Aktüel Dünya

Hayır’sız monologlar

“Ne yazık ki klasik bahaneye sığınarak sevişmek istemediğimde ‘başım ağrıyor’ diyorum. Bu da adamın ‘senin de hep başın ağrıyor’ ya da ‘zaten başınla işim yok ki’ gibi gereksiz yorumlarına ve yargılamalarına neden oluyor. Oysa ki o en kıymetli ve kesin yargı olan cevabı vermek isterdim tek kelime, kısa ve net: Hayır!”

“Asında keşke en başından -benim artık işkence masası olarak tanımladığım- o nikâh masasında ‘Hayır!’ deseydim. Bunca yılım boşa gitmeyecek ve belki de ikinci kez yaşama şansım olmayan hayatım başka türlü bir yere doğru evrilecekti.”

“Kızıma ‘hayır’ diyemediğim için doyumsuz ve mutsuz bir çocuk oldu.”

“Hayır diyemediğim için kaybettiğim sevgililerim oldu.”

“Yorgun argın işten çıkıyorsunuz ve akşam eve oturmaya gelmek isteyen arkadaşlarınız arıyor. Ne onları kaldırabilecek enerjiye ne de hazırlık yapacak güce sahipsiniz. Üstelik çocukları bizimkiyle bir araya gelince ortalık tımarhaneye dönüyor. Fakat öğretilmiş kodlar nedeniyle ‘ayıp olmasın’ diye kabul etmek zorunda kalıyorsunuz. ‘Hayır’ diyerek belki bir an için yaşayacağınız mahcubiyet olacak ama neticede dinlenebilecek zamanınız da size kalacak. Ama yine de ‘hayır’ diyemiyorum. Şimdi kalkıp bir kek atmalıyım fırına. Eyvah! Kabartma tozu kalmamıştı evde. Neredeyse gelirler.”

“Psikoloğa ilk gittiğimde beni rahatsız eden her şeye karşı ‘hayır’ demeyi öğrenmem gerektiğini söyledi. Öyle denildiği kadar kolay olsa keşke. Terapi seansları devam ettikçe ‘Sen güçlü bir kadınsın, şöyle harikasın, bilmem nesin, başarabilirsin’ gibi gazlarla bir an kendimi kaptırıp her şeyin üstesinden gelebilme gücüne sahip olduğumu düşündüm. Zeyna gibi bir kahraman olarak görüyordum kendimi. Ağlamayı unuttum. Ben güçlüydüm, ağlamak zayıfların işiydi. Oysa ki duygusal gözyaşı farklı hormonlar da içeriyormuş. Bazı bilim insanları duygusal ağlamanın zararlı maddelerden ve stresten kurtulmanın bir yolu olduğunu savunurken bazıları fiziksel, zihinsel ve duygusal problemlerle baş etmenin bir yolu olduğunu düşünüyormuş. Bu kadar faydasından bihaber psikopata bağlamıştım. Ağlamayacaktım. Dolmuşta giderken teypten çalınan Pala Remzi şarkısına bile hıçkırıklara boğularak eşlik edip, bütün birikimin patlaması bir yana yolcuların afallamış bakışlarına maruz kalınca bu kez psikoloğun karşısına dikilip ona ‘hayır’ dedim. Ben o yapay güce sahip değildim. Ve rahatladım, çünkü ‘hayır’ demeyi öğrenmiştim artık.”

“’Allah aşkına biraz daha ye!’ diyerek, her seferinde diyetimi bozduran ve uzun uğraşıyla verdiğim kiloları bir akşam yemeğinde geri aldıran teyzeme ‘hayır’ diyemediğim için pişmanım. E tamam, belki önemli olmayabilir ama bu da benim için bir sorun işte.”

“Oğlum çocukken bizi çok yoruyordu. Hep kafasının dikine giderdi. İstemediği bir şeyi ona asla yaptıramazdık. ‘Hayır’ dedi mi akan sular dururdu. Küçüğü ise bizi hiç yormazdı. Hep kaderine razı olur ve biz onu daha yumuşak başlı bulurduk. Oysa ki büyüdüklerinde büyük oğlan yaşadığı onca şeye rağmen daha sağlam durdu hayat karşısında. Küçüğü mü? O hâlâ her şeye boyun eğip duruyor. Başkalarını mutlu etti belki ama kendisinin ne istediğini o dahil hiç kimse bilmiyor.”

“Rüyalarımda bile hep sahnede görüyordum kendimi. Çocukluğumdan itibaren tiyatrocu olmak istiyordum. Ama anne ve babamın doktor sevdası yüzünden ‘hayır’ diyemediğim için onların tercihini yerine getirdim. Tiyatro sevdam da okul müsamerelerinden öteye gidemedi. Sevmek zorundayım elbet, sevmeden yapılmaz ki bu iş. Sonuçta insanlar canlarını teslim ediyor size. İyi kazanıyor sayılırım ama sanırım parasız tiyatrocu olmayı tercih ederdim yine de.”

Bugüne kadar başımıza gelen çoğu şey “Hayır” demeyi bilmediğimiz için değil midir? Sevdiklerimizi kırmamak adına yaptığımız ve sonunda mutsuz olduğumuz eylemler, her dediğine “Evet” dediğimiz için şımarttığımız çocuklar, istemediğimiz halde “Hayır” diyemediğimiz için yapmak zorunda olduğumuz angarya işler. Başımıza çıkardığımız sevgililer. Konforumuzdan vazgeçemediğimiz için boşanmayı göze alamadığımız, “Hayır” diyemediğimiz evlilikler, kimi zaman da emin olmadığımız halde bir nikâh masasında nihayete eren fecaat durumlar.

Özel hayatlarda yaşananlar yetmez gibi bugün de toplumun ne istediğinin hiçe sayılıp görmezden gelindiği, zaten iç açıcı olmayan hayatlarımızı mahvedecek, akla zarar bir sisteme “Evet” denilmesi isteniyor. Kimsenin aklıyla hareket etmeye ve boyun eğmeye ihtiyaç yok oysa ki. Sanırım bahane üretip “başım ağrıyor” demek yerine daha fazla başların ağrımaması için verilecek yanıt kesin olmalı ve o büyülü kelime kullanılmalı. Kısa ve net: Hayır!

Bircan Değirmenci / Kültür Servisi

Bir yanıt yazın

Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu