovyetlerin çöküşüyle birlikte piyasaya sürülse de altı bir türlü doldurulamadı.

BOP projesiyle yaşama geçirilmeye çalışılsa da hala bu süreci çeşitli taktiklerle, özellikle ABD yürütmeye çalışsa da, süreç içerisinde değişen koşullar, çökenin yerine yeni güç odaklarının hızlı dönüşü, batıdaki çatlakların artışı ve Dünya Düzeninde söz sahibi olan güçlerdeki güç kayıplarını da içeren bir durumun ortaya çıkmasıyla birlikte, Dünyaya şekil verecek ve liderlik yapacak güç odaklarının saflaşmasında da değişimlerin ortaya çıktığı gözlenmektedir.

BOP projesi çatlamış, BATI her ne kadar birlikte davranıyor gibi gözükse de, ABD ekseninden kaymaya başlamış, kendi ayakları üzerinde duracak

askeri, siyasi ve iktisadi dayanaklarını oluşturmaya başlamıştır. Buna en somut örnek iktisadi anlamda Avrupa Birliği Bankasını oluşturma konusunda aldığı bir karardır. Açıklamalarında her ne kadar IMF’in alternatifi olmadığını söylensede pratikteki işlevinin bu olacağı açıktır. AB ordusunu oluşturma konusunda da benzer girişimlerin olması, bu konuda istikrarlı bir bakış açısının olduğunu gösteriyor.

Son ABD başkanı D.Trump’un Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararında yalnız kalması, AB’nin istikrarlı bir şekilde ABD etkisinden çıkmaya çalıştığının önemli göstergesidir.(BM Güvenlik Konseyi’de ABD dışındaki tüm üyeler (14 üye) Mısır’ın sunduğu Kararı desteklerken ABD tek başına bu karara karşı çıkarak VETO etmiştir)

Yani Yeni Dünya Düzeni artık eski Soğuk Savaş dönemi üzerine oluşturulan, Başını ABD’nin çektiği ve Dünyaya yön veren, liderlik yapan, emperyalist BATI eksenli anlayışın güç kaybederek çözülmeye başladığı, yenisinin ise henüz kurulamadığı bir kaotik süreç içine girildiği, bu süreçte Yeni Dünya Düzeni içinde aktif rol alacak yeni emperyal güç odaklarının ortaya çıkmaya başladığını, özellikle Çin’in İktisadi atılımına koşut, Çin Hindinde askeri ve siyasi hamleleri, Rusya’nın Sovyetlerin çözülmesiyle oluşan boşluğu hızla toparlanarak doldurması, özellikle Ukrayna, Suriye eksenindeki hamleleri ile ABD’yi boşa düşürmesi, bu bağlamda hala ortadoğu ölçeğindeki karşılıklı hamlelerin devam etmesi, Yeni Dünya Düzeninde söz sahibi olacak emperyalist güç ya da güçleri arası rekabet bunu belirleyecek önemdedir.

Özellikle ABD’nin son çıkışlarına bakıldığında bir bocalama döneminde olduğunu gösteren, bir birinden etkisiz hamleleri bu süreçte güç kaybeden ülke görüntüsü vermekte, ittifak içinde bulunduğu güçlere ise güven vermeyen ülke imajını güçlendirmektedir. Bu gerek Kılıç Danslı İran’a karşı politikayla oluşturmaya çalıştığı sunni Arap ülkeleriyle girdiği danstan İsrail’e aşırı taraflı görüntüsü veren Kudüs hamlesine kadar bir tutarsızlıklar zinciri görüntüsü veriyor.

ABD’nin ulusal güvenlik stratejisini ve Trump’un bu bağlamda son çıkışı (dudak uçuklatan boyutta tarihinin en yüksek artışı) 700 milyar dolarlık (%19) silahlanmaya pay ayırmasını da bu çaresizliğin bir ürünü olarak okumada yarar var. Silah zoruyla dünya liderliğine tutunma hamlesi bakalım ne kadar işe yarayacak, ya da dünya halklarının başına ne tür çoraplar örecek! Bunu Trump’un deyimiyle Dünya liderliğini kaybetmemek için „silah zoruyla barış stratejisi“ olarak lanse edilen güvenlik stratejisini Dünya’yı nükleer savaşıda içeren bir tehlikeli çatışma ortamına doğru sürükleyecek hamle olarak okumada yarar var. Buna ilk tepkinin Rusya ve Çin’den gelmesi tesadüfü değil. ABD’nin bu ulusal güvenlik stratejisinin doğrudan hedefi olmalarından kaynaklanmaktadır, Rusya bunu: “tek kutuplu dünyadan vaz geçmek istemediğini” hevesi olarak değerlendirirken Çin: “modası geçmiş soğuk savaş politikasına geri dönüş” olarak değerlendirdi. ABD Ulusal Güvenlik Stratejisini açıklarken Trump Rusya’yı tehdit olarak nitelerken Çin’i ABD’nin Asya’daki varlığını ortadan kaldırmaya çalışmakla suçlamış, ulusal güvenlik strateji belgesinde Dünya demokrasisine tehdit temelinde başta Rusya ve Çin’i hedefe koymuştur..

Dünya liderliği için yeni bir bilek güreşi başladığını, bunu da silahlı zora dayalı yapacağının işaretini bu ulusal güvenlik stratejisiyle ABD yani Pentagon D. Trump’un ağzından tehdit vari açıklamayla ortaya koymuş oldu…

Bölgemizde yansımaları daha da şiddetli olacak. Suudi, Arabi, sunni şer ittifakıyla; İran hedefli, Suriye de Kürt dinamiğine dayalı, içine Rusya’yı da çekecek daha yoğun bir çatışma ortamına hazır olun derim. Bunu Uzak Asya’dan, Çin hindi ve Demokratik Kore Halk Cumhuriyeti ve Baltık, Polonya, Ukrayna Ortadoğu üzerinden Rusya, Çin kuşatmasının şiddetlenerek süreceği anlamında okumamızda yarar var.

Kıyametin kapısını aralayan bir hamleyle karşı karşıya insanlık. Emperyalist kapitalist sistem iktisadi, siyasi ve liderlik krizini Dünyayı ateşe vererek çözmeye karar vermiş gözüküyor. Bunun sonuçları yıkım olacaktır. Bu yıkımı önleyecek tek güç anti emperyalist bir mücadelenin yerelden evrensele örgütlenmesiyle olanaklı olacaktır. Emperyalist kapitalist sömürü sistemi var olduğu sürece, doğasıyla birlikte insanlığın yok olması kaçınılmazdır..

Not: Bu yazı daha önce ‘https://capulcularinsesi.blogspot.de’ sitesinde yayınlanmıştır

Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu