Aktüel Yorum

CHP’de atanmışlar (Kemal Kılıçdaroğlu) ve seçilmişler (Özgür Özel) arasındaki çatışmanın nedenleri

Son yayımlanan 22/05/2026 tarihli makalemde CHP’deki ikili iktidar durumuna vurgu yapmıştım. Ortaya çıkan tablo, “İkili İktidar” hâlinin saflarını gösteriyor. CHP’de iki ayrı bayramlaşma var: Kılıçdaroğlu CHP Genel Merkezinde, Özel ise Ankara İl Binası önünde, Güvenpark’ta partililerle bayramlaşacak. Bu açık bir saflaşmadır ve uzlaşma yerine ayrışma giderek daha fazla ön plana çıkıyor.

CHP içerisindeki kriz, Özel ile Kılıçdaroğlu arasında kimin genel başkan olacağına dair bir rekabetin çok ötesinde, Türkiye’nin politik ve toplumsal geleceğini de önemli ölçüde etkileyecek bir süreç olacaktır. 26 Şubat 2026 tarihinde Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek şöyle demişti: *”AK Parti, MHP, Kılıçdaroğlu CHP’si ve Vatan Partisi önümüzdeki birkaç yıl içinde ortak hükümet kuracak. Herkesin ihtiyacı bu.”* Buradaki saflaşmanın önümüzdeki 15 yılın yeniden organizasyonuyla ilişkili olduğunu; Türkiye’nin bölgesel ve uluslararası ilişkilerini etkileyecek düzeyde sonuçlar doğuracağını söyleyebiliriz. Bu nedenle CHP’deki çatışmanın, Türkiye’nin stratejik yönelimleriyle doğrudan bağlantılı olduğunun bilinmesi ve kavranması gerekir.

Kılıçdaroğlu ve Ekibi Çok Yönlü Zorda

Kılıçdaroğlu grubunun, daha çok mahkemenin kendilerine verdiği bürokratik yetkileri bir avantaja dönüştürmeye çalıştığı anlaşılıyor. Banka hesaplarına el konulması ve sosyal medya hesaplarının ele geçirilmesi gibi CHP’nin kurumsal yapısını kontrol etmek için bütün olanaklarını kullanıyorlar. Devletin olanaklarını da kullanmaya başlayan Kılıçdaroğlu ve ekibinin en zayıf halkası; CHP kitlesi başta olmak üzere toplumsal dinamikleri ve sivil toplum örgütlerini çok büyük bir oranda karşısına almış olmasıdır. Uluslararası kamuoyunda Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına getirilmesi, iktidarın bir planı olarak görüldü ve eleştiri konusu yapılıyor. Mahkemenin kararı ise “CHP’ye kayyum atanması” olarak değerlendirildi.

Kılıçdaroğlu Parti Meclisini toplantıya çağırdı ancak salt çoğunluk toplanamadığı için toplantı ertelendi. Aynı şekilde Parti Meclisinde Kılıçdaroğlu’nu destekleyenlerin azınlıkta kaldığı görülüyor. Kılıçdaroğlu’na yakın olan bazı Parti Meclisi üyeleri de zaman kaybetmeden Olağan Genel Kongre’nin toplanmasını istiyor. Kılıçdaroğlu grubu, Özgür Özel ekibinin rüşvet ve yolsuzluklara bulaştığı algısını oluşturmak için CHP Genel Merkezi önüne iki adet Mercedes araç getirtti. Üzerine “Haram Parayla Alınmıştır” yazılarak Özgür Özel dönemi teşhir edilmek istendi. Ancak araçların Kılıçdaroğlu döneminde alındığı ortaya çıkınca, iki araç da alandan kaldırıldı.

Kılıçdaroğlu’nun atadığı söylenen Merkez Yürütme Kurulu’na (MYK) bakıldığında, nasıl bir CHP istendiğine dair önemli bir mesaj veriliyor. Oluşturulduğu belirtilen MYK’nin, iktidarla tam uyumlu ve sistemin kodlarına göre hareket edebilecek kişilerden seçildiği görülüyor. Örneğin Kılıçdaroğlu’nun asla vazgeçmediği ve CHP geleneğinden gelmeyen, belki de CHP’li olmayan biri var: Bülent Kuşoğlu. Kılıçdaroğlu kendisinden vazgeçebilir ama Kuşoğlu’ndan asla vazgeçmiyor. Peki kim bu Kuşoğlu? Kılıçdaroğlu bu kişiyi neden yanından hiç ayırmaz?

Kılıçdaroğlu’nun Akıl Hocası: Avukat Celal Çelik

Celal Çelik, 2008–2011 yılları arasında Yargıtay Tetkik Hâkimi olarak görev yaptı. 12 Eylül 2010’da yapılan referandum sonrasında hâkimlikten istifa etti ve kısa bir süre içinde CHP’ye katılarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun avukatlığını üstlendi. Kılıçdaroğlu ile öncesine dayanan bir geçmişinin olup olmadığı bilinmemekle birlikte, bugün ona yön veren ve onu yöneten kişilerden biridir.

Kılıçdaroğlu’na sadece hukuki olarak değil, politik olarak da yön veren Çelik, “Mutlak Butlan” için başlatılan suç duyurusundan bugünkü aşamaya kadar geçen bütün süreci Kılıçdaroğlu adına ama ona danışmadan yöneten biridir.

Çelik, “Mutlak Butlan” kararının çıkması için yargıda kimlerle görüştü? Hangi politikacılarla buluştu? Bu sürecin yönetilmesi için kendisine nasıl bir sorumluluk verildi? Kılıçdaroğlu’nun, “Mutlak Butlan” kararının çıkacağından avukatı Celal Çelik üzerinden önceden haberdar olduğu belirtiliyor.

Çelik, CHP’nin Genel Merkezine saldırılması riskine karşı İçişleri Bakanlığına ve Ankara Emniyet Müdürlüğüne dilekçe verdi. Banka hesaplarının bloke edilmesi sürecini başlattı. Sosyal medya hesaplarına el konulması için gerekli hukuki işlemleri yaptı. Çelik, görünürde Kılıçdaroğlu’nun avukatıdır ama esas görevi CHP’nin dizayn edilmesinde sorumluluk almaktır. Böylelikle CHP’nin bir sonraki seçimde iktidar gücü olmasını değil, kaybetmesini planlamaktadır.

İktidar Medyasının “Bay Kemal”den “Kemal
Bey”e Geçişi

İktidar medyası, Kılıçdaroğlu’na aktif bir destek vermeye başladı. Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde merkezinde ATV, TGRT, NTV, Kanal 7, Akit TV ve CNN Türk’ün olduğu medya kuruluşları, tek merkezden yürütülen psikolojik savaş yöntemleriyle Kılıçdaroğlu’na saldırmışlardı. Alevi kimliğini özellikle ön plana çıkartarak aşağılamaya çalıştılar, Dersim kökenli olmasını kullandılar. PKK ile ilişkili olduğu, Murat Karayılan ile görüştüğü yalanını yaydılar; sahte videolar hazırlayıp kamuoyuna sundular. “Bay Kemal” diye çağırıp bir bakıma küçümsemek istediler. Aynı iktidar medyası, bu kez “Mutlak Butlan” kararının ne kadar hukuki olduğunu anlatmaya başladı.

Kılıçdaroğlu’nun yeniden CHP Genel Başkanlığına atanmasının sözcülüğünü yapma kararı alanların dili değişti ve “Bay Kemal”in yerini “Kemal Bey” almaya başladı. Geçmişte Ana Muhalefet Partisi lideri ve Cumhurbaşkanı adayı olmasına rağmen Kılıçdaroğlu’na ekranlarında hiçbir şekilde yer vermeyen TRT, TGRT, CNN Türk, ATV gibi iktidarı temsil eden medya grupları, hep birlikte Kılıçdaroğlu’na geniş yer vermeye ve hatta desteklemeye başladılar. Tersine, Özgür Özel’e ise eskiden Kılıçdaroğlu’na yapılan muamele yapılıyor ve kendisi iktidar medyası tarafından yok sayılıyor.

TGRT Haber’in Ankara Temsilcisi olarak görev yapan gazeteci Fatih Atik’in Kılıçdaroğlu’nu aktif olarak desteklemesi bir tesadüf mü, yoksa CHP’nin bölünmesi için kendisine verilen bir görevi mi yerine getiriyor? 2022 yılında Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanlığı döneminde yanında yer alarak danışmanlık görevine getirilen eski MHP Ankara İl Yöneticisi Ramazan Kubat’ın yeniden piyasaya çıkması bir tesadüf mü? Kılıçdaroğlu tarafından başdanışman olarak atanan Atakan Sönmez, Kayseri/Pınarbaşı ilçesinden olup aslen Çerkes kökenlidir. Bir süre TİP üyesi olan Sönmez, daha sonra istifa ederek TGRT’deki “Taksim Meydanı” programının önemli konuklarından biri hâline geldi. Sönmez’in geçmişte üstlendiği rol ile bugün Kılıçdaroğlu’na başdanışman olarak atanması da bir tesadüf olmasa gerek.

Özgür Özel’in En Büyük Avantajı: Toplumsal Dayanağı

Özgür Özel grubunun en büyük dayanağı, toplumsal gücü temsil etmesidir. 110 milletvekili ve büyükşehir belediye başkanları başta olmak üzere yaklaşık 400 belediye başkanı, Özgür Özel’i desteklediklerini açıkladılar. Yapılan kamuoyu anketlerinde, 2 milyon CHP üyesinin %90’ının Özgür Özel’e, yalnızca %6 civarının ise Kılıçdaroğlu’na oy vereceği belirtiliyor.

Grup Başkanı seçilen Özgür Özel ve ekibi, CHP’nin Meclis grubunu net bir şekilde kontrol ediyor ve sivil toplum örgütlerinin büyük desteğine sahip. İktidarın CHP’ye yönelik çok yönlü saldırısı nedeniyle, bugünkü politik ortamın Özgür Özel’den yana olduğu çok açıktır. Aynı şekilde CHP tabanı, İmamoğlu’na yapılan operasyondan bugüne kadar devam eden sürecin tamamen politik nedenlere dayandığına inanıyor. Özel’in yürüttüğü mücadele tabanda bir güven yaratmış durumda. Bu nedenle dün Kılıçdaroğlu’nu aktif olarak destekleyenler, bugün Özel’in yanında yer alıyor.

Özgür Özel Üzerindeki Devlet Baskısı Artacak

İktidar kanadının Özgür Özel ekibine yönelik kuşatma hamlesi devam ediyor.

CHP kurultayıyla ilgili “iptal” davası dışında, bir de tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 12 kişi için Siyasi Partiler Kanunu’nun 112’nci maddesine muhalefet suçundan Ankara 26’ncı Asliye Ceza Mahkemesi’nde devam eden duruşma 8 Eylül 2026 tarihine ertelendi. Bu dava için ülke çapında soruşturmalar başlatıldı, farklı illerde birçok delege gözaltına alındı.

Bu davanın önemi nedir? Mahkemeden ceza kararı çıkarsa, bununla birlikte Özgür Özel dahil olmak üzere birçok isme siyaset yasağı gelebilir. İstinaf ve Yargıtay süreçleri nedeniyle bu davanın sonuçlanması uzun sürebilir; ancak asıl mesele, hukuki yollarla Özel’in ve ekibinin politik ve psikolojik baskı altında tutulmaya devam edilmesidir. Özel bu süreci doğru yönetemezse bugünkü güçlü destek tersine dönebilir.

CHP’nin 31 Mart 2024 tarihindeki yerel seçimlerde elde ettiği başarının sadece Özgür Özel ve ekibinin bir başarısı olarak sunulması yanlış olur. Burada belirleyici olan husus, toplumun alt dinamiklerinin göstermiş olduğu toplumsal tepkinin CHP’de somutlaşmasıdır. Hiç şüphesiz ki CHP’nin Adıyaman gibi illerde doğru aday göstermesi seçim sonuçlarını etkilemiştir; ancak esas mesele, AKP’ye karşı ortaya çıkan genel tepkidir.

Özgür Özel, yerel seçim sonuçlarını olumlu yönde değerlendirdi. İktidarın 19 Mart 2025 tarihinde Ekrem İmamoğlu üzerinden İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik başlattığı operasyonu ve sonrasında CHP’yi hedefleyen hukuki saldırıları Özgür Özel doğru yönetti ve bir bakıma liderlik pozisyonunu güçlendirdi.

Özel’in CHP’li belediyelere yönelik operasyonlara veya hukuki saldırılara karşı kararlı bir tutum göstermesi gayet doğal. İmamoğlu’na yönelik operasyonlara karşı gösterdiği direnç ve sahiplenme bilinci, özellikle CHP tabanında güven yarattı. Ancak CHP’nin kendi içerisinde, belediye başkanlarından bürokratlara kadar gerekli soruşturmayı yapıp rüşvete bulaşmış kim varsa tasfiye etmesi gerekirdi. Saldırılar karşısında oluşan savunma refleksi nedeniyle bu süreç olumlu yürütülemedi.

Aynı şekilde dün Kılıçdaroğlu’na mutlak bağlılık gösteren, Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybedince bir gün sonra “gemiyi terk eden fareler” gibi saf değiştiren ve bugün Özgür Özel’in çevresini kuşatanların her zaman tehlikeli olacağı açıktır. Bunların yarın koşullar farklılaştığında Özel aleyhine saf değiştirmeleri sürpriz olmaz. Özel’in, isimleri kamuoyu tarafından bilinen bu insanlardan uzak durması ve zamanı geldiğinde bunlardan “arınması” yanlış bir hamle olmayacaktır.

Özgür Özel Yeni Bir Parti Kurar mı?

Özel’in arkasında, özellikle CHP tabanında güçlü bir destek var. Kılıçdaroğlu’nun ise aksine toplumsal dinamikleri son derece zayıf. Bugünkü politik ortamda Özel ve ekibi CHP’den ayrılıp bir parti kursa, CHP tabanının %80’i Özel’in kuracağı partiye oy verir; gösterecekleri cumhurbaşkanı adayı da ciddi düzeyde oy alır. Böyle bakıldığında “yeni” bir parti kurmanın gayet mantıklı olduğu görülüyor.

Özel bir parti kursa, 100 milletvekiliyle parlamentoda grup kurulur ve seçimlere katılma sorunu kalmaz. Belki bir-iki ay içerisinde Türkiye genelinde parti örgütlenmesi de tamamlanır. Bu koşullar varken CHP’den ayrılıp bir parti kurmak daha mantıklı olmaz mı? Bugünkü koşullarda mantıklı olmaz. Ancak Özel ve ekibinin CHP’de kalmasının bütün şartları ortadan kalkarsa, o zaman yeni bir partinin kurulması zorunlu olarak gündeme gelebilir.

Ayrı Bir Parti Kurmak Bir Zorunluluk Hâline Geldi mi?

Birincisi, Türkiye’nin geleneksel ideolojik, politik ve toplumsal yapısı dikkate alındığında köklü yapıları temsil eden partiler varlıklarını devam ettirir. Bülent Ecevit gibi Türkiye’nin politik tarihinde önemli rol oynayan bir lider, CHP’den ayrılıp DSP’yi kurdu ve 1999 seçimlerinde birinci parti oldu; ancak bugün DSP formalite bir partiye dönüştü. Yakın dönemde Muharrem İnce’nin kurduğu Memleket Partisi’nin durumu biliniyor. Turgut Özal, Anavatan Partisini kurdu, Başbakan ve Cumhurbaşkanı oldu ama bugün Anavatan Partisi bir tabela partisinden ibaret.

Muhsin Yazıcıoğlu, MHP’den ayrılıp BBP’yi kurdu ama politik ilişkilerde büyük bir etki gücü olmadı. Aynı şekilde İYİ Parti, Zafer Partisi ve Anahtar Parti de MHP’den koptular ancak üçünün oylarının toplamı bile MHP’yi geçmiyor. AK Parti, Saadet Partisinden koptu ve 25 yıldır iktidarda; fakat Cumhurbaşkanı Erdoğan çekildiğinde AK Parti’nin politik misyonunun biteceği herkesin bildiği bir realite. Kürt politik hareketinin geleneğini oluşturan sayısız parti kapatıldı ancak aynı geleneği temsil eden ana parti varlığını hep sürdürdü; Kürtler içerisinde farklı politik eğilimlere sahip çok sayıda başka parti kurulsa da hiçbiri varlık gösteremedi. Özel ve ekibi yeni bir parti kurduklarında, CHP’nin tarihsel, politik ve ideolojik geleneğini aşabilecek derin bir strateji belirlemedikleri takdirde varlıkları diğer partiler gibi dönemsel bir başarıdan ibaret kalır ve örgütsel varlıklarını uzun süre devam ettirmeleri son derece zor olur.

İkincisi, Özel ve ekibinin yeni bir parti kurması, seçimlere ayrı bir parti olarak girmesi anlamına gelir. Doğal olarak oylarda belirgin bir bölünme gündeme gelecektir. Kılıçdaroğlu grubunun CHP adına seçimlere girip %7-8 civarında oy alması dahi, AK Parti’nin yeniden birinci parti olmasına yol açacaktır. Aynı şekilde Kılıçdaroğlu ve Özel’in iki ayrı cumhurbaşkanı adayı çıkarması da oyları net olarak böler. Bu durum, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi hâlinde seçilme olasılığını ciddi oranda artırır.

Üçüncüsü, Özgür Özel ve ekibi, CHP içerisindeki bu ikili iktidar durumunu nasıl sürdürecek? Bunun sınırı, Kongre’nin en kısa sürede toplanmasıdır. Kongrenin toplanması için Kılıçdaroğlu üzerinde ciddi bir baskı var. Kılıçdaroğlu kongreyi toplamamakta ısrar ederse, Özel ekibi delegelerden imza toplama sürecini başlatabilir. Bu bakımdan CHP içerisindeki mücadele çok yönlü devam edecek. Özel ve ekibi, CHP’nin iç mücadelesinde bütün koşulları ve olanakları kullanıp bir sonuç elde edemediği takdirde, yeni bir parti kurmak için adımlar atacaktır. Hatta her olasılık dikkate alınarak bu konuda ön hazırlıkların yapıldığı da belirtilmektedir.

Bayramlaşma Yeni İttifakların Önünü Açtı

“Mutlak Butlan” kararından sonra partilerin bayramlaşma programı, yeni ittifakların altyapısını oluşturdu. İYİ Parti, Zafer Partisi, TİP ve Emek Partisi, Kılıçdaroğlu CHP’si ile bayramlaşmayarak Özgür Özel’i muhatap aldılar. Cumhur İttifakına dahil olan partilerin önemli bir kısmı ise Kılıçdaroğlu CHP’sini muhatap kabul etti. DEM Parti, “Mutlak Butlan” kararına net olarak karşı çıktı; ancak ne Özgür Özel CHP’sini ne de Kılıçdaroğlu CHP’sini ziyaret etti. Yeni bir çözüm süreci ihtimali nedeniyle orta yolu benimsemeyi tercih etti. Bu kararın kendi içinde bir mantığı olabilir ama tutarlı olduğu söylenemez. “Mutlak Butlan” kararının politik sonuçlarının ne olacağı doğru hesaplanmalı ve tutum da buna göre net olmalıdır.

Bu karar, yeni ittifakları şekillendirmeye başladı. Bunun bir başka anlamı da Mansur Yavaş’ın, Özgür Özel liderliğindeki CHP grubunun adayı olmasına dayanak oluşturmasıdır. Özgür Özel’in Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı aday göstermesi durumunda; İYİ Parti, Zafer Partisi ve Anahtar Parti aktif destek verir. MHP kurumsal olarak desteğini açıklamasaydı bile tabanı Mansur Yavaş’ı desteklerdi. Hatta Mansur Yavaş’ın adaylığının doğrudan Ekrem İmamoğlu tarafından açıklanması kimseye sürpriz gelmemelidir.

Kılıçdaroğlu’nun adayı kim olabilir? Mansur Yavaş’a destek verebilir mi? Bu olasılık var. Ancak kulislerde Kılıçdaroğlu’nun İlhan Kesici’yi aday gösterebileceği konuşuluyor. Gelecek Partisi, DEVA Partisi, Saadet Partisi ve buna Yeniden Refah Partisi’nin de dahil olabileceği bir blokta ise Anayasa Mahkemesi Eski Başkanı Haşim Kılıç’ı ortak aday gösterecekleri iddia ediliyor. Abdullah Gül ve çevresinin de Haşim Kılıç’ı destekleyeceği belirtiliyor.

DEM Parti’nin ilk turda kendi adayını çıkaracağı, ikinci turda ise yapacağı politik pazarlıklara göre kimi destekleyeceğini açıklayacağı veya seçmenini serbest bırakacağı ileri sürülüyor.

DEM Parti’nin politik tutumunu ve adayların bu sürece dair yaklaşımlarını tamamen olası bir “Çözüm Süreci” belirleyecektir.

Sonuç

CHP’de ikili iktidar durumu bir uzlaşmaya varılarak aşılmadığı takdirde, her gelişme Türkiye’nin iç politik denklemini çok ciddi oranda etkileyecektir. Burada sorun Kılıçdaroğlu veya Özel’in galip gelmesinin çok ötesinde, stratejik ilişkileri doğrudan etkileyeceği kesin olan yeni bir sürecin başlamış olmasıdır. Doğu Perinçek’in “Kılıçdaroğlu CHP’si” kavramını hangi amaçla kullandığı unutulmamalıdır. Yani CHP’ye yapılan operasyon, düşündüğümüzden çok daha kapsamlı bir planın ilk adımıdır.

Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu