Aktüel Yorum

Yoksullukla mücadele ve HDP

Küreselleşmenin temel problemlerinden bir tanesi; tek tek ülkelerin kendi özgün koşullarını dikkate almadan fiyatların eşitlenmesine neden olmasıdır. Günümüz koşullarında dünyanın neresinde yaşarsanız yaşayın, benzer ürünler için neredeyse aynı parayı ödersiniz.

Eskiden gümrük ve sınır denetimleri daha fazla olduğu için tekeller aynı ürün için farklı ülkelerde farklı fiyatlar belirlerlerdi. Ancak günümüzde bu uygulama neredeyse tamamen ortadan kalktı. Günümüz koşullarında küresel firmalar dünyanın ucuz olan yerinde üretiyor; ürün fiyatının en yüksek olduğu ülkeleri esas alarak da fiyatlama yapıyorlar.

Reklam

Ayrıca birçok ürünün temel girdilerinin fiyatları da uluslararası piyasalarda belirlendiği için ürün fiyatları da bütün dünyada neredeyse eşitleniyor.

Fakat aynı şeyi ücretler için söyleyemeyiz; insanlar dünyanın farklı ülkelerinde aynı iş için birbirinden çok farklı ücretler alıyorlar. Bu durum az gelişmiş ülkelerde mutlak yoksulluğa sebep oluyor.

Düşünün Türkiye’de yaşıyor ve çalışıyorsunuz; aylık geliriniz asgari ücrete veya biraz daha fazlasına denk geliyor. Ancak Almanya fiyatları ile harcama yapmak zorunda kalıyorsunuz. Bundan daha kötü bir şey olabilir mi?

Reklam

Türkiye’de insanların yüzde 69’u ya asgari ücret, ya da ona çok yakın bir maaş alıyor; ancak çarşıda-pazarda Almanya fiyatlarıyla alış veriş yapıyor. Bundan dolayı Almanya’dan Türkiye’ye gidenler her defasında fiyatların yüksekliğinden şikayet ederler.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TUİK) açıkladığı verilere göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) Kasım ayı itibariyle yüzde 21,62 oranında artış gösterdi. Halbuki gerçek hayatta halkın enflasyonu neredeyse yüzde 60’ları buluyor.

Şimdi elimizdeki verileri biraz daha somutlayalım: “Türkiye’de ortalama bir çalışan şimdiki döviz kurlarını esas alırsak (2826 /15,5) 183 € kazanıyor. Bu durumda hükümet muhtemelen asgari ücreti kendilerinin yalan enflasyon rakamlarını esas alarak belirleyecek ve aşağı yukarı yüzde 21 oranında artıracak.

Gelin biz de biraz üstüne koyalım ve 2022 yılı için asgari ücreti 3500 TL net olarak belirleyelim. Bu da 226€ eder. Yani çalışan nüfusun yarısından fazlası bir ay boyunca çalışacak ve eline sadece 226 € geçecek.

Bununla; kirasını ödeyecek, hastalanırsa ilaçlarını alacak, yol parası ödeyecek, yaşaması için gerekli temel tüketim maddelerini satın alacak, varsa çocukları onların okul masraflarını karşılayacak.

Peki sizce bu mümkün mü?

Uzmanlar yoksulluğu dört farklı kategoride inceliyorlar. Bunlar; “mutlak yoksulluk”, “göreli yoksulluk”, ”insani yoksulluk” ve “gelir yoksulluğudur.” Bunlardan en şiddetlisi; konut, gıda, su gibi mutlaka karşılanması gereken zorunlu ihtiyaç maddelerine erişememe durumunu ifade eden “mutlak yoksulluk” olmaktadır.

Türkiye toplumunun ezici çoğunluğu mutlak yoksulluk tehlikesi ile karşı karşıyadır ve bu devasa sorun HDP’nin aktif katılımı olmadan çözülemez. Çünkü HDP herhangi bir sermaye çevresine değil, doğrudan Türkiye’nin bütün yoksul halklarının partisidir.

HDP ekonomik ve sosyal politikalar belirlerken bir sermaye çevresinin değil, halklarımızın çıkarlarını esas alacaktır. Parasız eğitim, gelir dağılımındaki eşitsizliklerin giderilmesi, işsizlik, kayıt dışılığın ortadan kaldırılması, bölgesel eşitsizliklerin giderilmesi gibi yoksullaşmayı hızlandıran faktörleri ancak doğrudan halka dayanan bir parti ortadan kaldırabilir.

Yurtseverlik, o ülkenin insanına ve doğasına ayrım gözetmeden muhabbet duymaktır.

HDP işte bu derin ve insancıl yurtseverliğin temsilcisi olarak tarif edilmiş ve kurulmuş bir partidir. Dönem tam da bu dönemdir; HDP yoksullukla mücadelede daha fazla inisiyatif almalıdır. Nasıl ki bölge demokrasisinin en temel gücü haline gelmişse; yoksullukla mücadelede de bölgenin en önemli çözüm gücü olarak öne çıkmalı, halklarımızı düzen partilerinin insafına bırakmamalıdır.

Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün