Aktüel Yorum

Amerikan Başkanı Joe Biden başlarken… ‘Güncel’ Ortadoğu (1)

Suriye politikası…

Trump, Amerikan karar vericilerinin tutumu ile çelişki içinde, başlangıçta Suriye’den çekilme ve Kürtleri kendi kaderleriyle baş başa bırakma kararı vermişti.

Reklam

Hatırlanırsa, Biden da Trump’ın Suriye’den çekilme kararını “Kürtlere ihanet” olarak suçlamıştı.

Nitekim Trump, Suriye‘den çekilme planını Pentagon, CIA ve Dışişleri Bakanlığı’nın itirazları ve iç kamuoyunun tepkileri karşısında istemeden de olsa kısmen değiştirmişti.

Trump’tan farklı olarak Biden’a göre IŞİD bitmiş bir tehlike değildi; yeniden toparlanma ve saldırma potansiyeli taşıyordu.

Reklam

Öte yandan IŞİD’e karşı, kamuoyu baskısı altında, Amerikan askerlerini savaşa sürmesinin de sınırları vardı.

Biden yönetimi, ‘Kürtleri koruma’ gerekçesiyle Suriye’de bir miktar askeri bulunduracak ve buna tekabül eden -ağırlıkla- düşük yoğunluklu silah, teçhizat vb ihtiyaçlarını karşılayacak…

Esad rejiminin yıkılmasını istiyor olsa da alternatifinin Türkiye destekli Heyet Tahrir el-Şam ve benzeri siyasal İslamcı örgütler olması ve Rusya dengesi nedeniyle bu düşüncenin uygulanabilir olmadığının çok farkında.

Kürtlere özerk ya da yarı özerk yönetim şeklinde bir düşüncesi, bir tutumu da var gibi.

Ancak bu tutumun sınırları var. Sınırlayıcı güç ise daha çok Türkiye

heyet tahrir şam.jpg
Heyet Tahrir el-Şam üyeleri / Fotoğraf: Reuters

Kuzeydoğu Suriye ya da Rojava politikası

Cumhurcu iktidara göre, Türkiye’nin Amerika ile ilişkilerindeki en temel sorun, IŞİD ile mücadelede YPG‘yi sahadaki silahlı ortağı olarak görmeye devam etmesi ve askeri-siyasi desteğini sürdürmesidir.

Buna karşılık Biden’in Türkiye ile ciddi olarak karşı karşıya gelmeden, Türkiye’nin hazmedebileceği bir çözüm üretme düşüncesi de var ve bu temel bir düşünce.

PYD-YPG‘yi ‘terör vakası’ olarak görmeme ama Türkiye’yi de zorlamadan PYD-YPG ile ortaklık ilişkisi söz konusu.

Kandil ise yine “terör örgütü” olarak, Türkiye ile kuvvetler çatışmasının sonuçlarına havale ediliyor…

Reuters.jpg
PYD-YPG Kadın kuvvetleri / Fotoğraf: Reuters

Kandil ve Kandil’e karşı izlenen siyaset  bir süreç…  İleride ne olur şimdiden tam olarak bilemeyiz, ancak Biden yönetimi PYD-YPG ile ilgili iş birliği politikasını sürdürecek gibi görünüyor.

Biden, Trump ile kıyas götürmez biçimde daha öngörülür ve daha kurumsal bir siyaset izleyecek.

Türkiye’nin beklentisi ne olacak?

Bütün bunlara karşın, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da “IŞİD’e karşı YPG’nin desteklenmesi politikasının Biden’ın da içinde yer aldığı Obama döneminde oluşturulduğunu” anımsatıp, Ankara’nın beklentilerinin “Biden yönetiminin bu hatadan dönmesi” idi ama…

‘Ama’sı var işte…

Amerikan Savunma Bakanı Lloyd Austin, Amerikan Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM) olduğu dönemde YPG’nin yerel ortak olarak desteklenmesi politikasını inşa edenlerdendi.

IŞİD ile mücadeleden sorumlu temsilci olarak görev yaptığı sırada YPG’ye olan yaklaşımlarından dolayı Cumhurcu iktidarın tepkisine de neden Brett McGurk, Afrika ve Ortadoğu sorumlusu olarak Biden yönetiminde görev yapacak.

Biden’ın dış politika danışmanı Antony Blinken Dışişleri Bakanı oldu.

Yürütülecek siyasete göre kadrolaşma işin esprisi olduğuna göre, bu üç görevlendirme örneği, kanımca Amerika’nın Suriye ve YPG bağlamında politikasının nasıl olacağının argümanlarını veriyor.

Sorun başka boyutlarıyla daha karmaşık

Türkiye’nin İdlib, Afrin, El Bab gibi bölgelerden çıkmaya ne niyeti ne de bir teşebbüsü var.

Aksine El Bab’a, Afrin’e, özellikle siyasal İslamcı örgütlerin üslenme alanına dönüşen İdlib‘e yerleşim şekli geçici bir görüntü vermiyor.

Bu örgütlerle kurulan çoklu ilişkilerin boyutları analiz edildiğinde, birçok şeyin ‘kalıcılaşmaya’ göre tasarlandığını düşünmemek için bir sebep görünmüyor.

Hatta cihadist bir devletçik amaçlanıyor gibi.

Bu nokta da şu soruları soralım…

İdlib’in Suriye’deki hemen hemen en etkili cihatçı örgütlerin üslenme alanına dönüştüğü açık.

Rusya, Suriye ve İran’ın Hizbullah üzerinden nihai olarak İblid’i cihatçı örgütlerden temizlemek istediği, bunun önünde önemli bir engelin Türkiye ve dolaylı olarak Katar’ın olduğu da açık.

Trump, İdlib’i Türkiye’nin koruması altında, Suriye ve adı geçen destekçilerine karşı bir koz olarak görme eğilimi gösteriyordu.

Biden yönetimi, Trump’ın aksine Rusya ve Türkiye dışında üçüncü bir çözüm yolu geliştirebilir mi?

Amerika Irak’a, IŞİD ile mücadele ve güvenlik kuvvetlerinin eğitimi için hükümetin talebi üzerine 5 bin civarında asker göndermişti.

Kasım Süleymani’nin öldürülmesi üzerine Irak Parlamentosu’nda Amerika’nın bu askeri varlığı tartışma konusu olacaktı …

Biden’in Trump’tan farklı olarak IŞİD tehlikesine işaret ettiğini yineleyelim.

Irak Kürdistan Bölgesi (IKB) yönetimine karşı ‘duyarlılık’ görüntüsü veriyor.

Irak’ta Şii saflaşmasını, Haşdi Şabi üzerinden ya da başka bir şekilde olası İran’ın herhangi bir müdahalesini de hesaplıyor olmalı…

Bütün bu nedenlerle Irak’ın uygun stratejik noktalarında üslenmek ve asker bulundurma ihtiyacı duyuyor.

Trump döneminde Amerika’nın ve Türkiye’nin desteğiyle, KDP paralelinde ENSK adlı ‘yerli’ Kürt örgütünün Suriye’nin kuzeydoğusuna, Rojava’ya yerleşmesi yönlü bir politika güncelleşmişti.

Bu politikanın tamamlayıcı yanı ‘dışarıdan gelen PKK’lerin geri gönderilmesiydi.’

Bildiğimiz kadarıyla bu ‘kabul’ edilmiş ve kısmen geri göndermeler de olmuş fakat ENSK tarafından ‘yetersiz’ bulunmuştu.

Biden döneminde, bu politika ne olacak, sürdürülecek mi, bilemiyoruz, izleyeceğiz…

YPG’nin dış /siyasal İslamcı güçlere karşı direnerek özerkliği kazanmasına rağmen, Esad Suriye’si, bu özerk, hatta yarı özerk bir yönetim yapısını kabul etme noktasına hala gelmedi.

Anlaşılan Rusya’nın Esad’ı ikna etme siyasetinin önündeki engel sadece Esad değil; çok daha önemli engel Rusya’nın Türkiye siyaseti…

İran ile bir biçimde ittifak benzeri ilişki içinde olması nedeniyle, Rusya’nın İran siyaseti de kısmen bu bağlam içinde değerlendirilirse yeridir.

Suriye ile Türkiye çatışma halinde.

İran, Türkiye ile açık çatışma halinde değilse de, ilişkileri ‘süt liman’ da değil…

Çelişki-çatışma-birlik olmayan “birlik” diyalektiği içinde Kürt özgürlüğüne karşı tavırları dereceli biçimde üst üste düşüyor…

Irak’a gelince…

Trump, Irak‘ı, İran’ı kuşatma ve Şii kuşağın önünü keserek içten çökertme siyasetinin bir parçası haline getirme siyaseti izledi.

Ekonomik ve sosyal kriz, artan yolsuzluklar ve benzeri sorunlar halk kitlelerinin memnuniyetsizliğini, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne kadar dahi varan kitle protestolarını getirdi.

Kasım Süleymani’nin öldürülmesi, bu siyasetin stratejik bir hamlesiydi.

Bütün bu kriz ortamında, özellikle Süleymani’nin öldürülmesiyle birlikte Irak Şii’leri arasında saflaşma da yaşandı; Irak Şiiliğinin en üst dini mercii Ayetullah Sistani‘nin etrafında saf tutan “milli” Şiilik ile İran’a yakın duran ve Haşdi Şabi’nin önemli bir kısmının içinde olduğu Şiilik biçiminde oldu bu saflaşma…

Haşdi Şabi, IŞİD’e karşı savaş çerçevesinde Ayetullah Sistani’nin verdiği fetva ile kurulmuştu.

afp.jpg
Haşdi Şabi’nin düzenlediği bir askeri geçit töreninde Ayetullah Ali Sistani’nin posteri taşıyor / Fotoğraf: AFP

IŞİD yenilince, Haşdi Sabi’nin bir kısmı normal hayatına dönerken, bir kısmı “milli” Şiilik etrafında saflaştı. Önemli bir kısmı da İrani çizgisini koruyor.

Irak’ta Şii bölünmesi, tek cümleyle İran Şiiliği ile Irak Şiiliği arasındaki ayrışmadır, denebilir.

Başbakan Mustafa el-Kazımi ise Irak Şiiliğini tercih etmiş durumda.

Çok taraflı ilişki bağlamında İran’la ilişkiye dikkat etmekle birlikte, Amerika’ya yakın duruyor.

Amerika Irak’a, IŞİD ile mücadele ve güvenlik kuvvetlerinin eğitimi için hükümetin talebi üzerine 5 bin civarında asker göndermişti.

Kasım Süleymani’nin öldürülmesi üzerine Irak Parlamentosunda Amerika’nın bu askeri varlığı tartışma konusu olacaktı…

Irak Kürdistan Bölgesi yönetimine karşı ‘duyarlılık’ görüntüsü veriyor.

Irak’ta Şii saflaşmasını, Haşdi Şabi üzerinden ya da başka bir şekilde olası İran’ın herhangi bir müdahalesini de hesaplıyor olmalı…

Başbakan Kazimi ve Kürtler…

Başbakan Kazımi, Irak Kürdistan Bölgesi (IKB) yönetiminin, merkezi hükûmetle olan ilişki biçimine ve Irak’a “yararcı” yaklaşımına tepkili.

Öte yandan IKB yönetimiyle ortaklaştığı görüş, Kandil tepkisi… Kandil’i Türk operasyonlarının nedeni olarak görüyor.

Türkiye’nin Kandil gerekçesiyle yaptığı operasyonlara da tepkisiz değil, tepkili… Ancak bunu engelleyemedikleri bir gerçeklik.

Geriye operasyonların haber dahi verilmeden yapılmasına “tepki” kalıyor.

Türkiye bunu görecekti. Çünkü çok daha ciddi operasyon bir tasarlıyordu.

kazımi-barzani.jpg
Irak Başkanı Mustafa el-Kazımi ile IKB Başbakanı Mesrur Barzani / Fotoğraf: Twitter

Bu bağlamda Başbakan Kazımi ile Türkiye’de görüşüldü.

Akabinde 19-20 Ocak’ta Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler, Bağdat’ta Cumhurbaşkanı Berham Salih, Başbakan Kazımi, Savunma Bakanı ve İçişleri Bakanı ile Bağdat’ta, IKB Başbakanı Mesrur Barzani, KDP Başkanı Mesud Barzani ile Erbil’de görüştüler.

Basına yansıdığı kadarıyla ‘Irak’ta, Sincar ve Mahmur’da, PKK’ya karşı geniş kapsamlı bir operasyona hazırlanan Türkiye bu bağlamda hem Bağdat hem de Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin desteğini istemişti.’

 

(Devam edecek…)

Celalettin Can

78'liler Girişimi Sözcüsü, HDP MYK ve PM Üyesi
Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu