Aktüel Dünya

Bir Saldırı: Manifesto

TUĞÇE M. YILMAZ

”Şimdi size sesleniyorum: Başlangıç diye bir şey yok ve sarsılmıyoruz biz, duygusal değiliz. Bulutların ve duaların çarşafını, deli bir rüzgâr gibi yırtıyoruz; yıkımın büyük gösterisini hazırlamaktayız, yangını ve bozulmayı. Yası ortadan kaldırmaya hazırlanıyoruz ve gözyaşlarının yerine, bir kıtadan ötekine yayılan sirenleri koyuyoruz. Yoğun sevinç bayraklarını ve zehrin kederinden uzak kalanları.”

Sanat eserlerinden uyarlanan filmler, genelde pek parlak işler olmazlar ya da insanı heyecanlandırmazlar. Ancak Julian Rosefeldt’in bir sanat eseri olarak ortaya çıkardığı ”Manifesto”, böyle bir film olmamış. Sanatçının geçtiğimiz yıllarda bir video çalışması olarak sunduğu esere, bu sefer Cate Blanchett’ın oyunculuğu eklenmiş. Rosefeldt, bir senarist ve yönetmen olarak filmde değişken kurgular ve bambaşka geçişler kurmasına rağmen insanı sıkmayan, bunaltmayan bir film ortaya çıkarmış. Marx ve Engels’in 1848 yılında kaleme aldığı ”Komünist Manifestosu”yla açılan film, 20. yüzyılda ortaya çıkan Dada, Fluxus, Fütürizm gibi sanat akımları kadar Jim Jarmusch ve hatta Lars von Trier’in filmlerinden alıntılara dek uzanan çeşitli sanatsal ve politik manifestoları ele alıyor. Manifestoların hepsini seslendiren ise Cate Blanchett.

Sanatın ve insanın ölümü

On üç manifesto, on üç görüntüye paralel olarak veriliyor ve izleyiciye, görsel-işitsel bir şölen sunuluyor. Cate Blanchett, bazen bir spiker, bazen bir ilkokul öğretmeni ve bazen ise bir işçi olarak karşımıza çıkıyor. Yaşayan en yetenekli oyuncular arasında gösterilen Blanchett, 20. yüzyılın en tutkulu sanat akımlarına ve yenilikçilere, Dadacılara, Fütüristlere itibarını iade ediyor sanki. En başarılı olduğu performanslardan biri ise şüphesiz Dada Manifestosu’nu okuduğu bölüm: ”Verimli bir toprağa yerleşiyoruz burada. Ayrıca, yine burada kamuya seslenme hakkını kullanıyoruz, çünkü ürpermelerin ve uyanışın ne olduğunu öğrendik. Tasasız tene, üç dişli yabayı saplıyoruz enerjiden sarhoş hayaletler gibi. Baş döndürücü tropik yeşilliklerin bolluğunda oluk oluk akan uğursuzluk selleriyiz biz, zamk ve yağmur bizim terimiz, kanıyoruz ve susuzluğu yakıyoruz, diriliktir bizim kanımız.”

Tabii burada en önemli etkiyi yine yönetmen yaratıyor. Dada Manifestosu’nun okunduğu sahnede bir cenaze törenine tanıklık ediyoruz. Bu, Birinci Dünya Savaşı’nın yıkıcılığını gören Dadacıların sanata yaklaşımı esasen. Sanatın ölümü ve sanat eserlerinin bir bir yok oluşu. Filmin en keyif veren yanı ise bu manifestoların istenildiğinde ne denli güçlü bir bileşim ortaya çıkarabileceği ve politika tarihindeki yerleri, önemleri. Üsttenci bir tavırla kaleme alındıkları düşünülse de aslında Fütürizm hariç çoğu, insanın özüne döndüğünde ne denli yaratıcı olabileceğini ve ancak o zaman özgün olabileceğini, özgün bir sanat eseri ortaya koyabileceğini gösteren manifestolar. Gündelik hayatla harmanlanıp verilmeleri de bunun en büyük kanıtı. Örneğin Pop Art için hazırlanan bir metin, bir yemek masasında dua olarak okunuyor Blanchett tarafından.

Kimin Manifestosu?

Bir kurulum olarak, ”Manifesto”, bir saldırıya benziyor gibi görünebilir. Bir film olarak, ayrıntılı bir entelektüel bilgi gerektirdiğini düşünenlerin aksine; sanat ve politika alanında kaleme alınan bu manifestoların her yerde ve her koşulda söylenmesi, herkes için yapılmış bir iş gibi. ”Manifesto” hem esprili hem de provokatif bir film. Film bittiğinde ise zaten aklınızda olan soru işaretleri daha hızlı dönmeye başlıyor.

Saplandığımız hayatlarımıza hiçbir sorun yokmuş gibi devam mı edeceğiz? Sisteme entegre hayatlarımızla nereye kadar devam edeceğiz? Daha ne kadar tahammül edebiliriz? Yediğimiz yemeklerden, içtiğimiz içeceklere dek her şeyin bu denli ”yapılmış” olması bizi rahatsız etmiyor mu? Ediyorsa neden alternatiflerimizi yaratmıyoruz? Çalışmak için mi yaşıyoruz, yaşamak için mi çalışıyoruz? Ne kadar özgünüz, yoksa biz de herkes gibi miyiz? Neye benziyoruz ve ne yapıyoruz?

”Herkes şöyle haykırsın: Yerine getirilmesi gereken büyük bir yıkım ve yadsıma işi var. Süpürmek, temizlemek. Kişinin temizliği, delilik halinden sonra kendini gösterir – asırları parçalayan ve yok eden haydutların ellerine terk edilmiş bir dünyanın saldırgan, tam deliliğinden sonra.”

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

EB / Aktüelsanat

portal için içerik derleyici
Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu