Aktüel Yorum

SORU(N)LARA “OLMASI GEREKEN” YANIT(LAR) ÜRETMEK İÇİN MATERYALİZM[*]

TEMEL DEMİRER

“Zulüm, tehdit edilen bir yalanın

fetheden bir gerçeğe yapılan iltifattır.”[1]

“Tanrı”, rahatlatıcı bir masaldı; “tanrı” kavramını insan(lık) icat etti, ya da yarattı!

Malûm, doğanın, evrensel güçlerin ya da denetleyemediği toplumsal olayların eziciliği karşısında güçsüz kalan insan(lık), söz konusu güçleri “tanrı”(lar) olarak kişileştirir: Tufanlar, sel felâketleri, gök gürültüleri, şimşekler, kasırgalar ya da savaşlar, her biri bir tanrının marifeti sayılır. Deniz tanrısı Poseidon öfkelenince vah denizdekilerin hâline! Zeus akşamüstü bulutları devşirmeye çıktığında eğer karısı Hera onu kızdırmışsa şimşekler, tufanlar yağdırır. İlkbaharda toprak verimini geç vermekteyse, tanrıça Gaea’nın bir bildiği vardır. Kurbanlar kesilir, tanrılar adına törenler, şenlikler yapılır.

“Cennet-cehennem”, erken insan topluluklarından beri tasarlanan kavramlardır. Konuyla ilintili olarak Sümer mitolojisinde, daha sonraki yüzyıllarda ortaya çıkan tektanrılı dinlerin anlayışına kaynaklık eden motifler vardır.

Örneğin Sümer çiviyazılarındaki Dilmun, “mutlu insanlar, ölümsüzler ülkesi”dir. “Cennet-cehennem” eski Roma’da ‘Elysium Bahçesi-Tartaros’, Gök tanrı inancında ‘Uçmak-Tamu’ olarak adlandırılır. Latin Amerika yerlilerinin “cenneti” ‘Vakui’, Azteklerinki de ‘Tanrı Katı’dır. Eski Mısır’daki Anu ise, “mutluluk ülkesi”dir.

Söylencelerle üretilen kavramlar karşısında bir şeye anlam veremiyor olmak “tanrı” varlığının kanıtı değil; anlayış eksikliğidir oysa; bir şeyi “tanrı yaptı!” demek çok kolaydır, böylelikle soruyu yanıtlamanıza gerek kalmaz.

Din ile “Tanrı” insan icadı ve hayaliyken Lucretius, “Korku, dünyada tanrıları yaratan ilk şeydi”…

Stephen Hawking, “Kainatı kimse yaratmadı; kimse kaderimizi çizmiyor”…

Epikuros, “Bir insanın kendisinin yapabileceği şeyleri tanrılardan istemesi anlamsızdır”…

Jean-Jacques Rousseau, “Dinler, kim ne derse desin, insanların eliyle ve aracılığıyla oluşmuştur”…

Sigmund Freud, “Tanrı, abartılmış bir baba figüründen başka bir şey değildir”…

Arthur Schopenhauer, “Dinler ateşböcekleri gibidir: parlayabilmek için karanlığa gereksinim duyarlar.” “Gerçekte tanrı var olsaydı, bunca kötülüğe ve düzensizliğe çözüm bulmuş olurdu”…

Albert Caraco, “Tanrı’ya itaat ettiğimizi sanırken aslında insanlara itaat ediyoruz”…

Yuval Noah Harari, “Aynı tanrıya inanmayan veya aynı krala itaat etmeyen insanlar seve seve aynı parayı kullanıyorlar”…

Richard Dawkins, “Tanrı ve vatan yenilmez bir ekiptir; tüm zulüm ve kan dökme rekorlarını ellerinde tutarlar”…

Robert G. Ingersoll, “Korku tanrılara, şeytanlara, ruhlara inanır. Korku dindir. Cesaret bilim.” “İnsanlık tarihinde, hiçbir yerde, hiçbir tanrı ezilenlerin yardımına koşmadı,” uyarılarıyla meseleyi yeterince net biçimde ortaya koyarlar…

* * * * *

Bu noktada her şeyi sorgulayan bir şüpheye muhtacız. Çünkü şüphe bir gerçeğe doğru koşar. En önemlisi de, bilmek inanmaktan üstündür.

James Joyce’un, “Düşüncenin eziyeti altında bir çağda yaşıyoruz”; Eduardo Galeano’nun, “Düşünürseniz, acı çekersiniz. Şüphe ederseniz, delirirsiniz. Hissederseniz, yalnız kalırsınız,” uyarılarıyla betimlemeleriyle malûl kesitte, kolay mı?

Şüphe bilginin başlangıcıdır; insanı araştırmaya götürür; sorgulatır ve bu da belki zorlu, ama çok iyi bir şeydir.

Bilgi için şüphe esastır. Şüphe etmek gerçeklere ulaşmak için atılan ilk adımdır. Bilim şüphe kültürüdür.

Bilim şüphe etmemizi, cehaletten kaçınmamızı önerirken; şüphe, bilginin işaret fişeğidir.

Paul Kurtz’un, “Şüpheci, herhangi bir gerçeklik iddiasını sorgulamaya istekli olan, tanımda açıklık, mantıkta tutarlılık ve kanıtın yeterliliğini isteyen kişidir,” ifadesindeki üzere şüphe etmeyen insan düşünemez. Şüphe ile iman yan yana olamaz.[2]

* * * * *

Soru(n)lara “olması gereken” yanıt(lar) üretebilmek için Georges Politzer’in, “Materyalistler, dünya nesnel bir gerçektir derler.” “Dünyayı, olduğu gibi, gerçek yüzüyle görmek, materyalizmdir,” uyarılarını kulaklarımıza küpe etmek, “olmazsa olmaz”dır.[3]

Her şey maddeden oluşur… Varlığın özü ve temel yapı taşı maddedir… Madde kendi kendini hareket ettirecek güce sahiptir… Maddî âlemin ötesinde herhangi bir varlık alanı söz konusu değildir… tezleriyle müsemma materyalizm varlığın özünün ve temel yapı taşının maddi olduğundan hareket eden felsefi bir dünya görüşüdür.

Ve nihayetinde “Felsefe, direnmektir-dünyaya…” Oruç Aruoba’nın ifadesiyle![4]

Gerçekten de  “Marx’ın felsefesi, tüm insanlığa, özellikle de işçi sınıfına yüce bir bilgi silahı sunan, tamamlanmış felsefi materyalizmdir,”[5] diyen V. İ. Lenin’in eklediği üzere:

“Madde ilktir: düşünce, bilinç, duyarlık çok yüksek bir evrimin ürünleridir. İşte doğa bilimlerinin içgüdüsel olarak kabul ettikleri materyalist bilgi teorisi budur.”[6]

* * * * *

O hâlde anlamak, sorgulamak, itiraz edip karşı çıkmak insan olmak/ ve kalmak eyleminin “olmazsa olmaz”ıyken; insandan çok eşyaya benzeyenlerle burun buruna yaşamaya mahkûm edilerek, sürüleştirilmek kastına maruz bırakıldığımız vahşet tablosunda şüphe, anlama eyleminin “olmaz olmazı”dır; müthiş bir bahtiyarlıktır.

Evet, insan olmak da, insan kalmak zorken;  gerçek örtüsüzdür; elbette görene, anlayana… Malûm: Hayatın sorunlarını kuramsal değil, pratik anlamda çözmektir aslolan!

Bu arada ancak yaşayanlar bilir, yaşamayanlar anlamaz; milliyetçi zırvalar,[7] uhrevilik iddiaları ahmaklığı birleştiren bir çimentoyken; aptallardan oluşan yığınların gücü asla hafife alınmamalıdır.

Kolay mı?!

Anlamayanlar için din çok “cazip”tir; ve de tüm aptallıklar hayal gücünden yoksundur. Karanlıklar aptallığın güçlülüğüyle doğrudan bağıntılıdır. Çünkü din, “tanrı”ya ibadet, düşünmekten daha kolaydır.

Çözüm: Var olanı kabullenmeyen cesaret, yanlışa karşı çıkandır; yaratıcı akıntıya karşı yüzendir; insanın ilk görevi kendine karşıdır. Çünkü Ayn Rand’ın ifadesiyle, “Ahlâk, seçilendir, zorlanan değildir; anlaşılandır, itaat edilen değildir.”

17 Aralık 2023 13:38:23, İstanbul.

N O T L A R

[*] Görüş, Ocak 2024…

[1] Chapman Cohen.

[2] “Komünist ahlâk diye bir şey var mı? Elbette var, buna hiç şüpheniz olmasın! Kendimize özgü ahlâk anlayışımızın olmadığını söyleyen burjuvazi, biz komünistleri, her türlü ahlâk anlayışını reddetmekle suçlamaktadır. Bu ortalığı karıştırmak, işçi ve köylülerin akıllarını karıştırmak için özenle seçilmiş bir yöntemdir. Biz hangi anlamda, hangi açıdan ahlâk görüşüne, hangi ahlâk anlayışına karşı çıkıyoruz? Ahlâkı, tanrı buyruğu olarak algılayan ve ruhani nedenlere dayandıran burjuvazinin ahlâk tanımına karşı çıkıyoruz. Bu noktada, kuşkusuz tanrıya inanmadığımızı, din adamlarının, toprak ağalarının ve burjuvazinin kendi çıkarları yönünden tanrının adından yararlandıklarını bildiğimizi söylüyoruz. Ahlâk anlayışlarını, ahlâkın olması gereken ilkelerine değil, tanrının buyruklarına, tanrı buyruğuna pek benzeyen idealist veya yarı idealist sözlere dayandırdıklarını söylüyoruz. İnsan dışı ve sınıf dışı kavramlarla ilişkilendirilen her türlü ahlâk anlayışına karşıyız.” (V. İ. Lenin)

[3] “Açıklayıcı bir ifade kullanmak gerekirse, agnostiklik aslında ‘utangaç’ materyalizmdir.” (Friedrich Engels)

[4] “Din, felsefeye karşı daima dişlerini göstermiştir.” (Server Tanilli.)

[5] V. İ. Lenin, Karl Marx ve Marksizm Üzerine, çev: Mazlum Beyhan, Yordam Yay., 2013.

[6] V. İ. Lenin, Materyalizm ve Ampiryokritisizm: Gerici Bir Felsefe Üzerine Eleştirel Notlar, çev: Sevim Belli, Sol Yay., 1976.

[7] “En değersiz gurur, milli gururdur. Dünyada gurur duyabilecek hiçbir şeyi olmayan her zavallı aptal gurur duyabilmek için son çare olarak ait olduğu ülkesi ile gurur duyar.” (Arthur Schopenhauer)

Temel Demirer

hâlâ “tek yol devrim” gerçeğine bağlı olan(lardan); ve nihayet “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek!” diyen(lerin) safındaki sıradan, vasıfsız, herhangi biriyim... 54 tevellütlüyüm... Kemal’den olma Necla’dan doğmayım... Çorum ili Kale mahallesi nüfusuna kayıtlıyım... Okur yazarım... Ve nihayet hâlen “sakıncalı” dedikleri(nden) ve GBT’lerindeyse sabıkalıyım...
Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Reklamı engelleyerek iyi yapmışın, yazıya odaklanmakta fayda var.