Aktüel Yorum

Aleviler Ne İstiyor?

Kadıköy’de Alevi mitingindeydik. Miting yeni bitti. Binlerce insan katıldı. Laik ve demokratik eğitim talebi gündeme damgasını vurdu denilebilir. Daha doğrusu Laik Eğitim, İnsanca Yaşam ve Demokratik Türkiye gibi başlıklar vardı, ki bana göre son derece önemli konulardır. Bunlar aslında, ekonomik eşitliği içermediği için burjuva haklardır. Ne var ki olmadığı toplumlarda çok önemli haklar haline gelebiliyor.

Baştan alayım. Kadıköy Altıyol’da yüzlerce kişiyle bir araya geldik. Alevi aktivistleri Mazlum, Kenan, Hakan, Gülsev ve Ali Çiftçi gibi arkadaşlar ilk gördüğüm kişiler oldu. Sonra Cuma Erçe ile bir araya geldik. Kısa süre içinde de polisler eşliğinde Kadıköy – İskele Meydanı’na doğru yürüyüşe geçildi. Polislerin “pankart indir, pankart kaldır” direktifiyle meydana varıldı. 300 kişiyle başlayan yürüyüş rıhtımda binleri buldu. Sloganlar ve pankartlar daha da özgür hale geldi.

Yürüyüş sırasında aklımda kalan ise kitlenin direnci ve Ferhat Tunç’un türküsü oldu. Burada da paylaşmak isterim türküyü:

Kanmasınlar Kanmasınlar

Bizi öldük sanmasınlar

Şahin olduk yücelerde

Söyleyin ağlamasınlar

Alandaki moral motivasyon yüksek olmasına rağmen katılım nispeten zayıftı. Devrimci ve sınıf talepleri belirgindi. Ortak bildiride de sınıf tavrı vardı. Konu cumartesi annelerinin mücadelesine dek genişledi. Tülay Hatimoğulları, Celal Fırat, Gürsel Tekin, Kemal Bülbül gibi politik şahsiyetlerle karşılaşmak da güzel tesadüflerdi.

Kızılbaşların bu seferki istekleri yalnız kendileri için değildi. Bunlar sadece Kızılbaşların / Alevilerin değil tüm toplumun talebi olmalıdır. Üstelik de bu haklar ve talepler, asgari olarak her toplumda var olması gereken haklardır. Bu noktadan bakıldığında demokrasi, eğitim ve insanca yaşam hakkı, nispeten burjuva demokrasilerinin olduğu toplumlarda çözülmüştür!

Avrupa ya da Batı ülkeleri böyledir. Yine de Batı toplumlarında da büyük sosyal, iktisadi ve politik sorunlar olduğunu biliyoruz. Çünkü emek – sermaye çatışması temel çatışma biçimidir. Kapitalizm ve burjuvazi, insanca yaşam, demokrasi ve özgür/laik eğitimi kendi sınıf çıkarına göre değerlendiriyor ve çözümü de bu çerçevede gerçekleştiriyor. Bu yüzden de burjuva demokrasisi olan toplumlarda, adı üzerinde, demokrasi olduğu söyleniyor. Sosyal ve siyasal hakların olduğu, çalışana iş ve imkan, okumak isteyene fırsat eşitliği verildiği iddia ediliyor. Türkiye’de de sorulduğunda bu hakların ve imkanların var olduğu iddia edilmektedir.

Tartışmak istediğim nokta şurası: Diyelim ki bu haklar var. Olsa bile bilinmeli ki, bu hakların hepsi de burjuvazinin çıkarına hizmet ediyor. Bu haklarla birlikte 20-30 milyon olduğu düşünülen Kızılbaşların yönetme talebinde bulunması daha anlamlı olur diye düşünüyorum.

Bunca büyük bir nüfus toplumsal üretimin de büyükçe bir kısmını ortaya çıkarmaktadır. Üretenlerin yönetmesi gerektiği felsefesinden hareket edersek konu daha iyi anlaşılacaktır. Buna göre emekçilerle ve ezilenlerle birlik ve dayanışma içinde olmak kaçınılmaz görünüyor. Mitingte böylesi bir dayanışmayı gözlemek elbette ki anlamlıydı. Bunun, daha da geliştirilmesi gerekiyor.

Aleviler, yalnızca Cemevleri için değil yalnızca yerel yönetimlerde hak sahibi olmak için de değil bunlarla birlikte ülke yönetiminde yer almayı da talep etmek ve bunun için mücadele yürütmeleri gerekir. Sermayenin dinci, laik ve faşist partilerinin peşine takılmadan bunu yapmanın doğru bir davranış olacağı kanaatindeyim.

Mitingi izleyince Alevileri fazla iyimser ve mütevazi bulduğumu da belirtmeliyim. Laik eğitim, yalnızca Sünni/Müslümanlara hizmet veren Diyanetin olduğu koşullarda gerçekleşecek bir öneri gibi görülmüyor. Üstelik bu durum yeni de değil. TC Anayasası’nda devletin “laik” olduğu yazılı. Cumhuriyetin kuruluş kodlarına uygun olarak inşa edilmiş. Halkçı/sosyalist bir yönetim talebi, gerçekleşmesi zor olsa da, meşru bir talep olur. Çünkü dini eğitim yerine önerilen laik eğitim de “milli” eğitim biçiminde verilmektedir. Siyasal olarak din ve şeriat yerine milliyetçi, ırkçı bir talep gibi görünmektedir.

Alevilerin İnsanca Yaşam temalı mitinginin, Dünya İnsan Hakları Günü ile aynı tarihte oluşu da dikkat çekicidir. 10 Aralık 1948’de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirisi de yaşam hakkını birinci sırada anıyor. Diyeceğim şu ki hem Haklar Bildirisi’nde hem de Alevilerin savunusunda yer alan insanca yaşam talebindeki İnsan, çok soyut ve muğlak kalıyor. Zaten TC Anayasası, devletin “sosyal ve hukuk devleti” olduğunu söylüyor. Türk egemen sınıflarına göre kimse acından ölmüyorsa “insanca yaşam” var demektir.

Aleviler de diğer toplumsal kesimler gibi sistemi doğru tanımalı ve sermaye sisteminin Kızılbaşları nasıl gördüğünü iyi bilmelidir. Sorunun kökü tarihseldir. İsmail Beşikçi’nin Alevilere ilişkin verdiği bilgiler didaktiktir. İttihatçılar 1912’de gizli bir toplantı yapar. Alınan kararlara bakılırsa Ermeniler ve Rumlar azaltılacak, Kürtler Türklüğe ve Kızılbaşlar ise Müslümanlığa asimile edilecektir! Buradan bakınca Alevilerin laik eğitim isteği oldukça yüzeysel kalıyor.

Alevileri iyimser buldum diyorum, çünkü mevcut yönetim, esasen burjuvazinin çıkarını korumak üzere inşa edilmiş, Anayasa’yı da uygulamaktan imtina ediyor. Tekrar edeyim ki, uygulandığında da başta Aleviler olmak üzere emekçilerin ve ezilenlerin sorunları çözülmeyecek, “insanca yaşam” söz konusu olmayacaktır. Mitingdeki talep ve önerilerin kısa vadede savunulması yine de değerli olabilir. Kızılbaşlar daha büyük kazanımlar için yeni dönemde de yeni mücadele zeminleri yaratmak üzere bilinçli bir pozisyonda konumlanmalıdır.

Mitingde savunulan bu düşünceler, gerçek özgürlüklerin kazanılmasına katkı sunduğu sürece değerlidir elbette. Dolayısıyla ezilen inançlar için adil ve devrimci çözümler, başta emekçi sınıflar olmak üzere, bizim gibi ülkelerde Kürtlerle, kadınlarla, yoksul köylülerle dayanışma içinde gerçekleşebilir.

Siyaset felsefesinin bitmez tükenmez tartışmalarından birisidir eşitlik sorunu. Sınıflı toplumlar var olduğu müddetçe doğal eşitlik, Tanrısal eşitlik, yasal eşitlik gerçek anlamda bir eşitlik anlamına gelmiyor. Eşitlik, sınıfsız bir dünyanın -komünizmin- varlığını zorunlu kılıyor. Doğa karşısında, Tanrı karşısında, hukuk karşısındaki eşitlik aldatmacadan başka bir sonuç doğurmuyor.

Mehmet Akkaya

1964’te Malatya’da doğdu. İlkokulu Malatya’da okudu; orta ve lise eğitimini İstanbul’da tamamladı. Kocasinan Lisesi’nden sonra Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirdi. Maltepe Üniversitesi’nde Psikoloji, İnsan Bilimleri ve Felsefe Bölümü’nde yüksek lisans (master) yaptı; dil ve kültür felsefesi konusundaki tez çalışmasıyla mezun oldu. Çeşitli gazete ve kültür-sanat-felsefe dergilerinde bilim, sanat, felsefe ve politika içerikli yazdığı yazılarla biliniyor. Akkaya, televizyon ekranlarında yaptığı felsefe/düşünce programlarıyla da tanınıyor. 2008’den itibaren kitap çalışmalarına yoğunlaşan yazarımızın eserleri felsefe, bilim, sanat ve politika meraklıları tarafından ilgiyle izleniyor.
Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu