
Kayseri’de Aleviliğin Felsefesi
İki gündür Kayseri’deyiz. Kayseri Cemevi’nin daveti üzerine, Alevi Akademisi’nde konuşma yapmak üzere buradayım. Kurum başkanı Abbas Tan ve yönetimden Selman Bektaş ve ayrıca kurumdan daha birçok arkadaşla tanışma, fikir teatisinde bulunma imkanım oldu. İlgi gören bir sunum yaptım ve kentte çeşitli aktivitelere de katılma olanağı oldu/oluyor. Kent içi inceleme gezilerini de anımsatmak isterim. Dolayısıyla Kayseri ile ilgili bir farkındalık bilinci de oluştu. Bu yazı ve görsel paylaşımıyla Kayseri etkinliğini merak edenlere duyurmak niyetindeyim. Alevliğin felsefesi nedir?başlıklı sunumdan yalnızca bir kaç kesit yansıtmak istiyorum.
Sunumda felsefi disiplinler açısından Kızılbaş felsefesinin genel ilkeleri üzerinde duruldu. On iki madde halinde konuyu dile getirdik. Neyin felsefe olup olmadığını açıklamak son derece önemliydi. Öncelikle bunlar açıklandı. Sonra Aleviliğin felsefesinin ne olup olmadığını ifade ettik. Çünkü Alevilik felsefesiyle ilgiliymiş gibi görünen pek çok çalışma, konuşma, kitap ve makalenin felsefeyle bir ilgisinin olmadığını belirtmek kaçınılmaz oldu. Gerçekten de felsefe kelimesinin geçmesini, Sokrates, Platon adının anılmasını veya varlık, düşünce gibi kelimelerin kullanılmasını felsefe zannetme gibi bir problem var. Bunları eleştirdik. Felsefenin ve Kızılbaş felsefesinin kavramlarla yapılan bir faaliyet olduğu üzerinde durduk.
Konuşmada önceliği ontolojiye vermem sanırım isabetli olmuştur. Çünkü Aleviliğin varlık felsefesi, popüler olan bir disiplin. Varlığın bütünsel olarak kavranmasına dayanır. Buna göre Vahdet-i vucut gibi kavramlar geliştirilmiştir. Kızılbaşların bilgi felsefesi ise kuşkusuz ki yol öğretisine dayanır. Bilmek yol’u bilmektir. Bir işçi için bilmek, nasıl ki işçi sınıfını bilmek ise Kızılbaş için de bilmek yol’u bilmektir. Doğayı ve özellikle de kendini bilmektir. Aleviliğin hukuk felsefesini, görgü cemleri üzerinden açıkladık. Kızılbaşların devletsiz, sınıfsız bir gelecekten geldiği ileri sürüldü. Cemlerdeki halk mahkemesi, jüri sistemi ve demokratik işleyişler örnek olarak gösterildi.
Konuşmayı Kızılbaşların ahlak felsefesi üzerinden sürdürdüm. Bunun da elini, belini, dilini mühürle düşüncesine dayandığı bilinir. Kilitli kapıların, şifreli hesapların Kızılbaş ahlak anlayışına ters olduğuna işaret edildi. Sanırım, Aleviliğin dil felsefesine dair söylenenler de dikkat çekmiştir. Alevilerin kendilerine özgü bir dil ve düşünüş tarzı olduğu bilinir. Özellikle kullanılan terim ve kavramlar düşündürücüdür: Can, hak, aşk, pir, dede, ozan, derviş, dar, devriye, hakka yürümek vs… Dili özgün olan toplumların sanatları da özgündür. Kızılbaşların sanat felsefesi dediğimizde fonetik sanatlardan örnekler az değildir. İlkin şiirler, hikayeler, fıkralar, müzikler akla gelir. Semahları ise dramatik sanatlara örnek verebiliriz.

Aleviliğin insan felsefesinin ne olduğuna da yanıtlar arandı. Bana göre Kızılbaş toplumunda varlık dünyasında üstünlük olmadığı gibi insan dünyasında da üstünlük yoktur. Her insan aynı değerdedir. Köle, efendi ayrımı geçersizdir. Pirler, mürşitler, dedeler, ozanlar kanaat önderidir ama sınıfsal üstünlükleri yoktur. Eğitim felsefesi açısından Alevilerin özgün bir yerde durduğunu söylemek yanlış olmaz. Dört kapı kırk makam örneğinde olduğu gibi ocak ve dergah eğitiminin varlığı da dikkat çeker. Modern formel eğitim esas değil talidir. Kızılbaş eğitim felsefesi modern pedagojisi yerine Kızılbaş pedagojisini önerir.
Bilim felsefesine yönelik açıklamalar da dikkatleri üzerine çekti. Aleviliğin bilim düşüncesi söylemeye bile gerek yok ki, insan ve toplum merkezlidir. Alevi toplumu için bilim de, bilgi gibi yalnızca insan için olmalıdır. Ayrıca Aleviliğin bilim felsefesi, Francis Bacon’da olduğu gibi doğayı egemenlik altına almayı savunmaz. Herkes siyaset yapıyorsa Alevilerin de siyaset yapması haktır. Aristoteles, insanı zoon politikon, politik hayvan, olarak tasvir etmiştir. Aleviliğin siyaset felsefesi saldırgan değil savunmacıdır. Kendine yönelik yapılan kıyımlara karşıysa direnişçi bir felsefedir.
Kızılbaşların tarih felsefesine gelirsek… Alevilerin tarih felsefesi ilerlemeci değil, romantiktir. Çünkü ileri gitmeyi değil öz’e dönmeyi savunur. Eski değerleri, eşitlikçi gelenekleri korumayı düşünür. Bu felsefe, modern kent yaşamına oranla kır yaşamını daha ilerici bulur. Kızılbaşların toplum felsefesini açıklarken de Rıza şehri tasarımı örnek verildi. Eşitlikçi toplumlar gibi Kızılbaş/Alevi toplumu da sınıfsal üstünlüğü, köle sahipliğini, feodal mülkiyeti ve burjuva mülkiyetini savunan bir toplum değildir. Bu mülkleri korumak, başkalarının mülklerini ele geçirmek için devleti olan toplumlardan da değildir. Kızılbaş inancında klan ve komünal toplumlarında egemen olan demokratik ilkeler geçerlidir.
