
Erdoğan’ın sarkacı: Tel Aviv’in savaş yolu ile Washington’ın kontrolü arasında
https://thecradleturkiye.com
2025 yılı sona ererken, Batı Asya 2010’larda başlayan Arap ayaklanmalarının tetiklediği zincirleme reaksiyonun sarsıntıları son derece belirsiz bir görünüm ortaya çıkarıyor. Sivil ayaklanmalarla başlayan süreç, birbiriyle örtüşen savaşlara, hedefli suikastlara ve şiddetli jeopolitik rekabetlere dönüştü. Libya’dan Sudan’a, Basra Körfezi’nden Doğu Akdeniz’e kadar, yerel aktörler periferide tırmanın bir çatışmaların içinde sıkışıp kaldı.
Türkiye bu sahnenin eğilimleri en yakın izlenen ülkelerinden. Suriye’de Esad yönetiminin devrilmesiyle açılan yeni perdede İsrail ile karşı karşıya kalan Ankara, bir ayağı Batı dünyasında diğer ayağı boşlukta.
Kaza ve komplolar
Kasım ayında Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait C-130 uçağı Azerbaycan’dan dönüşte Gürcistan üzerinde parçalandığında talihsiz bir kaza mı, yoksa sabotaj mı tartışmaları patlamıştı. Bir ay geçmeden 23 Aralık’ta bu kez Erdoğan yönetiminin yakın müttefiki olan Libya’nın batısındaki hükümetin Genelkurmay Başkanı Muhammed el Haddad ve heyetini taşıyan uçak başkent Ankara yakınlarında Haymana’da düştü. Hemen öncesinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Libya’daki misyonunu iki yıllığına uzatan tezkere TBMM’de onaylanmıştı.
Bir gün önce 22 Aralık’ta İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi liderleri, Batı Kudüs’te Doğu Akdeniz’deki ‘enerji ortaklıklarını’ pekiştiren bir zirve yaptılar. Üçlü zirvede Ankara’ya parmak sallayan İsrail lideri Netanyahu oldu. Netanyahu, Ankara’ya ‘Osmanlıcı imparatorluk heveslerini kabul etmiyoruz’ mesajı veriyordu.
Üçlü zirvede Doğu Akdeniz’de ortak müdahale gücünün kurulması ele alındı. Ardından askeri yetkililer Lefkoşa’da işbirliği anlaşmasına imza attı. Anlaşma; özel operasyon birimlerinin eğitilmesi, İHA-SİHA ve elektronik harp tehditlerine karşı uzmanlık paylaşımını içeriyor. Kara, deniz ve hava alanlarında yoğun ortak tatbikat programı da belirlendi. Bu çabalarda hedef tanımı belli: Türkiye.
Suriye yeniden şekillendi, sınırlar yeniden çizildi
Bu resmin bir de Suriye ayağı var. 22 Aralık’ta Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın ile birlikte Şam’daydı. ABD’nin iki tarafın da iplerini tuttuğu bir oyunda, Şam’daki geçiş hükümeti ile SDG arasında 10 Mart mutabakatının Suriyeli Kürtlerin arzu ettiği özerkliği, askeri ayağıyla birlikte içerecek bir formülde uzlaşma sağlandığı iddiaları Türk heyetinin gidişini tetiklemişti. Bu ziyaret şimdilik sonuç vermiş görünüyor.
Yine Libya uçağının düştüğü gün Ankara’nın yakın müttefiki Pakistan’ın Genelkurmay Başkanı Asım Münir, Libya’nın doğusundaki Bingazi’yi ziyaret ediyordu.
Trablus’a hasım Libya Ulusal Ordusu (LNA) ile askerî teçhizat tedarikini kapsayan 4 milyar doların üzerinde bir anlaşma imzalandı. Ankara, Kaddafi’nin linç ederek öldürülmesiyle parçalanan Libya’da Trablus hükümetinin yanında dururken, son iki yılda Bingazi ile de temasa geçmişti.
Ne ki, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları denkleminde ‘Münhasır Ekonomik Bölge’ anlaşması Trablus’la yapıldı. Anlaşma, doğudaki parlamentonun onayının yokluğunda ‘kadük’.
23 Aralık’ta Libya askeri heyetinin uçağı bütün bu karmaşanın tam ortasına düştü. Kazanın sebebi ne olursa olsun olağan şüpheli Türkiye’yi saran husumet çemberinde aranıyor.
Doğu Akdeniz’deki denklem enerji odaklıydı ama bir güç rekabetine evriliyor.
Son olarak İsrail, Yemen’i yakından vurma ve Aden Körfez’ndeki denkleme girme hesaplarıyla Somaliland’ı tanıma kararı Türkiye ile gölge savaşında yeni bir cephe açtı. Somali’ye askeri, siyasi ve insani yatırımlar yapan Türkiye taraflar arasında arabulucu olmaya da çalışıyordu. İsrail’in bu hamlesiyle parçalanmayı tersine çevirme umutları darbe alırken İsrail’in genişleyen etki alanında resimde bir kez daha Türkiye vardı.
F-35 dosyası ve NATO’nun sessiz ihaneti
Ankara’nın olumlu tutumu sayesinde NATO’nun nimetlerinden yararlanan İsrail, Batı Asya’da kendi güç denklemini kurmayı hedeflerken dünden farklı olarak Türkiye’yi tarafsız ya da gri alanda görmüyor. Askeri üstünlüğünü koruma hassasiyetini Türkiye’ye karşı da gösteriyor: F-35 edinme çabasına taş koyarak.
Amerikan Kongresi 2026 Savunma Bütçe Yetkilendirme Yasası’nda İsrail’in nitelikli askeri üstünlüğünü koruma yükümlülüğünü öyle detaylı bir çerçeveye taşıdı ki, Tel Aviv bununla Ankara’nın F-35 hesabını rahatlıkla sabote edebilir.
Amerikan-İsrail ekseniyle dosyaları temize çekmek muhtemelen Erdoğan’ın öncelikli tercihi. Fakat tekrarlanan krizler ‘stratejik bağımsızlık’ rotasını elzem kılıyor.
Erdoğan’ın Batı ile zikzakları ve İsrail’e karşı tiratları karşısında zıt çıkarımlarda bulunan iki kesim var. Bir kesim Erdoğan’ın İsrail’in soykırımcı siciline dair en sert sözlerini yeterince sahici bularak onu ‘İslam dünyasının umudu’ olarak yüceltiyor. Diğer kesim, Erdoğan’ın Hamas uğruna İsrail’le kavgaya tutuştuğunu, ulusal çıkarlara zarar verdiğini, Arap işlerine karışarak Türkiye’nin başına belalar açtığını ve ülkeyi Batı’dan uzaklaştırdığını düşünüyor. Erdoğan’ın iktidarda kalma becerisiyle pragmatizmi birleştiğinde dış ilişkilerde iniş-çıkışlı bir izlek oluşuyor. Aslında tutarlı olan şey, Erdoğan’ın her zaman önceliğinin ABD’den müttefik muamelesi görme ihtiyacı.
Batı ile ilişkiler bozulduğunda bir dengeleme hamlesi olarak doğuya yönelebiliyor. Avrasyacı kesimleri heyecanlandıracak şekilde rotayı Şanghay İşbirliği Örgütü’ne kırıyor, yer yer ‘Küresel Güney’ dilini benimsiyor.
Aslında ilişkileri çeşitlendirme arayışı ABD’nin müttefikleri arasında Türkiye’ye özgü değil. Fakat Batı kapısında işler düzelme yoluna girdiğinde Erdoğan hızlıca yön değiştiriyor.
AKP iktidarının ilk yarısında Türkiye ve ABD’nin öncelikleri arasındaki uyum oranı Erdoğan için iftihar vesilesiydi. Erdoğan Afganistan, Irak, Suriye, Lübnan, Libya, Yemen ve Somali’nin yanı sıra Balkanlar, Kafkasya ve Ukrayna gibi farklı müdahale
türlerinin sahnelendiği coğrafyalarda Amerikan oyun planında kaldı. Bu uyumdan uzaklaşmak Erdoğan’ı hep tedirgin etti. ABD operasyonlarına ortaklık çelişkiler de üretti.
Bu yolculuk Osmanlı imparatorluğunun varisi olarak heveslerini diriltti. Arap Baharı sürecinde İhvan kuşağı bir fırsat penceresi olarak görüldü. Bu durum Katar’la ortaklığı pekiştirirken Suudi Arabistan, BAE ve Mısır’ın başını çektiği ekseni karşısında buldu. Pek çok yerde yaşanan ayrışma ABD ilişkilere de yansıdı.
Asıl önemlisi ABD’nin Suriye’de YPG-SDG (Halk Koruma Birlikleri /Suriye Demokratik Güçleri) ile ortaklık kurmasıyla oluşan çelişkiydi. Türkiye bu nedenle Rusya ve İran’la ortaklığa yöneldi ama Suriye’de, özellikle Fırat’ın batısında Amerikan oyunundan çıkmadı.
Bu dönemde ABD’den Patriot alamayınca Rusya’dan S400’ler edindi, bu da Türkiye’yi CAATSA (Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası) ile ‘hasımlar’ arasına soktu.
Anlaşmalar ve sapmalar
Eksen kavgalarının gölgesinde Türkiye, Doğu Akdeniz enerji denkleminden de dışlandı. ABD’nin Yunanistan, Güney Kıbrıs, İsrail ve Mısır’ın çıkar birliği yaptığı blokun elini güçlendirmesi Türk-Amerikan ilişkilerine yeni bir çizik attı.
ABD, Ege’deki güç dengesini etkiyecek şekilde Yunanistan’daki askeri varlığını artırırken Güney Kıbrıs’a silah ambargosunu kaldırdı. Ve Güney Kıbrıs’ı İsrail lehine sabit bir uçak gemisine dönüştürdü.
Bu süreçte Libya’da derin bir ayrışma yaşandı. Türkiye 2019’da BAE, Rusya ve Mısır destekli Halife Hafter güçlerinin Trablus’u düşürme hamlesine karşı Ulusal Birlik Hükümeti’nden yana Libya’ya müdahale etmişti. Bu rolü, Batı’nın işine geliyordu. Fakat Trablus ile deniz yetki alanları anlaşması imzalaması kaşların kalkmasına yol açtı.
Mısır ile Yunanistan hemen kısmi bir deniz yetki alanları anlaşması yaparken Ankara, Doğu Akdeniz’de güç gösterisi nedeniyle ABD’nin baskıları ve AB’nin yaptırımlarıyla karşılaştı.
Bilahare Türkiye gardını indirip Mısır, BAE, Suudi Arabistan ve İsrail’le normalleştirme sürecine girerken, AB kanadında da buzları eritme yoluna gitti. Ayrıca Libya ile anlaşmaları güvenceye alabilmek için Bingazi tarafıyla da düşmanlığa son verdi.
Erdoğan, Eylül 2023’te New York’ta buluştuğu Netanyahu’yla yeni sayfa görüntüsü verdi. Enerjide işbirliği için önce ilgili bakan Ankara’da ağırlanacak, ardından Netanyahu’nun ayaklarına altına kırmızı halı serilecekti.
7 Ekim 2023’te Aksa Tufanı planı bozdu. Gazze’de soykırım sürerken Erdoğan aylar sonra istemeyerek İsrail’le ticarete kısıtlamalar getirdi. Ticaret tamamen kesilmediği gibi Azerbaycan petrolünün Ceyhan limanından akışı devam etti. Söz ve eylem bütünlüğünü koruyamayan Erdoğan, Washington’la ilişkileri gözetiyordu. Bu hassasiyet Erdoğan’ın Trump’ın Gazze Planı’na da garantör yaptı!
İlişkilerdeki tutarsızlıklara rağmen kümülatif olarak AKP’nin 23 yıllık serüveninden acı bir sonuç çıkıyor:
Türkiye’nin katıldığı Amerikan müdahalelerinin sonucunda kazanan İsrail oldu. Irak, Libya ve Suriye derken yaşananlar İsrail için çevre temizliğinden başka bir şey değildi.
İsrail savaş haritasını yeniden çiziyor
Peki neden Nagel Komitesi’nin Netanyahu’ya sunduğu rapordan beri İsrail, Türkiye’yi İran’dan sonra gelen en büyük tehlike olarak resmediyor.
Erdoğan’ın izlediği politikalar İsrail’e yaramışken, Tel Aviv, Türkiye ile doğrudan ya da dolaylı çatışma ihtimaline karşı hazırlıklı olmaktan dem vuruyor.
Aslında Türkiye’den kaynaklı bir tehditten ziyade Ankara’nın yeni Suriye’deki hedefleri İsrail’inkiyle çatışıyor.
İsrail kemikleri kırılmış ve teslim alınmış bir Suriye tasarlıyor. Bu tasarım Golan’dan Şam’a kadar bölgenin asker ve ağır silahlardan arındırılmasını, İran yolunda hava sahasının açık koridor olarak kalmasını ve operasyon özgürlüğünün kısıtlanmamasını içeriyor. Türkiye’nin üs edinmesi, hava savunma sistemleri getirmesi ve yeni Suriye ordusunu donatması bu tasarımı bozuyor.
İsrail; Gazze’deki soykırımı, Lübnan’daki terör kampanyasını, Yemen’deki cehennemi, Suriye’deki bombardımanı ve İran’a yönelik 12 günlük savaşı güç yoluyla bölgeyi değiştireceği ve herkese dokunacağı yönünde bir anlatıya dönüştürdü.
Ölümcül operasyonlar Siyonizm’in düş dünyasındaki haritaya denk gelen referanslarla yürütülüyor.
Mesela 8 Aralık 2024’ten itibaren Suriye’nin askeri ateş gücünün yüzde 80-90’ını yok eden operasyonlara ‘Başan Okları’ adını vermeleri saldırganlığın temelindeki motivasyonu tanımlıyor. Başan, Tevrat’ta Golan Tepeleri’nin doğusu, güney Suriye ve kısmen Ürdün’ü kapsayan antik bölgenin adı olarak geçiyor. Güney Suriye’de tampon bölge planı, Başan metaforuyla birlikte vaat edilmiş haritanın kitaptan toprağa düştüğünü anlatıyor. Sırada kim var sorusu eşliğine pek çok ülke İsrail’in yedi cepheli dehşet tablosunda kendi silüetini görüyor.
Türkiye’ye özgü korkular da devreye giriyor. Birincisi, İsrail’in Kürtlere el atacağı ihtimali ki bu korku İmralı sürecini başlattı.
İkincisi İsrail yüzünden Suriye’nin düze çıkamaması Türkiye için yeni bir kâbus senaryosu. Bu durumda sığınmacıların dönüşünden yeniden inşaya pek çok hesap tehlikeye giriyor ve İsrail’i Fırat’la buluşturacak ‘Davud Koridoru’ düşü şu anda uçuk bir komplo teorisi gibi dursa da artık ciddiye alınıyor.
Erdoğan’ın giderek daralan çıkış yolları
İsrail tehdidi köpürterek Türkiye’nin Suriye’de önünden çekilmesini hedefliyor. Özellikle Israil medya organları Türkiye’nin İran’ın yerini aldığı teziyle Amerikan tutumunu etkilemeye çalışıyor. Trump’ı hedeflemeleri tesadüf değil. ABD Başkanı, Suriye’yi Amerikan eksenine kazandırmaya, Arap müttefiklerini memnun etmeye ve trilyonlarca dolar hesap barındıran Körfez’deki projeleri perçinlemeye odaklanmışken, Netanyahu’nun hesapsız saldırganlığının her şeyi batırmasından korkuyor.
Ankara ise Trump’ın Netanyahu’yu dizginleyeceğine ve Şam yönetimiyle ilişkisini sürdüreceğine inanıyor, Suriye-İsrail güvenlik anlaşmasının şekilleneceğini umuyor ve SDG’nin 10 Mart mutabakatı çerçevesinde hala Suriye devletine dahil edilebileceğine inanıyor.
Erdoğan, bunun gerçekleşmemesi halinde Moskova’nın İsrail’i frenlemesi için Suriye’nin güneyine yeniden yerleşmesini istiyor. Hatta bazıları Türk-Rus koordinasyonuyla Tahran’ın yeniden devreye girerek Tel Aviv’e bir uyarı göndermesi fikrini ortaya atıyor: Bu gidişat sürerse Direniş Ekseni yeniden uyanabilir.
Ancak bu yaklaşım, uzun süredir bir denge unsuru olarak tolere edilen Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’yı (Ebu Muhammed el-Colani) feda etme riski taşıyor. ABD Büyükelçisi Mike Huckabee‘nin ifade ettiği gibi, Şara “Ayakta kalabilmek için İsrail ile barış yapmak zorunda olduğunu biliyor.”
Erdoğan Trump’ı yakından izliyor. Eğer Washington SDG’ye özerklik verilmemesini sağlar ve İsrail’in saldırgan tutumunu dizginleyebilirse, anca o zaman Hamas’ın silahsızlandırılmasına yardımcı olabilir.
ABD’nin stratejisi, Türkiye ve İsrail’in Suriye’deki hedeflerini uzlaştırmada başarısız olursa, sonuçları Suriye’nin çok ötesine yayılabilir. Türkiye, birbirine bağlı cephelerin ağına yakalanmış durumda. Gazze, Bingazi veya Somaliland’da yaşananlar kaçınılmaz olarak Şam’da yankı buluyor.