Aktüel Yorum

Faşizm bardaktaki su kadar berrak

Burcu Aktaş - Duvar

Başa gelenlerden ya da tanık olunanlardan geriye kopuk kopuk görüntüler kalıyor. Baştan sona dayanılmaz olduğu için kopuk kopuk görüntüler… Taşıyamayınca kopuyorlar. Duygu yükü ağır. O yüzden kopuyorlar. İp olsa bu gerilmeye dayanamaz, yaprak olsa bu hoyrat rüzgâra karşı duramaz. Ama insan yaşıyor acıları ve yaşatıyor.

Görüntüler başka başka, his hep aynı: Boğulma hissi.

Reklam

Parça parça sahneler.

Bir kış gününde üç gündür yemek pişmeyen, ısıtamadığı soğuk evinde çocuğunun eline saç kurutma makinesini verip yan odada kendini asan yoksul kadın, baskı altında ezilirken dayatılan geleceği reddedip kendini yok eden çocuk, üniversitenin kapısına takılan kelepçenin ardındaki genç ya da kısa ama güzel bir hayatım olsun diyen, günde on saat çalışıp yüz lira kazanan genç, birbirine teğet geçen insanlar, sevmeyi değil satmayı prensip edinen bir güruh, bir arada olmaya değil ayrışmaya hizmet eden zihniyet…

İşte böyle bir silsile.

Reklam

Bertolt Brecht’i hatırlamamak imkânsız.

Ve daha çok Brecht okumalıyız bugünlerde. Özellikle de yirmi dokuz parçadan oluşan III. Reich’ın Korku ve Sefaleti oyununu. Brecht, bu anıtsal eserinde faşizmin gündelik hayata sızan yüzünü anlatırken Hitler Almanyası’nın toplumsal hayatından sahneler sunuyor. Farklı sınıflardan insanlar, bir kıyım rejimi, yaşanan sefalet, korku ve her şeye rağmen direncin ayak sesleri…

Brecht, yirmi dokuz parçalık yapbozunu tamamladığında faşizm tarifi bardaktaki su kadar berrak. Brecht bizler için berrak hale getiriyor tarifi ama kimi zaman küçük bir burjuva evine, kimi zaman bir evliliğe, kimi zaman bir aileye, kimi zaman bir işçi mutfağına ama illaki toplumsal hayata dair hikâyeleri okuduktan sonra Togliatti’nin o saptamasına katılmamak imkânsız: “Faşist ideolojiyi, katı bir biçimde şekillendirilmiş, tamamlanmış, homojen bir şeymiş gibi değerlendiren eğilime karşı sizi uyarmalıyım. Faşist ideolojiden daha çok hiçbir şey bukalemuna benzeyemez.”

Bukalemunun kılık değiştirme ustası olduğu gibi faşizm de her sınıfta farklı bir yüzünü gösteriyor. Bertolt Brecht bunu fark etmemizi istiyor. III. Reich’ın Korku ve Sefaleti’nin yazım sürecinin ayrıntılarına bakınca bu farklı yüzler için Brecht’in çalıştığını görüyoruz. 1934’ten itibaren Hitler Almanyası’na ilişkin basında çıkan haberlerden detaylar toplayarak ve görgü tanıklarıyla konuşarak oyunu kurmaya başlıyor. 1938’de tam yirmi yedi (sonradan iki tane eklenmesiyle yirmi dokuz) farklı örnekten oluşan hikâye nihayet ortaya çıkıyor. 1941’deyse sahneler dizisi kısmen kitaplaşıyor.

Brecht’e göre yazdığı bu oyun diktatörlük içinde oluşan tavırlar listesi. Neler bu tavırlar? “Dilsizleşme”, “dehşete düşme” örneğin. Bu tavırların sergilendiği, çelişkilerle dolu o soğuk, tedirgin edici atmosferle çevrili yirmi dokuz parçanın her birinde okur/seyirci aynı zamanda olayların tanığı. Brecht’in vaktiyle görgü tanıklarıyla konuşarak gerçeklerden hareketle kurduğu oyunda artık yeni tanıklar biziz. Şöyle bir olayın tanığısınız örneğin:

Bir küçük burjuva evinde karıkoca sokak kapısının ardında beti benzi atmış, dışarıda olan biteni korku içinde dinliyor. Komşularının götürülüşüne kulak kesilmişken kocanın söylediği söz kalıyor geride: Ben sadece Rus radyosu sesi bizden değildi dedim.

Ya da şöyle bir olayın tanığısınız:

Bir salon. Çekirdek aile… Anne, baba, çocuk oturuyor. Haklarında soruşturma açılan komşularının evlerine ziyarete gelmelerini istemiyorlar, onları atlatmak için karıkoca tartışıyor. Çocuk sessiz… Öğretim üyesi babanın ağzından çıkıveriyor ülkenin yaşanmaz olduğu. Evde olmanın rahatlığıyla; gazeteler, yürütülen politikalar, din adamları… Eleştiriyor da eleştiriyor… Hizmetçi salona geldikçe derin bir sessizlik. Babanın fikirleri salona yayılırken çocuk radyo dinliyor. Baba konuşmaya devam ediyor. Çocuk ortada yok. Bir telaş sarıyor anneyle babayı. Ya yaparsa? Ya üyesi olduğu Hitler Gençlik Örgütü’ne ihbar ederse onları? İhbar edeceğinden şüphe duymuyorlar neredeyse. Kendilerini korumak için konuşulanları hatırlayıp olası savunmalar hazırlıyorlar. Derken çocuk eve dönüyor, elinde bir çikolata…

Nazi Almanya’sının gündelik hayat gerçeklerini tüm dünyaya yayan III. Reich’ın Korku ve Sefaleti’nin bir önemi de baskı rejimlerinin görünürdeki gücünün altının ne kadar boş ve hep aynı kof yalanlarla örülü olduğunu insan hikâyeleriyle kanıtlaması. Ezilenlerin sadece savunmasızlığını ya da aşağılanmalarını değil faşizme karşı direniş tepkilerini ve direniş biçimlerini de gösteren Bertolt Brecht’i bol bol okumalıyız.

Hamiş: III. Reich’ın Korku ve Sefaleti, Agora Kitaplığı tarafından yayımlanan, Yılmaz Onay’ın Türkçeleştirdiği Bertolt Brecht Bütün Oyunları serisinin dördüncü cildinde yer alıyor.

Burcu Aktaş

Burcu Aktaş, 1980’de İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi’nde Antropoloji eğitimi aldı. Uzun yıllar Radikal gazetesinde çalıştı. Radikal Kitap’ın editörlüğünü yaptı. Selim İleri’nin iç dünyasını anlattığı Düşüşten Sonra adında bir anlatı kitabı ve Çarpık Ev, Durmayalım Düşeriz, İstasyonda Vals, Vahşi Şeyler isimli dört çocuk romanı var.
Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün