
İçlerinde bazı Kürt politikacılarının da olduğu “yorumcu”ları hayretle izliyorum. Suriye’deki Kürt özerkliğinin sona erdiği, çöktüğünü söylüyorlar…
Bu acele ne? Bir müjde mi, bir temenni mi, yoksa psikolojik bir savaş mı?
Şunu unutmayalım:
IŞID’ın Kobani’ye egemen olduğu, sadece birkaç sokağın direnişçilerin elinde kaldığı günlerden bugüne geldik…
Erdoğan zevkle müjdeliyordu:
“Kobani düştü, düşecek!”
Belli ki halen o uğursuz beklentisinin gerçekleşmesini istiyor.
IŞID barbarlığı ilk saldırısını Ezdilere, Hristiyan topluluklara, Alevilere yöneltmiş ve Kürtlere yönelmişti. Bu, onların sonunun başlangıcı oldu. Kürt direnişin küçümsediler, sınır boyunca yerleşip sırtlarını Türkiye’ye dayanırlarsa Şam ve Irak’ın daha kolay ele geçirileceğini hesapladılar.
Esad yönetimi akıllı bir manevrayla bölgeyi Kürt güçlerine terk edip çekildi. Bazıları başlangıçtaki “Kanton” oluşumları ile “KANTON” mu “KARTON” mu diye küçümseyip dalga geçiyordu. Onlar “Karton” olmadıklarını 10 yıldır sürdürdükleri var olma savaşıyla kanıtladılar.
Yalnız Kürt halkının özgürlük mücadelesinin değil, bölgedeki bütün ulusal kültürel toplumların, dinlerin, inançların BARIŞ içinde birada yaşaşabilecekleri; KADIN’ların en önde yürüyebildiği, çağdaş, modern, seküler bir demokrasi vahasının Ortadoğu karanlığının ortasında yeşerebileceğini gösterdiler. Biz buna kısaca ROJAVA DEVRİMİ diyoruz.
Eksiği gediği, yanlışı eğrisi çok olabilir. O da bizimdir ve kusurlarını aşabilecek dinamikleri içerdiğine inanıyorum.
Bugün IŞID’dan, El-QAİDE’den felsefe ve anlayış olarak hiçbir farkı olmayan ve Şam’ı ele geçirmiş olan HTŞ yönetimi daha kurnazca bir yol izliyor. İlk günlerini aceleyle Kürtlere saldırmak yerine, kravat takıp diplomasiye çıkarak “ılımlılık” gösterisiyle uluslararası meşruiyet kazanmaya ağırlık verdiler. Önlerine ABD ve AB tarafından hangi şart koşulursa “evet!” dediler.
Adamakla mal tükenmez ya!
Bol keseden karşılıksız bağış yapmanın ne zararı var! Daha Terörist Listelerindeki mürekkebi kurumamışken, Suriye Devletinin meşru yönetimi ilan edilir edilmez dişlerini göstermekte gecikmediler.
İlk kurbanları “Baasçılar gitti sahipsiz kaldılar” dedikleri Aleviler oldu. Yumuşak başlı ve her dediklerine “evet” diyen bir İslamcı yönetim bulmuşken “müttefikler” ALEVİ KATLİAM’larını görmezden ve vakayi adiyeden saymayı tercih ettiler.
Ardından Dürzilere saldırıldı. Neysek i sınırdaş olan ve artık Ortadoğu’da oyun kurucu bir aktör haline gelen İsrail buna izin vermedi.
Şimdi HTŞ yönetimi IŞID’çıların ilk hedefi olan, ama yıkmayı başaramadıkları Kürt özerkliği ve özgürlük vahasını yok etmek için uygun zamanın geldiğini düşünüyor olmalılar.
Kendilerini dünyaya “Suriye’nin meşru otoritesi” olarak kabul ettirmeyi başarmanın özgüveni içindeler. Türkiye tüm gücüyle askeri ve siyasi olarak arkalarındadır. “Terörsüz Türkiye” süreci ve “bir şeyler olacak ama ne olacak!” beklentisiyle savaşan güçleri rehavete ve beklentiye sokmanın da meyvelerini topluyorlar.
Ortada “inşaat yapılacak”, ticarete çevrilecek bir şey yoksa orada pek sorun da görmeyen Trump yönetimi de kendilerine “yeşil ışık” yakmış görünüyor.
Geçenlerde Erbil’de ABD heyetiyle yapılan toplantının bir fotoğrafı yayıldı sosyal medyada. ABD heyetiyle Rojava ve IKBY temsilcilerinin eşit koşullarda bir masada görüldüğü bu foto birçok kişinin hoşuna gitti. Ne yazık ki bu fotonun ima ettiği şeyle, sahada olup biten birbiriyle örtüşmüyordu.
Dostların ve arabulucuların tavsiyesiyle Fırat’ın doğusuna çekilmesi kabul eden QSD önderliği, Şam’ın bununla yetinmeyip bütün devrimi kazanımlarını geri istediğini, uyduruk “kararname” ile her şeye el koyabileceklerini sanan işgalci bir zihniyeti gördüler. Eşit hakları olan bir partner değil, emir-kulu istediklerini gördüler.
Mazlum Abdi, Şam görüşmesinden anlaşma olmadan geri döndü. QSD Savunma kararı aldıklarını açıkladı.
Şimdi artık fiili direniş zamanıdır.
Kürdistan’ın bütün parçalarında ve diasporadaki Kürtler, onların gerçek ve özgürlükçü dostları Rojavanın boğulmasına, seslerinin kesilmesine karşı çığ gibi bir öfke ve tepki içindeler.
Işığı boğmaya giden katil çetelerinin suratlarını gördükçe, bu günlere ulaşmak için güler yüzleriyle ölüme yürüyen genç kızların bakışları kimin aklından gidebilir ki.
Ölüsünden bile nefret edilen bu kızların hatırasını en san Halep’te savunduğu binadan aşağı atılan Deniz bize hatırlatıyor.
Bu Rojava devriminin yere düşürülmesini de sembolize ediyor!
Onu, “JİN JİYAN AZADİ” şiarını yere düşmeden kucaklayıp yükseltmek gerekiyor.
Rojava’ya sahip çıkalım. Gerici İslamist yobazlığın güneşi doğduğu yerde batırmasına izin vermeyelim. #Rojava