
Efrîn savaşında yeni aşama; Küçük balık büyüğü yutacak
YPG-YPJ güçleri, Efrîn şehir merkezine saldıran DAİŞ’çi unsurlardan ve Türk ordusundan sivil halkın büyük çoğunluğunu başarılı bir harekat ile tahliye etti. Savaşçı güçler, mevzilerde savunma yerine gerilla savaşını başlattı.
Efrîn savaşının yeni aşaması budur.
Savaşın geleceği ile ilgili öngörü yapacak olursak: Düne kadar Efrîn işgalcilerin uçakları ve 40 kilometre menzilli topları ve tankları için “sabit” bir hedefti; şimdi işgalciler küçük gerilla birlikleri için “sabit hedef” haline geldi. Gerilla savaşında “sabit hedefler” en zayıf hedeflerdir. Mevzi ya da cephe savaşlarında “büyük balık küçük balığı yutar.” Gerilla savaşında ise “küçük balık büyük balığı”…
Elbette Kürt insanı ve dostları için, Efrîn’in boşaltılması ve geri çekiliş büyük bir üzüntü yaratmıştır. Özellikle sivil halkın yaşadığı trajedi çok ağırdır. Yerinden yurdundan edilmek, jenoside uğramaya eşittir.
Ancak “çekilmek” asla yenilmek anlamına gelmez. Dr. Kıvılcımlı’nın Türkçesiyle söylersek, “askeri tabya” biliminde “taarruz” nasıl bir “savaş yöntemi” ise, “çekilmek“ de aynı öyle bir savaş yöntemidir.
Efrîn savaşçıları, “mevzi savaşında” destan yarattılar. YPG ve YPJ’nin “çekilme” kararına kadar şehri boşaltmayan sivil halkın fedakarlığı, cesareti, iradesi tarihe geçecektir. NATO’nun ikinci büyük ordusuna karşı 60 gün direnmek, dile kolaydır. Bunu anlamak için bir iki kıyaslama yapmak yerinde olur.
İkinci Dünya Savaşı öncesinde Fransız ordusu savaşa hazırlanmıştı. Tüm Almanya sınırlarında dünyanın görmediği bir savunma hattı inşa etmişti. Magino hattı denilen bu hat için İngiliz Genelkurmayı, “bu hat iki yılda geçilemez” diyordu. Hitler Paris’i 2 gün içinde işgal etti. Efrîn NATO’nun ikinci ordusuna, tanksız, uçaksız, topsuz olarak 60 gün direndi.
Türk devleti Yeni Şafak’ın ağzından “100 yıl önce Çanakkale, yüz yıl sonra Afrin” diyerek zavallılığını ortaya koydu. Çanakkale’de Britanya İmparatorluğuna karşı kazanılan “zaferle” minicik Efrîn’e karşı kazanılan sözde “zaferi” kıyaslamak aczin ifadesidir.
Oysa aynı Türkler Efrîn’den on kat büyük Kıbrıs’ın yarısını, tepeden tırnağa silahlı Rum kuvvetleri karşısında, sadece 3 gün içinde işgal etmişlerdi. Küçücük Efrîn şehir merkezine 60 günde ve YPG’nin sivil katliamını önlemek amacıyla çekilmesi üzerine girebildiler.
Efrîn’deki “çekilmeyi” YPG’nin “yenilgisi” sananlar kendi tarihlerine bakmalıdırlar. İzmir Yunan işgaline Hasan Tahsin’in “tek mermisi” dışında “çata-pat” bile patlatmadan aynı gün boyun eğdi. Yunan orduları Kütahya ve Eskişehir’e, hemen hemen hiçbir direnişle karşılaşmadan, yanılmıyorsam 10 gün içinde girdi. “Çekilmeyi” “yenilgi” diye yutturmaya çalışanlar, Eskişehir düşünce Mustafa Kemal’in tüm ordularıyla Sakarya nehrinin Doğu kıyısına çekildiğini unutmuşlar. O “çekilme” olmasaydı, Kemalist ordu kamilen imha olurdu ve Türkiye kurulamazdı. Türkiye’nin o sırada terk ettiği şehirlerle Efrîn kıyas kabul eder mi? Tüm Ege ve Anadolu Polatlı’ya kadar kaybedilmişti.
Daha büyük “çekilmeler” de vardır. 2.Dünya Savaşında Sovyet Ordusu, Brest kalesinden başlayarak, Ukrayna’dan, Belarus’yadan, Baltık’tan, Kırım’dan, Karadeniz kıyılarından Moskova’ya kadar çekilmişti. Kıtasal çapta topraklardan söz ediyorum. Bu çekilme topu topu bir yıl sürdü ve sonrasını biliyorsunuz.
Efrîn dört parça Kürdistan’ın küçük bir ilçesidir. Efrîn’in 130 binlik nüfusu Kürdistan’ın 40 milyonluk nüfusunun küçük bir parçasıdır. Türkiye’nin ve Sovyetlerin çekildiği toprak parçalarıyla kıyaslandığında, işgalciler Kürdistan topraklarında “mek parmak” ilerleyememişlerdir. Ve Türk devletinin İstiklal savaşındaki ve Sovyetlerin Anayurt savaşındaki kayıplarının yanında Kürdistan’ın sivil ve savaşçı kayıplarını hesapladığımızda, Efrîn savaşından YPG ve YPJ’nin savaş potansiyelinde ciddi bir zaafın ortaya çıkmadığını kolayca anlarız.
Elbette dünyada ABD ile Rusya arasındaki “dehşet dengesi” bu devletlerin “Kürtler için” birbirleriyle çatışmalarına el vermez. Almanya’nın “mülteci tsunamisinden” abartılı korkusu, NATO ülkelerinin ve ABD’nin Türkiye’ye daha radikal karşı çıkışını engelleyen bir faktördür. Kapitalist devletlerin menfaatleri, henüz Türkiye’de “sistem içi bir alternatifi” olmayan Erdoğan’a “katlanmaya” neden olmaktadır.
Ama bütün bunlara karşılık Kürtler yalnızlıktan kurtulmuş, uluslararası kamuoyunu kazanmıştır. Dahası Kürdistan’ın direnişi, Türk devletini “Avrupa’dan kovmuştur.” Artık AB hayal bile değil. Ve İran Erdoğan’ın Efrîn’i, Cerablus’u, El Bab’ı “DAİŞ’leştirmesine” uzun zaman katlanamaz. Şam rejimi bunu kabul edemez. Rusya da öyle. ABD’ye gelince, onun Suriye’de Kürtlerin askeri gücü dışında ittifak yapacağı ve böylece Rusya’yı dengeleyeceği hiçbir imkanı en azından şimdilik yoktur.
Küresel ve bölgesel devletlerin „menfaat birlikleri“ Kürtlerin aleyhine çalışıyor olsa da bunların arasındaki “çelişkiler” esastır ve bu da Kürdistan’ın lehine çalışmaktadır.
Enseyi karartmanın en küçük bir anlamı bile yoktur.
