
MONROE’DAN TRUMP’A: İYİLİK MASKELİ BİR EMPERYALİST HAYDUTLUK-VENEZUELA’YA AÇILAN PETROL SAVAŞI[1]
SİBEL ÖZBUDUN
“Gerçeği söylemek,
birlikte gerçeğe ulaşmak,
komünist ve devrimci bir eylemdir.”[2]
- Görüş21: Sayın Özbudun, ABD’nin Nicolas Maduro ve eşini hedef alan bu operasyonunu nasıl okumalıyız? Bu, uluslararası ilişkilerde ne anlama geliyor?
– Sibel Özbudun: “Derin bir okuma”ya gereksinim olmadığı kanaatindeyim. Her şey yoruma gereksinin duymayacak kadar, ayan beyan karşımızda.
Emperyalizm, emperyalistliğini icra ediyor. Kaldı ki Trump’ın fütursuz konumu da hiçbir te’vil olanak sunmuyor.
Mesele çok net: Saldırgan ABD emperyalizmi, saldırıya uğrayan ise Venezuela halkıdır.
Kaldı bu hâl “Monroe Doktrini”nden “Diğer tüm güçler bilsin ki, bu yarımküre kendi evinin efendisi olarak kalmaya kararlıdır,” diyen ABD’nin 35. Başkanı John F. Kennedy’ye, ondan da Trump’a dek hiç değişmemiştir.
Bu kez de ABD’nin rejim değişikliği, talan ve bölgesel kontrol saldırganlığını “uyuşturucuyla savaş” demagojisiyle paketlerken; ‘Sleepy Hollow’ (1999) filmindeki, “Kötülük pek çok maske giyebilir. Hiçbiri iyilik maskesi kadar tehlikeli değildir,” repliğini hatırlatıyor.
Kimsenin şüphesi olmamalı: ABD emperyalizminin kendini ulusal ve uluslararası hiçbir yasayla bağlı saymayan Venezuela’yı saldırı tam bir haydutluktur.
Filistin’de yaşananların kanıtladığı gibi olmayan, ama varmış gibi yapılan uluslararası hukuk normlarını da yerle yeksan ediyor. Artık BM’den, “Adalet Divan”larından, vs. söz etmek nafile bir gevezeliktir. Venezüella saldırısı “uluslararası hukuk” yalanını komaya soktu…
Dayatmalarını kabul etmeyen örgüt ve ülkeleri haydutluk, terörizm ya da uyuşturucu kaçakçılığıyla suçlayan ABD, artık dünya halklarının çoğunluğunca görülmektedir ki, tartışmasız bir haydut devlettir ve terör estirmektedir.
- G21: Maduro’nun sahneden çekilmesi Venezuela’da bir iktidar boşluğu yaratır mı, yoksa sistem yoluna devam eder mi?
-SÖ: Elbette. Kolay mı? Muhalif bir Devlet Başkanı’nı devre dışı bırakıp, tutsak ediyorsunuz. Bunun politika ve toplum psikolojisi açısından ne kadar vahim olduğu çok açık.
- G21: Venezuela’nın bundan sonraki sürecinde en kritik belirleyici aktör sizce kim olacak: ordu mu, hükümet mi, sokak mı?
-SÖ: “Ordu, hükümet, sokak” ve toplumsal hâl(ler)in tümü, sınıf mücadelesi ve antiemperyalist savaşım ile biçimlenir. Tüm bunlara son şeklini verecek nihai dinamik ise yoksulların örgütlülüğü ile önderliği durumudur.
Venezuela’da yoksulların örgütlülüğü ile önderliği ağır darbe almış olsa da, son söz hâlâ söylenmemiştir.
- İ. Lenin’in, “Savaş tarafından yol açılan iktisadi yıkım ve bunalım ne kadar ağırlaşırsa, savaş tarafından insanlıkta açılan korkunç yaraların iyileştirmesini kolaylaştırmaya özgü, olabildiğince yetkin bir siyasal biçim zorunluluğu kendini o kadar çok dayatır,”[3] sözleriyle altını çizdiği imkân, hâlâ vardır.
- G21: Devlet başkanı yardımcısının liderliğindeki yönetimin ABD’ye yönelik tepkisi sizce neden bu kadar ölçülü kaldı? Bu bir bilinçli tercih mi?
-SÖ: Venezuela Devlet Başkanı Yardımcısı (şimdi Başkan) Delcy Rodriguez’in hâli, verdiği “düşük profil” sözünü ifade ettiğim “hâlet-i ruhiye”den kaynaklanıyor. Trump’ın kendisiyle “işbirliği içinde olduğunu” ileri sürdüğü Delcy Rodriguez’in sunduğu ve enerji sektörünün kapılarını yabancı sermaye ile özel ortaklıklara açan Hidrokarbon Yasası, Ulusal Meclis’ten ilk onayı alması, “tepkinin ölçülülüğü”nün izahı olabilir.
“Bilinçli tercih” mi? Bu mümkün! Ancak yeni bir zemin arayışı da olabilir.
- G21: Bu “zayıf tepki” algısı, halk nezdinde hükümetin meşruiyetini zedeler mi?
-SÖ: Elbette. Antonio Gramsci’nin, “Her çöküş, entelektüel ve ahlâki bozukluğu da beraberinde getirir,” ifadesindeki üzere ve en çok da yoksulların safında.
- G21: ABD böyle bir adımı neden şimdi attı? Enerji, jeopolitik ya da iç siyasetle bağlantısı var mı?
-SÖ: Girişte ifade ettiğim gibi, çok basit: Emperyalizm emperyalistliğini icra ettiği için. Gerekçeyi Trump kendi ağzıyla “itiraf etmiyor” mu? Stratejik Düşünce Merkezi çıkışlı şu habere bir göz atmak yeter de artar bile: “ABD Başkanı Donald Trump, 9 Ocak 2026 tarihinde yaptığı açıklamada, Venezuela’ya yönelik askeri müdahalenin ve devam eden operasyonların bir parçası olarak ‘bir gün içinde 4 milyar dolar değerinde petrol aldıklarını’ duyurdu. Trump bu petrolün değerinin zamanla artacağını ve Amerikan enerji şirketlerinin daha fazla kazanç sağlayacağını ifade etti.
Trump, Venezuela’da Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun yakalanmasının ve ülkenin kontrolünün ele geçirilmesinin ardından bu petrol gelirlerinin ABD’ye aktarılacağını ve Amerikan firmalarının bölgedeki etkinliğinin artacağını söyledi.”[4]
- G21: Latin Amerika ülkelerinden güçlü bir tepki gelmemesi ne anlama geliyor? Venezuela yalnız mı bırakılıyor?
-SÖ: Küba, Kolombiya, Meksika, Brezilya Nikaragua’yı muaf tutarak Simone de Beauvoir’ın, “Ezilenler arasında suç ortakları olmasaydı, zalim bu kadar güçlü olamazdı,” sözünü hatırlatmalıyım.
Ya ötesi mi? ABD kıtadaki “Pembe Dalga”nın geri çekilmesi ve birbiri ardına sağcı iktidarların kurulmasına destek vererek “yardakçı” rejimler oluşmasını sağlamıştı: Arjantin’de faşist Javier Milei, El Salvador’da Nayib Boukele, Peru’da Venezuela’ya ABD müdahalesini hararetli alkışlarla karşılayan Jose Jeri, Şili’de 11 Mart 2026’da göreve başlayacak Nazi bekayası Antonio Kast, Ekvator’da, ikinci tur seçimlerden hemen önce soluğu Trump’ın yanında alıp sağladığı desteğin güvencesiyle seçimi kazanan Daniel Noboa, Bolivya’da 2025 seçimlerinde 20 yıllık MAS iktidarının iç çekişmelerle çökmesinin ardından devlet başkanlığı seçimlerini kazanan Rodrigo Paz Pereira…
Onlar da Trump’ı alkışlıyorlar!
- G21: Bu gelişme ABD-Latin Amerika ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı olabilir mi?
-SÖ: Kanımca yerkürede hiç de “yeni -olmayan- bir dönem”in başlangıcı. ABD “post-Pembe Dalga” döneminde (aslına bakılırsa hiçbir zaman vaz geçmediği) “Monroe Doktrini”ni canlandırıyor. Dahası, Filistin, İran, Grönland vb. ile ilgili heves ve taleplerine baktığınızda, ABD’nin niyeti Latin Amerika üzerindeki etkisini/egemenliğini yeniden sağlama alma ile sınırlı değil. Özetle, ABD’nin gözü ender elementler, petrol, doğalgaz, stratejik konum, tarımsal toprak… kısacası aklınıza gelebilecek tüm kaynakları denetim altına almakta ve bunun için neler yapabileceğini, bir korsan baskınla bir ülkenin seçilmiş devlet başkanını derdest ederek gösterdi.
Antonio Gramsci’nin, “Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğmak için çabalıyor: Şimdi canavarların zamanı,” vurgusunu bugünlerde hep hatırlamalı…
Artık ne AB, ne NATO, ne BM, ne de vb’leri eskisi gibi değil ve olamayacaklar da…
- G21: Venezuela muhalefeti bu krizi nasıl kullanır? Bir fırsat mı yoksa risk mi?
-SÖ: Sorunuzun yanıtı: Savaşın sonucunun savaşılmadan kestirilemeyeceğidir.
Ya olanak ve tehdit (ya da fırsat ve risk) meselesi mi? Yerkürede en büyük olanak (fırsat) risk almaktan geçer.
En büyük tehdit ise risk almamaktır; Che Guevara’nın, “Uğruna ölümü göze aldığınız hiçbir şey yoksa, hayatınızda yaşamaya değer hiçbir şey yok demektir,”[5] uyarısı üzere.
- G21: Son olarak, Venezuela’yı önümüzdeki dönemde nasıl bir gidişat bekliyor göründüğü kadarıyla kontrollü bir geçiş yapılıyor, Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Venezüella’nın Ankara Büyükelçisi José Gregorio Bracho Reyes’in, 1923’te Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin kendileri için “model ülke” olduğunu söylediği[6] zeminde büyük sarsıntı ve çalkantılar bekliyor.
24 Ocak 2026 17:13:08, Muğla.
N O T L A R
[1] Görüş21, Ocak 2026…
[2] Antonio Gramsci.
[3] V. İ. Lenin, Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi, çev: Muzaffer Erdost, Sol Yay., 1969.
[4] https://www.sde.org.tr/haber/trump-venezuela-dan-bir-gunde-4-milyar-dolarlik-petrol-caldiklarini-itiraf-etti-haberi-62397
[5] Ernesto Che Guevara, Gerçekçi Ol İmkânsızı İste, çev: Yusuf Kenan Canol, Altın Post Yay., 2016.
[6] Hüseyin Hayatsever, “Venezüella Büyükelçisi: Atatürk Türkiyesi Model Ülke”, Cumhuriyet, 19 Mart 2019, s.7.
