YERKÜREDE VE COĞRAFYAMIZDA GÖÇ İLE GÖÇMENLİK[*]

TEMEL DEMİRER

 

“Yarası olmayan,

şifacı iyileştirici olamaz

çünkü gerçek iyileştirici güç

yaranın kendisinden gelir.”[1]

 

III. Büyük Bunalım ile genişleyerek derinleşen sürdürülemez kapitalist vahşetin öne çıkardığı güncel soru(n)lardan birisi de -yerkürede ile coğrafyamızdaki- göç ve göçmenlik meselesidir.

Kapitalist birikim dalı militarist yıkımın devreye soktuğu haksız savaş(lar)la doğrudan ilintili göç/ göçmenlik ülkeden kaçmanın, ülkesiz kalmanın, başka bir ülkede her şeye yeni baştan başlamanın, göç yollarının, mülteci kamplarının, ölüm kalım savaşının ve insan tacirlerinin trajik hikâyesidir

“Ateş düştüğü yeri yakar”ken bunların ne anlama geldiğini görmek, göstermek, konuya ilişkin empati sahibi olmak ırkçı önyargıların aşılması için kilit önemdedir.

Örneğin Kadir Has Üniversitesi’nin ‘Türkiye Eğilimleri’ araştırmasına göre, 2018’de Suriyeli sığınmacılardan memnun olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 13.7’de kalırken, 2019’da bu oran yüzde 12.9’a geriledi. Memnun olmayanların yüzde 51.6’sı memnun olmama sebebi olarak suça meyilli olmalarını gösterirken, katılımcıların yüzde 86.1’i “İş sahibi iseniz/olsanız, yanınızda Suriyeli sığınmacı çalıştırır mısınız?” sorusuna hayır yanıtını verdi.[2]

Oysa ‘Mültecilerle Dayanışma’ Koordinatörü Pırıl Erçoban’ın, mülteci kamplarında çocukların cinsel istismara uğradığını ifade ederken, “Kadınlar, engelliler, LGBTİ bireyler de risk altında”[3] diye eklediği tabloda; 31 Mart 2016’da İstanbul’un Esenler ilçesi Barbaros Caddesi’nde -sabah saatlerinde- Suriyeli Amir Hattab (36), cadde üzerinde bulunan rögar kapağını açarak kanalizasyona atlayıp intihar etti![4]

Ya da Okmeydanı’nda 54 yaşında bir kadın, Meryem Alhamed derdini anlatmadan evvel “Kusurumuza bakmayın” diyor ve ekliyor: “Mecbur kalmasak gerçekten gelmezdik. Sizi de rahatsız ettik… Birken aniden sıfıra iniverdik hepimiz, psikolojimiz bozuldu. Savaş bitsin ertesi gün döneriz. Kokusunu, her şeyini özledim ülkemin.”[5]

Acılarla müsemma bu tabloyu kavramak için -‘Halkların Köprüsü Derneği’ Başkanı Prof. Dr. Cem Terzi’nin ifadesiyle- en kolay yol “empati”dir. Çünkü, “Bu insanların zorunda kaldıkları için vatanlarını, yerlerini yurtlarını, anılarını terk edip buraya geldiklerinin farkına varmamız lazım.”[6]

 

  1. AYRIM: YERKÜRENİN GÖRÜNÜMÜ

 

“Umut Yolculuğu” denilen yaşamları trajediyle denizlerin karanlık sularında son bulan binler… Savaştan, ölümden, açlıktan, işsizlikten kaçarak daha iyi bir yaşam ya da belki sadece hayatta kalabilmek hayaliyle yollara düşüp, sınır kapılarında bekletilen, şiddete maruz kalan, hastalık ve açlıkla boğuşmak zorunda bırakılan, kamplarda insanlık dışı koşullarda tutulan milyonlar… Göç yollarında tacize, tecavüze uğrayan kadınlar ve çocuklar… III. Büyük Bunalımı ile debelenen sürdürülemez kapitalizmin insanlığa yaşattığı cehennemin getirileri bunlar!

Birleşmiş Milletler’in (BM) verilerine göre, 2017 sonunda yerkürede göçmenlerin sayısı 258 milyonu buldu. Söz konusu rakam aslında açıklandığından daha fazla; çünkü özellikle savaş bölgelerinden kaçanların sayısı tam olarak bilinmiyor.

Ancak eldeki verilere göre savaş ve çatışmalardan kaçarak başka ülkelere sığınan mültecilerin sayısı 68.5 milyonu aşmış durumda. Ve bu rakamlar her geçen gün büyüyor. Söz konusu verilere bir de göçmenlerin yaşadığı insanlık dışı koşullar eklenince, ortaya bir cehennem tablosu çıkıyor.

Yasal yollardan Avrupa ülkelerine girişleri engellenen göçmenler bu sefer deniz yolunu kullanıyorlar. Ancak Akdeniz kıyılarındaki ülkelerin göçmen teknelerine ve kurtarma gemilerine limanlarını kapatması nedeniyle denizlerde batan teknelerin, yaşamını yitiren göçmenlerin sayısı da giderek artıyor. Örneğin 2018’de Akdeniz’de umut yolculuğuna çıkan her 7 göçmenden biri boğularak yaşamını yitirdi. Oysa 2017’nin ilk altı ayında bu rakam 38’de 1 idi.

Öte yandan Sırbistan, Makedonya, Hırvatistan, Macaristan ve Bulgaristan sınırında göçmenler insanlık dışı muameleye maruz kalıyor, en temel ihtiyaçlarından mahrum bırakılıyor, şiddet görüyorlar.

ABD’de ise Trump’ın göçmen düşmanı politikaları yeni dramların yaşanmasına neden oluyor. Başkanlık yarışını yürütürken Meksika sınırına duvar çekmekten söz eden Trump, ülkeye kaçak yollarla giren göçmenlere yönelik daha sert önlemler alıyor. Adına “sıfır tolerans” politikası denilerek 5 Mayıs-9 Haziran 2018 kesitinde ülkeye kaçak yollarla giriş yapan göçmenler tutuklandı ve 2342 çocuk ailelerinden koparılarak sığınma kampı adı altında kafeslere kapatıldı.

Avrupa Birliği (AB) ise II. Dünya Savaşı’ndan bu yana karşılaştığı en büyük göçmen dalgası karşısında tutuşmuş durumda. Bir taraftan göçmen karşıtlığını siyasetlerinin temel argümanı hâline getirerek peş peşe iktidara gelen sağ partiler daha sert önlemlere başvururken diğer taraftan göçmen akışını durduracak yol arayışları sürüyor.

Bunların altında sürdürülemez kapitalizmin III. Büyük Bunalım ile eş zamanlı olarak yaşanan hegemonya krizi ve çok parçalı emperyalist savaş gerçeği yatıyor.

Kolay mı? Suriye, Libya, Irak ve Yemen yangın yerine çevrildi ve bu topraklarda yaşayan milyonlarca insan göç etmek zorunda kaldı.

Emperyalist savaşın bir parçası olarak radikal İslâmcı grupların saldırılarına maruz kalan, bölgesel çatışmaların yaşandığı Afrika ve Asya ülkelerinde de milyonlarca insan çatışmalardan, açlıktan ve geleceksizlikten kaçarak yeni bir yaşam umuduyla Batı’ya gitmeye çalışıyorken; kapitalist çılgınlık yerküreyi “iklim mültecileri”[7] kavramıyla da tanıştırdı![8]

Kapitalizmin tarihi boyunca yaşanan göçlerde yer alan insanların, hemen hemen tamamı zorunluluklar nedeniyle bu yollara sürüklenmişlerdi. İnsanların yaşamında ne büyük travmalar ve zilletler anlamına geldiği göz önüne getirildiğinde, göçün, çoğu durumda arzu edilir ya da tercih edilir bir şey olmadığı açıktır. Yeni bir hayat için uzak ülkelerin yoluna düşen yüz milyonlarca insanın hayatını travmatik biçimde değiştiren; sadece onların değil, geride bırakılan yurtların ve insanların ve gidilen diyarlardaki insanların hayatlarını derinden etkileyen göç sorununun nihai çözümü elbette salt kapıların açılması değildir. Bugün gelinen nokta itibariyle kapitalizm altında bu sorunun gerçek bir çözümü olamaz.

2015’de 300 milyonu aşkın insan doğup büyüdükleri toprakları terk etmişken; sadece Suriye’deki iç savaştan kaynaklı olarak 11 milyon Suriyeli yer değiştirmek zorunda kalırken; BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (BM MYK/UNHCR), Avrupa’ya kaçak yollarla giren mülteci sayısının 300 bine yaklaştığını açıkladı. Bu rakamlar kapitalizmin yarattığı sorunların vahim boyutlara ulaştığını, yüz binlerce insanın çıkışsızlık içerisinde göç etmekten başka bir çare bulamadığını göstermekteyken; Küçük Aylan’ın cansız bedeninin tüm dünyada insanların yüreğini sızlatan fotoğrafı, Ege ve Akdeniz’de birbiri ardına yaşanan mülteci trajedilerinin çarpıcı bir özetini oluşturuyordu.

 

I.1) SOMUT VERİLER

 

Evet günümüz, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana en yoğun göç hareketine sahne oluyor;[9] BM verilerine göre, 67 milyon insan, yaşadığı kentin dışında başka bir yerde, sürgün ya da sığınmacı olarak yaşamakta.[10]

‘18 Aralık Dünya Göçmenler Günü’ BM raporuna göre, 2019 itibariyle dünyada 272 milyon insanın göçmen var. Bu rakam 2010’a göre 51 milyon artmıştır.[11]

Coğrafyalarındaki savaş, açlık ve hastalık sebebiyle bölgelerini terk edip, daha iyi bir gelecek için Akdeniz üzerinden Avrupa’ya ulaşmak isteyen binlerce insandan 2 bin 275 kişi -2018’de Akdeniz’i kullanarak Avrupa’ya göç ederken- yaşamını kaybetti.[12]

Ayrıca ‘Çocukları Koruyun Vakfı’nın (Save the Children) raporuna göre, dünyanın 12 farklı ülkedeki kamplarda yaşayan 7 milyon mülteci çocuk, kış soğuklarıyla mücadele ediyor.[13] Dünya üzerinde zorla yerinden edilmiş 70 milyon mültecinin neredeyse yarısını çocuklar oluşturuyor.[14]

Bunlarla birlikte İsveç Kızılhaçı tarafından hazırlanan rapora göre, ‘refakatsiz sığınmacı çocuklar’ olarak sınıflandırılan grupta yer alan, giderek artan sayıda mülteci çocuk seks, suç ya da zorla çalıştırma gibi amaçlarla sömürülüyor. Mülteci çocukların yüzde 38.5’i para ya da barınma karşılığında fuhuş dahil istemedikleri şeyleri yapmak zorunda kaldıklarını söylüyor.[15]

Söz konusu hâl müthiş bir trajedide somutlanırken; Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Dunja Mijatovic, Yunanistan’da kamplarda yaşayan mültecilerin durumunun felaketin eşiğinde olduğunu açıkladı.[16]

Mesela… Savaşlardan, çatışmalardan, açlık ve yoksulluktan kaçan göçmenlerin Batı Avrupa ülkelerine gitmek için kullandığı en önemli güzergâh olan Yunanistan’a 5 ayda Türkiye üzerinden 25 bin 745 sığınmacı geçiş yaptı. BM verilerine göre 2019 Nisan’ında 3 bin 20, Mayıs’ta 3 bin 198, Haziran’da 4 bin 59, Temmuz’da 5 bin 806, Ağustos’ta da 9 bin 659 sığınmacı gitti.

8 aylık süreçte ise Yunanistan’a Türkiye üzerinden geçen toplam mülteci sayısı ise 33 bin 999 olarak tespit edildi. Deniz yolu ile Yunanistan’a geçen mülteci sayısının 26 bin 78 olduğu bildirilirken karayolu ile geçenlerin sayısı ise 7 bin 921 oldu.

Sık sık sığınmacı protestolarıyla gündeme gelen Yunan adalarında 25 binin üzerinde mülteci bulunuyor. Midilli adası’nda 11 bin 765, Sisam Adası’nda 4 bin 517, Kos Adası’nda 3 bin 525, Sakız Adası’nda 2 bin 844 ve Leros Adası’nda ise 2 bin 52 sığınmacı bulunuyorken; istatistiklere göre 10 ayda 33 göçmen denizlerde hayatını kaybetti.[17]

Yunanistan’da adalardaki kamplarda kalan göçmenler anakaraya gönderildi. Kapasitesinin üzerinde dolu olan kamplarda göçmenler zorlu yaşam koşullarıyla boğuşuyor…[18]

Türkiye’den artan sığınmacı geçişleri nedeniyle sıkıntı yaşayan Yunanistan’ın gündeminde iltica yasasında yapılması planlanan değişiklikler var. Başbakan Miçotakis’ın “katı ve daha adil bir iltica sistemi” olarak nitelediği düzenlemeler sivil toplum örgütleri ve UNHCR’in itirazına yol açtı.[19]

Bunlarla paralel olarak ABD yönetimi, 2020 yılında mültecilere ayrılan kontenjanı 18 bine düşürme kararı aldı. Söz konusu rakam, modern ABD tarihi mülteci programında en düşük seviye olarak dikkat çekerken;[20] Meksika güvenlik güçleri, Afrika, Karayip ve Güney Amerika ülkelerinden ABD’ye giden göçmen konvoyunu engelledi.[21]

Ve konuyla bağıntılı olarak ‘The Washington Post’un haberine göre, Honduras ve El Salvador’dan gelerek ABD’ye sığınmak isteyen göçmenlerin uçaklarla Guatemala’ya gönderildiği ortaya çıktı. Nereye gittikleri söylenmeden uçaklara bindirilen göçmenlerin, Guatemala’ya inenlerden bu ülkeye sığınma başvurusu yapmaları isteniyor, başvuru yapmayanlara 72 saat içinde ülkeden ayrılmaları söyleniyor.[22]

‘İnsan Hakları İzleme Örgütü’ (HRW) raporu, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Orta Amerikalılar’ın ülkeye sığınmasını zorlaştırmasının ardından 2013’ten beri ABD’den El Salvador’a sınır dışı edilen en az 138 kişinin yaşamını yitirdiğini duyurdu. Raporda, sınır dışı edilenlerin El Salvador’a geri döndükten sonra cinsel istismar, işkence ve diğer şiddet eylemlerine yönelik en az 70 olayın HRW tarafından doğrulandığı ifadesine yer verilirken; ABD’nin 2014-2018’de çete şiddetinin pençesinde bulunan 111 bin El Salvadorluyu sınır dışı ettiği ifadesi yer aldı.[23]

“Felaket” olarak betimlenmesi mümkün olan koşullarda yaşamak zorunda bırakılan göçmenler konusunda UNHCR’in 2018’de yayımladığı ‘Küresel Eğilimler’ raporuna göre, mülteci, göçmen ya da sığınmacılar, ülkelerinden çok güç koşullarda ayrılıyor. Gidebildikleri ülkelerde ise farklı entegrasyon aşamasına gelebilinceye kadar, yaşamsal olarak mücadele veriyorlar. Sınır dışı edilme tehdidi, aşağılanma, şiddet sıradan uygulamalar arasında. Dışarıya bilgi sızdırılmayan kamplar ise insanın yaşayabileceği koşullardan çok uzak. Denetimsiz cezaevine benzeyen yerlerde, yaşamaya tutunmaya çalışan göçmenlere karşı insan muamelesinden uzak bir yaklaşım sergileniyor.

Yemekler yetersiz ve kötü, odalar tıklım tıklım, dışarıda yatan bile var. Tuvaletler, yiyeceklerin saklanıp, hazırlandığı yerlere bitişik ve kapısız. Mülteciliğe başvuru zamanı ya çok uzun ya belirsiz!

İtalya Torino’daki ‘Centri di Permanenza per il Rimpatrio’ (CPR) kampı, sığınmacıların ne kadar zor ve insana yakışmayan şekilde yaşatıldığına örnek. Kamptakiler, “Bize suçlu gibi davranılıyor. Burası cezaevinden beter” diyor.

CPR’da ağırlıklı olarak, Senegal, Cezayir, Nijerya ve Fas gibi Afrika’da ülkelerini terk etmek zorunda kalanlar tutuluyor. Dışarı çıkmak yasak. Mülteci statüsüne ne zaman başvuru yapılacağı ve kabul durumu belirsiz. Ayrılmış 6 blokta, 5’er oda yer alıyor. 5 kişiye ayrılan odalardaki sığınmacı sayısı, kimi zaman 8’e kadar çıkıyor. Yere yatak serenler var. Ancak yer bulamayıp kamp avlusuna yatak koyanlar da oluyor.

CPR’da her gün, sadece 2 öğün yemek var. 6 aydır kalanlar, bu sürede sadece tavuk ve makarna gördüklerini söylüyor. Yemekler buz gibi ve yağları donmuş. Tuvaletler ve mutfak iç içe. Bölmelerde kapı yok. Kendi çabalarıyla perde taktıklarını anlatan sığınmacılar, kokudan rahatsızız, sadece yaşamak için yemek yiyoruz” ifadelerini kullanıyor. Tuvaletler penceresiz. Sadece bazı odalardaki pencereler telle kaplı.

CPR’daki bu uygulamaların dışarı sızmaması için, kampa girenlerin telefon kameralarının mercekleri kırılarak suç işleniyor. Aynı ülke yurttaşları, “örgütlenmesin diye” farklı odalarda tutuluyor. Koşullara katlanamayan sığınmacılar, bunun düzelmesi için eylem yapıyor. Bunun üzerine yaklaşık 40 kişilik çevik kuvvet ekibi, kampa girerek şiddet uyguluyor; dışarıdan da biber gazı ve tazyikli su sıkılıyor.

33 yaşındaki Senegalli James Babaka, 7 aydır mülteci başvurusunun kabulü için bekliyor: “Süre çok fazla, kimse bilgi vermiyor. Yaşamımızın nereye gideceğini bilmiyoruz.” Gambialı Yick Membem 32 yaşında. O da 1 yılı aşkın süredir başvurusunun cevabını bekliyor: “Yardıma ihtiyacımız var. Koşullar cehennem gibi. Çok kalabalık. Görevliler ve etraflarında asker var. Azılı suçlu değiliz. Biz bu sefilliği kaçtığımız yerde yaşamadık.”

Sığınmacılar, sadece ulaşabildikleri yerde değil, kaçak olarak gelmeye çalıştıkları ülkelerin sınırlarında da şiddet, baskı ve ayrımcılığa uğruyor. 28 yaşındaki Nijeryalı Ihiramary Oju, “Romanya sınırında eşim ve 3 çocuğumu benden ayırdılar. Onlar bekletiliyor. Haber alamıyorum, 6 aydır buradayım ve daha ne kadar tutulacağımı bilmiyorum,” diyor![24]

Bu kadar da değil; artısı var…

Örneğin Lübnan’da Suriye İç Savaşı öncesinde yaklaşık 500 bin Suriyeli göçmen ve 500 bin Filistinli mülteci yaşıyordu. Bu rakamlara savaştan kaçan 1 milyon kişi daha eklendi. 6 milyon kişinin yaşadığı ülkede nüfusun yaklaşık yarısı göçmenlerden oluşuyor.

Lübnan’da Suriyeli işçilerin yüzde 39’u inşaatlarda, yüzde 33’ü mevsimlik tarımda, yüzde 20’si temizlik işlerinde çalışırken sadece yüzde 2’si sanayide çalışıyor. Beyrut’taki bütün kapıcıların Suriyeli olduğu söyleniyor. Patronlar, Lübnanlı işçileri çıkartıp yerlerine göçmenleri alıyor. Özellikle, daha düşük ücretleri ve daha uzun saatler çalışmayı kabul etmek zorunda olan Suriyeliler tercih ediliyor.

Beyrut Amerikan Üniversitesine göre, Lübnan’da 5 kişilik bir ailenin geçinebilmek için yıllık 7 bin 800 Amerikan dolarına ihtiyacı var. 5 bin 400 dolarlık resmi asgari ücret buna yetmezken Suriyelilere uygulanan “fiili asgari ücret” sadece 3 bin dolar.

ILO’nun ‘Suriyeli Mültecilerin Lübnan’a Etkisi ve İstihdam Koşulları Raporu’ ücretlerin çok düşük ve yasal düzenlemelerin yetersiz olduğunu söylüyor. Suriyeli işçiler aynı işi yapan Lübnanlı mesai arkadaşlarına göre yüzde 40 daha az kazanıyor.

Emek göçünün yarattığı güvencesizlikten kadın işçiler daha fazla etkileniyor. Suriyeli işçilerin sadece yüzde 20’si kadın ve çalışan kadınlar aynı işi yapan erkeklerden yaklaşık yüzde 40 daha düşük yevmiye alıyor. Suriyeliler arasında işsizlik oranı yüzde 30, kadınlar arasında ise yüzde 68.

Mültecilerin düşük ücretlerle iş gücüne dahil olması ülke genelinde işsizliği ve yoksulluğu yükseltiyor. Lübnan’da işsizlik 2012 yılında yüzde 11 iken, 2016’da yüzde 25’e çıktı. İşsizlik ve istihdamdaki belirsizlikler Lübnanlıları göçe yönlendiriyor. 170 bin Lübnanlı yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Suriyelilerin sigortasız çalıştırıldığı dükkânlar yaygınlaşıyor. Şirketler Lübnanlı işçilerin ve sendikaların taleplerini dikkate almıyor. Kamu kuruluşları bile greve çıkan işçilerin yerine Suriyeli taşeron işçileri çalıştırıyor.[25]

Bu kadar değil! işte birkaç olgu daha…

  • İngiltere’de 2019’da bir domates kamyonu kasasında ülkeye girmeye çalışan 58 Çinli hayatını kaybetmişti…[26]
  • NRC gazetesine göre, Hollanda’da 2 bin 500 mülteci çocukların insan tüccarlarının eline düştüklerine dair sinyaller alındığı bildirildi…[27]
  • Suriye’de BM ve diğer kuruluşlar adına yardım taşıyan kişilerin, insani yardım karşılığında Suriyeli kadınlarla cinsel ilişkiye girdiği ileri sürüldü. BBC’ye bilgi veren yardım kuruluşu çalışanları, “Yardım karşılığı cinsel ilişki talepleri o kadar sık ki, bazı Suriyeli kadınlar yardım dağıtım noktalarına gitmeyi reddediyor. Giderlerse insanların yardım için ilişkiye girdiklerini düşünmelerinden korkuyorlar,” diyor…[28]
  • Çeşme’de göçmenleri taşıyan fiber teknenin batışıyla sekizi çocuk, 11 kişi öldü…[29]
  • İran’dan Van’a geçiş yapan mülteciler, sınırda ya donarak ya da açlıktan yaşamını yitiriyor. Sınırdan geçmeyi başaran kimi mülteciler ise, soğuktan dolayı el ve ayaklarını kaybediyor…[30]
  • Van’ın Çaldıran ilçesine bağlı Sarıçimen Mahallesi’nde 13 mülteci tipiye yakalandıkları dağda donarak yaşamını yitirdi…[31]
  • İstanbul’da bulunan Bakırköy Sadi Konuk Hastanesi’nde yeni doğum yapan Angolalı 7 aylık hamile kadın hastanenin çıkardığı 31 bin TL borcu ödeyemediği için polise teslim edildi…[32]

 

I.2) EGEMEN(LERİN) IRKÇILIK(I)

 

Söz konusu tabloya damgasını vuran, Egemen(lerin) ırkçılık(ı) “çözüm”üdür!

Siz bakmayın egemenlerin yaygaralarına…

Akdeniz umutla yeni bir yaşam arayan mültecilere mezar olmaya devam ediyor; 2019’un ilk günlerinde Akdeniz’de 120 mülteciyi taşıyan bir şişme botun batmasıyla 117 mülteci hayatını kaybetti.

Burjuva yazılı ve görsel basın, bu felâketi “trajedi”, “dram”, “facia” başlıklarıyla verse de; Akdeniz’in dalgaları arasında verilen canların acısını zerre kadar duymayanlar, bu katliamlara “kader” demeye devam ettiler!

Unutulmasın: Akdeniz, kıtalar arası bir deniz olduğu, çok derin olduğu ya da 2.5 milyon kilometrekarelik bir alanı kapladığı için mezar olmamıştır mültecilere. Mülteci ölümleri kader olmadığı gibi, suçlu da Akdeniz değildir. Mültecilerin boğulup denizin dibine çekilmesinin tüm suçu kapitalist sömürü sistemindedir; egemenlerin ayrımcılığındadır!

“Nasıl” mı?

“I. Küresel Mülteci Forumu’nu Cenevre’de toplayan BM, yerkürede 70 milyon mülteci olduğu ifade etse de, bu insanların önemli bölümü hâlâ “mülteci” statüsüne sahip değil!

Aslında dünya kapitalizmi XX. yüzyıldan XXI. yüzyıla geçerken tercih yaptı bile: BM şemsiyesi altında, mülteciliğin “statüsüz mültecilik” şeklinde “sürdürülebilir” olmasına karar verdi![33]

‘Uluslararası Göç Örgütü’ (IOM) 2016 yılında Akdeniz’de ölen mülteci sayısını 5 bin olarak açıklamıştı. Bu bir rekordu. Eleştiri oklarının ucunda Avrupa vardı. Lampedusa faciasında 300 mülteci boğulunca AB tutuşmaya başladı. Çok geçmeden ‘Der Spiegel’de 17 sayfalık bir belge yayınlandı. Buna göre AB ile Libya Avrupa’ya geçmeye çalışanlara dev kamplar kuracaktı. İddiaların boş olmadığı sonraki anlaşmalarla doğrulandı.[34]

Yani mülteciliğe “çözüm”: Statüsüz toplama kampları vahşeti oluverdi!

Buna bir de “iade” eklendi… Yunanistan’da bulunan göçmenlerle ilgili yeni yasal çerçeve oluşturmak ve iltica talebi reddedilenlerin Türkiye’ye iadelerini hızlandırmak amacıyla hazırlanan tasarı, parlamentoda 5 gün süren tartışmaların ardından yapılan oylamada oy çoğunluğuyla kabul edildi.

‘Uluslararası Koruma ve Diğer Hükümler Hakkında’ başlıklı yeni kanun, Türkiye ile AB arasındaki göçmen mutabakatı kapsamında, Türkiye’ye iadeleri hızlandıracak yeni bir iltica sistemi oluşturulması, Ege Denizi’nde düzensiz göçmen geçişlerinin engellenmesine yönelik kontrollerin sıklaştırılması, göçmenlerin tespiti için polis kontrollerinin yoğunlaştırılması, iltica işlemlerinin kısaltılması ve başvuruları reddedilenlerin temyiz başvurularıyla ilgili yerel idari mahkemelere karar yetkisi tanınması gibi hükümler içeriyor.

Kanunda ayrıca, yeni yasal çerçeve kapsamında Ege adalarından 20 bin göçmenin anakarada oluşturulacak yeni kamplara taşınması, tutuldukları kamplarda yasa ve kurallara uymayan göçmenlerin iltica hakkından mahrum edilmesi ve iltica talebi reddedilen göçmenlerin geri gönderilebileceği “güvenli kaynak ülkeler” ve “güvenli üçüncü ülkeler” listesi oluşturulmasına ilişkin maddeler de yer alıyordu.[35]

Bu tutumları göçmenlere ilişkin ötekileştirme gerçeği biçimlendiriyor. Yani “yabancıları” kendilerinden uzaklaştırma çabası!

Söz konusu tutum, hemen her yerde “farklı gerekçe”lerle hep aynı!

Mesela… Avusturya tarihinde ilk defa, çoğunluğu kadınlardan oluşan bir kabine kuruldu. Fakat yeni hükümetin kurulması farklı bir dönüm noktası. Muhafazakâr Avusturya Halk Partisi ile Yeşiller ilk defa koalisyon içinde.

Şansölye Sebastian Kurz’un aşırı sağcı koalisyon ortakları gitti, yerlerine yeşiller geldi. Fakat göçmen karşıtı görüşleri baki

Araştırmacı Hartmann şu hatırlatmayı yapıyor; Göçmen karşıtlığı ile ekolojik çöküş tehlikesini bir arada anmak “tehlikeli bir geçişkenlik yaratıyor.” Ve durum “Marine Le Pen kadar vahim değil, fakat o yöne gidiyor”![36]

 

  1. AYRIM: TÜRK(İYE) CEPHESİ

 

Meselenin tanımına ilişkin olarak uluslararası hukukta mülteci (refugee), sığınmacı (asylumseeker), göçmen (immigrant) mevhumları var.

Göçmen daha çok ekonomik vs. sebeplerle gönüllü ülke değiştirenler için kullanılıyor.

Sığınmacı tanımı mülteci olarak uluslararası koruma arayan, statüsü resmen tanınmamış kişiler için…

Cenevre Sözleşmesi’ni 1961’de imzalamış olan Türkiye’de hukuk sisteminde Avrupa dışından gelenlere mültecilik hakkı verilmezken, sığınmacı kavramı yok![37]

Bu çerçevede Türkiye’de bulunan yaklaşık 5 milyon Suriyeli “mülteci” değildir, “şartlı mülteci” de değildir. Hatta “mülteci statüsünde sayılmak üzere başvuru yapma durumu” oluşmadığından “sığınmacı” da değildir. Ülkemizdeki Suriyeliler, bayramlarda ülkelerine rahatça giriş çıkış yapabildikleri için “ikincil koruma” statüsünde de değiller. Peki, nedir ülkemizdeki Suriyelilerin hukuki statüsü? Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 91. maddesine dayanılarak hazırlanan yönetmeliğe göre ülkemizdeki Suriyeliler, “geçici koruma” statüsündeler…

Oysa TEPAV’ın araştırmasına göre Türkiye’de yaşayan Suriyeliler, tam 15 bin 159 şirket kurdular ve bu “girişimciler”in yüzde 72’si, savaş sona erse bile artık Türkiye’den ayrılmayı düşünmüyor![38]

Bu gerçeğe rağmen hâlâ “Türkiye Cumhuriyeti’nin yükümlülükleri de hukuk kurallarıyla belirlenmiştir. Suriyeliler hukuken mülteci statüsünde değildir. ‘Geçici koruma statüsü’ndedir!”[39] denilerek mesele şöylesine geçiştirilmek istenmektedir:

“Sığınmacı, göçmen, mülteci terimleri çoğunlukla yanlış kullanılmaktadır. Suriyeliler göçmen, mülteci değildir. Geçici sığınmacı statüsündedirler. Sığınmacı zorunlu olarak; göçmen hür iradesiyle ülkesinden ayrılan kişidir. Mülteci ise ülkesinden zorunlu sebeplerle ayrılıp başka ülkeye giden, iltica talebi kabul edilen, kendisine mülteci statüsü verilen kimsedir… Türkiye; 5 milyon Suriyeli sığınmacı için 40 milyar dolar harcamıştır… Sayısı 5 milyonu bulan sığınmacı, ne Avrupa’nın yeğlediği yöntem olan asimilasyon ne ideal yöntem olan entegrasyon ile Türkiye’yle bütünleştirilebilir. Ne sığınmacıların böyle bir niyeti ne Türkiye’nin buna takati vardır. Sadece demografik yapı değil (misal, Kilis’in yüzde 80’den fazlası sığınmacı), sosyolojik ve politik yapı mutlaka bozulur. Gelecekte Türkiye içinde Türk – Suriyeli Arap gerilimi kaçınılmaz hâle gelir.”[40]

Oysa tüm dünya dillerinde İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 14. maddesinde şu kayıtlıdır: “Herkes zulüm karşısında başka ülkeye iltica ve bu ilticadan yararlanmak hakkına sahiptir”…

 

II.1) MESELENİN BOYUTU

 

Dünyada savaş ve yoksulluk nedeniyle milyonlarca insan yurtlarını terk etmek zorunda bırakılıyor. Türkiye ise bir yandan milyonlarca Suriyeli mülteciyi ağırlarken, diğer yandan kendi yurttaşları siyasi baskı nedeniyle mültecileştiriyor.

BM’ye göre, mülteciler konusunda güvenli olmayan Türkiye mültecilerin en fazla göç ettiği ülkelerden biri pozisyonundayken, şimdilerde en çok göç veren statüsüne kavuştu.

15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi sonrası ilan edilen Olağanüstü Hâl (OHAL) sonrası en çok göç veren ülkelerden biri konumuna gelen Türkiye öte yandan milyonlarca Suriyeli mülteciyi ağırlıyor. Öte yandan da kendi yurttaşlarını iktidarın siyasi baskısı nedeniyle mültecileştiriyor.

Türkiye, 12 Eylül 1980 Darbesi dönemini aşan boyutlarda göç veriyor. Gazeteciler, aydın, yazar ve sanatçılar, gençler siyasi nedenlerle hayatlarını riske atarak Batı’ya göç ediyor.

‘The New York Times’ın 3 Aralık 2018’de ‘Varlıklı Ve Yetenekli Türkler Kitleler Hâlinde Ülkeyi Terk Ediyor’ başlıklı haberine göre, Türkiyeli mülteci sayısındaki ciddi artış var. ‘Avrupa Sığınma Destek Ofisi’ (European Asylum Support Office) verilerine göre, AB’ye iltica eden Tunuslu, Cezayirli, Hindistanlı, Senegallilerdeki iltica talebini kabul oranı yüzde 7 iken, Türkiyeli yurttaşların iltica talebini kabul oranı yüzde 54’e ulaşmış durumda.

Türkiye’den Almanya’ya iltica başvurusu yapanların sayısı 2019’un ilk yarısında 2018’e göre artış gösterdi. Bu dönemde Türkiye’den Almanya’ya 4 bin 969 iltica başvurusu yapıldı. 2018’in ilk altı ayında Türkiye’den Almanya’ya yapılan iltica başvurularının sayısı 4 bin 329 olarak gerçekleşmişti. Aradaki fark yüzde 15’lik bir artışa tekabül ediyor. Türkiye’de 2016 Temmuz’undaki darbe girişimi sonrasında Almanya’ya iltica başvuruları ciddi oranda artış kaydetti. Alman Federal Göç ve Mülteci Dairesi’nin (Bamf) verilerine göre 2016’da başvuru sayısı 5 bin 742’den, 2017’de 8 bin 483’e, 2018’de ise 10 bin 655’e yükselmişti.[41]

KHK ile Adıyaman Üniversitesi’nden ihraç edilen Doç. Dr. Bayram Erzurumluoğlu, “Avrupa ülkelerine sığınan vatandaşlarımızın sayıları 2009’a göre 11 kat, 2013’e göre 26 kat arttı. Kaçanların çoğunluğu yüzde 99 üniversite ve üzeri mezunu,”[42] notunu düşerken sorunun bir boyutuna dikkat çekmektedir.

‘İNGEV Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (İNGEV TAM) değerlendirmesine göre, “Suriyeliler hayati tehlike nedeni ile ülkemize sığındı” biçiminde özetlenen öteki boyuta gelince…

Türkiye’ye sığınanların yüzde 47’si 18 yaş altındaki çocuklardır. Kadınlar ve ileri yaştakilerle birlikte büyük çoğunluğu oluşturuyorlar. Ortalama yaş 21’dir. Ortalama 6.2 kişilik hanelerde yaşamaktadırlar. Kişi başına gelirleri 252 TL gibi bir rakamla aşırı yoksulluk sınırının altındadır. Türkiye’deki en büyük memnuniyetleri güvenlikli (ölüm tehlikesi olmayan) bir ortamda yaşıyor olmalarıdır (yüzde 84). En büyük endişeleri ise ailenin geleceğidir (yüzde 71).

Toplumun yüzde 44’ü onların suça daha yatkın olduğuna inanıyor. Bir başka veri de yine ev sahibi toplulukla Suriyeliler arasındaki mesafeye işaret ediyor. Toplumun yüzde 55’i çocuklarının Suriyelilerle arkadaş olmasını istemiyor.[43]

Savaştan önce Suriye’de 22 milyon kişi yaşıyordu. Nüfusun yarısı evini, 5.5 milyon kişi ise ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Savaş sürdüğü için ülkeden kaçışlar devam ediyor…

2011 öncesinde Türkiye’deki mülteci sayısı sadece 100 bindi. O günlerde mülteci politikası inkârdan ibaret olan Türkiye’nin bugünkü nüfusunun yüzde 4.2’si Suriyelilerden oluşuyor.

Suriyelilerin yaklaşık 500 bini Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçti ve 3.5 milyondan fazla Suriyeli Türkiye’de kaldı. Onların yanı sıra Afganistan, Irak, İran ve Pakistan gibi ülkelerden kaçan 300 bin göçmen ile birlikte yaşıyoruz.

Çalışma çağında 1.6 milyon Suriyeli var. İnşaat, tekstil ve tarım başta olmak üzere bütün işkollarında, Kilis, Antep, Antakya ve İstanbul başta olmak üzere bütün kentlerde on binlerce Suriyeli çalışma izni olmaksızın güvencesiz koşullarda çalışıyor.

Suriyeliler herkesten çok çalışıyor, herkesten az kazanıyor. Ücretleri geç ödeniyor, bazen hiç ödenmiyor. Ne sigortaları ne de iş güvenceleri var. Çocuk ve kadın işçiler ekmeklerinin peşindeyken tacize ve ayrımcılığa uğruyorlar.

Dünya genelinde göçmen işçiler, yerli işçilerin yapmak istemediği işleri yaparak emek piyasasına dâhil oluyorlar. Türkiye’de de Suriyeli işçiler “pis işleri” daha düşük ücretlerle yapmayı kabul ederek işgücüne katıldılar. Beterin beteri onlardan soruluyor.

Dünya Bankası’nın ‘Suriyeli Mültecilerin Türk İşgücü Piyasasına Etkileri’ araştırmasına göre Suriyeli işçiler ‘kayıt dışı çalışanların’ ve ‘kadın işçilerin’ yerlerini alıyor. Bu durum işsizliğin artmasına ve ücretlerin düşmesine neden oluyor. Mültecilerin yoğunlukta olduğu kentlerde işsizlik ortalamanın üstündeyken ücretler asgari ücretin bile altında. Bu olguyu günlük hayata yanlış tercüme etmemek gerekiyor: işimizi çalan mülteciler değil, patronlar.

ILO’nun ‘Küresel İstihdam Eğilimleri’ raporu da, Türkiye’deki durumun küresel boyutunu ortaya koyuyor: Dünya genelinde Suriyeli sığınmacıların yüzde 56’sı kısa süreli ve düzensiz işlerde çalışıyor.

Patronlar yıllardır yüksek sesle söylüyordu: “Senin yerine çalışacak binlerce işsiz var!” Şimdi nakarat değişti: “Daha az ücretle çalışacak binlerce Suriyeli var!”

Gelenekselleşmiş yol, yemek, bayram ikramiyesi gibi sosyal haklar ve yıllık zamlar Suriyelilere verilmiyor. Çoğu işyerinde mesai saati diye bir mevhum yokken iş arkadaşlarına ödenen fazla mesai ücretleri onlara ödenmiyor. Suriyeliler günde ortalama 12.4 saat çalışıyor.

Tarım işkolunda barınma ve alışveriş gibi ihtiyaçların karşılanması için aracılara yüzde 25’e varan komisyonlar ödeniyor. Tarlalarda ve inşaatlarda yeni bir taşeron sistemi ortaya çıkmış. Türkiyeli işçi kendi işini Suriyeliye yaptırıp maaşın bir kısmını devrediyor. Çalışma izni olan Suriyeli sayısı sadece 20 bin ama dernek veya internet sitesi görünümündeki işçi simsarları (özel istihdam büroları) ucuz Suriyeli işgücü bulmakla övünüyor.

“Tekstil iş kolunda yerli işçi yok” diye duyarsanız abartı sanmayın. Sadece merdiven altı dikimevlerinde değil perakende satışta bile Arapça konuşanları göreceksiniz. Çağrı merkezleri, turizm şirketleri hatta hastanelerde Suriyeli müşteri temsilcisine ihtiyaç duyuyor.

Suriyelilerin çalışma hayatında yaşadıkları en büyük sorunlarından biri şüphesiz; dil. Ülkesindeyken ekmeğini diliyle kazanan şairler, yazarlar ve gazeteciler Türkiye’de tuvalet temizliyor, derdini anlatamadığı için dışlanıyor. Eğitimli ve meslek sahibi Suriyeliler mesleklerini icra edemiyor. Eczacılar ve avukatlar, garsonluk veya inşaat işçiliği yapıyor. (Astronot Muhammed Ahmed Faris Türkiye’nin uzay üssü kurmasını bekliyor.)

Suriyelilerin çalıştığı işyerlerinde sağlık ve güvenlik önlemleri alınmıyor, denetimler yapılmıyor. İSİG Meclisi raporlarına göre, 2016’da 63, 2017’de ise 49 Suriyeli iş cinayetlerinde öldü. Yaralanma ve sakatlanmaları tespit etmek neredeyse imkânsız.

Türkiye dünyada en fazla çocuk mülteci barındıran ülke, 1.3 milyon Suriyeli çocuk hastalıklar, yoksulluk ve cinsel istismarla iç içe büyüyorlar. Nitelikli eğitimden yoksun bırakıldıkları için gelecekte de vasıfsız işçi olacaklar. Tamirciler ve seyyar satıcılar dışında çocuklar tekstil, inşaat veya mevsimlik tarım başta olmak üzere bütün sektörlerde aileleriyle birlikte çalışıyorlar.

Kadınlar da çocuklar gibi taciz, istismar ve yoksullukla karşı karşıyalar. Meslek sahibi kadınlar işini yapamazken kadınlar arasındaki işsizlik rakamları ortalamanın üstünde.[44]

‘Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi’ (HUGO) ile ‘İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi’nin (IGAM) hazırladığı ‘Suriyeliler Barometresi-2017’ araştırmasına göre, tekstilde 900 bini aşkın kayıt dışı çalışan varken, sektördeki kayıt dışılık ve merdiven altı üretim ise her geçen gün artıyor. Sektörde istihdam edilen Suriyelilerin neredeyse tamamı güvencesiz çalışıyor. Çalışanlar arasında çocuk işçiler de var. Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de çalışan toplam Suriyeli sayısı 1.2-1.3 milyon olarak hesaplanıyor.

Araştırmaya göre, Türkiye’deki Suriyelilerin yüzde 17.2’si Türkiye’de düzenli bir geliri olmadığını, yüzde 45.2’si düşük gelirli olduğunu, yüzde 34.7’si ise orta gelirli olduğunu ifade ediyor.

Türk toplumundaki algının aksine Suriyelilerin sadece yüzde 30’u son yılda herhangi bir kişi ya da kurumdan yardım aldıklarını ifade ediyor. Yani Suriyeliler Türkiye’deki hayatlarını çalışarak idame ettiriyorlar ve düşük ücret nedeniyle çoğunlukla her bir hanede çalışan kişi sayısı birden daha fazla…[45]

Yine Türk-İş’in, ‘Türkiye’de Yaşayan Suriyeli Sığınmacılar ve Kayıt Dışı Göçmenler’ başlıklı araştırmasına göre, mültecilerin yüzde 61.2’si geçimini çalışarak sağlıyor. “Eşim ya da akrabam çalışıyor” diyenler de yüzde 38.1. Yetişkin erkeklerin yüzde 78.5’i kadınların yüzde 24.2’si çalışır durumda. Hiç çalışmadan yaşayanlar yüzde 6.4’te kalmış. Bu tablo, küçük bir azınlık dışında bütün Suriyelilerin Türkiye’de işçileştiğini gösteriyor. Yani topluma pompalanan “Suriyeliler asalaktır, tembeldir, çalışmazlar” söylemi tamamen yanlış.

Araştırma sonuçları Suriyelilerin yarısının zar zor geçindiğini, Suriyelilerin aylık hane giderinin ortalama 1984 lira olduğunu söylerken, evine ayda sadece 1001-2000 lira arasında para girenlerin oranı yüzde 41.1. Suriyelilerin içinde, ayda 1000 lira ve altında para ile geçinenlerin oranı yüzde 21.8. Yani açlığın da dibinde![46]

 

BAŞBAKANLIK’A BAĞLI AFAD RAPORU[47]
EĞİTİM DURUMU Suriyelilerin yüzde 80’e yakını lise düzeyinde eğitim almamış. Türkiye’ye giriş yapan Suriyelilerin üniversite ve üzeri eğitime sahip olanların oranı ise yüzde 8.
SURİYELİLERİN MESLEK DAĞILIMI “Kalifiye” sığınmacıların oranı yüzde 30’un altında. Türkiye’de kamp dışında devlet yardımı veya kendi olanakları ile yaşayan Suriyelilerin sadece yüzde 2’si ofis çalışanı, yüzde 1.5’i mimar veya mühendis, yüzde 0.8’i hukukçu. Sığınmacıların 0.5’i ordu çalışanı, 0.9’u sağlık çalışanı iken yüzde 6’sı devlet memuru, 0,5’i ise yazar ve sanatçı. Türkiye’deki Suriyelilerin en yoğun olarak beyanda bulunduğu meslek grubu ise zanaatkârlık. Bu grubu da yüzde 7 ile el işçiliği takip ediyor.
KADINLARDA DURUM DAHA VAHİM Türkiye’deki Suriyeli kadınların yüzde 90’ının mesleği yok. Bu kadınların yüzde 50’si ise savaş öncesindeki Suriye’de “ev hanımı” olarak yaşamlarına devam ettiklerini beyan ediyor. Kadınların mesleki değerlendirmesindeki en yüksek grup yüzde 3 ile öğretmenlik. Bunun dışında terzi, kuaför, çiftçi ve hemşire gruplarındaki kadınların oranı yüzde 1’in altında.
TÜRKİYE’DE MESLEKİ EĞİTİM Bakanlıklar tarafından bu güne kadar açılan 4 bin 200 kurstan 131 bin Suriyeli eğitim aldı. 40 bin Suriyelinin mesleki eğitim kursu ise devam ediyor. AFAD’ın verilerine göre ise mesleği olmayan Suriyelilerin yüzde 50’den fazlası bu kurslara katılmak istemiyor.

 

Devamla: 3.2 milyon Suriyelinin yüzde 44’ü 18 yaş altındaki çocuk ve gençlerden, yüzde 75’ten fazlasının ise özel koruma ihtiyacı içinde bulunan çocuk ve kadınlardan oluşuyor.

HUGO Müdürü Doç. Dr. Murat Erdoğan’a göre Türkiye’de okul çağında (6-17) olan Suriyeli çocuk sayısı 903 bini aşıyor. Bunun yüzde 50’si okula gidiyor. Yüzde 50’nin içinde 162 bini Türk okullarına gidiyor. Geri kalan 360 bin çocuk da geçici eğitim merkezlerinde Suriye müfredatına göre Arapça eğitim yapan, eğitim kalitesinde ciddi sorunları olan okullara gidiyor.

En dramatik olan en az 450 bin çocuğun hiçbir eğitim alamıyor olması. Ayrıca hem çalışmak ve para kazanmak zorunda kalan hem de travmalardan dolayı motivasyon sorunu yaşayan Suriyeli çocukların okullara çekilmesi de her geçen gün daha da zorlaşıyor.[48]

 

II.2) GÜNCEL “GÖRÜNGÜ”

 

Malum olduğu üzere Suriyeli mülteciler sorunu çeşitli vesilelerle sık sık gündeme geliyor. Pek çok açıdan önemli ve hassas hâle gelen bu sorun karşısında işçi sınıfının doğru tutum alması çok önemliyken sınıf saflarında yükselen milliyetçi tepkiler, önyargılar ve tahammülsüzlük tehlikeli bir boyut kazanmış durumdadır. Sorun giderek büyüyen bir açmaz hâline gelmiştir ve ceremesini hem Suriyeli hem de Türkiyeli işçi ve emekçiler çekmektedir. Bu açıdan Suriyeli mülteciler sorununu çeşitli boyutlarını yerli yerine koyarak ele almak, işçi sınıfı saflarında doğru yaklaşımlar geliştirmek büyük önem taşımaktadır.

“Suriyeliler” başlığı altında toplanan mülteciler yekpare ve katı bir kitle değil, birbirinden farklı insanlar topluluğudur. Bir ülkeye farklı bir ülkeden birkaç yıl içinde 3-3.5 milyon insan gelmesinin hem yerli halk için hem de mülteciler için pek çok bakımdan soru(n) yaratmaması düşünülemez.

Kapitalizm koşullarında böyle bir göç dalgası her şeyden önce işsizler ordusunun büyümesi, iş bulmanın iyice zorlaşması, işsiz kalınan sürelerin uzaması demektir. Türkiyeli sermayedarlar, Suriyeli işçileri en ağır şartlarda ve son derece ucuza çalıştırmakta, katmerli biçimde sömürmektedir. Sigortasız, iş güvencesiz, kuralsız, asgari ücretin altında ücretlerle çalıştırdıkları Suriyeli işçileri, Türkiyeli işçilerin ücretlerini aşağı çekmek için bir sopa gibi kullanmaktadır. Özellikle G. Antep, Urfa gibi kentlerin sanayi odaları tarafından yapılan açıklamalar sermayenin Suriyelilere bakışını çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Sermaye sınıfı, yıllardır hükümetten Suriyelilere çalışma izni verilmesini, denetimlerin azaltılmasını hatta kaldırılmasını, çalıştırılan Suriyeli işçi başına teşvik uygulanmasını talep etmektedir.

Öte yandan Suriyelilerin iş bulmak ve bir yaşam kurmak üzere büyük kentlere göç etmeleri nüfusun buralarda yoğunlaşmasını daha da hızlandırmakta ve bundan kaynaklı sorunları büyütmektedir. Mesela Suriyelilerin varlığıyla artan konut talebi, yoksul emekçiler için en büyük gider kalemleri arasında yer alan ev kiralarını daha da arttırmaktadır. Sonuç olarak yoksulluk ve geçim derdi içindeki Türkiyeli emekçilerin yaşamı iyice zorlaşmakta, tepkileri büyümektedir. Oysa yükselen kiralar bunun müsebbibi olarak görülen mülteciler için de büyük bir sorundur. Suriyeli emekçi mülteciler en berbat durumdaki konutlar için bile fahiş kiralar ödemeye mecbur edilmektedir. Kirayı karşılayabilmek için birkaç aile bir arada yaşamak zorunda kalmaktadır. Ancak Suriyelilerin kalabalık aileler veya gruplar olarak bir arada yaşamalarının yüksek kiralar dışında da nedenleri vardır.

Mülteciler, işlerini, geçim kaynaklarını, evlerini geride bırakarak dilini bilmedikleri, yabancısı oldukları bir ülkeye geldiler. Hiçbir adaptasyon ve entegrasyon süreci yaşamadan, kültürel uyumsuzluğun üstesinden gelinmesini sağlayacak zamana ve eğitime sahip olmadan Türkiye’nin dört bir yanındaki kentlere dağıtıldılar. Olanaksızlıklar içinde hayatlarını devam ettirmek, en zaruri ihtiyaçlarını karşılamak sorunuyla yüz yüze kaldılar. Bu durumda olan tüm insanlar gibi, doğal olarak, daha baştan kentlerin aynı bölgelerinde birikmeye, kalabalık aileler ve gruplar hâlinde yaşamaya başladılar. Kültürüne aşina olmadıkları, statüleri nedeniyle güvenceye alınmış hak ve özgürlüklere sahip bulunmadıkları, ucuza çalıştırıldıkları, fahiş kiralarla izbe evlerde barınmak zorunda bırakıldıkları bu ülkede yaşama tutunmaya çalışırken nefret ve milliyetçi saldırganlıkla karşı karşıya kaldılar. Sonuç olarak mültecilerin bir arada yaşama refleksi daha da güçlendi. Bugün tam da bu nedenle gettolaşma artmakta, bu durumsa mültecilerin deyim yerindeyse daha çok göze batmalarını ve milliyetçi tepkilere daha fazla hedef olmalarını beraberinde getirmektedir.

Yani sınıf bilincinden yoksun işçiler, yoksul emekçiler biriken sorunlarının kaynağı olarak siyasi iktidarı değil mültecileri görmektedir.[49]

Bunda egemen medyanın rolü çok büyüktür.

‘Mülteci Hakları için Medya ve Sivil Toplum İş Birliği’ başlıklı toplantıda mültecileri hedef gösteren haberlerin onların hayatlarını olumsuz etkilediğine dikkat çeken Prof. Dr. Ülkü Doğanay, mültecilerin anlatıldığı haberlerin suçlayıcı oldukları vurgusuyla şunları dedi:

“Televizyonlarda, gazetelerde hep mültecilerin suç olaylarını, mülteci kadınlara edilen tecavüzleri, mağdur kaldıkları şiddetleri görüyoruz. Başarı hikâyeleri olan mültecileri haberlerde göremiyoruz. Mültecileri hep dilenen, hep parklarda, caddelerde yatan kişiler olarak gösteriyorlar. Hâlbuki onlarda memleketlerinde bizler gibi berberdi, memurdu, işçiydi. Bu insanlar için ‘Sırtımızdan geçiniyorlar. Çalışmıyorlar. Sürekli çocuk doğuruyorlar’ gibi yorumlar yapılıyor. Aynı denize girmekten bile rahatsız olunuyor. Sanki bu söylediklerimiz sadece Türklere özgü bir hakmış gibi davranılıyor”![50]

 

SURİYELİLERİN MEDYADAKİ TEMSİLİNE DAİR BAZI SAPTAMALAR[51]
Suriyeli mülteciler, sürekli olarak medya tarafından “Vatanını savunmaktan kaçan, korkak, devletten maaş alıp yan gelip yatan tembel, bilinçsizce çocuk sahibi olup üreyen, hastalık yayan, Türk vatandaşlarının elinden işlerini alan, kültürel olarak ‘Türklere göre’ geri bir toplum” olarak resmedilmektedir.
Medyada mülteci çocuklar da dilenen, sokakta başıboş dolaşıp mendil satan, suça karışmış ve mağdur olarak resmedilmektedir.
“Gece sokakta Suriyeli avına çıkıldı” başlığıyla yine G. Antep’teki gerginlik konu edilmektedir Sözcü’de. Haber başlığındaki “Suriyeli avı” ifadesi aşağılayıcı ve kriminalize edicidir. Ayrıca gazete, habere eşlik eden fotoğrafta görülen öfkeli erkekleri muzaffer birer avcı gibi gösterip linç girişimini cesaretlendirmektedir.
Aynı olay ‘Hürriyet’te “Suriyeli gerginliği” başlığıyla verilmektedir. Bu başlık ‘Sözcü’nünkine kıyasla daha az ajitatiftir. Ama öte yandan, polisiye olaya karışan Suriye uyruklu kişiden yola çıkarak, tüm bir Suriyeli mülteci topluluğunu olayın tarafı olarak göstermektedir.
‘Yeni Akit’in “Suriyeli mülteciler kesin dönüş yapıyor” haberine eşlik eden fotoğraf ise çarşaflı ve sadece gözleri görünen bir mülteci kadını göstermektedir okura. Doğrudan kameraya bakan bu güzel gözlü kadın, ‘Yeni Akit’in Suriyeli mülteci temsilidir. Gazetenin yaptığı, mülteciyi cinsiyetlendirmek, bunu yaparken de oryantalist bir yaklaşımla, güçlü olanın himayesine giren, yersiz-yurtsuz, zayıf fakat arzu uyandırabilecek bir kadın olarak sunmaktır.
‘Yeni Akit’ yazarlarından Mehtap Yılmaz ise mülteci akınının ilk yıllarından beri tartışma konusu edilen “Vatanını düşmana terk edip kaçan Suriyeli” imgesini, “Suriyeli mülteciler keyif çatarken neden Mehmetçik savaşıyor?” başlıklı ajitatif yazısında geri çağırmaktadır. İktidar destekçisi ‘Yeni Akit’te, iktidarın söylemindeki ve siyasasındaki değişime paralel bir dönüşüm gözlenmekte, mağdur misafir kardeşler, korkak, vatan haini ve ehlikeyif bir topluluğa dönüştürülmektedir.

 

Bu tabloda ‘Medyada Nefret Söylemi Mayıs-Ağustos 2017’ raporuna göre, Suriyeli mülteciler, sistematik olarak cinayet, hırsızlık, taciz gibi kriminal olaylarla anıldı; güvenlik sorunları ve terörle özdeşleştirildi; olumsuz ekonomik gidişatın ve işsizliğin sorumluları olarak gösterildi; Türkiye’nin demografik yapısına yönelik bir tehdit, rahatsızlık ve gerginlik kaynağı olarak etiketlendi; özellikle Suriyeli kadın mülteciler aileye ve topluma yönelik bir tehdit olarak sunuldu.[52]

Olumsuz bir olayı tüm Suriyelilere mal eden veya hakaret eden yazılar ve haberler gırla: “Suriyeli kâbusu”, “Artık yeter, defolun gidin”, “Başımıza bela oldular”, “Ya adam edin ya hadım”, “Yine Suriyeli yine kavga”, “Dağdan gelip bağdakini kovuyorlar”, “Tahammül kalmadı”, “Suriyeli cinayetleri”… Böyle uzayıp gidiyor.[53]

 

III. AYRIM: “NEDEN GELDİLER” (Mİ!)?

 

Burada bir parantez açıp, soralım: Neden geldiler?! Emperyalist savaşın yıkımdan kaçtıkları için!

Emperyalizm yıkımdır…

Dünya genelindeki silahlanma yarışı sonucu 2017’de her birimizin cebinden 230 dolar gitti. Bu harcamalar yüzünden sadece Suriye’de 450 bini aşkın insan hayatını kaybetti. Ülkelerinden olan milyonlarca mültecinin sorunları da cabasıdır; bunu bilmeyen, görmeyen var mı?

BM, ‘Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’, insan hakları kuruluşları, uluslararası basın organlarının tespitlerine göre, sadece 450 bini aşkın kişi Suriye’de devam eden savaş, şiddet ve çatışma nedeniyle yaşamını yitirdi.

‘Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) 2018 raporuna göre, 2017’de yüzde 1.1 oranında artarak 1 trilyon 739 milyar dolara yükseldi. Bu artış, aynı zamanda Suriye’de savaşın patlak verdiği 2011’den sonrasına rastlıyor.

Savunmaya 18 milyar dolardan fazla pay ayırarak ilk sırayı alan ABD, silah satışında başı çekiyor. SIPRI, dünyadaki silahların üçte birinin ABD tarafından tedarik edildiğini, Washington’un silah ihracatı da son 5 yılda yüzde 25 arttığını kaydediyor. Onu sırayla Rusya, Fransa, Almanya ve Çin takip ediyor.

Rapora göre, ABD bu dönemde ürettiği silahların yarısını Ortadoğu’ya sattı. Suudi Arabistan, Türkiye, İsrail, Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak en çok silah alan ülkeler. Suriye ve İran ise daha çok Rusya ve Çin’den silah aldı.

Ortadoğu’daki savaş harcamalarını en net olarak SIPRİ’nin 2008-12 ile 2013-17 dönemlerini kapsayan 5 yıllık karşılaştırmada görmek mümkün. Ortadoğu ülkeleri 2008-12 döneminde yüzde 8.0 olan payı 2013-17 döneminde 4 kattan fazla arttırarak yüzde 35’e ulaştı. Buna karşın, Asya ve Okyanus bölgesi yüzde 42 ile birinci sırada yer alıyor.

Madalyonun silahlanma yüzü böyleyken; diğer yüzüne gelince…

2011’de patlak veren ve kısa sürede küresel bir nitelik kazanan savaş, ülke nüfusunun yarısını evlerinden etti. 4.8 milyon kişi sığınmacı konumuna düşürdü.

Ülke içerisindeyse 6.5 milyondan fazla kişi yok olmamak için yer değiştirdi.

1.5 milyon kişiyi kalıcı engellerle yaşamaya mahkûm etti. Bunlara uzuvlarını kaybeden 86 bin kişi de dahil.

En az 6.1 milyon Suriyeli ülke içinde evlerinden oldu, 6.5 milyondan fazlası da ülke dışına kaçtı. Savaşın vurduğu Suriyelilerin 5 milyon 500 bini Türkiye, Lübnan, Ürdün gibi komşu ülkelere kaçtı. Bir milyona yakın insan da Avrupa’ya sığındı.

Avustralya merkezli düşünce kuruluşu ‘Ekonomi ve Barış Enstitüsü’nün (IEP) 2018’e dair ‘Küresel Barış Endeksi’ raporuna göre, dünya daha az huzurlu bir yer hâline geldi. Barış ve huzurun azalmasına neden olarak Ortadoğu ve Afrika’da yaşanan çatışma ve anlaşmazlıklar gösterilmektedir.

Raporda, 92 ülkede durumun kötüleştiği, 71 ülkede ise gelişme gözlemlendiği belirtildi. En huzursuz yer Suriye olurken, onu sırasıyla Afganistan, Güney Sudan, Irak ve Somali takip etti.

Reuters’a konuşan IEP Başkanı Steve Killelea, 10 yılda dünya barışı ve ortalama huzurda kademeli bir düşüş yaşandığını ifade edip, “Çok sayıda resmi veri, düşünce kuruluşu araştırmaları ve üniversite çalışmalarını inceledik ve 2017’de şiddetin dünya ekonomisine olan genel maliyetini 14.8 trilyon dolar olarak hesapladık. Bu kişi başına 2 bin dolar demek,” derken; söz konusu 14.8 trilyon dolar, tüm dünya ekonomisinin yüzde 12.4’üne denk gelmekteydi![54]

O hâlde Suriye ve benzerlerinin mimarı emperyalist-kapitalist yıkımdır.

Bu hâliyle de Suriye artık sadece Suriye değil; Ortadoğu’nun satranç tahtasıdır. Veya Suriye’yi “Istakoz sepeti”, Ortadoğu’yu da deniz olarak düşünebiliriz. Bu denizde, ABD’nin Irak’ı işgal etmesiyle patlayan fırtınanın, sonra “Arap Baharı” olayının yarattığı türbülansın içinde birbiriyle rekabet eden iki “balıkçı” grubu şekillendi: Rusya-İran ve Suudi Arabistan-B.A. Emirlikleri-Mısır. Böylece, bölgeye yeni bir aktör girdi, Müslüman dünya Filistin sorunu karşısındaki bütünlüğünü kaybetti. Sünnî-Şiî düşmanlığı hortladı.

Bu denizde, ABD gemisi, yıllardır adeta sarhoş kaptanların elinde bir oraya bir buraya çarparak, etrafını yakıp yıkarak balıkçıların güvenini yitirdikçe, “balıkçı gruplarının” arasındaki rekabet giderek sertleşti.

Şimdi, Rusya bölgede vazgeçilmez ülke, oyun kurucu olmaya, Suriye’de elde ettiği stratejik kazanımları korumaya çalışıyor. İran, Suriye’deki kazanımlarını, buradan, Irak, Lübnan üzerindeki etkisini arttırmaya, Suudi rejiminin Ortadoğu’da kendisine karşı bir Sünnî hegemonyası kurmasını önlemeye, ABD ve Batı’dan gelebilecek olası bir saldırının maliyetini yükseltmeye çalışıyor.[55]

 

III.1) YIKILAN SURİYE

 

Bir paylaşım (ve dolayısıyla da savaş) odağı olarak yıkımın merkezindeki Suriye’ye ilişkin olarak -13 Nisan 2018 tarihli yazısında-, ‘The Guardian’dan Simón Jenkins, “Ve dünya savaşlarına yol açmış olan bütün unsurları görebilirsiniz” diyordu[56] ve haksız da değildi!

Gerçekten de Rusya’nın Suriye’deki askeri harekâtının Moskova’ya günde ortalama 2 milyon 800 bin dolara mal olduğunun açıklandığı; ABD’nin bölgedeki harcamasının ise yaklaşık 11 milyon 900 bin doları bulduğu[57] Suriye’deki iç savaşın 7. yılında ‘Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne (SOHR) göre, ölümlerin üçte birine yakınını siviller oluşturuyordu.[58]

Evet Suriye’deki iç savaşın 7. yılında -en iyimser tahminle!- 400 bin kişi yaşamını yitirmiş, 1 milyon kişi de sakat kalmıştı… SOHR verilerine göre, iç savaşta toplam 353 bin 935 kişi hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerin 106 bin 390’ı sivil ve bu sivillerin de 19 bin 811’i çocuk ve 12 bin 513’ü kadındı.[59] Söz konusu rakamlar kayıt altına alınanlardı. Oysa gerçekte Suriye iç savaşında ölü sayısı 500 binden fazlaydı.

‘Handicap International’a göreyse, iç savaşta toplam 3 milyon kişi yaralanmış, 1 buçuk milyon kişi de sakat kalmıştı. SOHR en az 60 bin kişinin işkence ya da kötü şartlardan dolayı hayatını kaybettiğini belirtiyordu.

Suriye’nin nüfusu savaş öncesinde 23 milyonken; yaklaşık 11 milyon Suriyeli savaş nedeniyle yerinden edilmişti. 2.8 milyonu çocuk olmak üzere yaklaşık 6.1 milyon Suriyeli evinden edilerek mülteci hâline geldi. Yarısı çocuk 5.4 milyonu aşkın kişiyse, komşu ülkeler Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır’a kaçtı. Suriye nüfusunun yarısına tekabül eden 5.3 milyonu çocuk ve genç olmak üzere 13.1 milyon kişi yardıma muhtaçtı. Suriye halkının üçte birinin sağlıklı içme suyuna erişimi yoktu ve yaklaşık yüzde 69’u aşırı yoksulluk koşullarında yaşıyordu.[60]

Özetle BM, iç savaşta Suriye nüfusunun dörtte üçünün muhtaç duruma düştüğünü belirtirken;[61] ‘Dünya Açlıkla Mücadele Örgütü’ Başkanı Barbel Dieckmann’ın açıklamasına göre de, 12 milyon Suriyeli düpedüz açtı![62]

‘Uluslararası Kurtarma Komitesi’nin (IRC) Suriye’deki 500’den fazla yerleşim bölgesinde yaptığı araştırmaya göre, tahıl ürünlerinin yokluğu nedeniyle ekmeğin fiyatı yüzde 500 zamlandı; bir battaniyenin fiyatı da ortalama aylık gelirin yüzde 93’üne denk gelen 27 dolara kadar yükseldi. Beş Suriyeliden dördü ise yemek bulamama endişesi taşıyordu.[63]

Yine IRC, Suriye’de rejim ve muhalif güçlerin kontrol ettiği bölgelerde halkın bir lokma ekmek için savaş verdiğini rapor ederken; BM, nüfusun dörtte üçünün muhtaç duruma düştüğünü belirtti.[64]

UNICEF Türkiye Eğitim Birimi Başkanı Chiharu Kondo, “13 buçuk milyon insan, insani yardıma muhtaç” olduğunu söylerken;[65] iç savaştan kaçarak sınıra sığınanlar, kamplarda kendine yer bulamayınca zeytin ağaçlarının arasına çadır kurup, çamurun içine yaşam mücadelesi veren Suriyeliler yiyecek stokları da tükenince günlük öğünlerini ot kaynatıp yiyerek geçiştiriyordu.[66]

‘The Guardian’ın yayınladığı ‘Suriye Politika Araştırma Merkezi’nin (SCPR) raporuna göre, 5. yılda yıkımın ulaştığı korkunç boyutu rakamlarla gözler önüne serdi: Suriye’deki savaş 470 bin kişinin ölümüne yol açtı… Nüfusun yüzde 11.5’i öldü ya da yaralandı. Yaralananların sayısı 1 milyon 88 bini buldu… Ortalama ömür 2010’da 70 yılken, 2015’te 55.4’e geriledi… Nüfusun yüzde 45’i yaşadığı yerleri terk etti… Nüfus göç edenler ve ölenlerle birlikte yüzde 21 azaldı… Suriye’nin toplam ekonomik kaybı ortalama 255 milyar doları buldu… Geçim kaynağını yitiren Suriyeli sayısı yaklaşık 13.8 milyona ulaştı.[67]

  1. yılında iç savaş Suriye halkının hayatını felç etmeye devam ediyordu. 5 milyonun üzerinde Suriyeli, dünyadaki büyük mülteci nüfusuna katıldı. Suriye içinde 13 milyon kadar kişi muhtaç durumda. BM 2017’nin çocuklar için en kötü yıl olduğunu açıkladı. 3 milyon çocuk okula gönderilemiyor. Ölüm oranları bilinmiyor. Düzgün bir sağlık hizmeti verilemiyor. Ortalama yaşam süresi 15’lere düştü.[68] Halep’de 2.5 milyon kişi muhaliflerin kasıtlı olarak vanaları kapamasıyla susuz kaldı.[69]

2017 sonunda ölen ve kaybolanların sayısı 480 bin… Göçmen olup yer değiştirenlerin sayısı 6 milyon 600 bin kişi. Bunlar resmi kayıtlara giren rakamlar. Bir de kayda girmeyenleri düşünün![70]

Ve nihayet ‘BM Çocuklara Yardım Fonu’nu (UNICEF) Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölge Direktörü Geert Cappelaere’in açıklamasına göre, soğuk ve sağlık imkânlarındaki yetersizlikten dolayı Suriye-Ürdün sınırındaki Rukban Mülteci kampında çoğunluğu bebek olan 15 çocuk yaşamını yitirmişti.[71]

Suriye’deki iç savaştan dolayı ailesiyle birlikte Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne sığınan 16 yaşındaki Suriyeli kıza 6 kişi tecavüz etti… Emniyet yetkililerinden alınan bilgiye göre, ailesiyle birlikte Erbil’de yaşayan 16 yaşındaki S.H. çalıştığı marketten evine giderken iki kişi tarafından zorla bir otomobile bindirildi. Gözleri ve ağzı bağlandıktan sonra Erbil’in dışına çıkarılan S.H, 3 kişinin tecavüzüne uğradı. Daha sonra yanlarına gelen 3 kişi daha tecavüz etti.[72]

 

  1. AYRIM: NE? NASIL!

 

İç savaşın başlamasıyla birlikte 2012’den itibaren 3 milyon 424 bin 237 Suriyeli, göç ederek Türkiye’ye geldi. Gelen Suriyelilerin yaklaşık 1.5 milyonu sınır kentleri; Hatay, G. Antep, Kilis, Ş. Urfa ve Mardin’i tercih etti. Türkiye nüfusunun yüzde 4.29’una denk gelen Suriyeliler’in sayısı, sınır kentlerinden Kilis’in nüfusunu geçti.[73]

Türkiye’deki Suriyeli sayısı Ekim 2017 itibarıyla 3 milyon 251 bin 997 idi; kimlik doğrulama işleminin tamamlanmasının ardından ulaşılacak rakam ise meçhuldü! Suriyelilerin illere göre dağılımında, 517 bin ile İstanbul ilk sırada yer alırken bunu Ş. Urfa, Hatay ve G. Antep izliyordu.

İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün 25 Ocak 2018 verilerine göre, geçici koruma kapsamında İstanbul 540 bin 579 Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan İstanbul, en çok Suriyelinin bulunduğu illerin başında geliyor. İstanbul’u, 466 bin 565 ile Ş. Urfa, 457 bin 670 ile Hatay takip ediyordu. Suriyeli nüfusun en yoğun olduğu 10 il listesinde Ş. Urfa, Kilis, G. Antep ve Hatay sınır illeri olarak yer alıyordu. Konya’nın da listede 101 bin 934 kişi ile en fazla Suriyelinin bulunduğu iller listesinde yer aldığı görülüyordu.[74]

Yine Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün ‘Türkiye’de Göç Yönetimi’ raporuna göre, 5 milyonu aşkın yabancının yaşadığı Türkiye’de, bunların 3 milyon 680 binin Suriyeli iken; 2014’e kadar ortalama 50 bin dolayında olan düzensiz göçmen sayısının 2019’da 373 bin 468’e yükseldiği açıklandı.[75]

Ayrıca ‘Göç İdaresi verisine göre,[76] 2010’da Türkiye’ye kaçak girenlerin sayısı sadece 32 bin 667’ydi. Bu sayı 2017’de 175 bini, 2018 sonundaysa 265 bini geçmiş. Bir yılda artış 90 binin üstündeydi.[77]

‘Göç İzleme Derneği’ Başkanı İlyas Erdem, “En az 2 milyon kayıtsız Suriyeli var,” derken;[78] Suriyeli sığınmacı sayısı dört milyona yaklaştı. Türkiye’de doğan Suriyeli sayısı ise yaklaşık 406 bin; çalışma yaşı olarak kabul edilen 15-65 yaş aralığındaki Suriyeli sayısı 2 milyon 184 binken; Suriyelilerin sadece yüzde 1.25’i kayıtlı, diğerleri ise kaçak ve kayıt dışı olarak çalışmaktadır.”[79]

Türkiye’deki Suriyelilerin 1 milyon 718 bininin 18 yaşının altındaki çocuk ve gençlerken;[80] Suriyelilerin yaş gruplarına ilişkin istatistiklerde 0-4 yaş grubundaki Suriyelilerin sayısı 563 bin olarak açıklandı. Okul çağında bulunan 5 ile 18 yaş arası Suriyeli sayısının da 1 milyon 115 bin, 19-24 yaş arasındaki genç Suriyelilerin sayısının ise 554 bin olduğu belirtildi.[81]

 

IV.1) T.“C” VE GÖÇ(MENLER)

 

T.“C”, 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi’nin 1967 tarihli protokolüne koyduğu “coğrafi” sınırlamayla sadece Avrupa’dan gelenleri mülteci olarak kabul ediyor. Mülteciler için uygulanan ‘geçici koruma statüsü’ ise insanca bir yaşam kurmalarını sağlayamadı. Türkiye’deki mülteciler, Mülteciler Günü’nü yoksulluk, güvencesiz çalışma, İşçi cinayetleri, sömürü, geleceksizlik, statüsüzlük, nefret söylemleri ve linç girişimlerinin kıskacında karşılıyor.[82]

Ocak 2016’da çıkarılan “Geçici Koruma Sağlanan Yabancıların Çalışma İzinlerine Dair Yönetmelik” ile mültecilerin çalışma izinleri düzenlendi ancak bu düzenleme de hayatta karşılık bulamazken; T.“C”nin göç(menler) konusundaki tavrına gelince, şu haber hemen her şeyi özetliyor: ‘Bağcılar 2019 Yılı Huzur Toplantısı’nda konuşan İlçe Kaymakamı Mustafa Eldivan, 12 Temmuz 2019’dan beri yapılan çalışmalarda, “rahatsız edici davranışlar” iddiasıyla çoğunluğu Suriyeli, Afgan ve Pakistanlılardan oluşan yaklaşık 6 bin mültecinin sınır dışı edilmek üzere Tuzla’da bulunan Geri Gönderme Merkezi’ne teslim edildiğini belirtti…[83]

Ayrıca merkezi sınav başarısının düşük olduğunu anımsatan G. Antep Valisi Davut Gül de, “Sınava giren öğrenciler içinde Suriyelilerden tutun da hiç okumaya niyeti olmayan öğrenciler de var. Çocukların olabildiğince az kısmının sınava girmesini önereceğiz,” diyebiliyordu![84]

Ve nihayet İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, düzensiz göçmenlerin kayıtsız bir şekilde büyük şehirlerde gezmelerine “İzin vermeyeceğiz” açıklamasıyla başlayan operasyonlar kapsamında, 1000’i Suriyeli olmak üzere 6 bin 122 “kaçak” göçmenin yakalandığı açıklanıverdi.[85]

Söz konusu açıklamadan hemen önce, sosyal medyada ve haberlerde, özellikle Suriyeli mültecilerin yoğun yaşadığı mahallelerde kolluk güçleri tarafından yapılan kimlik kontrollerinin görüntüleri yayılmaya başlamıştı. Bu görüntülerde ve onlara eşlik eden tanıklıklarda, elleri plastik kelepçe ile bağlı bir şekilde polis otobüsünde yere oturtulan kişilerin maruz kaldıkları kötü muamele açıkça görülebiliyordu. Çok sayıda kişinin zorla geri dönüş belgesi imzalatılarak Suriye’ye geri gönderildiği de yine bu haberlerde yer aldı…

Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, 25 Ekim 2019 tarihli açıklamasında, Türkiye’de yaklaşık 4 milyon sığınmacı bulunduğunu, bu kişilerin 3.674.588’inin geçici koruma altında bulunan Suriyelilerden oluştuğunu belirterek, bugüne kadar 364.663 Suriyelinin gönüllü geri dönüş belgesi imzalayarak ülkesine geri döndüğünü eklememişti…

Oysa 4 Nisan 2013’te Resmi Gazete’de yayımlanan 6458 sayılı ‘Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun “Geri Gönderme Yasağı” başlıklı 4’üncü maddesi şu söylemekteydi: “Hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez.”

Dolayısıyla, kişilerin bombardımanların devam ettiği Suriye’ye gönderilmesi hem uluslararası hukuka hem de Türkiye yasalarına aykırıyken; geri gönderilen kişilere zorla gönüllü geri dönüş belgesi imzalatılarak sınır dışı edildiği herkesin bilgisi dahilindedir.

Yani zorla, ‘Gönüllü Geri Dönüş Belgesi’ imzalatılarak sınır dışı etme en yaygın uygulamayken; ‘Kilis-Öncüpınar Geçici Barınma Merkezi’nde, görevlilerin kötü muamele uygulayarak gönüllü geri dönüş belgesi imzalatmak için şiddet kullandıkları ve kişileri “Ya bu belgeyi imzalarsın ya da 6 ay burada kalırsın,” şeklinde tehdit ettikleri somut ifadelerle belgelenmiştir.[86]

Aksaray’da kimliği olmadığı gerekçesiyle çok sayıda Suriyeli sığınmacı elleri kelepçelenerek sınır dışı edildi. 18 yaşındaki Amjad Tablieh kimliği olduğu hâlde sınır dışı edildi. Asıl doğum yeri Şam olan Amjad Tablieh’in ailesi euronews’e yaptığı açıklamada oğulları ve beraberindekilerin İdlib’de El Nusra’nın olduğu bölgeye gönderildiğini söyledi.[87]

Bu durumda ‘Mültecilerle Dayanışma Derneği’ Genel Koordinatörü Pırıl Erçoban, “Suriyelileri zorla göndermek istiyorlar,”[88] uyarısını dillendirirken; HUGO müdürü olan Prof. Murat Erdoğan da, “Suriyelileri ülkelerine geri gönderme” üzerine kurulu siyaset, toplumsal fay hatlarında yeni kırılmalara yol açabilir. Dolayısıyla memleketin, savaş tahminleri üzerinden ‘Suriyeli mültecileri geri gönderme’ye odaklanması yerine; ‘mültecilerle Türkiye’de bir arada yaşam’ı ve bölgede kardeşliği örmeye odaklanması gerekiyor,”[89] uyarısını dillendirse de; Anayasa Mahkemesi’nin mültecilerle ilgili verdiği “Geri gönderilemez” kararlarının uygulanmamasını isteyen İzmir Göç İdaresinin avukatı, cihatçı güçlerin elindeki Suriye’nin Azez, El-Rai, Cerablus kentlerinin güvenli olduğunu ileri sürüp Suriyeli mültecilerin cihatçıların elindeki bu bölgelere gönderilebileceğini belirtiyordu![90]

Kim ne derse desin; T.“C”nin göç(menler) konusundaki tavrı onları “koz” olarak kullanan bir samimiyetsizliktir. Bu bağlamda hükümetin Türkiye’deki mültecileri özellikle dış ilişkilerde mültecileri bir rehine olarak kullanarak pazarlık konusu yaptığının bilindiğine dikkat çeken ‘Halkların Köprüsü Derneği’ Başkanı sosyolog Emrah Zıraman, “AB’den para alma adına yapılan eski başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “Kayseri Pazarlığı” bunun en net göstergesi” deyip, ekledi: “Bugün mültecilerin dış politikada şantaj olarak kullanılmasının iki ayağı olduğunu söyleyebiliriz. Birinci ayağı yine AB’dir. AB ile olan ilişkilerde herhangi bir sıkışmada mülteciler masaya koz olarak çok rahat sürülmektedir. İkinci ayak ise doğrudan Suriye ile ilgilidir.”[91]

Gerçekten de Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kapıları açarız” çıkışıyla Batı’ya mülteci tehdidinde bulunurken; Ankara’nın mülteci kozunu Batı ile pazarlıklarda ön planda tuttuğu görülüyordu.[92]

Soruna ilişkin olarak iktidarın, mültecileri bir “pazarlık” konusu olarak gördüğünü belirten ‘İHD Mülteci Komisyonu’ sözcüsü Gülseren Yoleri[93] ile “Diplomatik krizin yeni kartı: mülteciler… Oysa mülteciler pazarlık konusu edilemez,”[94] diyen Ercüment Akdeniz kesinlikle haklıydılar…

Oysa AKP liderliğinin Suriyeli sığınmacılarla bağıntılı insani krizi, kurbanlarına eziyet etme pahasında, kendi iktidarını güçlendirmek için kullandığı malumdur. İktidarın ve yandaş basının hızla devreye soktuğu, etnik kültürel farkları ve çelişkileri körükleyen bir ırkçı, milliyetçi algı yönetimi, “ötekileştirme” stratejisiyle, bu sorunu yaratanlar değil, sorunun Suriyeli kurbanları suçlanıyor. Sorunu yaratan AKP liderliği de bu kez ortaya çıkıp, sorun çözücü taklidi yaparak sorunun Türkiyeli kurbanlarının desteğini kazanmaya çalışıyor.[95]

Örneğin AKP tarafından TBMM’ye verilen torba yasa teklifine kaçak göçmenlere ev kiralayanlara ceza kesilecek. Ayrıca teklif ile, tüm sığınmacılara süresiz olarak sağlanan, genel sağlık sigortası prim muafiyeti, bir yılla sınırlandırılıyor. Türkiye’ye kaçak yollardan giren Suriyeliler kaçak göçmenlerin önemli bir bölümünü oluşturuyor.[96]

 

IV.2) SOMUT DURUM

 

Suriyeli göçmenlerin durumunun net biçimde anlaşılması için somut verilere müracaat etmekte yarar var! Şöyle ki…

  • Göç İdaresi’nin verilerine göre, 2008-2017 kesitinde 1021 sığınmacı, cinsel istismar mağduru oldu. Cinsel tacizle de karşı karşıya kaldığı tespit edilen sığınmacı sayısı 2011’de 80 iken 2017’de bu sayı iki buçuk kat artarak 186 oldu…[97]
  • El Muhammed ailesi, Suriye’de yaşayan orta sınıf bir Kürt ailesiydi. Savaşla her şey değişti. Suriye’de sokak olaylarında yitirdikleri oğullarının cenazesini bile bulamadılar. İkiz bebeklerinden biri sığındıkları Türkiye’de soğuktan öldü…[98]
  • Halep’teki iç savaştan kaçan Neddeh Haddad’ın (24) G. Antep’te dünyaya getirdiği 26 günlük kız bebeği yatağında ölü bulundu. Bebek bakımsızlık nedeniyle öldü…[99]
  • İç savaştan kaçıp yürüyerek Hatay’a gelen, oradan da İstanbul’a gitmek üzere Adana otogarında otobüs bekleyen 33 yaşındaki Nesrin Berdoş’un 1 yaşındaki bebeği Garam, 9 Şubat 2016’da besin yetersizliği ve soğuğa bağlı olarak yaşamını yitirdi. Adli Tıp Kurumu’na götürülen Garam bebeğin cenazesi otopsi işlemlerinin ardından anne Nesrin Berduş’a verilmek istendi. Ancak anne Berduş’un, bebeğinin cenazesini almadan otobüsle Ankara’daki yakınlarının yanına gittiği ortaya çıktı…[100]
  • İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin ‘18 Aralık Uluslararası Göçmenler Günü’ dolayısıyla hazırladığı rapor, Türkiye’de göçmenler/mültecilerin yalnızca Ege sularında değil, çalışırken de yaşamını yitirdiğini ortaya koyuyor. Örneğin 2018’de en az 108 göçmen/ mülteci işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybettiğine dikkat çekilip, “Ölümlerin hiçbiri basına ve sosyal medyaya yansımıyor. Yani bildiğimizin çok çok üstünde göçmen/mülteci işçi cinayetleri yaşanıyor,” dendi. Yine rapora göre, göçmen/mülteci iş cinayetlerinde artış yaşanıyorken; 2013’de 22 göçmen/mülteci işçi yaşamını yitirmişti. Bu sayı 2014’te 53’e, 2015’te 67’ye, 2016’da 96’ya yükseldi. 2017’de 88’e düşen göçmen iş cinayeti sayısı, 2018’de ise 108’e çıktı…[101]
  • 7 çocuğu ile birlikte yaşam mücadelesi veren Suriyeli Nidê Eshad, çocuklarıyla birlikte Van’da yaşama tutunmaya çalışıyor. Kendilerine iş verilmediğini ve yaşamak için dilenmek zorunda kaldığını anlatan Nidê, savaştan kaçarak sığındığı Türkiye’de farklı bir savaş verdiğini söylüyor…[102]
  • Suriyeli Feddan al-Ali, “Sığırların olduğu bir yerde hiç çalışmadım. Ülkemdeyken hukuk okuyordum ve sığırları uzaktan görmüştüm. Şimdi hayvan bakımının tüm boyutlarını öğrendim,” diyor…
  • Samira Suriye’nin Deir ez-Zor bölgesinden geldi. Şehri bombalandı, oğlu öldürüldü. Kalan sekiz çocuğunu, eşini, annesini ve torunlarını beraberinde getirdi. Bir çadır kentte yaşıyor…[103]
  • Suriye’den Türkiye’ye göç etmek zorunda kalıp, Şerif ailesi 3 odalı evde 9 kişi kalıyor. 5 kişi çalışmalarına rağmen geçinemediklerini ifade ediyor. Haftalık 300 TL’ye Seyhan’da bulunan Büyüksaat ayakkabıcılar sitesinde sayacılık yaptığını belirten Ömer Şerif, baba mesleği olan sayacılığı 10 yaşından beri yaptığını söylüyor. Şerif, ailesinden 5 kişinin çalıştığı hâlde kazandıkları paranın kendilerine yetmediğini belirterek, “Suriye’de 4 ay çalışarak bir yıl geçimimi sağlayabiliyordum. Türkiye’de ise sabahtan akşama kadar çalışmamıza rağmen geçimimizi sağlayamıyoruz,” diyor.

Türkiye’ye ilk geldikleri zaman çeşitli işlerde çalıştığını aktaran Şerif, Türkiyeli işçilere verilen yevmiyenin çok altında bir ücretle çalıştırıldıklarını ve birçok patronun da paralarını vermediğini belirtiyor. Şerif, “Türkiye’de geçim çok zor. Devletin verdiği gıda yardımına rağmen zar zor ayı tamamlıyoruz. Vatan özlemi çekiyoruz. Bir an önce savaşın bitmesini istiyoruz ve bizler de bu mülteci hayattan bir an önce kurtulmak istiyoruz,” diye ekliyor…[104]

  • Suriyeli olan M.E.İ 4 yıldır Türkiye’de, ailesi ile birlikte Adana’da devletin mülteciler için yaptığı bir konaklama merkezinde kalmaktaymış. Sanık, yaşı kimlik tespitinde 63 olarak geçse de, nüfusa küçük yazılmasından veya zorlu yaşam koşullarından olsa gerek, en az 10 yaş daha büyük gösteriyordu.

M.E.İ 23 Ocak 2018’de kamp alanı içinde bulunan ve Suriyeli mültecilerin tek alışveriş yapma yeri olan BİM markete gidiyor. Devletin kendisine vermiş olduğu kartla birtakım gıda ihtiyaçlarını alan M.E.İ, karttaki kredisi yeterli gelmeyince toplam değeri 15 TL olan 1 kilo mercimek ve 450 gram peyniri elbisesinin içine saklayıp ailesine götürmek istiyor. Durumu fark eden market görevlileri tarafından durdurulan M.E.İ polise teslim ediliyor.

Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı M.E.İ’yi “Bina içinde muhafaza altında olan eşya hakkında hırsızlık” suçundan tutuklama talebi ile sulh ceza hâkimliğine sevk ediyor ve talep doğrultusunda M.E.İ’nin tutuklanmasına karar veriliyor. Ailesinin en temel beslenme ihtiyacına, çalarak ulaşmak durumunda kalan yaşlı adamın davası, Suriyeli mültecilerin kamplarda ne denli zorlu bir hayat yaşadığı konusunda hepimize fikir vermeli…[105]

  • Diyarbakır’ın Kayapınar ilçesinde inşaatı devam eden Feqiyê Teyran Camisi, Afganistan, İran, Pakistan, Bangladeş ve Suriye’den gelen 100’ü aşkın mültecinin yaşam alanı oldu. Kalacak yerleri olmadığı için inşaat hâlindeki camide kalan çoğu 18 yaşından küçük mülteciler, cami avlusuna serdikleri battaniyelerin üzerinde yatıyor. Bazı mülteciler ise, Otogar içinde bulunan ve terk edilmiş konteynırda yaşıyor. Bazı günler aç ve susuz kalan mültecilerin yemek ihtiyaçları, zaman zaman Kızılay ve Otogar esnafı tarafından karşılanıyor…[106]
  • Göç İdaresi Genel Müdürlüğü verilerine göre, Adana’da 150 bin 108 Suriyeli mülteci yaşarken, bu mültecilerin birçoğu tarım, tekstil, inşaat ve geri dönüşüm sektöründe çalışıyor. Mülteciler, çadır kentlerde ya da kiraladıkları sağlıksız evlerde yaşamaya çalışıyorlar. Derme çatma çadırlarda kalan tarım işçileri, hijyenden yoksun koşullarında bir yaşam sürdürüyor. 5 yıl önce Rakka’dan Adana’nın Karataş ilçesine bağlı Karagöçer köyüne sığınan Dexfak ailesi, çadırda yaşıyor.

Dexfak ailesi, bundan 30 yıl önce yoksulluktan dolayı Habeşistan’dan Suriye’nin Rakka kentine göç ettiklerini, Suriye’den de savaştan dolayı göç etmek zorunda kaldıklarını söylüyor. 8 kişilik ailenin, 3 ferdi sabahtan akşama kadar 48 TL yevmiyeyle çalıştıklarını belirtiyor. Yazın toz, toprak ve sıcaktan kışın ise yağmur, çamur ve soğuktan korunmaya çalışan Dexfak ailesi zor şartlarda yaşam mücadelesi veriyor. Devletten hiçbir şekilde destek görmediklerini ifade eden aile bireyleri, günde en az 12 saat çalıştırıldıklarını belirtip, “Devletten bir yardım görmedik. Kendi imkânlarımızla hayat mücadelesi veriyoruz,” diyor…[107]

  • Suriye’de binlerce kişi savaşta, binlercesi de savaştan kaçarken öldü. Başka ülkelere göç etmeyi ve sığınmayı başarabilenler ise bir yandan yaşam mücadelesi verirken öte yandan ırkçı, milliyetçi saldırıların, düşmanca tavırların muhatabı oldu. Savaştan kurtulup ayakta kalanlardan Davud, “Suriyeliler devlet desteği alıyor” söyleminin “koca bir yalan” olduğunu söylüyor. Haftada en az 60 saat sigortasız çalışmak zorunda olarak asgari bir yaşam kuran O, “Suriyeliler ülkelerine dönsün, savaşsın… Suriyeliler geldi işsizlik arttı… Suriyeler geldi kiralar arttı…” diyenlere, “Bir an için her şeyinizi kaybettiğinizi hayal edin,” diyor…[108]
  • Mültecileri siyasi malzeme olarak kullanan hükümetin, İstanbul’daki kimi mültecileri kentten çıkaracağını açıklaması üzerine mülteci avı başlatıldı. Esenyurt’ta sıklaştırılan kontroller yüzünden mülteciler eve hapsolmuş durumda…[109]
  • İstanbul’un Küçükçekmece ilçesine bağlı Mehmet Akif Mahallesi’nde 29 Haziran Cumartesi günü bir çocuğun cinsel istismara uğradığı iddiasıyla Suriyeli yurttaşların ev ve iş yerleri hedef gösterildi. Mahalledeki gerginlik devam ederken, Suriyeliler, mahallede tek başına gezemiyor ve tedirginlik içinde yaşıyorlar.

2011’de Suriye’nin Halep kentinden Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan Abdurrahman Gabaş, yaşanan olaya dair “Ne olup bittiğine dair hiçbir bilgimiz yoktu. Alâkâmız olmadığı hâlde dükkânımıza bir an da yüzlerce kişi saldırmaya başladı. Biz burada sadece ekmeğimizin peşindeyiz, burada kimseyle kavga etme niyetimiz yok. Çocuğum var, evime bakmak zorundayım,” dedi.

Mahallede lokanta işleten Ammar Kakhe de, kendilerine saldıranların mahalleden olmadığını, farklı mahallelerden geldiğini belirterek, “Biz o gün çalışıyorduk. Yakın dükkânlardan birine saldırı olduğunu öğrendik. Sonra bize telefon geldi arkadaşlarımızdan ‘Dükkânlarınızı kapatın’ diye. Ben de bu yüzden dükkânımı kapattım. Kapattıktan kısa bir süre sonra yaklaşık 200 kişilik bir grubun dükkânıma saldırdığını gördüm,” diye belirtti.

İbrahim Halil Hüseyin isimli Suriyeli de, Türkiye’de ekonomik sorunlar başta olmak üzere yaşanan her sorunda kendilerinin gerekçe gösterildiğini dile getirerek, “Burada işsizlik var, ‘Suriyeliler yüzünden’ diyorlar. Burada, bir çocuğun burnu kanasa ‘Suriyeliler yapmıştır’ diyorlar. Ülkede ne olsa bizden biliyorlar. Yağmur yağsa, cam kırılsa bile bizden biliyorlar, biz bunları kabul etmiyoruz. Ülkemizde savaş olmasaydı biz buraya gelmek istemezdik” diye konuştu.

Küçükçekmece’de usta olarak çalıştığı tekstil atölyesi saldırıya uğrayan Talat Kahya da, savaştan kaynaklı kaçmak zorunda kaldıklarını ifade ederek, şunları söyledi: “Sürekli yanımıza gelip ‘Sizin buralarda ne işiniz var? Siz neden buradasınız? Gidip ülkenize savaşın’ diyorlar. Biz savaşmak isteseydik zaten orada kalırdık, savaşa karşı olduğumuz için buradayız. Orada kalsak kiminle savaşacaktık? Kendi kardeşlerimizle, kendi kardeşlerimizin canını yakmak için savaşacaktık. Bunları reddettiğimiz için buradayız”…[110]

  • Ziya 27 yaşında Suriyeli bir mülteci. 5 yıl önce, 22 yaşındayken savaştan kaçarak Türkiye’ye gelmiş. Yaşamını sürdürebilmek için Ankara Siteler’de bir mobilya atölyesinde çalışmaya başlamış. Geldikten iki yıl sonra kendi gibi Halepli olan eşiyle evlenmiş. Şimdi bir buçuk yaşında bir de çocukları var. Ziya’nın ailesinden bir tek babası hayatta ve O da Suriye’de yaşıyor. Ailesinin ve 70 yaşlarındaki babasının geçimini, 550 liralık haftalığıyla Ziya karşılamaya çalışıyor…[111]
  • MEB’in onayıyla Suriyeli çocuklara Kur’an dersi… Türkiye’de okul çağında 976 bin 200 Suriyeli çocuk olduğunu ancak Türkiye’de bu çocuklardan sadece 605 bin 443’üne eğitim imkânı sağlandığına dikkat çekti…[112]
  • Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan Suriyeli sayısı 2012’de 2018 sonuna kadar yüzde 252 arttı. Resmi verilere göre, 2019 itibarıyla sayıları 3 milyon 603 bin 888’e ulaşan Suriyelilerin yüzde 30’unu okul çağındaki nüfus oluşturdu. 2017-2018 eğitim öğretim yılında yüzde 62.52 olan Suriyeli öğrencilerin okullaşma oranı, 2018-2019 eğitim öğretim yılında yalnızca yüzde 0.01 arttı…[113]
  • “Suriyeli öğrencilerin yaşadıkları sorunların başında ekonomik sorunlar ve istismar geliyor”…[114]
  • Antalya Kepez Devlet Hastanesi’nin verdiği bilgiye göre, 15 Mart 2017-26 Mayıs 2019 kesitinde Kepez Devlet Hastanesi’nde doğum yapan 274 çocuğun 115’i Türkiye, 159’u ise Suriye ve Afganistan başta olmak üzere yabancı ülke vatandaşlarından oluşuyor…[115]
  • İçişleri Bakanlığı’nın yayımladığı rapora göre, Suriye’de iç savaşın başladığı 2011’den itibaren mülteci istismarı da katlandı. 2011 yılında kayıtlara geçen istismar vakası 80 iken, 2016’ya gelindiğinde cinsel istismar vakası sayısı 143’e, 2017’de de katlanarak 186’ya yükseldi. Raporda “işgücü istismarı” başlığı altında mağdur edilen insanların sayısındaki artış da dikkat çekti. 2013’te sıfır olarak kaydedilen işgücü istismarı vakası 2017’de 52’ye tırmandı. 2009-2014 kesitinde kayıtlara geçmeyen “dilencilik” başlığı altındaki mağdur sayısı 2015’te 1, 2016’da 8, 2017’de ise 65 olarak tespit edildi. Raporda, 9 yılda istismara uğrayan toplam mağdur sayısı 1080 olarak yer aldı.

Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, 2017’de insan ticareti mağduru olan 5 binin üzerindeki göçmenle ‘mağdur mülakatı’ gerçekleştirdiğini açıkladı. Bakanlık bu kapsamda sadece 303 kişinin insan ticareti mağduru destek hizmetlerine yönlendirildiğine, 193 yabancı uyruklu insan ticareti mağduruna gönüllü ve güvenli geri dönüş programı sunularak mağdurların ülkesine veya üçüncü ülkeye güvenli bir şekilde dönüşlerinin sağlandığına, 151 insan ticareti mağduruna ise mağdur destek hizmeti sunulduğuna raporda yer verdi…[116]

  • Türkiye’de yaşayan ancak İngiltere tarafından yeniden yerleştirme programına kabul edilen 15 Suriyeli LGBT mülteci, İngiliz hükümetine dava açacaklarını açıkladı. Mülteciler, İngiltere’ye götürülmeyerek hayati tehlike altında bırakıldıklarını söylüyor. ‘The Guardian’daki habere göre, 15 mültecinin dava başvurularında aralarındaki erkek eşcinseller ve kadın trans bireylerin özellikle tehlike altında olduğunu belirttikleri kaydedildi. Bir eşcinsel mülteci, “Bu ülkede artık daha fazla yaşayamıyorum. Her an ailem beni bulabilir ve öldürebilir korkusu içindeyim. Eşcinselim ve eşcinsel olduğumu söyleyemiyorum. Sokakta erkeklerle göz göze bile gelemiyorum. Çok tehlikeli” dedi. Aynı kişi iki arkadaşının bıçaklı saldırıya uğradığını söyledi…[117]• 2009 yılında, 158 farklı uyruktan 1880 tutuklu ve hükümlünün bulunduğu cezaevlerinde, 2017 Haziran ayı itibarıyla 2 bin 398’i hükümlü, 2 bin 870’i tutuklu olmak üzere 6 bin 31 mahkûm vardı. Türkiye’de 8 yılda yabancı mahkûm sayısı yüzde 220 oranında arttı. Yabancı mahkûmlar, cezaevi nüfusunun yüzde 2.7’sini oluşturuyordu…[118]
  • Afganistan’daki savaştan İran’a giden ancak İran’daki kötü koşullardan kaçarak Türkiye’ye gelen yaklaşık bin Afgan sığınmacı, 10 gündür Ankara’da ‘Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği’nin önünde bekliyor. Maddi imkânları olmadığı için genellikle aç kalıyorlar. Geceleri soğuk olması nedeniyle çocukların birçoğu hastalanıyor. Sığınmacılar başvuruları kabul edilene kadar parkta yaşayacaklarını söylüyor…[119]
  • Türkiye’ye sığınan ve buradan dünyanın farklı ülkelerine gitmeye çalışan Afgan mülteciler, büyük zorluklar içinde yaşam mücadelesi veriyor. 2018’de uluslararası koruma başvurusunda bulunan 37 bin 854 Afgan mülteci, burada ne çalışma ne de ikamet hakkı alabiliyor…[120]
  • İzmir’de, sabahın erken saatlerinden itibaren çok sayıda Suriyeli göçmen, geçici koruma kimlik belgesi almak için İl Göç İdaresi Müdürlüğü önünde toplanınca izdiham yaşandı. Bazı bebekler ezilme tehlikesi geçirdi…[121]
  • İçişleri Bakanlığı 6 barınma merkezini tasarruf gerekçesiyle kapattı, 101 bin mülteci nakit yardımlarla evlere yerleşti. Kamplarda kalan Suriyeli sayısının da her geçen gün azaldığı gözlerden kaçmadı. Daha önce 10 ilde 19 barınma merkezinde 291 bin 307 kişi kalıyordu…[122]
  • Mülteciler için dışarıda övünen Türkiye, içeride ilaç parasını ödemiyor. Ödenmeyen reçete sayısı 3 milyona ulaşırken, durumdan göçmenler de eczacılar da mağdur… İllerinde en çok mülteci bulunan G. Antep, K. Maraş, Hatay ve Mersin’de aralarında bulunduğu toplam 12 eczacıları odası başkanları Ankara’da bir araya geldi. Mültecilere verilen ilaç hizmetlerinin bedelinin 6 aydır ödenmediğini söyleyen başkanlar, ödenmeyen reçete sayısının 3 milyona ulaştığını kaydetti…[123]
  • 2019’un sekiz ayında deniz yolu ile yurtdışına çıkmak isterken alıkonulan göçmen sayısı 2018’e göre yüzde 34 oranında arttı. 2019’da 44 bin 625 göçmen denizlerde alıkonuldu, göç vakalarında ise yüzde 91 oranında artış söz konusu. 28 göçmenin de yurtdışına çıkmak isterken denizlerde hayatını kaybettiği bildirildi…[124]
  • Ayvalık açıklarında göçmenlerin içinde bulunduğu tekne battı. Teknedeki 9 kişi yaşamını yitirirken, 5 kişi kurtarıldı, 1’i organizatör 3 kişiyi arama çalışmaları sürüyor…[125]
  • Aydın’ın Kuşadası ilçesi açıklarında, Yunan adalarına gitmeye çalışan göçmenlerin bulunduğu botun batması sonucu 7’si çocuk 9 kişi yaşamını yitirdi, 4 kişi de kurtarıldı. Botun batmasıyla eşi ve 3 çocuğunu kaybeden Soner Rad, lastik bota binmek istemediklerini, bunun üzerine silah gösterilerek, tehdit edilip, bota zorla bindirildiklerini söyleyip; eşi ile diğer çocuklarının cansız bedenlerinin konulduğu cenaze aracını göstererek, “Her şey bitti,” dedi…[126]
  • Yunanistan’a geçmek isterken alıkonulan yüzlerce Suriyeli mülteci elleri kelepçeli şekilde Ş. Urfa’daki mülteci kampına gönderildi. Mülteciler “Saatlerdir otobüsteyiz. Bize suçlu gibi davranıyorlar. Genç yaşlı demeden herkesi kelepçelediler. Otobüslere koltuk sayısının üzerinde insan aldılar. Çocuklarımız yerlerde ya da kucağımızda yatıyor. Ne ekmek veriyorlar, ne su… Ne aşağıya indiriyorlar ne de tuvalete gitmemize izin veriyorlar. Bize, sınır dışı edebileceklerini söylediler. Biz tekrardan Suriye’ye dönmek istemiyoruz. Orada bir yaşam kalmadı bize. Elimizde ne varsa sattık Avrupa’ya geçebilmek için,” dediler…[127]
  • Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, Türkiye’de geçici koruma altındaki 660 bin 272 Suriyeli ve yabancı uyruklu öğrencinin 36 bin 323 resmi okulda ve 21 ildeki 338 geçici eğitim merkezinde eğitim gördüğünü açıkladı.[128] MEB Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürü Mehmet Nezir Gül de, lise çağındaki Suriyeli sığınmacılardan okula devam edebilenlerin oranının yüzde 26 olduğunu ifade etti.[129] Bu durumda Türkiye’deki 1 milyondan fazla Suriyeli çocuktan sadece 641 bini öğrenim görüyor. Okula gitmeyen çocukların bir bölümü dilendiriliyor, bir bölümü uygun olmayan koşullarda çalışmaya zorlanıyor.[130] Türkiye’de okul çağındaki kayıtlı yüz binlerce mülteci çocuktan 2016-2017 öğretim yılında sadece yarısı eğitime ulaşabildi. Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre, eğitim görebilen 480 bin çocuğun birinci sınıf düzeyinde yüzde 90’ı bulan okullaşma oranı, liseye gelindiğinde ise yüzde 14’e kadar düştü. Mülteci konumundaki çocukların “özellikle imam hatip ortaokullarına” yönlendirilmesi kararı alındığını açıkladı…[131]
  • Sayıştay’ın, ‘Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Denetim Raporu’na göre, Türkiye’de yakalanan ve AB ülkelerinden dönen düzensiz göçmenlerin ihtiyaçlarının karşılanması için kuruma 60 milyon avro hibe edildi. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, kendisine verilen paranın 39.7 milyon avro’sunu harcadı. Türkiye’de geçici koruma kapsamında bulunan yabancıların kişisel verilerinin doğrulanması amacıyla yapılan proje için de müdürlüğe 18.6 milyon TL aktarıldı. UNHCR’ tarafından müdürlüğe aktarılan paradan geriye 37 TL kaldı. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, AB ve başka uluslararası kaynaklardan alınarak harcanan ve TL karşılığı 194 milyon TL olan tutarı muhasebeleştirmedi. Projeler için kuruma hibe edilen paradan yapılan harcamaların ve kalan paranın kayıt altına alınmadığını saptadı…[132]
  • Suriyeli Mahmoud T.’nin Esenyurt’taki işyerine kucağında çocuklu Suriyeli bir kadın geldi. Kalacak yeri olmadığını söyleyerek yardım isteyen kadına ev bulmak için iş yerinden ayrılan Mahmoud T., yanlarına yanaşan bir otomobile bindirilerek kaçırıldı. Mahmoud T.’yi Esenyurt’ta bir binanın bodrum katına götüren fidyeciler hortumla ve kırbaçla işkence yaptı. Vücuduna elektrik verdiler. Dehşet anlarını kameraya kaydeden fidyeciler görüntüleri Mahmout T.’nin oğlunun telefonuna göndererek 15 bin lira vermemesi hâlinde babasının cesedini bile bulamayacağını söylediler…[133]

 

  1. AYRIM: HÂL-İ PÜR MELÂL(LERİ)

 

Göçmenlerin coğrafyamızdaki hâl-i pür melâli içler acısı trajedilerle bezelidir.

 

V.1) BASKI(LAR)

 

İlk veri sınırsız, koşulsuz baskıdır; hatta “Mültecilerin Zincirlenmesine” kadar![134]

Mesela 19 Ağustos 2017’de Suriyeli küçük bir çocuğun İstanbul’da güvenlik görevlisinin şiddetine maruz kalması gibi… Üsküdar-Eminönü şehir hatları vapurunda mendil sattığı için 12 yaşındaki Besil B., güvenlik görevlisi tarafından darp edilerek hastanelik edildi. Daha önce de İstanbul Nişantaşı’nda müşterileri rahatsız ettiği gerekçesiyle bir restoran çalışanı 6 yaşındaki P.K isimli çocuğun üzerine sıcak su dökerek darp etmişti. İzmir ve Ankara metrosunda da Suriyeli çocuklara yönelik benzer görüntüler yaşanmıştı![135]

Veya İstanbul Sultangazi’de maaşını isteyen Suriyeli işçinin, diğer işçilerin gözü önünde patronları tarafından feci şekilde dövülmesi gibi… Olay, Sultangazi Cebeci Mahallesi’nde meydana geldi. Suriye uyruklu bir kişi, Çanakkale Şehitleri Caddesi’nde bir iş merkezinde bulunan tekstil atölyesine geldi. Daha önce çalıştığı tekstil atölyesi sahibi iki kişiden alamadığı 1 aylık maaşını istedi. Ardından da patronlar tarafından dövüldü![136]

Ya da muhtelif cezaevlerindeki 22 Suriyeli tutuklunun ailelerinin kimliklerinin olmamasından dolayı görüşe çıkamaması gibi… Bandırma 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde 1993’ten beri tutuklu Zeki Kayar, hak ihlâllerine ilişkin İHD Mersin Şubesi’ne gönderdiği mektupta, Suriyeli tutukluların ailelerinin kimlikleri olmadığı için görüşemediği bilgisini paylaştı![137]

Sonra Şırnak’ta araç sürücüleri, taşıdıkları her Suriyeli göçmen için 1000 TL idari para cezasına çarptırılıyor. Duruma tepki gösteren yolcu minibüsü şoförleri, aylık kazançlarını bu cezalara verdiklerini söyleyerek duruma tepki göstermiyorlar… Şırnak ve ilçelerindeki polis kontrol noktalarında, ikametgâh adresleri farklı merkezlerde görünen Suriyeli göçmenleri taşıyan araç sahiplerine, 694 sayılı KHK 171’inci (Geçerli belgesi olmayan yabancıların seyahat etmesine imkân sağlamak) maddesi gereği cezai işlem uygulanıyor. Yaklaşık 1 aydır kentin tüm arama noktalarında uygulamaya konulan maddeden dolayı çok sayıda araç sürücüsüne Kabahatler Kanunu’na aykırı davrandıkları için her Suriyeli göçmen için 1000 TL ceza kesildi![138]

 

V.2) EMEK YAĞMASI

 

Türkiye’de mülteci/ göçmen işçi sayısı 1.5 ile 2 milyon arasında. Kayıt dışı çalıştırıldıkları için tam sayı belli değil.

Örneğin atık kâğıt işçilerini ele alalım: İstanbul’da 100 bin, Türkiye’de 500 bin atık kâğıt işçisi var. Aileleriyle birlikte 2 milyon insan bu işten ekmek yiyor. Çöp konteyneri karıştıranların içinde çocuklar hayli fazla. Son dönem kadınları da görür olduk. Göçten sonra ‘çekçek’leri daha çok mülteciler çeker oldu: Özellikle de Afganlar, Suriyeliler. Geri dönüşüm emekçilerinin sigortası, sosyal güvencesi yok. Eğer mültecilerse hak talep edebilecekleri kimlikleri de yok! Günlük kazançları 60-80 lira: Aya vursan asgari ücret bile değil! Meslek hastalığına bağlı ölümler, ağır hastalıklar da cabası…[139]

Milyonları aşkın Suriyelinin yalnızca 27 bini kayıtlı olarak çalışıyorken;[140] Londra merkezli ‘İş ve İnsan Hakları Kaynak Merkezi’ne (BHRRC) göre, Türkiye’nin giyim sektöründe çalışan çoğu Suriyeli mültecinin çalışma izninin olmaması, durumlarını kırılgan yapıyorken; sektörde Suriyeli çocukların çalıştırıldığını tespit etmişti.[141]

Mesela ‘The New York Times’ gazetesindeki, Türkiye’nin fındık hasadını yapan Suriyeli mültecilerin yasal standartlardan çok çalıştırıldığı ama buna rağmen çok daha az maaş ödendiğini yazan David Segal imzalı haberde, işçilerin haftada yedi gün, 12 saatlik vardiyalarda fındık topladıklarını ve ağır çalışma koşullarında çalıştıkları hatırlatıldı.[142]

Milletvekili Veli Ağbaba’nın, “Kayıt dışı istihdamın yüzde 34’lere ulaştığı ülkemizde göçmen işçiler ucuz iş gücü olarak kullanılmaktadır. Bu durum AKP iktidarının işine gelmekte, çalışma yaşamındaki maliyetlerin alabildiğince düşürülmesi için kullanılmaktadır. Türkiye’de 1 milyona yakın Suriyeli’nin kayıt dışı ve düşük ücretlerle istihdam ediliyor,”[143] notunu düştüğü tabloda tüm bunların uzantısı olarak Suriyeli sığınmacıların Adana şartlarındaki ortalama yevmiyeleri erkekler için 43 TL, kadınlar için 36 TL civarındadır. Aylık değil yevmiye aldıklarından ortalama bir asgari ücretliye göre hem ayda 8 gün, hem de günde 2 saat fazladan çalışmaktadırlar. Yani haftalık 40 saatlik mesaiyi 10’ar saatten 4 günde tamamlamaktadırlar ve erkekler için 43 TL ortalama ücret aldıklarına göre haftalıkları 215 TL’ye gelmektedir (Aylıkları 860 TL olmaktadır). Yıllık izinleri de bulunmamaktadır. Hasta olduklarında da yevmiye işlememektedir. Kabaca haftada 40 saat üzerinden yıllık 20 gün ücretli izin de eklenirse bir erkek sığınmacının 800, bir kadın sığınmacının 700 TL’ye çalıştırıldığı söylenebilir.

Kayıtlı asgari ücretli bir çalışanın işletmeye maliyetinin 1988 TL, Hazine desteği 100 TL olup toplam maliyetinin 2 bin 88 TL olduğu düşünülürse, sığınmacılar 2.5-3 kat daha ucuza çalıştırılmakta, bir başka deyişle 2.5-3 kat daha fazla sömürü konusu olmaktadırlar (Hazine bile 100 TL kazançlı durumdadır).

Yaptıkları işler de sığındıkları ülkelerin en kirli, örgütsüz, güvencesiz, marjinal işlerinden oluşmaktayken;[144] Suriyeli mültecilerin yaşadıklarına ayna tutan gazeteci yazar Ercüment Akdeniz, Suriyeli işçilerin ucuz iş gücü olarak kullanıldığına dikkat çekerek, çalıştırılanların çoğunluğunun çocuk ve kadın olduğunun altını çizdiği tabloda;[145] 2019’da 49, 7 yılda ise en az 485 mülteci işçi cinayetlerinde yaşamını yitirdi.[146]

Şüphe yok ki, “tespit edilemeyen işçi ölümleri”nde en yüksek oran onlara ait. Mesela Adana’da, cesedi bir battaniyeye sarılarak yol kenarına atılan Suriyeli işçi Mustafa el Recep örneğinden biliyoruz bunu![147]

 

2019’DA ÇALIŞIRKEN HAYATINI KAYBEDEN 10 ÜLKEDEN GÖÇMEN İŞÇİLER
1 Afganistanlı Abbas Zonguldak’taki ruhsatsız maden ocağında 80 metreden düştü.
2 İranlı Abdulreza Mayahı İstanbul’da bodrum kattaki ruhsatsız mobilya atölyesinde çıkan yangından ağır yaralı çıkarıldı, hastanede öldü.
3 Özbekistanlı Zokır Vakhıdov Çorlu’daki atölyede taşlama makinesinin patlaması sonucu can verdi.
4 Azerbaycanlı Rufat Fahradov İstanbul’da 5 katlı iş merkezine fiber optik kablo döşerken elektrik akımına kapıldı.
5 Suriyeli Muhammed Elali İzmir, Torbalı’da çalıştığı mermer fabrikasında, üzerine mermer bloğu devrildi.
6 İtalyalı Roberto Montegurdia İzmir’de PETKİM tesislerine yanaşmış olan İtalyan bayraklı LPG tankerinde patlama neticesinde öldü.
7 Ukraynalı Yuri Bostnik İzmir Karabağlar’da 53 saat süren yangın söndürmede aralıksız çalıştı, dinlenme esnasında kriz geçirdi.
8 Bulgar Lozko Georgiev TIR şoförüydü, Samsun’dan Giresun’a giderken kargo kamyonuna çarparak öldü.
9 Gürcistanlı Guram Sharadze Sinop-Kastamonu yolunda çalıştığı tır devrildi.
10 Kolombiyalı Angeliqe Suarez Antalya’da bir eğlence merkezinde, akrobat gösterisi hazırlığı yaparken 12 metreden düştü.

 

Özetle coğrafyamızda Afgan işçilerin ölüm oranı nerdeyse Suriyeli işçileri yakalamış durumda. Zira toplam mülteci/göçmen işçi ölümleri içinde yüzde 37’lik oranla Suriyeliler başı çekerken, Afgan işçilerin ölüm oranı yüzde 31’e dayanmış!

Göçmen işçi ölümleri içinde Ruslar yüzde 4, Ukraynalılar yüzde 5’e ulaşmış! Yani neredeyse ölen her 10 göçmen işçiden biri Ukraynalı ya da Rus. Aynı şekilde İranlı, Özbek işçi ölümleri de yüzde 5’ler seviyesinde. Türkmenistanlı işçilerde ölüm oranı da yüzde 4.[148]

Örneğin “Adıyaman’da çalıştığı inşaattan düşen Suriyeli işçi hayatını kaybetti…

Mersin’de, Suriyeli işçi çalıştığı inşaatta 3’üncü kattan düşerek yaşamını yitirdi…

İzmir’de çöplük alanında, dozerin altında kalan Suriyeli işçi yaşamını yitirdi…

Ş. Urfa’da çalıştığı inşaatın üçüncü katından düşen, Suriyeli hayatını kaybetti…

  1. Antep’te çalıştığı inşaatın çatısına çıkardığı metal profillerin elektrik tellerine temas etmesi sonucu akıma kapılan Suriyeli işçi hayatını kaybetti…

İç savaştan kaçarak geldiği Adana’da bir kuruyemiş deposunda çalışan 21 yaşındaki Suriyeli işçi yük asansöründen düşerek yaşamını yitirdi…

Hayatını kaybeden Suriyeli işçinin üzerinden kimlik çıkmadı…

Bursa’da bir mermer fabrikasında meydana gelen olayda, 12 tonluk mermer bloğunun altında kalan Suriyeli işçi hayatını kaybetti…

  1. Antep’te bir terlik ve ayakkabı fabrikasında çıkan yangında, 2 Suriyeli işçi dumandan zehirlenerek öldü,” haberlerine ek olarak; 16 Ocak 2019 tarihinde Ankara’da bir mobilya atölyesinde çıkan yangında ise, beş Suriyeli işçi yaşamını yitirdi.

İş cinayetlerinin çoğunda olduğu gibi sigortasızdılar ve çoğu ölmek için çok gençti. Yakındaki bir atölye sahibi “Ben Türk işçi çalıştırsam bana maliyeti sigortası, yemeği, suyu en az 3.000 TL. Ama Suriyeli aylık 1.000 TL’ye ancak mal oluyor,” diyordu![149]

Göçmen işçileri, ya patronları karşısında seslerini çıkaramaz hâlde patronlarına bağlı kılan ya da kayıtsızlık nedeniyle yaşadıkları hak ihlâllerine karşı hiçbir şekilde seslerini çıkarma, haklarını arama imkânları olmadan kayıtsız çalışmaya mahkûm eden bu istihdam biçimi, çok sayıda işçinin canına da mal oluyor.

Bu kişilerden yakın zamanda şüpheli bir ölümle yaşamını yitiren ve bir milletvekilinin evinde çalışan Özbekistan vatandaşı Nadira Kadirova’nın ölümü göçmen işçilerin maruz kaldığı güvencesizlik ve sömürüye, saldırıya açık olma hâlinin örneklerinden![150]

Milletvekili Şirin Ünal’ın evinde sigortasız ve çalışma izni olmaksızın çalışan 23 yaşındaki Kadirova, daha önce arkadaşlarına işyerinde tacize uğradığını söylüyor ve ardından intihar olduğu iddia edilen, şüpheli bir ölümle yaşamı son buluyor. Kayıtsız ve çalışma izni olmadığı için muhtemelen sınır dışı edilme korkusuyla yaşadığı tacizi, baskıyı herhangi bir yere şikâyet edemiyor.

Nadira’nın ölümü varlığından haberdar bile olmadığımız çok sayıda örnekten birisi ve göçmen bir kadın işçinin çalışırken maruz kaldıklarının da bir göstergesi.

Yine Nadira’nın hemşerisi olan 24 yaşındaki Özbekistan vatandaşı Ozodkhon Abdıkarımova, 2019’un Eylül ayında Zonguldak’ta çalıştığı birahanede pompalı tüfekle öldürüldü.

Aileleriyle beraber mevsimlik işçilik yapan 7 yaşındaki Suriyeli Abdurrahman Abdi ve Ali Berkel, 28 Ağustos 2019’da Konya Ereğli’de mevsimlik işçi ailelerinin dere yatağında kurdukları çadırların bulunduğu yerde toprak kayması sonucu göçük altında kalarak yaşamlarını yitirdiler. Arkadaşları Muhammet Berkel (12) ile Riyad Abdi (11) ise göçükten yaralı olarak çıkarılarak hastaneye kaldırıldı. Maalesef göçmenlerin kayıt dışı ve en güvencesiz koşullarda çalışmaya zorlanmalarının ölümcül sonuçlarına dair çok sayıda örnekten sadece bir kaçı bu yaşananlar. Söz konusu işçiler arasında, Suriye, Afganistan, Azerbaycan, Pakistan, Türkmenistan, Gürcistan, İran, Rusya, Ukrayna, Hindistan, Kırgızistan, Macaristan, Nijerya, Özbekistan, Romanya, Tacikistan ve Zimbabveliler var.[151]

Toparlarsak: Birleşik Metal-İş Sendikası’nın ‘Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’de Emek Piyasasına Dahil Olma Süreçleri ve Etkileri’ başlıklı raporuna göre, tekstil sektöründe emek piyasasında, geldikleri ülke ve cinsiyete göre çalışanların ortalama ücretleri karşılaştırıldığında, Türkiyeli erkek işçiler ortalama ücrette en yüksek grubu oluştururken; Türkiyeli kadın işçiler Türkiyeli erkek işçilerden ortalama 309 TL daha az kazançla ikinci sırada yer alıyor. Suriyeli erkek işçiler ise Türkiyeli erkek işçilerden ortalama 330 TL daha az kazançla üçüncü sıradadır. Suriyeli kadın işçilerin ortalama ücreti ise Türkiyeli erkek işçilerin yaklaşık yarısına tekabül ederken, tüm işçilerin ortalamasından yaklaşık 489 TL daha düşük çıkmıştır.[152]

Türkiyeli erkek işçilerin yüzde 46’sı, kadın işçilerin yaklaşık yüzde 63’ü sigortasız çalışırken, bu oranlar Suriyeli işçilerde daha kötü bir hâl almaktadır. Suriyeli erkek işçilerin yüzde 99.64’u -araştırmaya göre neredeyse tamamı-, Suriyeli kadın işçilerinse tamamı sigortasız çalıştırılmaktadır.[153] Enformel sektörlerde, fason üretim yapan mekânlarda, taşeron inşaat şirketlerinde ve tarım arazilerinde güvencesiz, sigortasız ve düşük ücretle çalışan Suriyeli emekçi sınıflar ağır bir sömürü sürecine maruz kalmaktadır.

İnşaat, tekstil ve tarım sektörlerindeki mutlak ve göreli artık değer sömürüsünü “düşmanlaştırma” takip etmektedir. Suriyeli emekçi sınıfların hayatta kalma stratejisi olarak geçici ve güvencesiz işlerde çalışma zorunluluğu, Türk-Kürt ve Suriyeli patronlar açısından avantaj olarak görülmektedir. Emek piyasasında daha düşük ücretle çalışma işçiler arasında iş barışını bozmaktadır. Birleşik Metal-İş’in araştırmasına katılan Türkiyeli tekstil işçilerinin yaklaşık yüzde 66’sı Suriyeli işçilere kesinlikle çalışma izni verilmemesi gerektiğini savunurken, yaklaşık yüzde 32’si Suriyelilere çalışma izni verilmesine olumlu bakmaktadır. Tekstil işçilerinin yüzde 67’si Suriyeli işçilere geçici çalışma izni verilebileceğini savunurken, yaklaşık yüzde 32’si ise Suriyelilere geçici çalışma izni verilmesine sıcak bakmamaktadır.[154]

Kalkınma Atölyesi’nin ‘Türkiye’de Mevsimlik Tarımsal Üretimde Yabancı Göçmen İşçiler Mevcut Durum Raporu’na göre, mevsimlik tarım işçisi havuzunun büyük çoğunluğunu Suriyeliler oluşturmaktadır. İşçi pazarları ve Türkiye’deki akrabalık ilişkileri aracılığıyla Adana, Urfa, Mersin ve civar illerde gezici işçilik yapmaktadırlar.[155] Örneğin, Elbistan’da ayçiçeğinde çapa yapan bir yerli işçi 45 TL civarında yevmiye alırken Suriyeli işçinin yevmiyesi 38 TL civarında bunun yüzde 10’u ise dayıbaşlar tarafından kesilmektedir.[156] Ortalama olarak bir Suriyeli işçi 30 lira kazanmaktadır.

Rapora göre, mevsimlik tarım işinde aile olarak çalışan Suriyeli göçmenlerin arasında 10 yaşın biraz üzerinde çocukların bulunduğu gözlenmiştir. Suriyeli göçmenler arasında tarım işini zaten gençlerin yapması gerektiği, o kadar ağır ve temposu hızlı bir işi yaşı geçkin bir kişinin yapamayacağı düşüncesi hâkimdir. Eğitim hizmetine erişim güçlüğü okullaşma oranlarının düşüklüğünde bir etmen olmakla birlikte okul çağındaki Suriyeli çocuklar hayatta kalabilmek adına mevsimlik işçi olarak tarlalarda, tekstil işçisi olarak atölyelerde ucuz işgücü olarak çalıştırılmakta ya da sokaklarda dilendirilmektedir.[157]

Suriyeli sınıflara dair genel hatlarıyla oluşturmaya çalıştığımız sınıf haritasında Suriyeli emekçilerin geçinme mücadelesi dışında, emek piyasasında ücretleri düşürmek için işlevselleştirilmeleri, sermaye mantığının bir dışavurumudur.[158]

Görülmesi gerek: Mülteci politikası inkârdan ibaret Türkiye nüfusunun yüzde 4.5’i Suriyelilerden oluşuyor.

Suriyelilerin yaklaşık 500 bini Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçti ve 3.5 milyondan fazla Suriyeli Türkiye’de kaldı. Onların yanı sıra Afganistan, Irak, İran ve Pakistan gibi ülkelerden kaçan 300 bin göçmen ile birlikte yaşıyoruz.

Birlikte yaşıyor, birlikte çalışıyoruz. Çalışma çağında 1.6 milyon Suriyeli var. İnşaat, tekstil ve tarım başta olmak üzere bütün iş kollarında, Kilis, G. Antep, Antakya, Ş. Urfa ve İstanbul başta olmak üzere bütün kentlerde on binlerce Suriyeli mülteci çalışma izni olmaksızın güvencesiz koşullarda çalışıyor.

Yol, yemek, bayram ikramiyesi gibi sosyal haklar ve yıllık zamlar Suriyelilere verilmiyor. Çoğu işyerinde mesai saati diye bir mevhum yokken iş arkadaşlarına ödenen fazla mesai ücretleri onlara ödenmiyor. Suriyeliler günde ortalama 12.4 saat çalışıyor.[159]

Suriyelilerin çalıştığı işyerlerinde sağlık ve güvenlik önlemleri alınmıyor, denetimler yapılmıyor.

Tarım iş kolunda barınma ve alışveriş gibi ihtiyaçların karşılanması için aracılara yüzde 25’e varan komisyonlar ödeniyor.[160]

 

V.3) ÇOCUKLARIN HÂLİ

 

‘Kocaeli Üniversitesi Çocuk Psikiyatrisi Anabilim Dalı’ Başkanı Prof. Dr. Ayşen Coşkun’un, “Tüm insanlığın gözlerini kapadığı bir dram yaşanıyor. Savaş nedeniyle Türkiye’ye göçen 2.9 milyonu aşkın Suriyeli mülteci var. Bu sayının 1.2 milyonunu çocuklar oluşturuyor ve 870 bini okul çağında. Bu çocuklar her türlü istismara açık, zor yaşam koşulları altında hayatta kalmaya çalışıyor. Bu yüzden sosyal ve ruhsal gelişimlerinde kalıcı örselenmeler meydana geliyor,”[161] diye tarif ettiği çocukların hâline gelince!

Türkiye’de Suriyeli olmak zor; ancak Suriyeli bir çocuk olmak daha da güç! Örneğin bir öğretmen, Suriyeli öğrencilerin sınav kâğıtlarına çizdiği ağlayan yüzleri, çocukların nefessiz bırakıldığı gerici atmosferi anlatırken;[162] tam da bunu tarif ediyor.

Kolay mı?!

Suriye iç savaşı binlerce çocuğun canını alırken, komşu ülkelere kaçanlar da “feci bir hayat” sürüyor. UNHCR, göçmen kamplarında yaptığı araştırmanın sonuçlarına göre 2.2 milyon Suriyeli göçmenin yarısından fazlası çocuk. Çocuklar savaş bölgesi dışında olsalar bile fiziksel ve psikolojik zarar görmeye devam ediyor. Göçmen çocukların en az yarısı eğitimden yoksun kalıyor. 7 yaşından itibaren düşük ücretle uzun saatler çalışmak zorunda kalıyorlar.

Rapora göre 70 binin üzerinde çocuk babasını kaybetti ve ailenin geçimini sağlamak zorunda kaldı. 3 bin 700 çocuk anne-babasız ve kendilerine yardımcı olan herhangi bir aile büyüğü olmadan tek başına yaşıyor. Çocuklar başta tarım ve inşaat olmak üzere çok çeşitli işlerde çalıştırılıyor, dilencilik[163] yapıyor.[164]

İç savaştan kaçarak yollarına düşen mültecilerin çoğu çocuktu. Babaları savaşta ölmüştü çocukların ya da esir düşmüştü. Aile yükü onların omuzlarındaydı artık ve işçilik kapıdaydı. Küçük parmakları tekstil atölyelerinde, saya tezgâhlarında, pamuk balyalarında ekmek kovaladı. Sayıları 1 milyona yaklaşmıştı mülteci işçi çocukların. Hayalleri ise mutlu ve umutlu bir gelecekte yaşamak…

Savaş mağduru çocuklar Türkiye’de açlıkla, yoksullukla, sefaletle “büyüdü”. Onlardan biriydi Mert. Bir reklam ajansının kendisine verdiği isimle anıyor onu artık herkes: Suriyeli Mert.

“13 yaşında okulu bıraktım, 15 yaşında bütün sorumluluklar benim omuzlarımda hissettim. 17 yaşımda herkesin acımasız olduğunu 18 yaşında kimsesiz olduğumu fark ettim. 20 yaşımda ben de acımasız olmayı denedim ama olmadı,”[165] diyen Mert her şeyin özeti gibi!

Günde 15 saat çalışan ve çok düşük ücret alan bu çocukların sadece yüzde 15’i okula gidebiliyorken;[166] çocuklara haftalık yaklaşık 150 lira ödediğini belirten bir işletme sahibi, “Geçmişte Türkiyeli çocuklar burada çalışırdı ama artık sadece Suriyeliler var. Türkiyeli çocuklar bu işleri çıraklık olarak yaparlardı, ama Suriyeli çocuklar yalnızca para için yapıyor,” diyor.[167]

DİSK-AR’ın 2016 raporuna göre, 15-17 yaş arası çalışan 2 milyona yakın çocuğun yüzde 80’e yakını kayıt dışı çalıştırılıyor. Mülteci işçi çocukların sayısında ise artış var. Artık merdiven altı atölyelerde ve tarlalarda çalışan mülteci çocuk sayısı Türkiyeli çocukları geçti.

UNHCR’in Eylül 2017 tarihli raporuna göre, eğitim-öğretim yılında 5 ila 17 yaş arasındaki 3.5 milyondan fazla mülteci çocuk okula gidemiyor. Bu rakamlar içerisinde, Milli Eğitim Bakanlığı Eylül 2017 verilerine göre, 976 bin okul çağında olan çocuğun yaşadığı Türkiye de yer alıyor.

Milli Eğitim Bakanlığının 18 Eylül 2017 tarihli verilerine göre, geçici eğitim merkezlerinde 280 bin, devlet okullarında 243 bin, açık okullarda 10 bin olmak üzere 533 bin Suriyeli çocuk eğitim görüyor. Yaklaşık 450 bin mülteci çocuk hiç okullaşmamış.[168]

Ayrıca DİSK/ Genel-İş Sendikası’nın 2017 Nisan’ında yayımlanan ‘Türkiye’de Çocuk İşçi Olmak’ raporuna göre, “Suriyeli çocuklar ile çocuk emeği sömürüsü derinleşti. Bu çocukların yarıya yakını da eğitim olanaklarından yararlanamadığı için kayıtdışı sektörlerde çalıştırılıyor. Türkiye’de çalışan çocuk sayısı 2 milyona yaklaştı.”

Aynı konuda milletvekili Veli Ağbaba da, “Suriye’den göç eden çocuklar, çalışma hayatının en dikkat çeken kayıt dışı unsurlarıdır. Kayıt altına alınmayan çocuk işçiler ve çıraklarla birlikte 2 milyona yaklaştı. Çalışan her 10 çocuktan 8’i kayıt dışı çalışıyor,”[169] diye ekliyor.

Bu işin bir yanı; ötekilere gelince!

UNICEF, Suriye ve aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ülkelerde 8 milyon 4 bin Suriyeli çocuğun insani yardıma ihtiyaç duyduğunu, savaş sırasında 3 milyon 7 bin çocuğun doğduğunu, bu rakamın Suriyeli çocukların üçte birini oluşturduğunu ve hayatlarının şiddet, korku ve göçle şekillendiğini vurguluyorken;[170] Suriyeli sığınmacı çocukların Türkiye’deki yaşam koşulları, çeşitli örneklerle de gün yüzüne çıkıyor…

Şöyle ki; IŞİD’in ele geçirdiği Cerablus’tan kaçarak G. Antep’e gelen 12 yaşındaki F.A. insanca yaşama erişemeyen milyonlarca Suriyeli çocuktan biri. Hurda toplayarak ailesinin geçimine yardımcı olmaya çalışan F.A, topladığı parçaları getirdiği hurdacıda, cebindeki 50 TL için saldırıya uğradı. Bir Türkiye yurttaşı 50 TL için F.A’nın başını keserek, cesedini bir işyerinin tuvaletine attı. F.A’nın kesik başı ise bir kuyuda bulundu.

Kayıp olan ve haklarında kayıt tutulmayan binlerce çocuğun organ mafyasının eline düşmüş olabileceği de düşünülüyor. Elde edilen bilgilere göre, Türkiye’de bulunan Suriyeli çocukların yüzde 10’u kayıp, geri kalanlar ise yaşamlarını sürdürmek için hayati tehlike altında.

Suriyeli çocukların yaşadığı bir başka tehlike de cinsel istismar. Yine çeşitli sivil toplum kuruluşlarının yaptığı araştırmalara göre, Suriyeli yüzlerce çocuk sığınmacı kamplarında cinsel istismara uğruyor.

  1. Antep’in Islahiye ve Nizip kamplarında toplam 35 Suriyeli çocuğun cinsel istismara uğradığına ilişkin mahkemeye intikal eden olayların dışında, G. Antep-Kilis Tabip Odası’nın raporuna göre, her gün kamplarda yaşayan yüzlerce çocuk cinsel istismara uğruyor. Araştırmada, küçük yaşta kız çocuklarının yaşça çok büyük insanlara kuma olarak verildiği ya da para karşılığı satıldığı belirtiliyor. Özellikle çadır kentlerde aile içi ensest ilişkilerin yoğunlukta olduğu belirtilen raporun ardından İl Halk Sağlığı Kurulu’nda konunun detaylıca araştırmasını isteyen Tabip Odası’nın bu isteği, Vali Yardımcısı ve diğer kamu görevlilerinin karşı oyuyla reddedildi.

Uzmanlara göre, kamp içerisinde yaşayan Suriyeli nüfusun, Türkiye genelindeki Suriyelilerin sadece yüzde 10’unu oluşturması, kamp dışında yaşanan istismar vakalarının da yüksek olduğunun göstergesi![171]

‘Çocuklara Yönelik Ticari Cinsel Sömürüye Son’ projesine göre, cinsel dokunulmazlığı ihlâl suçlarının yüzde 46’sı çocuklara karşı işleniyorken; Türkiye, çocukların cinsellik amaçlı ticaretinde varış, geçiş ve kaynak ülke durumunda. Ticari cinsel sömürüye en çok maruz kalanlar mülteci çocuklar. 100 Suriyeli çocuktan 5’i evli. Suriyeli çocukların büyük kısmı para karşılığı evlendiriliyor, yani satılıyor. Kayıp mülteci çocukların da ticari cinsel sömürüye maruz kaldıkları düşünülüyor.[172]

Örneğin ‘The Times’, G. Antep’ten yaptığı haberde Suriyeli çocukların 5 – 6 bin TL’ye, “güzelse” 11 bin TL’ye satın alınarak yaşlı Türklerle evlendirildiğini yazdı… Haberde 3 milyon Suriyeli göçmenin bulunduğu belirtilerek, ‘kadın simsarlığı’ yapan ve kendisine çöpçatan diyen kişilerle de görüşülmüş, Ebu Cafer adındaki simsar, “Eğer ‘güzel’ bir kızsa 11 bin TL’ye kadar alıcı olabilir. Bildiğim en genç gelin 13 yaşındaydı,” diyor.

Haberde, Türkiye’de çok eşliliğin yasalar önünde yasak olduğu belirtildikten sonra bu evliliklerin gizlice yapıldığı vurgulanıyor. Ebu Cafer, çocuk gelinlerin yüzde 50’sinin şiddete uğradığını söylüyor. Bir Suriyeli STK çalışanı “birkaç ay kullanıldıktan sonra” kovulan bu kızların utançtan evlerine dönemediğini, büyük şehirlere giderek gece kulüplerinde çalıştığını ve hayatlarının mahvolduğunu belirtiyor.[173]

Gerçekten de yabancı uyruklu çocukların hedef olduğu Türkiye’de cinsel saldırılar yüzde 736 artarken; ilk sırada Hatay yer alıyor.[174]

Savaştan kaçıp, aileleriyle Türkiye’ye gelen Suriyeli çocuklar, AFAD kamplarında istismara maruz kalıyorlar. ‘İHD Çocuk Komisyonu’ üyesi Evrim Baykondu, “Kamptaki çocukların hiçbir şekilde güvenceleri yok,” vurgusuyla; AFAD’ın “en iyi kampları” arasında gösterilen Nizip’teki kampta çok fazla cinsel istismar vakanın yaşandığını kaydetti.[175]

2016 Ocak’ında, 30 çocuğun Nizip’te birileri tarafından 1- 2 lira karşılığı kandırılarak cinsel istismara maruz kaldığını hatırlatıp, bu olayın basına 3-4 ay sonra yansıdığını; kamptaki ailelerin çocuklarını koruyamadığı ve cinsel istismara maruz kalmalarını önlemek için çocuklarını 2’nci eş olarak “sattıkları” söyledi.[176]

Bunların yanında ‘Yabancı Uyruklu Çocuklara Yönelik Cinsel Suç Atlası’ başlıklı raporda, Türkiye’de cinsel saldırıya uğrayan yabancı uyruklu çocuk sayısının rekor düzeyde arttığını gözler önüne sererken; şu tespitler sıralandı:

Türkiye genelinde 2014-2017 kesitinde çocuklara yönelik cinsel saldırı vakaları yüzde 67 oranında artarken, aynı dönemde yabancı uyruklu çocukların hedef olduğu vakalar neredeyse 8.5 kat arttı. 2014’te 170 olan cinsel şiddet mağduru yabancı uyruklu çocuk sayısı 2017’de yüzde 736 artışla, 1421’e yükseldi.

2017’da cinsel şiddet mağduru olan toplam çocuk sayısı, 2016 yılına göre yüzde 43 oranında arttı. İçişleri Bakanlığı verilerine göre, 2016’da cinsel suç mağduru olan yabancı uyruklu çocuk sayısı 992’ydi.

2017’de haftada 25 yabancı uyruklu kız çocuğunun cinsel saldırıya uğradığı ortaya çıktı. 1300 olarak kayıtlara geçen cinsel istismar mağduru kız çocuğu sayısında önceki 2016 yılına göre, yüzde 42 artış yaşandığı görüldü.[177]

İstanbul Küçükçekmece’deki Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne 5 aylık süreçte gelen, yaşları 18’in altında 39’u Suriyeli 115 çocuğun hamile olduğu saptandı.[178]

Ve bir şey daha! ‘Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği’ Başkanı İkram Doğan, “Avrupa’da 10 bin civarında çocuğun kaybolduğu söyleniyor. Türkiye’de kaybolan çocukların sayıları ise daha fazla. Kaybolan çocukların akıbeti ise bilinmiyor,”[179] derken; milyonlarca göçmenin bulunduğu Türkiye’de, 1.5 yıl içerisinde 140’ı Afganistan uyruklu olmak üzere toplam 160’a yakın yabancı uyruklu çocuk esrarengiz şekilde kayboldu.[180]

 

V.4) KADINLARIN DURUMU

 

Ve göçmen/ mülteci kadınlar…

Göçe zorlanan Suriyelilerin yüzde 75’i kadın ve çocuklardan oluşuyor. Savaştan kaçıp yardım ve kaynaklara erişmeyi beklerken; taciz, cinsel saldırı, aile içi şiddet ve yoksullukla karşı karşıya kalan 1 milyonu aşkın kadın savaşın en çok etkilenenleri… Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün 14 Kasım 2019 tarihli verilerine göre, Türkiye’de Geçici Koruma Statüsü sağlanan 1 milyon 687 bin 864 Suriyeli kadın bulunuyor. Savaş ortamından kaçan kadınlar ülkelerinde ve kaçış sırasında yaşadıkları travmanın sosyal ve psikolojik izlerini taşırken, bir yandan da “sığınmacı” olmanın getirdiği yeni travmalarla yüzleşmek durumunda kalıyorlar.

Yasal olarak cinsiyet eşitsiz pek çok uygulamayla karşılaşan 1.6 milyonluk Suriyeli kadın nüfusunun yaklaşık olarak yarısının yaş aralığı aktif çalışma dönemini kapsıyor. Lakin Suriyeli erkeklere oranla çalışma yaşamına katılım son derece düşük. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğü’nün 2017 tarihli Çalışma Hayatı istatistiklerine göre çalışma izni bulunan 20 bin 966 Suriyelinin yalnızca bin 641’i kadın.[181]

‘Yuva Derneği’nde mülteciler üzerine çalışan Nur Elçik, “Kadınlar ve çocuklar cinsel istismara, tecavüze maruz bırakılıyor. Kadınlar cinsel istismar vakalarında suç duyurusunda bulunduklarında polislerin olayı kapatmaya yönelik davranışları oluyor. Bu sebeplerden kadınlar şikâyetçi olmuyor. Suriyeli kadınlar ikinci eş olarak alınıyor. Kadınların rızası bile alınmadan evleniyorlar. Türkiyeli kadınlar da mağdur ediliyor. İşyerlerinde mülteci kadınlar cinsel taciz ve istismara maruz bırakılıyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği yok. Kadınlara daha az istihdam sağlanıyor. Mültecilerin çocuklarından beklentileri var. Mülteci yardımları çocuklar üzerinden yapıldığı için anne üzerindeki çocuk yapma baskısını artırıyor. Aile için çocuk bir gelir kapısı oluyor,”[182] derken; ‘Savaş, Göç ve Sağlık Sempozyumu’na sunulan Türk Tabipleri Birliği (TTB) raporu Suriyeli sığınmacılarla ilgili acı gerçeği gözler önüne serdi.

Suriyeli kadın ve çocukların kadın tacirlerinin eline düştüğü ve küçük kızların imam nikahıyla kuma yapıldığı belirtilen raporda, “Kuma olma, nikâh görüntüsü altında fuhuş, çocuk-kadın ticareti ve zorla çalıştırılma yaş ortalaması 11-12’ye kadar düştü” denildi.

Suriyeli kadınların yüzde 26.7’sinin gebeliği nedeniyle hiçbir sağlık çalışanına başvurmadığı, yüzde 47.7’sinin Türkiye’ye geldikten sonra düşük ya da ölü doğum şeklinde gebelik kaybı yaşadığı vurgulandı.[183]

Evet, “Canlarını kurtaran Suriyeli kadınları Türkiye’de ayrı bir savaş bekliyor: Sömürü ve cinsel taciz… 20 yaşındaki Suriyeli M., ‘Şu an hayallerim overlok makinesinin ötesinde değil. Sabah 08.30’da makinenin başına geçiyorum, akşam mesaiye kalmadıysam 21.00 gibi çıkıyorum. Evde annem, benden üç büyük ablam ve iki küçük kardeşim var. Pek konuşmayız. Konuşacaklarımız, bombaların yerle bir ettiği evimizin enkazında, iki yıldır haber alamadığımız babamızda kaldı. İki yıldır buradayız, birkaç Suriyeli dışında pek tanıdığımız yok. Buranın insanları Suriyelileri sevmedi,’ vurgusuyla emeğinin sömürülmesi dışında cinsel tacizden yakınarak, ‘Çalıştığım bir tekstil atölyesinde öğle molasına birkaç dakika kala patron geldi. Overlok makinesinin üzerine bir yığın parça bırakıp ‘Bunları yaptıktan sonra öğle yemeğini yersin’ dedi. Çalışırken baktım bir sandalye çekip yanıma oturdu, bir elini bacağımın üzerine koyup diğer eliyle de öpmeye çalıştı. İttim ama kurtulamadım. Saçlarımdan tutup çekmeye başladı. O an başımın yerinden koptuğunu hissettim, bağırmaya başladım. Saçlarım hâlâ o pis ellerindeydi. O kadar uzamış simsiyah saçlarımı kestim sonra. Ve bir daha hiç gitmedim o işyerine. Şimdi bana soruyorsun ya, ‘Ne hayal ediyorsun’ diye. Kendi ülkemde, evimde, yarım kalan eğitimini bitirmiş bir öğretmen olarak uyuyup sabah okula gitmek için uyanmayı hayal ediyorum,”[184] diyor!

Ve bu hâle dair birkaç şeyi daha aktarırsak…

  • 2016’daki UNICEF istatistiklerine göre, Suriye’deki kadınların yüzde 13’ü 18 yaşından önce evlendiriliyor. 15 yaşından önce evlendirilen Suriyeli kızların oranı ise yüzde 3…[185]
  • Suriyeli kadınlar Türkiye’de kuma olarak satılıyor. 2-3 bin lira karşılığında satın alınan kumaların yaşları 15 ile 30 arasında değişiyor. Kuma alan adamların yaşı ise 40’tan başlıyor 70’e kadar çıkıyor…[186]
  • İran rejiminin kadınlara yönelik cinsiyetçi ve baskıcı uygulamalarından kaçarak Türkiye’ye gelen mülteci iki kadın yaşadıklarını anlattı. Van’a gelen Z.S., “Çalıştığım yerde tacize uğradım. Tanıştığım onlarca kadın fuhuşa sürüklendi,” dedi…[187]
  • Ş. Urfa’da yaşayan 64 yaşındaki Türkiye vatandaşı M.D. kendisinden 40 yaş küçük Suriye uyruklu zihinsel engelli H.Y. ile 3 yıl önce imam nikahı kıydı. H.Y. dışında, biri yine imam nikahlı olmak üzere iki birlikteliği daha bulunan M.D., engelli kadını kendi ihtiyaçlarını göremediği ve diğer eşleriyle sorun yaşadığı gerekçesiyle Eylül 2018’de Ş. Urfa İl Göç İdaresi Müdürlüğü’ne bıraktı…[188]
  • ‘İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW) yaptığı araştırma, Lübnan’a göç eden Suriyeli kadınlarla ilgili kan donduran hikâyeleri gün yüzüne çıkardı. Örgüt yaptığı açıklamada, Lübnan’da bulunan Suriyeli kadınların memurlar, mülk sahipleri ve yerel yardım görevlileri tarafından cinsel tacize maruz kaldığını açıkladı… Kadınlar, korktukları için hiçbir yetkili makama başvuramadıklarını çünkü seyahat belgeleri veya oturum izni olmadığı için tutuklanma ya da intikama maruz kalma korkusu yaşadıklarını söyledi…[189]
  • ‘Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği’nin raporunda, iç savaş ve benzeri çatışmalardan kaçanlar arasında kadınların, genç kadınların ve LGBTİ bireylerin fiziksel, cinsel, ekonomik, psikolojik şiddete maruz kaldıkları aktarılıp, “Fuhuşta 13-14 yaşında kızlar da var,” deniliyor.

Kadınların çoğu çocuk sahibi ve çocuklarına bakmak için bunu yaptıklarını aktarıyor. Kadınlardan birisi “Eve ekmek gelmeli, çocuklarıma bakmalıyım, onlara kim bakacak?” diye soruyor…[190]

  • 2017’de göçmen ve mülteci kadınlara yönelen şiddet ve cinayetlerin arttığını görüyoruz. 2016 çetelesinde, öldürülen 261 kadının 6’sı mülteciydi. 2017’nin ilk 10 ayında ise 14 mülteci kadın öldürüldü. Şiddet, cinsel taciz ve çocuk istismarı kategorilerinde de çok sayıda mülteci kadın ve kız çocuğu var…[191]

 

  1. AYRIM: YALAN(LAR) VE GERÇEK(LER)

 

Coğrafyamızdaki- göç ve göçmenlik meselesine ilişkin yalan (entegrasyon) ile gerçek (ırkçılık) dökümüne gelince!

 

VI.1) YALAN (ENTEGRASYON)

 

Göç ve göçmenlik meselesine ilişkin -asimilasyoncu- yalanın en büyüğü “entegrasyon”dur.

UNCHR’in verilerine göre, Suriyeli sığınmacı nüfusunun yüzde 42’si Türkiye’de bulunuyor. İnsanlarımızın yüzde 72.2’si Suriyelileri “Zulümden kaçanlar, misafirlerimiz ya da din kardeşlerimiz,” olarak görüyor, görmesine ama…

“Ama”sı şu: “Suriyeliler işimizi elimizden almaktadır” diyenler yüzde 56.1; Suriyelilerin şiddet, hırsızlık ve fuhuş gibi suçlara bulaşarak ahlâk ve huzuru bozdukları kanaatinde olanlar yüzde 62.3; Suriyelilerin kültürel olarak kendilerinden farklı olduğunu düşünenler yüzde 70.6; Suriyelilerin Türk toplumuna uyum sağlamayacağı görüşünde olanlar yüzde 66.9 oranında ve ayrıca nüfusun yarısı (yüzde 49.8) “Suriyeliler ile komşuluk yapmak beni rahatsız eder” diyor. Nüfusun yüzde 84,5’i sığınmacılara vatandaşlık verilmesine karşı.[192]

Suriyelileri bir “koz”, “pazarlık unsuru” olarak görüp, ötesiyle fazla da ilgilenmeyen[193] T“C” için aslolan entegrasyon değil, tamı tamına asimilasyon… Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla başlatılan “Okuryazar Seferberliği”ndeki üzere![194]

Aynı zamanda bir sömürü nesnesi olan Suriyeli göçmenlerin istismarı konusunda İŞKUR’un mali hesaplarını mercek altına alan Sayıştay’ın usulsüzlük tespitlerden birisi de, Suriyeli mültecilerin entegrasyonu için kuruma gönderilen paranın ve bu bütçeyle yapılan harcamaların kayıt altına alınmaması oldu![195]

Türk-Alman Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı/Göç ve Uyum Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. M. Murat Erdoğan’a göre, Suriyeli mültecilerin yüzde 72’si kendisini Türkiye toplumuna yakın hissetmeyip; Türkiyelilerin yüzde 63’ü de Suriyelileri kendisine uzak buluyorken; nüfusun yüzde 75 ise yabancılarla uyumlu bir gelecek olabileceğini düşünmüyor[196] olsa da; Suriyeli göçmenlerde kalıcılık eğilimi baskın öğedir.

‘Suriyeli Mültecilerle Dayanışma Derneği’ Başkanı Muhammed Salih’in, “Biz yaşamak istiyoruz. Suriyeliler ne seçim kaybettirdi ne de ekonomik kriz yarattı. Suriyelileri günah keçisi yapmaktan vazgeçin,”[197] uyarısını dillendirip; Prof. Dr. M. Murat Erdoğan’ın, “Türkiye’de yaygın bir yanlış anlama ya da sorun var. O da Suriyelilerin geri döneceği. Bu çok mümkün değil… Göç politikanız olmazsa çatışma kaçınılmaz olur,”[198] gerçeğini anımsattığı koordinatlarda Kamu Denetçiliği Kurumu’nun, ‘Türkiye’de Suriyeliler’ başlıklı raporda “Savaş bitse bile Suriyelilerin ülkelerine dönmelerinin zor olacağı, 10 yıl sonra Türkiye’de 4-5 milyonu aşan bir Suriyeli nüfusu olması ihtimalinin yüksek göründüğü” belirtilerek, “Gerçeklerle yüzleşmek kalıcılık konusunda politikalar üretmek gerekmektedir. Bunun adı da uyum politikalarıdır,”[199] denilmektedir.

Gerçekten de ‘Türkiye Ekonomi Araştırmaları Vakfı’nın (TEPAV) göç sonrası Türkiye’deki Suriyeli şirketlerin durumuna ilişkin açıkladığı rapora göre, sınıra yakın 8 ilde (G. Antep, Ş. Urfa, Kilis, Mardin, Hatay, Maraş, Adana ve Mersin) işyeri açan Suriyeli patronlar 44 bin mülteciyi istihdam etmişler.

Göç serüveninin 8. yılında sınıfsal dönüşümü anlamak için önemli bir veri bu. Çünkü her toplumsal yapı gibi göç etmek zorunda kalan topluluklar da sınıfsız ve zümresiz değiller. Yani Suriye göçünün, bir sermaye (patronlar) bir de emek (işçiler) boyutu var. Ki, biri (Suriyeli patronlar) diğerini (Suriyeli işçileri) sömürerek palazlanıyor ya da sermaye birikimini korumaya, arttırmaya çalışıyor.

TEPAV’nın verilerine göre, sözü edilen şirketlerdeki ortalama çalışan sayısı 7.3 kişidir; ortalama bir Suriyeli ailenin 6 kişiden oluştuğu düşünüldüğünde yaklaşık 250 bin Suriyeli bu şirketler sayesinde geçimlerini sağlıyor; Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin yüzde 7’si Suriyeli şirketlerde (içlerinde Türk ortaklı olanlar da var) istihdam ediliyor…

TEPAV raporunda, “Suriyeli girişimcilerin (yani patronların) yüzde 72’si Suriye’deki savaş sona erse bile Türkiye’den ayrılmayı düşünmüyor,”[200] ibaresi de var…

Evet, Türkiye’ye sığınan Suriyeliler, Türkiye’de 10 bin civarında şirket kurdu. Yabancı sermayeli şirket sıralamasında da liderliği 6 yıldır kimseye kaptırmadılar

Suriyelilerin en çok ilgi gösterdikleri iş kolu toptan ticaret oldu. Özellikle gıda ticareti üzerine yoğunlaşan Suriyeliler lokanta, tatlıcı ve kuaför gibi iş kollarında yüzlerce iş yeri açtı

Ağırlıklı olarak 2012’den itibaren Suriyeli göçmenlerin Türkiye’de artan yoğunluklarını takip eden süreçte, Suriyeli yatırımcılar da ülke ekonomisine entegrasyonlarını artırdı.

‘Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ (TOBB), 2018’in tamamında 13 bin 405 yabancı sermayeli şirket kurulurken, bunların 6 bin 867’si Türkiye, 1.595’i Suriye, 1.152’si Suudi Arabistan ortaklı şirketler olarak açıklandı.

2012’de sıralamaya bile girmeyen Suriyeliler, 2013’te toplam 489, 2014’te 1.257, 2015’te 1.599, 2016’da 1.764, 2017’de 2.493 ve 2018’de 1.685 olmak üzere toplamda 6 yılda 9 bin 287 şirket kurdu.[201]

Zorunlu göç ile Türkiye’deki sınıfsal kompozisyonun demografik bileşimi savaşla birlikte değişmeye başlamıştır. Toplumsal üretim araçlarının mülkiyetine sahip sınıflardaki ve ezilen/bağımlı sınıflardaki Suriyeli nüfusta artış yaşanmaktadır. Türkiye’de “İki Suriye” olduğunu söylemek mümkündür: Belirli bir refaha ve servete sahip Suriye burjuvazisi ile güvencesiz işlerde geçici çalışan, açlık/yoksulluk sınırının altında yaşayan Suriyeli emekçiler bir arada bulunmaktadır…

Suriyeli sermayedarların dört yıllık bir zaman diliminde İstanbul, Antep, Mersin, Hatay gibi illerde ortalama 750 milyon lirayı aşan sermaye yatırımları olduğu bilinmektedir. Suriyeli sermayedarlar “sürdürebilir rekabet gücü kazandırmak” amacıyla Suriyeli Girişimci İş Adamları Derneği’ni (SİAD) kurarak örgütlenmiştir ve üye sayıları 220 firma ve kuruma ulaşmıştır. SİAD, her ne kadar kendisini “siyasetten uzak” olarak tanımlasa da, iktidara yakın siyasal tutumunu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısıyla başlatılan dolar bozdurma kampanyasında 1 milyon dolar bozdurarak sergilemiştir…

Kim ne derse desin; Suriyeli göçmenler yerleşiyorlar; ancak Çukurova Üniversitesi’nden sosyolog Prof. Dr. Adnan Gümüş’ün, “Suriyeliler de Türkiye’de kalacaklar ama ikincil bir kimlik olarak kalacaklar. Hiçbir zaman için tam entegrasyon olmayacak,”[202] uyarısındaki üzere…

Mülkiye Başmüfettişi Mahmut Esen’in araştırmasına göre, 50 yıl sonra Türkiye’de yaşayanların çeyreğini Suriyeliler oluşturacak.[203]

Toparlarsak: Coğrafyamızda 85 ülkeden gelen göçmen yaşıyorken; bir kısmı da burayı memleket edinmiş. Suriyelilerin dışında Afgan, İranlı, Iraklı binlerce insan var…

Coğrafyamız sadece göçmen kuşların göç yolu değil; aynı zamanda göçmen insanların güzergâhıdır. Tarihte de boşuna kavimler kapısı denmemiştir ki…

Göç tarihin motoru olduğunu ve 1950’lerin sonunda başlayan Almanya göçünü düşünün. Almanlar 1980’lerde şöyle demişti: “Biz Türkiye’den işgücü getirdiğimizi sanıyorduk, meğer insan getirmişiz.” Zira Almanlar, “Kalkınma sürecinde Türk işçileri bize çok faydalı oldu. Kalkındık, artık geri dönsünler” deyince biz ne dedik. “Irkçılık” dedik.

Suriyelilerle ilgili en kolayı “gitsinler” demek. Ama bu kolay görünmüyor. “Gelin biraz empati yapalım”!

 

VI.2) GERÇEK (IRKÇILIK)

 

Türkiye’de göç ve göçmenlik meselesinden söz ederken (gizlisinden açığına!) ırkçılıktan söz etmemek, mümkün değildir.

Hayır, abartmıyorum!

Örneğin İstanbul ‘Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nce yapılan ‘Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları’ başlıklı bir araştırmanın “Suriyeliler evlerine gönderilmeli mi?” sorusuna “Evet” yanıtı veren AKP’lilerin oranı yüzde 83.2, CHP’lilerin yüzde 92.8, HDP’lilerin yüzde 75, MHP’lilerin ise yüzde 88 olarak saptadı.[204] Yani ortaklaşılan tek konu ise Suriyelilerin evlerine dönmesi…[205]

Bu konuda Kadir Has Üniversitesi’nin ‘Türkiye Sosyal Siyasal Eğilimler Araştırması 2018 Yılı’ başlıklı rapora göre, mülteciler ilk defa “Türkiye’nin en önemli sorunları” arasında sayıldı.

Mülteciler, Türkiye’nin en önemli 7 sorunu arasında yüzde 3 oranıyla 6. sırada yer aldı. Hayat pahalılığı, işsizlik, enflasyon, “terör” gibi konu/sorun başlıklarından birinin “mülteciler” olması “dikkat çekici” bir anlam ifade ediyordu.

Aynı araştırmada anket sorularını yanıtlayan neredeyse her iki yurttaştan biri, mültecileri “komşu” olarak kabul ve tercih etmediğini açıkladı…[206]

Geçerken belirtilmeli: Toplam 196 ülkede faaliyet gösteren Change.org’da da kullanıcılar şimdiye dek “Suriyelilere yönelik nefret söylemi içeren” 73 kampanya başlattı. Kampanyalarda Suriyeliler için, “Sürgün edilsinler”, “Sokağa salınmasınlar”, “Vicdan yoksunu”, “Katil beyinli”, “Taşkın”, “Defolsun gitsinler” gibi ifadeler kullanıldı.

Kampanyalara 1 milyar 385 milyon 122 bin 43 kişi imza attı. Türkiye’deki Change.org’da Suriyelilere ilişkin kampanyalar en çok “Suriyeliler ülkelerine gönderilsin” talebiyle başlatıldı. İfadelerden bazıları şöyle:

“TSK 18-45 yaş arası Suriyeli erkekleri eğitip, IŞİD’le savaşa göndersin: Bu bizim savaşımız değildir. Türk askeri şehit olurken Suriyeli erkekler Türkiye’de fink atıyor. Kendi memleketine faydası olmayanın bize mi faydası olacak?”

“Bu insanlar bizi rahatsız ediyor. Birçok IŞİD üyesinin Suriye vatandaşı olduğunu biliyoruz.”

“Burası Türkiye, Suriye değil. Bizim atalarımız bu vatanı hainlerle ortak olsun diye kazanmadı. Defolsun gitsinler.”

“Suriyeli gençler adamakıllı para kazanma derdinde değil. Ülkemizin güzel yerlerinde insanları taciz etmekte, rahatsızlık verici olaylar yaşatmakta.”

“Suriyeliler konteynır kentte toplanıp oradan dışarı çıkmasınlar.”

“Çocuklarımızı onların vicdandan yoksun “katil beyinli” çocuklarıyla daha fazla aynı çevrede yaşatmak istemiyoruz. Bu güzel ülkemdeki tüm Suriyelilerin sınır dışı edilmesini istiyoruz.”[207]

Söz konusu ırkçılık medya (ve kalemşörleri) tarafından beslenirken İYİ Partili Prof. Ümit Özdağ, “Türklerin kızgınlığı, onların da özgüveni artacak. Bir Suriyeli öğretmen, öğrencilere şunu söyleyebiliyor: ‘Külek Boğazı’na kadar bizim. Biz gitmiyoruz, Türkler gidecek!’ Arap mafyası Türkiye’nin başına dert olacak,”[208] diyebiliyor!

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, “Türkiye 5 milyon göçmeni kaldırabilecek bir ülke değil. AKP hükümeti Türkiye’yi resmen Suriye bataklığına batırdı. Yetmedi Suriye’yi buraya getirerek, Türk halkını o bataklığın içerisine sokmaya çalışıyor… Bunlar mülteci değil, sığınmacı. Suriyeliler Türkiye’nin her tarafına yayıldılar. Türkiye’de doğmuş 300 bin tane Suriyeli çocuk var” değerlendirmesini yapabilmekteler![209]

Ekrem İmamoğlu ise, “Göçmenler (bunu Suriyeliler diye de okuyabilirsiniz) ile ilgili ilk konuşmasında çuvalladı. Toplumsal barışın dili, yüzü, ismi cismi denilen İBB başkanı paldır küldür göçmen karşıtlığına karışıverdi ve Suriyelileri geri göndereceğize bağladı meseleyi”![210]

Ya da Zehra Özdilek, “İstanbul Fatih’teki Emniyet metro durağından inerek, Emniyet Müdürlüğü’nün yanındaki Akşemsettin caddesine girdiğimiz an Suriye’nin bir semtinde yürüyor gibi hissediyoruz. Arapça tabelalar karşılıyor bizi. Mazaj kafe, Alsihhy restoran, Hadramort restaurant, Saruja restoran, Debs Rebban restoran yan yana… Çocuklar Arapça konuşarak sokaklarda koşturuyor. Yanımızdan geçen insanların neredeyse tamamı Arapça konuşuyor. Kadınların çoğu başörtülü, erkekler de sakallı. Fatih, savaştan kaçan Suriyelilerin İstanbul’daki en önemli merkezi olmuş. Adres sorunca, aksanıyla 40 yıllık Fatihli gibi adresi tarif eden Suriyeliler var. Fatih’in yerlisi esnaf şikâyetçi. Devletin Suriyelilere kendi vatandaşından daha çok destek olduğunu düşünüyorlar,”[211] diye yazarken; Cüneyt Özdemir de şunları kaleme almakta beis duymuyor: “Ş. Urfa’da bir sokak düğünü sırasında yakın bir binada ev tutan Suriyeliler sesten rahatsız olmuş ve aşağıya çöpleri atmışlar. Sokakta eğlenenler tepki gösterince Suriyeli sığınmacı telefonla başka mahallelerde oturan akrabalarını çağırmış. Birazdan eli sopalı ve bıçaklı 50 sığınmacı Suriyeli ‘misafirimiz’ düğüne gelenlere dalmış. Sonuç 8 yaralı, 10 da gözaltı var. Şikâyetçi Ş. Urfalılar, karakolda dayak yiyen Ş. Urfalılar “Suriyelilerin eline sopa alıp bir bizi dövmedikleri kalmıştı, onu da yaptılar” diye yakınıp, şaşırıyorlar ya… Durun daha yeni başlıyor!”[212]

Veya Yazgülü Aldoğan’ın, “Üreme kapasitelerini düşündüğümüzde, çok yakın gelecekte demografik yapımızı ciddi olarak değiştirecekler; AKP iktidarı Türkleri yeterince Araplaştıramadı, ama Suriyeli göçmenlerle isteğine ulaşmış olacak,”[213] satırları ile “Ve 4 milyon Suriyeli saatli bomba gibi… Ankara Suriyelilerin geri dönüşünü, ‘en öncelikli politika’ hâline getirmez ise başımıza yarın çok büyük sorunlar gelecektir, hem de kesinlikle,”[214] diyen Erol Manisalı…

Bunların tümü ırkçı/ ötekileştirici söylemler! Ancak meselenin aslı, hiç de sunulduğu gibi değil…

‘Koç Üniversitesi Göç Araştırmaları Merkezi’nden Doç. Dr. Şebnem Köşer Akçapar, Türkiye’deki ‘Suriyeliler’ algısının yanlış bir kaynaktan beslendiğini ve sanıldığının aksine Suriyelilerin karıştığı suç oranının oldukça düşük olduğunu ifade ederken;[215] ‘Medipol Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi’ Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bekir Berat Özipek ekliyor: “Şu an kamplarda kalan Suriyeli sayısı 260 bin civarında. Geri kalanların hepsi kendi ayaklarının üstünde duruyor, kendileri çalışıyorlar, kendileri ailelerini geçindiriyorlar ve aynı zamanda ekonomiye katkı yapıyorlar. Bir de ciddi anlamda gelen uluslararası kaynaklar var. Beslenmeden okul malzemelerine pek çok şey bu kaynaklardan sağlanıyor. Dolayısıyla ‘3 milyon göçmeni besliyoruz’ sözündeki ima gerçeği yansıtmıyor…”[216]

Bu arada TBMM ‘İnsan Hakları İzleme Komisyonu’nun ‘Mülteci Hakları Alt Komisyonu’nun ‘Göç ve Uyum Raporu’ başlıklı 300 sayfalık raporunun ‘Suriyeli Mültecilerle İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar’ alt başlığında “doğru bilinen yanlış” iddialar[217] tekzip edildi.

İzmir’deki ‘Halkların Köprüsü Derneği’nden Prof. Dr. Zerrin Kurtoğlu’nun ifade ettiği gibi, Suriyeli karşıtı ırkçı söylem ve saldırılar, iktidarın topluma mültecilerin koşulları hakkında gerçekleri aktarmamasından besleniyor. Örneğin iktidarın “Suriyeliler için milyarlarca dolar harcadık,” derken, bunun toplanan vergilerden değil, AB’den gelen parayla yapıldığını açıklamıyor. Çünkü iktidarın mülteci karşıtlığını Suriye’ye yönelik müdahalelerinin de meşruiyet zemini olarak işlevselleştirdiğini düşünen Kurtoğlu, Türkiye’de yükselen yeni ırkçılığa karşı hiçbir siyasi partinin etkili bir programı olmadığı kanaatinde.[218]

Türkiye’de çok ağır şartlarda yaşayan, kölelik koşullarında çalışan ama buna mukabil mültecilik statüsü bile elde edemeyen Suriyeliler tüm bunlar yetmezmiş gibi yoğun ırkçı saldırılarla da karşılaşıyorken; Suriyelilere karşı ırkçılığın fiziki saldırıya dönüştüğü sayısız olay var. Nitekim 23 Aralık 2019’da G. Antep’te iki kişinin bıçakla yaralanması üzerine örgütlenen ırkçı bir grup, Suriyelilere yönelik büyük çaplı bir saldırı gerçekleştirdi. Hepsi basına yansımadığı için bilinmiyor ama mültecilerin yerleştiği hemen her ilde, Mersin, İzmir, İstanbul’da da bu türden saldırılar yaşanıyor. Saldırıların hedefi sadece Suriyeliler değil, Afganlar da oluyor. Bu saldırılar yükselen yeni ırkçılığın tezahürü; şu örneklerdeki üzere…

  • 250 binden fazla Suriyeli sığınmacının yaşadığı Adana’da gerçekleşen çocuk istismarının ardından şiddete maruz Suriyelilere ait 200’e yakın ev ve işyeri ile 60 araca zarar verildi. Suriyelilere yönelik saldırıları kışkırttığı ileri sürülen 113 kişi daha gözaltına alındı. İl Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü ekipleri, sosyal medya üzerinden halkı provoke ettiği iddiasıyla 93 kişiyi, Asayiş Şube Müdürlüğü Gasp Büro Amirliği de işyeri ve evlere zarar veren 20 şüpheliyi daha gözaltına aldı. Daha önce gözaltına alınan 25 kişi ile birlikte gözaltına alınanların sayısı 138’e yükseldi…[219]
  • Kilis ve Ş. Urfa’nın yanında en fazla mültecinin yaşadığı kentlerden biri olan G. Antep’te, birikmiş ön yargılar linç girişimlerine neden oluyor. Kentte yaşanan hadiseler adeta tehlike sinyalleri verdi. 5 Temmuz 2018 akşamı, 6 yaşında bir kız çocuğunun istismara uğradığı iddiası, mahallelerde linç girişimlerine neden oldu. Olayların yaşandığı mahalleleri gezdik ve gördük ki asılsız ve çelişkili söylentilerle birlikte Türkiyelilerle Suriyeliler arasındaki çatışma eğilimi giderek güç kazanıyor.

Yaşanan olaylarda arabası parçalanan, saldırıya maruz kalan ama meselenin nasıl başladığını anlamayan Suriyeli mülteci T.M şunları anlatıyor: “Arabamın tüm camları kırıldı, otopark bile aracı kabul etmedi.” Suriyeli mültecilerin anlattıkları, plakası daha önceden tespit edilmiş birçok aracın tahrip edildiğine işaret ediyor. T.M evden çıktığında, köşede bekleyen 8-10 kişilik bir grup gördüğünü, bunun üzerine korkup yönünü değiştirdiğini de anlatıyor, bir otomobilden kendisine küfürler savrulduğunu ekleyerek…[220]

  • Esenyurt Bağlarçeşme Mahallesi’nde 10 Şubat 2019 gecesi “omuz atma” iddiasıyla başlayan ve mahalle genelinde Suriyelilerin tümünü hedef alan saldırılar yaşandı…[221]

İHD ‘Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon’u Esenyurt’ta Suriyelilere yönelik saldırıya dair hazırladığı raporda, yaşananların “ırkçı saldırı” olduğunu belirtti. Arap esnafların saldırıya ilişkin konuşmaktan korktuğunu belirten İHD, ırkçı saldırısının cezasız kalabileceği uyarısında bulundu.

Komisyon’un olaya ilişkin değerlendirmesi ise şöyle: “Suriyeli Arap ve Sinoplu Türk genç erkekler arasında başlayan bir kavganın, kavgaya hiç karışmamış Suriyelilerin işyerlerine saldırılarla sonuçlanması ve saldırılar sırasında ‘Burası Türkiye Suriye değil’ sloganlarının atılması saldırıların ırkçı yanını ortaya koymaktadır.

İki taraftan da yaralanmalar olmasına ve Suriyeli Arap sığınmacıların işyerleri tahrip edilmesi ve kendilerine karşı ırkçı küfürler edilmesine rağmen, yaşananların ardından sadece Suriyeli Arap sığınmacıların gözaltına alınması, bu ırkçı saldırının cezasız kaldığını ve dolayısıyla yeni saldırılara zemin açıldığını göstermektedir.”[222]

 

VI.3) HATIRLA(T)MAK

 

Hatırla(t)makta yarar var: Üç yaşındaki Alan bebeğin cansız bedeni Bodrum’da kıyıya vurmadan önce, pek çok kişi için denizde ölen mülteciler sıradan haberdi. Ege ve Avrupa kıyılarında güneşlenen turistler mültecilere ait şişmiş cesetlerle yan yana güneşlenebiliyordu üstelik!

2015’in 2 Eylül sabahı, DHA Muhabiri Nilüfer Demir’in çektiği Alan bebeğe ait o dramatik görüntüler, küresel bir vicdan anaforu oluşturmuştu nihayet. Hatırlayalım; o zaman gazetelerde “Kıyıya vuran insanlık diye” atılmıştı manşetler. Sosyal medyada kampanyalar açılmıştı.

Geldik bugüne… Bugün de benzer bir çelişki içinde büyük insanlık. Mülteci ölümlerinde, denizlerden sonra yeni bir kapı açıldı. Türkiye-İran sınırında kar, fırtına, tipi yüzünden ölüyor insanlar. Donmak üzereyken kurtarılanlarsa ayak ve el parmakları kesilmek üzere ameliyathane kuyruğunda bekliyor. Mezopotamya Ajansı (MA) Muhabiri Adnan Bilen’in Van’da bir hastanede çektiği fotoğraflara bakıp da irkilmemek mümkün değil! Sargılı ellerini kaldırarak poz veren mültecilerin her biri ayrı bir dram. İçlerinde 3.5 yaşında bir çocuk var ki, ona bakınca Alan Kurdî’yi hatırlıyor insan…[223]

Biraz daha küçük ya da biraz daha büyük milyonlarca Alan Kurdî var çevremizde!

Mesela Çaldıran’da donarak yaşamlarını yitirdikleri bildirilen ancak kayıp oldukları öğrenilen 13 göçmenden haber alınamadığı gibi…[224]

Duymadıysanız aktaralım: Van’daki kimsesizler mezarlığında yüzlerce mültecinin cenazesi gömülü. Kilometrelerce uzaklıkta başlattıkları “umuda yolculuk”tan geriye “Afgan bebek, Pakistanlı genç, Suriye vatandaşı, İranlı…” isimlerin yazılı olduğu mezar taşı kalıyor.

Afgan bebek, Pakistanlı genç, Suriye vatandaşı, İranlı… Mezar taşları üzerinde buna benzer yazılamaların yapıldığı yüzlerce cenaze kimsesizler mezarlığında yan yana dizilmiş. Yüzlerce kilometre uzaktaki memleketlerinden yola çıkıp, birçok ülkeyi geçmek zorunda kalan ve “umuda yolculukları” kimsesizler mezarlığında son bulan mültecilerin isimleri dahi bilinmiyor. Van’daki kimsesizler mezarlığı, kentin “mülteci mezarlığı”na döndüğünün adeta bir fotoğrafı. Karlı kaplı mezarlıkta daha bir gün önce bile iki mültecinin cenazesi toprağa verildi. Mezarlıktaki boş alanlarda kazılmış mezarlar ise, gelecek cenazeleri bekliyor! Yüzlerce cenazenin bulunduğu mezarlıkta isimleri taşa yazılanlar ise, 5’i geçmiyor. Kimi mezar taşına kişilerin nereli olduğu yazılırken, kimine sadece “Adli tıp”, “Gürpınar’dan gelen”, “Başkale’den gelen”, “Çaldıran’dan gelen” yazılamaları yapılmış.

Mültecilerle Dayanışma Derneği Koordinatörü Işıl Erçoban, söz konusu durumu, “O mezarlıklar bir insanlık dramını gözlerimizin önüne seriyor. Söylenecek kelime yok. Kimsesiz ve isimsiz yüzlerce mezar var ülkede ve bu mezarlıklar gittikçe çoğalıyor.[225]

Yeri geldi soralım: İnsanlar tarih boyunca hep yer değiştirmişken; bugünlerde İngiltere’de Johnson Hükümeti’ninki gibi sınır takıntısı nereden geliyor?

Duydunuz değil mi?

İngiltere’de Johnson Hükümeti ırkçı politikalarını yürürlüğe sokmaya devam ediyor. Ülkede yerleşme hakkına dair yeni düzenlemeler getiren hükümet, puanlama sistemine dayanan bir göçmenlik yasa tasarısı ilan etti. Vasıfsız işçiler, İngilizce bilmeyenler ve hâlihazırda iş önerisi almış olmayanların ülkede yerleşik hâle gelmesi imkânsızlaşıyor. Yerli işçilerin maaş ve yaşam standartlarının yükseleceğini iddia eden hükümet, ekonomik sorunların sebebi olarak patronlar yerine göçmenleri göstermeye devam ediyor.[226]

İsterseniz biraz açalım: 11 Kasım 2019 gününde Londra’da beş yıldızlı bir otelde yapılan toplantıda sahneye üç başbakan çıktı. Arnavutluk, Saint Lucia ve Karadağ başbakanlarını ağırlayan bu etkinlik, zenginler ile vatandaşlık satan ülkeleri buluşturmak üzerine çalışan Henley & Partners firması tarafından düzenlenmişti.

Eski İngiliz kolonisi Saint Lucia’dan Allen Chastanet izleyicilere vatandaşlık için Saint Lucia adasında yaşamak zorunda olmadıklarını, 100 bin dolar karşılığında bir ev almalarının yeterli olduğunu söyledi. İşin asıl cazip kısmı aralarında İngiltere, Schengen ülkeleri, Hong Kong ve Singapur’un da bulunduğu 145 ülkeye vizesiz seyahat edebilme avantajıydı.

Henley&Partners’ın web sayfasına girdiğinizde ‘Milliyet Kalite Endeksi’ (MKE) diye bir şey ile karşılaşıyorsunuz. Ülkeler pasaportlarının sağladıkları ayrıcalıklarına, ekonomik durumlarına ve “barış derecelerine” göre puanlanıyor. MKE’nin yaratıcısı milliyet araştırmacısı Dimitry Kochenov’un deyişiyle İsveç’te doğmak size sağlıklı bir yaşam, iyi bir eğitim, 40’tan fazla varlıklı ülkeye özgürce seyahat edebilme ve çalışabilme özgürlüğü sağlarken, Somali’de doğmak bir “kırılganlık” durumunda. Somali’de doğduysanız beş yaşına gelmeden ölme ihtimaliniz yüzde 20 ve pasaportunuzla ülkeden yasal olarak çıkmanız çok zor. Henley&Partners’ın müşterilerinin aksine çıkışınızı parayla satın almanız da mümkün değil.

MKE endeksi küresel hareket özgürlüğündeki ayrımcı durumu açık ve sert terimlerle gözler önüne seriyor. Her yere gidebilen “süper milliyetlerin” genelde eski imparatorluklar ile ilintili olduğunu görüyoruz. Gelir adaletsizlikleri ise genelde hak ve özgürlüklere dair adaletsizliklerle birebir örtüşüyor. Afrika, Suriye, Yemen ve Güney-Doğu Asya’da “düşük” ya da “en düşük” seviyede milliyetler göze çarpıyor. Ahlâk felsefecisi Joseph Carens bu durumu “feodal ayrıcalıkların modern eşleği” olarak tarif ediyor. Ortaya çıkan durum, bu insanlar izinsiz yer değiştirmeye başlayınca sorun olmaya başlıyor.

Fransız Filozof Etienne Baliber’in ifadesine göre sınırlar “polisemik” olgulardır; yani sizin kim olduğunuza göre çok farklı şekilde tecrübe edilirler. Bazılarımız için sınırları geçmek imkânsızken, bazılarımız için sınırlar yoktur. Kullandığımız “kriz” dili ve kapalı sınırlardan gelen kaotik görüntüler yüzünden dünyada herkesin sürekli hareket hâlinde olduğunu unutmak kolay. Bu basit olguyu sık sık tekrar etmek gerek. 2016 yılında dünyada 1 milyar turist seyahat etti. ABD’ye 390 milyon kişi girdi, Avustralya’ya 40 milyon kişi girdi. Bu yolculuklar güvenli ve yasaldı, kimse üzerine iki kere düşünmedi.

Tabii bir de yeni bir ülkeye yerleşmeye karar verenler var. Dünyanın yüzde 3.5’i göçmenlerden oluşuyor. Bu oran 1960’lı yıllardan beri aşağı yukarı aynı, demek insanların büyük bölümü doğdukları yerde kalıyor. Ayrıca bu sayı 271 milyon insana tekabül ediyor, yani yaklaşık Endonezya’nın nüfusu kadar.

Fakat yaygın algının aksine Güney’den Kuzey’e kitlesel bir göç söz konusu değil. Birçok insan göç ederken kendi bölgelerinde kalıyor, genelde düşük gelirli ülkelerden orta gelirli ülkelere gidiyor. Uzun mesafeli göçmenler genelde MKE’de orta seviyede yer alan ülkelerden: Hindistan, Meksika, Rusya ve Çin. İngiltere gibi bazı ülkeler ise hem göç “veriyor” hem göç “alıyor”.

Uluslararası göçmenlerin yüzde 11’ini ise mülteciler ve sığınmacılar oluşturuyor. Evini terk etmek zorunda kalan 26 milyon insanın yüzde 85’i güney ülkelerinde yaşıyor. Tabii bir de “izinsiz” sıvışanlar var. Uluslararası göçmenlerin yüzde 10-15’inin yasadışı olduğu düşünülüyor.

Kısacası, dünya karışık. Uzun mesafeli göç arttıkça küreselleştik; ekonomik gücün ve fırsatların bol olduğu ülkelerde büyük çeşitlilik görmeye başladık. Kuzey Amerika, Batı Avrupa, Körfez ülkeleri ve bazı Asya ülkeleri gibi…

Fakat insanlar devletlerin çizdiği sınırlara başkaldırıyor. Gönüllüler Arizona çölüne su şişeleri bırakıyor. Emekliler mültecileri Alpler’de araçlarına alıyor, anarşistler Atina’da işgal evleri açıyor. ABD’de yoksulluk sınırı altında yaşasanız bile dünyanın en zengin yüzde 14’lük kesiminde yer alabilirsiniz, iklim krizi ise kendi hâline bırakılmış durumda. Kimin nereye girebileceği ve nereye yerleşebileceği güncel adaletsizlik tartışmalarının merkezine oturan bir sorun.

Yalnıza süper zenginlere değil, herkese güvenli seyahat hakkı tanısak fena olmaz mı? Düşmanca göç politikalarını, göç ve gümrük bakanlıklarını, Avustralya’nın denizaşırı gözaltı merkezlerini bir kenara bırakamaz mıyız? İnsanların mecburiyetten değil, tercihen yer değiştirdiği bir dünya inşa edemez miyiz?

Bunları başarabilmek için düşünme biçimimizi değiştirmemiz gerek. Dar milliyetçi kalıplardan uzaklaşmalı, hepimizin evi olan bu dünyayı paylaşmanın başka yollarına zihnimizi açmalıyız.[227]

Başka yol(umuz) yok…

 

VI.4) SON(UÇ) YERİNE

 

Bu çerçevede şu uyarılara kulak vermek gerek: “Türkiye’de 4 milyon civarında Suriyeli göçmen var. Ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 5’ine ulaşan bu göçmen nüfus, 5-6 yıl gibi çok kısa bir sürede oluştu. Bu olgunun herhangi bir ülkenin toplumsal dokusu üzerinde kolay kaldıramayacağı ekonomik ve kültürel basınç yaratması kaçınılmazdır. Ekonomik kriz, Kürt sorunu, siyasal İslâmın büyük gerginlik yaratan toplumsal mühendislik projesi, talancı politikaları altında iyice kırılganlaşan Türkiye toplumu bu yükü bu hâliyle taşıyamaz.

Bu nesnel gerçeklik karşısında paniğe, öfkeye kapılmadan önce en azından şu soruları sormak gerekir: Suriye savaşı neden başladı, Türkiye neden bunun bir parçası oldu. Bu göçmen nüfus bu kadar kısa sürede neden evlerini barklarını bırakıp sığınmacı oldular? AKP rejimi, bu insanlarla yerleşik nüfusun ekonomik çıkarlarının, kültürlerinin çatışmasını önlemek, bir entegrasyon süreci başlatmak için ne gibi önlemler aldı?

Bu soruların cevapları bizi, yüzey biçimlerine, sonuçlara, ırkçılığa tutsak olmaktan kurtaracak, bir felaketin kurbanlarını suçlayarak, ahlâki ve insani bir hataya düşmemizi engelleyecektir. Onların varlığının getirdiği sorunlardan olumsuz etkilenenler gibi, Suriyeliler de bu felaketin kurbanlarıdır; sorumlusu değil. Bu felaketin sorumlusu, ‘stratejik derinlik’ saçmalığıyla, İhvancı hayallerle, Suriye macerasına atlayan AKP’de temsil edilen siyasal İslâmın iktidarıdır. Suriyeliler konusunda, öfkeyi Suriyelilere değil, AKP rejimine yöneltmek gerekir.

Suriyelilere gelince, bir felaketin travma geçirmiş kurbanlarına nasıl davranılırsa öyle davranmaya çalışalım. Yoksa susup bir kenara çekilelim; Suriyelileri sınır dışı etmeye başlayarak, felakete felaket ekleyen, sorun çözücü taklidi yaparak ’rıza’ almaya çalışan ’yeni faşizmin’, totaliter değirmenine su taşımayalım.”[228]

Evet yapmamız/ yapılması gereken bu/ böyle; çünkü…

“Hep bir düşman var tarihinizde, birileri hep ‘öteki’…”[229] Bunu unutmadan, “Ötekisiz” yapamayanlara inat, göçmenleri ötekileştirmemeliyiz…

“Hiç ama hiç düşünmediğiniz, düşünemediğiniz, düşünmek istemediğiniz, düşünmekle sorumlu olduğunuzu zerre kadar hissetmediğiniz, itirazlarınızı, öfkelerinizi, kaygılarınızı bu duygularla şekillendirmediğiniz, Suriyeli mülteciler nihayet enselerinden tutulup aranızdan ayıklanıyorsa… Ve bu durum sizin içinizi ferahlatıyorsa…”[230] diye tarif edilenle hesaplaşmalıyız…

Coğrafyamızdaki Suriyeli grupları ikiye ayırmalıyız. Savaştan kaçan yoksul, çaresiz insanlar birinci grup. Bunlar ucuz işgücü olarak kullanılıyor, sömürülüyor. Kadınların bir kısmı fuhuşa zorlanıyor. Eğitim, sağlık hizmeti almaları imkânsız. Bu insanlar keyfinden gelmedi ülkemize. “Bizim de payımız var” coğrafyalarının bu hâle düşmesinde. Onları dost, kardeş saymalıyız, sahip çıkmalıyız, birlikte yaşamaya alışmalıyız. Eğer gün gelir de dönmek isterlerse, bu olanağı bulurlarsa, en güzel şekilde yolcu etmeliyiz. Tersi olursa insanlık suçu işler, ırkçılık yapmış oluruz; unutmayalım…

Bir de paralı asker gibi kullanılıp, yılbaşı gecesi Taksim’de ÖSO bayrağı açanlar var ki! Mezhepsel düşmanlıklar için maşa olarak kullanılan Onların yeri de, ne oldukları da malumumuz!

Topyekûncüğün reddine mündemiç bu ayırım gerekli ve “olmazsa olmaz”!

Çünkü “Suriyeli mülteci denince sadece eli kanlı cihatçıları anan; topunu çalışmaz, asalak sayan, kontrolü kaybettiğinde sözü ‘Ama Araplar…’ diye tamamlayan hastalıklı yaklaşımlar da ne yazık ki ‘sol’, ‘sosyalist’ lûgata belirli oranda yerleşti. Oysa bir sosyalist, kapitalizm çağındaki herhangi bir toplumu sınıfsız, zümresiz bir toplum olarak görebilir mi? Ayrıştırma ve analiz yeteneğinden yoksun bu bakış açısı, çoğunluğu Türkiye işçi sınıfına katılmış mülteci proleterleri de görmüyor, göremiyor. Aynı şekilde onların nasıl bir sınıfsal etkileşim ve dönüşüm içinde olduklarına dair fikre de sahip olamıyor. Donuk felsefenin buz kalıpları içinde sıkışıp kalmış bu düşünce, Suriyelilerin kendi içinde Araplar, Türkmenler, Kürtler, Çerkesler, Ermeniler, Hıristiyan ve Müslüman halklar olarak farklı parçacıklar taşıdığını da göremiyor hâliyle.

İşçi sınıfı ve emekçi sınıfların kendiliğinden gelen bilinci her zaman doğru söylemez, doğruya işaret etmez. Verili durumda ve söz konusu ‘mülteciler’ olduğunda emekçilerin çabucak okun ucuna ‘yabancı işçileri’ yerleştirmesi buna örnektir. Lakin görüntünün arkasındaki gerçek; işçi sınıfı üzerindeki burjuva şoven, milliyetçi ve ırkçı etkinin kendisidir. Hâl bu iken mültecilere dair ön yargılarda kitlelerden gelen kendiliğinden basınç, sosyalistler tarafından doğal, hoş karşılanabilir mi? Kendi yerli işçisini ‘kazanmak’ adına mültecileri ‘geri gönderme’ siyasetine yol açılabilir mi? Açık ki; ırkçılık ve şovenizm zehrine karşı kendi aydınlatma fonksiyonunu rafa kaldıran, zoru seçmek yerine hazır ve kolay reçete peşinde koşan sosyalistler, tutarlı bir sosyalist olarak varlıklarını sürdüremezler.

‘İşsizliğin, ekonomik krizin, yoksullaşmanın nedeni Suriyelilerdir, onlar gönderilirse iş, ekmek gelir’ diyen işçiye, emekçiye bir sosyalistin söyleyeceği söz nedir? Birinci olasılık sessiz kalarak onay vermek, giderek gaza gelmek ve bir süre sonra kendisini de aynı slogana sarılmış hâlde bulmaktır. İkinci olasılık ise işçi sınıfının Suriyeliler gelmeden önce yoksullaşmaya başladığını anlatmak, bunun temel nedeni olarak özelleştirme, taşeronlaştırma saldırılarıyla birlikte sendikal örgütlenmelerin dağıtılmış olmasını hatırlatmaktır. (Nitekim yüzde 13’lere düşen Türkiye’deki sendikalaşma oranı değişmeden, yoksulluğun ve sermayenin üstesinden gelmek mümkün değildir) Sahi siz bu iki olasılıktan hangisini seçerdiniz?

Elbette tarih tekerrürden ibaret değil. Ama bu gerçeklik, kimseye geçtiğimiz yüzyılın yaşanmışlıklarını, deneyimlerini bir kenara atma hakkı vermez. Avrupa merkezli yaşanan iki büyük emperyalist savaşta dünya işçilerinin ‘ulusal çıkar ve zaferler’ uğruna birbirlerine nasıl kırdırıldıklarını, faşizmin yükselişinde yabancı düşmanlığının nasıl köpürtüldüğünü bugünün işçilerine anlatmak kimin görevidir? ‘O dönem başka bugün başka …’ diyerek işin kolayına kaçanlar az değil ama! Bugün yaşananlara bakıp ‘Türkiye Almanya değil, Suriyeliler de Almanya’daki Türkler değil…’ diyenler de öyle. Oysa mülteci düşmanlığı ya da yabancı işçi düşmanlığı ile mücadele edilmeden; bütün zamanların ve bütün halkların baş belası olan faşizm tehlikesi ile yüzleşmek, baş etmek mümkün değildir. Bu yapılmadığında nasyonal sosyalizmin kapılarının bugün de ardına kadar açık olduğu bilinmelidir.

Sadede gelirsek… Sosyalistler, örgütsel mevzilerini her zamankinden çok işçi sınıfının bulunduğu yerlere taşımalı; mülteci işçileri işçi sınıfından ayırmamalılar. En azından pusulayı şaşırmamak için! Kaldı ki, sosyalistlerin enternasyonalizm penceresinde her zaman yerli ve mülteci işçilerin ortak örgütlenmesi yazar.”[231]

O hâlde, “Bana mültecilere bakışını söyle, sana nasıl bir sosyalist olduğunu söyleyeyim,” kriterinden hareketle “zararsızlık” yerine “zararlı” olmayı göze alabilmeliyiz; Marcus Steinweg’in uyarısındaki üzere:

“Zararsızlık, asimilasyon fırsatçılığıyla ilintilidir. Bugün siyaseten (veya sanatsal ve felsefi açıdan) zararsız olmak, kişinin kendini siyaseten nötrleştirmesi veya aşırı siyasileşmesi yoluyla siyasetten uzaklaştırması anlamına gelir.” “Zararsızlık, korkağın aşırılıkçılığıdır. (…) Zararsızlar kendi asimilasyonlarını gerçeklik diye satar.”[232]

 

24 Şubat 2020 14:23:25, İstanbul.

 

N O T L A R

[*] Newroz, Mart 2020…

[1] Carl G. Jung.

[2] “Gerçek Kutuplaşma Zengin-Fakir Ayrımı”, Birgün, 16 Ocak 2020, s.5.

[3] Hüseyin Şimşek, “Mülteci Kamplarında Herkes Risk Altında”, Birgün, 26 Mayıs 2016, s.2.

[4] “Kanalizasyona Atlayarak İntihar Etti”, Milliyet, 1 Nisan 2016, s.3.

[5] Pınar Öğünç, “Mecbur Kalıp Geldik, Sizi de Rahatsız Ettik”, Cumhuriyet, 18 Aralık 2016, s.13.

[6] Dilek Şen, “Cehennemi Yaşıyorlar Ama Biz Görmüyoruz”, Cumhuriyet, 20 Şubat 2018, s.7.

[7] “Çok yakın bir gelecekte, iklim krizi beraberinde milyonlarca ‘iklim mültecisini’ getirecek. Küresel ısınma sebebiyle yaşadıkları yerlerden olan milyonlarca insan nereye göç edecek?… Milyonlarca iklim mültecisinin nereye gideceğini tahmin etmenin ne denli zor olduğu düşünüldüğünde, ‘bir sonraki sınır’ hâlâ son sınırdır.” (Derek Groen-Diana Suleimanova, “İklim Mültecileri: Milyonlarca İnsan Nereye Gidecek?”… https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya/2019/12/06/iklim-multecileri-milyonlarca-insan-nereye-gidecek/)

[8] Kapitalistlerin daha fazla kâr uğruna sebep olduğu küresel iklim değişikliklerinin sonucu olarak kuraklık, aşırı sıcaklar, sel gibi yaşanan büyük felaketler de insanları göçe zorluyor. İsveç düşünce kuruluşu ‘Fores’in hazırladığı raporda 10 yılda iklim mültecilerinin sayısının 21.5 milyon olduğunu söylüyor. Kapitalizmin varlığını ve dolayısıyla tahribatlarını devam ettirmesi durumunda 2050’ye kadar 200 milyon insanın iklim nedeniyle Avrupa’ya doğru göç edeceğini öngörüyor. (Demet Yalçın, “Kapitalizmin Tarihsel Kriz Sahnesinde Büyüyen Göç Dalgası”, 17 Temmuz 2018… https://marksist.net/demet-yalcin/kapitalizmin-tarihsel-kriz-sahnesinde-buyuyen-goc-dalgasi)

[9] Mine Esen, “Söz Değil Uygulama Gerek”, Cumhuriyet, 24 Aralık 2019, s.7.

[10] “Göçmen Anlaşmazlığı”, Cumhuriyet, 10 Aralık 2018, s.7.

[11] “HDP: Dünyada 272 Milyon İnsan Göçmen Durumunda”, 19 Aralık 2019… http://direnisteyiz27.org/hdp-dunyada-272-milyon-insan-gocmen-durumunda/

[12] https://multeciler.org.tr/

[13] “Mülteci çocuk işçiliğinde yaş ortalaması 6’ya düştü.” (Can Deniz Eraldemir, “Çocuk İşçiliğinde Yaş Ortalaması 6’ya Düştü”, Evrensel, 18 Kasım 2019, s.3.)

[14] Yahya Fırat, “Yedi Milyon Mülteci Çocuk Dondurucu Soğuklarla Mücadele Ediyor”, 15 Ocak 2020… https://www.haksozhaber.net/yedi-milyon-multeci-cocuk-dondurucu-soguklarla-mucadele-ediyor-122669h.htm

[15] “İsveç’te Sığınmacı Çocuklar Fuhuşa Zorlanıyor”, 31 Ocak 2020… https://artigercek.com/haberler/isvec-te-siginmaci-cocuklar-fuhusa-zorlaniyorlar

[16] “Yunanistan’daki Mülteciler Felaketin Eşiğinde”, Birgün, 1 Kasım 2019, s.4.

[17] İsmail Arı, “8 Ayda 34 Bin Sığınmacı Yunanistan’a Geçti”, Birgün, 2 Kasım 2019, s.2.

[18] İltica işlemlerinin yavaş ilerlemesini ve kamplardaki kötü yaşam koşullarını protesto eden mültecilerle polis arasında çıkan arbedeye değinen UNHCR Yunanistan Sözcüsü Boris Cheshirkov, “BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, Moria kabul merkezinde ve yakınındaki zeytinliklerde kalan bir dizi insanın, zor yaşam koşullarını ve uzun sığınma prosedürlerini protesto ettiğini anlıyor,” dedi. (“BM’den Yunanistan’a Mülteci Uyarısı”, Evrensel, 5 Şubat 2020, s.9.)

[19] Ayşe Ferliel Barounos, “Ne Zorur Göçmen Olmak”, Cumhuriyet, 27 Ekim 2019, s.8.

[20] “ABD, Göçe Kapıyı Kapatıyor: Mülteci Alımında Tarihi Düşüş”, Cumhuriyet, 4 Kasım 2019, s.7.

[21] “ABD’ye Giden Göçmenlere Meksika Engeli”, Birgün, 15 Ekim 2019, s.4.

[22] “ABD Göçmenleri Nereye Götürüldüklerini Söylemeden Uçağa Bindirip Guatemala’da Bırakıyor”, 14 Ocak 2020… https://tr.sputniknews.com/abd/202001141041006352-abd-gocmenleri-nereye-goturulduklerini-soylemeden-ucaga-bindirip-guatemalada-birakiyor/

[23] “ABD’nin Sınır Dışı Ettiği En Az 138 Kişi Ülkelerinde Öldürüldü”, Evrensel, 6 Şubat 2020, s.9.

[24] Erk Acarer, “İtalya’da Bir Zulüm Kampı”, Birgün, 6 Eylül 2019, s.5.

[25] Kıvanç Eliaçık, “Lübnan: Mülteci İşçiler İç Savaşların Kıskacında”, Evrensel, 6 Ocak 2020, s.4.

[26] “İngiltere’de Bir Kamyon Kasasında 39 Kişinin Cesedi Bulundu”, 23 Ekim 2019… https://www.amerikaninsesi.com/a/ingiltere-de-bir-kamyon-kasas%C4%B1nda-39-kisinin-cesedi-bulundu/5135734.html

[27] “Hollanda’da 2 Bin 500 Mülteci Çocuk Kayıp”… https://avrupaforum1.org/hollandada-2-bin-500-multeci-cocuk-kayip/

[28] “Utanç Yarışı: Suriyeli Kadınlar Yardım Karşılığı Cinsel İlişkiye Zorlandı”, Cumhuriyet, 28 Şubat 2018, s.18.

[29] Mehmet Soysal, “Çizgilerin Kıyısında”, Hürriyet, 13 Ocak 2020, s.15.

[30] Adnan Bilen, “Van’ın Hastanelerinde Mülteci Trajedisi: Soğuktan El ve Ayakları Kesilecek”, 14 Şubat 2020… http://direnisteyiz27.org/vanin-hastanelerinde-multeci-trajedisi-soguktan-el-ve-ayaklari-kesilecek/

[31] “Yine Bir Dram, Van’da 13 Mülteci Donarak Öldü”, 9 Şubat 2020… https://welgmedya.com/yene-bir-dram-van-da-13-multeci-donarak-oldu/9437/

[32] “Doğum Yapan Göçmen Kadın Faturayı Ödeyemediği İçin Polise Teslim Edildi”, 14 Aralık 2019… https://gazeteetik.com/dogum-yapan-gocmen-kadin-faturayi-odeyemedigi-icin-polise-teslim-edildi/

[33] Ercüment Akdeniz, “Statüsüz Mülteciliğin İnşası ve Eş Başkan Erdoğan”, Evrensel, 18 Aralık 2019, s.6.

[34] Ercüment Akdeniz, “Mülteci Bekçisi Kardeşliği: Libya ve Türkiye”, Evrensel, 30 Aralık 2019, s.4.

[35] “Yunanistan’da Yeni Göçmen Yasası Kabul Edildi”, Birgün, 2 Kasım 2019, s.5.

[36] Alexander C. Kaufman, “Göçmen Karşıtı Yeşil Hükümet”, Birgün, 20 Ocak 2020, s.5.

[37] Ceyda Karan, “İçimizdeki ‘Kayıp Kuşak’…”, Cumhuriyet, 20 Haziran 2016, s.7.

[38] Mehmet Ali Güller, “Saray’ın Şantaj Kartı: 5 Milyon Suriyeli”, Cumhuriyet, 9 Eylül 2019, s.12.

[39] Sibel Özel, “Suriyeliler Meselesine Hukuki Yaklaşım”, Cumhuriyet, 29 Temmuz 2019, s.2.

[40] Barış Doster, “Suriyeli Sığınmacılar Sorunu Nasıl Çözülür?”, Cumhuriyet, 31 Temmuz 2019, s.12.

[41] “6 Ayda 5 Bin İltica Başvurusu”, Birgün, 6 Temmuz 2019, s.5.

[42] Gülcan Dereli, “Türkiye’nin Mültecileşme Hikâyesi”, Yeni Yaşam, 20 Haziran 2019, s.8.

[43] “Sömürü Düzeni”, Cumhuriyet, 7 Ağustos 2019, s.12.

[44] Kıvanç Eliaçık, “Suriyeli İşçiler: 3 Kuruşa 13 Saat”, Cumhuriyet, 31 Temmuz 2018, s.12.

[45] Şehriban Kıraç, “Suriyeliler Olmasaydı Raflar Boş Kalırdı”, Cumhuriyet, 13 Aralık 2017, s.8.

[46] Ercüment Akdeniz, “Türk-İş’in Suriyeliler Araştırması Ne Söylüyor, Ne Söylemiyor”, Evrensel, 10 Şubat 2020, s.4.

[47] Ozan Çepni, “Suriyelilerin Yaklaşık Yarısının Mesleği Yok”, Cumhuriyet, 15 Temmuz 2016, s.11.

[48] Şehriban Kıraç, “800 Bin Suriyeli Daha İş Hayatına Girecek”, Cumhuriyet, 6 Mart 2017, s.9.

[49] Ezgi Şanlı, “Suriyeli Mülteciler Sorunu”, 17 Ekim 2019… https://marksist.net/ezgi-sanli/suriyeli-multeciler-sorunu

[50] “Mültecilerin Medyadaki Temsil Biçimi Hayatlarını Etkiliyor”, Evrensel, 14 Aralık 2018, s.13.

[51] Fatih Polat, “AKP Döneminde Medyada Mülteci Temsili”, Evrensel, 16 Ocak 2019, s.8.

[52] Meltem Bostancı, Suriyeli Sığınmacı Sorunu ve Basına Yansımalar, Anahtar Kitaplar, 2017.

[53] Melis Alphan, “Medyanın Nefret Dili”, Hürriyet, 9 Aralık 2017, s.7.

[54] Hüseyin Deniz, “Ortadoğu: Silah, Savaş ve Yıkım”, Yeni Yaşam, 22 Temmuz 2018, s.8.

[55] Ergin Yıldızoğlu, “Istakoz Sepeti…”, Cumhuriyet, 5 Nisan 2018, s.12.

[56] L. Doğan Tılıç, “Suriye’ye Bakın…”, Birgün, 14 Nisan 2018, s.3.

[57] Marianna Belenkaya, “Suriye’de İki Yılın Ardından: Rusya’nın Elinde Ne Var?”, Birgün, 9 Ekim 2017, s.5.

[58] “Suriye’de Savaş 340 Bin Yaşam Aldı”, Özgürlükçü Demokrasi, 26 Kasım 2017, s.4.

[59] Suriye’de süren savaş, aile ilişkilerini de altüst etti. Onbinlerce erkeğin öldüğü, kayıplara karıştığı veya mülteci olduğu ülkede boşanma ve “çokeşlilik” oranları dikkat çekici biçimde arttı. AFP’nin haberine göre, Şam’da 2015’de kaydedilen evliliklerin yüzde 30’u “çokeşli” ilişkilere aitti. Hâlbuki 2010’da bu oran yalnızca yüzde 5’ti. Evlilik, boşanma ve miras gibi konularda vatandaşların kendi dinlerine ait mahkemelere tabi olduğu Suriye’de Sünnî erkekler dört eş alabilse de eşler arasındaki yaş farkı ve erkeğin eşlerine ayrı ev açabilmesi gibi koşullar bulunuyordu. Ancak savaş koşulları yüzünden bu kısıtlamalar gevşetildi. (“Suriye’de Kadın Olmak”, Cumhuriyet, 13 Eylül 2016, s.8.)

[60] “Dünyayı Etkileyen Karanlık”, Birgün, 16 Mart 2018, s.4.

[61] “BM, Suriye İçin En Büyük Çağrıyı Yaptı”, Radikal, 17 Aralık 2013, s.23.

[62] “Suriye: İnsanlığın Açlıkla Sınavı”, Gündem, 25 Haziran 2015, s.12.

[63] “Suriye’nin 6.5 Milyar Dolar Yardıma İhtiyacı Var”, Milliyet, 17 Aralık 2013, s.12.

[64] “BM, Suriye İçin En Büyük Çağrıyı Yaptı”, Radikal, 17 Aralık 2013, s.23.

[65] Deniz Ülkütekin, “900 Bin Çocuk Eğitimsiz”, Cumhuriyet, 24 Mart 2016, s.14.

[66] Araziden topladığı otları doğrayan 6 çocuklu Emine Yusuf de Burakatı köyünden önce geldiklerini belirterek şunları anlattı: “Yiyeceğimiz kalmadı. IŞİD kapıya dayanmıştı, birkaç eşya ancak alabildik. Kocam, yiyecek ekmek bulmaya gitti. Ben de topladığım otu suda kaynatıp süzdükten sonra zeytinyağı dökerek öğün yapıyorum. Günde bir kez bunu yiyebiliyoruz. Hayatta kalmak için ne yiyebiliriz ki? En büyük sıkıntı su, battaniye ve kışlık giyecek.” (Bünyamin Aygün, “Açlıktan Ot Yiyorlar”, Milliyet, 14 Şubat 2016, s.18.)

[67] “5 Yılda Yok Olan Ülke Suriye”, Cumhuriyet, 12 Şubat 2016, s.13.

[68] Vijay Prashad, “Unutulan Suriye Krizi”, Birgün Pazar, Yıl:14, No:561, 10 Aralık 2017, s.8.

[69] “Halep’e Susuzluk Cezası”, Radikal, 18 Mayıs 2014, s.12.

[70] Emin Çölaşan, “Suriye Faciasının Başka Boyutu”, Sözcü, 26 Kasım 2017, s.5.

[71] “Mülteci Kampındaki 15 Suriyeli Çocuk Soğuk Yüzünden Hayatını Kaybetti”, 16 Ocak 2019… http://www.İslâmianaliz.com/haber/multeci-kampindaki-15-suriyeli-cocuk-soguk-yuzunden-hayatini-kaybetti-69838

[72] “Suriyeli Sığınmacı 16 Yaşındaki Kıza Tecavüz”, Cumhuriyet, 10 Ocak 2014, s.12.

[73] “Türkiye’deki Suriyelilerin Acı Bilançosu”, Cumhuriyet, 8 Ocak 2018, s.7.

[74] “Suriyelilerin İstanbul’a Kaydı Durduruldu”, Evrensel, 8 Şubat 2018, s.3.

[75] Hüseyin Şimşek, “9 Yılda 7 Milyon Göçmen İhbarı”, Birgün, 16 Ocak 2020, s.5.

[76] İran’daki işsizlik, zorla geri gönderme ve savaştırılma iddiaları ülkede bulunan Afgan göçmenlerin Türkiye’yi kurtuluş olarak görmesine neden oluyor. Vizeli Türkiye’ye gelebilmenin bedeli de beş bin doları bulabiliyor. Bu nedenle göçmenler kaçak olarak Türkiye’ye geliyor. AB ise Afgan mülteci almıyor. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin rakamlarına göre, 1 Ocak 2016’da Türkiye’de BM ofisine başvuran Afganların sayısı 96 binken, bu sayı 1 Ocak 2017’de 122 bine çıktı. Kayıtlara göre, Türkiye’de yaklaşık 130 bin Afgan bulunuyor. 2016’da Türkiye’ye düzensiz göç çerçevesinde gelen 31 bin 360 Afgan yakalandı. 2018’de ise Türkiye’ye Afganistan kökenli 29 bin 899 göçmenin kaçak girdiği belirlendi. (Leyla Kılıç, “Savaş Bitse… Gitsek de Gelmesek”, Cumhuriyet, 6 Ağustos 2018, s.8.)

BM 2017 verilerine göre Türkiye’de 32 bin İranlı sığınmacı ve mülteci mevcut. Türkiye, İranlı göçmenler için transit ülke işlevi görürken, rejim ve baskılar yüzünden ülkelerini terk eden göçmenlerin en yoğun yaşadığı illerden biri de Denizli. Denizli’de bugün 8 ila 10 bin arasında İranlı göçmenin yaşadığı ifade ediliyor. Çoğu üniversite mezunu İranlı ucuz işgücü olarak çalıştırılıyor. (Mehmet Emin Kurnaz, “Denizli’de İranlıların Bilinmeyen Öyküsü”, Birgün, 24 Mart 2019, s.7.)

[77] Deniz Yıldırım, “Suriyeliler”, Cumhuriyet, 9 Ocak 2019, s.4.

[78] Meltem Yılmaz, “2 Milyon Kayıtsız Suriyeli Ne Olacak?”, Birgün, 6 Temmuz 2017, s.10.

[79] Hüseyin Şimşek, “Yemek Yemeden Günlerini Geçiriyorlar”, Birgün, 15 Mart 2019, s.7.

[80] 2017-2018 yılına dair ‘Eğitim Reformu Girişimi (ERG) raporuna göre, Ekim 2018 itibarıyla Türkiye’de 1 milyon 47 bin 536 Suriyeli mülteci çocuğun bulunduğu, bu çocukların 106 bininin geçici eğitim merkezlerinde, 534 bininin resmi okullarda öğrenim görmekte olduğu belirtiliyor. Eğitime erişemeyen Suriyeli mülteci çocuk sayısının ise 405 bin 906 olduğu söyleniyor. Lise çağındaki Suriyeli mülteci çocukların ise çok azının okula devam ettiği vurgulanıyor. (Ezgi Koman, “Tüm Çocukların Nitelikli Eğitime Ulaşması…”, Yeni Yaşam, 17 Aralık 2018, s.2.)

[81] İsmail Arı, “Suriyeli Sığınmacıların Sayısı 3 Ayda 25 Bin Arttı”, Birgün, 19 Ekim 2019, s.7.

[82] Resmi verilere göre Türkiye’nin 81 ilinde Suriyeli yaşandığı belirlendi. Yurt genelinde 3 milyon 485 bin 644 Suriyeli’ye biyometrik kimlik verildi. (Fevzi Kızılkoyun, “İstanbul Doldu Suriyeli Göçü Donduruldu”, Hürriyet, 9 Şubat 2018… http://www.hurriyet.com.tr/istanbul-doldu-suriyeli-gocu-donduruldu-40735886)

[83] “Bağcılar’da Yaşayan 6 Bin Mülteci Sınır Dışı Edilecek”, 11 Aralık 2019… https://www.evrensel.net/haber/392874/bagcilarda-yasayan-6-bin-multeci-sinir-disi-edilecek

[84] Mustafa Mert Bildirici, “Suriyeliler ve Başarısız Öğrenciler Sınava Girmesin”, Birgün, 14 Ocak 2020, s.6.

[85] İstanbul’daki polis operasyonları ve sıklaştırılan denetimlerin hedefinde, on binlerce kayıtsız göçmen var. Şehrin merkezi noktalarındaki kimlik kontrollerinin özel hedefi Suriyeli mülteciler. Yoldan çevrilen Arapların belgeleri isteniyor. İç caddeler ve mahallelerde de polisler ve bekçilerin kontrolleri sürerken, bazı ilçelerde Arapça tabelalı dükkânlara baskınlar düzenleniyor. Kayıtsız göçmenler hakkında işlem yapılırken, işyeri sahibine yüksek cezalar kesiliyor. Fatih, Zeytinburnu, Bağcılar, Esenler ve Esenyurt denetimlerin yoğunlaştığı ilçeler. Birçok işyeri sahibi geçici koruma belgesi olmayan Suriyelileri işten çıkarttı. (“İstanbul’da Mültecilere Operasyon: On Binlerce Kayıtsız Göçmen Sınır Dışı Ediliyor”, 21 Temmuz 2019… https://marksist.org/icerik/Haber/12591/Istanbulda-multecilere-operasyon-On-binlerce-kayitsiz-gocmen-sinir-disi-ediliyor)

[86] Anıl Ataş, “Geri Gönderme ‘Umut’ Yolculuğunu Artıracak”, Birgün, 20 Ağustos 2019, s.7.

[87] “Gülseren Yoleri: Geri Göndermek ‘Ölüm’ Demek”, Birgün, 19 Ağustos 2019, s.7.

[88] Aycan Karadağ-Berkay Sağol, “Suriyeliler Plansızca Getirildiler: Hukuksuzca Geri Gönderiliyorlar”, Birgün, 31 Temmuz 2019, s.14.

[89] Burcu Cansu, “Sığınmacılar İçin Şam’la Diyalog Şart”, Birgün, 13 Eylül 2018, s.5.

[90] Metehan Ud, “Göç İdaresi Avukatından Skandal Savunma: Suriye Artık Güvenli”, Evrensel, 22 Mayıs 2018, s.3.

[91] Gülcan Dereli, “Modern Dönem Mülteci Techiri”, Yeni Yaşam, 25 Temmuz 2019, s.3.

[92] Türkiye ile AB arasındaki mülteci mutabakatının Avrupa ülkeleri açısından en önemli kısmı olan sahadaki yansıması, Türkiye’nin kaçak geçişler üzerindeki kontrolünü artırması oldu. UNHCR’e göre, 2015’de sadece Yunanistan’a tamamına yakını Türkiye üzerinden olmak üzere 860 bin mülteci geçerken bu sayı mutabakatın ardından 2017’de 35 bin, 2018’de ise 50 bin olarak gerçekleşti. 2019’un ilk 8 ayında ise bu sayı 34 bin oldu… İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü verilerine göre, 2015’de Türkiye’de 146 bin düzensiz göçmen yakalandı. Bu sayı 2018’de ise 268 bin olurken 2019’un ilk 8 ayında yakalanan düzensiz göçmen sayısı 237 bine ulaştı. Türkiye’de 3.6 milyonu Suriyeli, 400 bini ise diğer ülke vatandaşı olmak üzere yaklaşık 4 milyon sığınmacı bulunuyor. Buna karşın 2018 ve 2019’da Türkiye’de yakalanan düzensiz göçmenlerin çoğunluğunu Afganistan vatandaşları oluşturdu. 2019’un ilk 8 ayında yakalanan 237 bin düzensiz göçmenin 102 bini Afganistan, 38 bini Pakistan, 25 bini Suriye vatandaşlarından oluştu. (Hüseyin Hayatsever, “Mülteci Kozu Yine Masada”, Cumhuriyet, 7 Eylül 2019, s.6.)

[93] “İktidar ‘Pazarlık’ Konusu Yapınca…”, Özgürlükçü Demokrasi, 16 Temmuz 2017, s.9.

[94] Ercüment Akdeniz, “… ‘Geri Kabul’ Şantajı Yeni Göçleri Tetikleyebilir”, Evrensel, 9 Haziran 2018, s.3.

[95] Ergin Yıldızoğlu, “Çirkin Bir Resim”, Cumhuriyet, 1 Ağustos 2019, s.11.

[96] Zeynep Gürcanlı, “Kaçak Göçmene Ev Kiralayan Yandı!”, Sözcü, 23 Kasım 2019, s.8.

[97] Mustafa Mert Bildirici, “Göçmenler Cinsel Saldırı Mağduru: Dokuz Yılda Bin 21 İstismar”, Birgün, 25 Nisan 2018, s.5.

[98] Serdar Korucu, “Anneciğim Kurban Olurum Sana”, Radikal, 7 Ocak 2014, s.6-7.

[99] “26 Günlük Bebek Bakımsızlıktan Öldü”, Milliyet, 11 Şubat 2016, s.20.

[100] Akif Özdemir, “Suriyeli Bebek Otogarda Açlık ve Soğuktan Öldü”, Milliyet, 9 Şubat 2016, s.14.

[101] Suriye’deki savaştan kaçarak dünyanın dört bir yanına dağılan Suriyelilerin resmi olarak 3 milyon 611 bin 834’ü Türkiye’de yaşıyor. Gayri resmi sayı ise 4 milyonun üzerinde. Suriyeli işçilerin yüzde 99’u kayıt dışı çalıştırılıyor. Suriyeli kadın ve çocuklar, işgücü piyasasındaki en güvencesiz ve sömürüye açık kesimi oluşturuyor. Bir araştırmaya göre Türkiyeli erkek işçilerin yüzde 46’sı, kadın işçilerin ise yüzde 63’ü sigortasız çalıştığını belirtirken, Suriyeli erkek işçilerin yüzde 99’u, kadın işçilerin ise tamamı sigortasız çalıştığını söylüyor. Suriyeli çocukların çalışma yaşı ise 6’ya kadar düşüyor. (“Savaştan Kaçtılar Çalışırken Ölüyorlar”, Birgün, 19 Aralık 2018, s.10.)

[102] Dilan Babat, “Göç, Yoksulluk, Ötekileştirme”, Özgürlükçü Demokrasi, 13 Aralık 2017, s.2.

[103] Özge Doğan, “Tarımın Yeni İşçileri: Suriyeliler”, Birgün, 26 Mart 2018, s.2.

[104] “Suriyeli İşçi: Akşama Kadar Çalışıyoruz, Geçinemiyoruz”, Evrensel, 11 Mart 2017… https://www.evrensel.net/haber/311729/suriyeli-isci-aksama-kadar-calisiyoruz-gecinemiyoruz

[105] Tugay Bek, “Hâkim Vicdanının, Mercimek ve Peynirle İmtihanı”, Evrensel, 4 Mart 2018, s.8.

[106] Ruken Demir, “Mülteciler İnşaatta Yaşıyor”, Yeni Yaşam, 3 Mayıs 2019, s.3.

[107] “Mülteciler: Devlet Yardım Etmiyor”, Yeni Yaşam, 13 Şubat 2019, s.3.

[108] Vedat Yalvaç, “Suriyeli Öğretmen: Bir An İçin Her Şeyinizi Kaybettiğinizi Hayal Edin”, Evrensel, 31 Mart 2018, s.14.

[109] “İstanbul’da Mülteci Avı”, Yeni Yaşam, 5 Ağustos 2019, s.3.

[110] “Suriyeliler: Ülkede Ne Olsa Bizden Biliyorlar”, 4 Temmuz 2019… https://www.artigercek.com/haberler/suriyeliler-ulkede-ne-olsa-bizden-biliyorlar

[111] Buse Vurdu, “Suriye Hâlâ ‘Güvensiz Bölge’…”, Evrensel, 28 Ekim 2019, s.4.

[112] “Suriyeli Çocuklar Kimlere Emanet”, Cumhuriyet, 19 Aralık 2017, s.7.

[113] Burcu Cansu, “Neşe Dolmuyor Çocuklar”, Birgün, 23 Nisan 2019, s.13.

[114] Mustafa Mert Bildirici, “Suriyeli Çocuklara Yönelik Rehberlik Hizmeti Kılavuzu: Çocukların Temel Sorunu Ucuz İşçilik ve İstismar”, Birgün, 9 Aralık 2018, s.3.

[115] Hüseyin Şimşek, “274 Çocuk Doğum Yaptı”, Birgün, 27 Ağustos 2019, s.3.

[116] Ozan Çepni, “Son 9 Yılda En Az 1021 Sığınmacı Cinsel İstismara Uğradı”, Cumhuriyet, 25 Nisan 2018, s.2.

[117] “LGBT Mülteciler: Türkiye’de Tehlikedeyiz”, Cumhuriyet, 16 Nisan 2019, s.3.

[118] Alican Uludağ, “Suriyeli Mahkûmların Sayısı Devlet Sırrı mı?”, Cumhuriyet, 21 Kasım 2017, s.6.

[119] “Ankara’nın Ortasında Kimsesiz Afganlar: Parkta Kalıyorlar”, Cumhuriyet, 28 Ağustos 2018, s.3.

[120] “… ‘Kayıtsız’ Yaşama Tutunuyorlar”, Yeni Yaşam, 12 Temmuz 2019, s.3.

[121] “Suriyelilerin Geçici Kimlik İzdihamı”, Cumhuriyet, 2 Ağustos 2018, s.6.

[122] Alican Uludağ, “3.5 Milyonu Aştı”, Cumhuriyet, 22 Kasım 2018, s.3.

[123] İklim Öngel, “Türkiye’de Mülteciye İlaç Yok”, Cumhuriyet, 23 Mart 2016, s.8.

[124] İsmail Arı, “Göçmenler Gitmek İstiyor”, Birgün, 29 Ağustos 2019, s.7.

[125] “Ayvalık’ta Tekne Faciası: 9 Ölü”, Cumhuriyet, 4 Mayıs 2019, s.3.

[126] “Kuşadası’nda 9 Kişinin Öldüğü Göçmen Faciasında İki Baba Çocuklarını ve Eşlerini Kaybetti: Acının Resmi”, Cumhuriyet, 10 Ağustos 2018, s.4.

[127] Metehan Ud, “Mültecilere İnsanlık Dışı Muamele”, Evrensel, 7 Haziran 2018, s.3.

[128] “Bakan Yılmaz Açıkladı: 660 Bin Mülteci Eğitim Alıyor”, Evrensel, 27 Aralık 2017, s.2.

[129] Mustafa Mert Bildircin, “400 Bin Sığınmacı Eğitime Erişemiyor”, Birgün, 12 Aralık 2018, s.2.

[130] Hüseyin Hayatsever, “Suriyeli ‘Kayıp Kuşak’…”, Cumhuriyet, 19 Kasım 2018, s.8.

[131] Ozan Çepni, “Suriyeliler de İmam Hatibe”, Cumhuriyet, 12 Ağustos 2017, s.2.

[132] Mustafa Mert Bildirinci, “60 Milyon Avroluk Hibe Kaydedilmedi”, Birgün, 25 Eylül 2019, s.5.

[133] Çetin Aydın, “İşkence Evi… Hortum, Kırbaç ve Elektrik”, Hürriyet, 18 Ağustos 2017, s.3.

[134] “Mültecilerin Zincirlenmesine EMEP ve HDP’den Tepki”, Evrensel, 30 Kasım 2017, s.4.

[135] “Tek ‘Suçu’ Mendil Satmak…”, Cumhuriyet, 21 Ağustos 2017, s.3.

[136] “Sultangazi’de Maaşını İsteyen İşçiye Dayak”, Sözcü, 12 Kasım 2019, s.3.

[137] Ergin Çağlar, “Suriyeli Tutuklulara Ağır Tecrit”, Yeni Yaşam, 28 Ocak 2020, s.5.

[138] “Şırnak’ta Minibüsçüler’e Suriye’li Taşıyorsun Cezası…”, Özgürlükçü Demokrasi, 16 Aralık 2017, s.2.

[139] Ercüment Akdeniz, “Yerel Yönetimler ve Mülteciler – 1”, Evrensel, 11 Mart 2019, s.4.

[140] “Suriyelilerin Yüzde 99’u Kayıt Dışı Çalışıyor”, 17 Aralık 2018… http://www.kizilbayrak41.net/ana-sayfa/sinif/haber/-/suriyelilerin-yuezde-99u-kayit-disi-calisiyor/

[141] “Suriyelilerin Sırtından Kâr”, Cumhuriyet, 6 Kasım 2017, s.8.

[142] “New York Times: Suriyeli Mültecilerin Fındık Bahçelerinde Emeği Sömürülüyor”, 2 Mayıs 2019… https://bianet.org/bianet/emek/208050-new-york-times-suriyeli-multecilerin-findik-bahcelerinde-emegi-somuruluyor

[143] “AKP Ölümlere Göz Yumuyor”, Birgün, 6 Ağustos 2019, s.11.

[144] Adnan Gümüş, “Yasadan, Kültüre İşçi Sömürüsü: Üçte Bir Ücretle Suriyeli İşçi”, Evrensel, 1 Aralık 2017, s.2.

[145] “Türkiye’deki Suriyeli İşçiler: Çalıştırılanların Çoğu Çocuk, Bunun Adı Modern Kölelik”, 18 Ekim 2018… http://gazetekarinca.com/2018/10/turkiyedeki-suriyeli-isciler-calistirilanlarin-cogu-cocuk-bunun-adi-modern-kolelik/

[146] “Savaştan Kaçan Mülteciler İşçi Cinayetlerinde Ölüyor!”, 23 Haziran 2019… http://direnisteyiz26.org/savastan-kacan-multeciler-is-cinayetlerinde-oluyor/

[147] Adana’da yol kenarında ölü bulunan Suriyeli işçi Mustafa El Recep’in aslında çalıştığı fabrikada hayatını kaybettiği ancak cesedinin işyeri sahibi ve üç çalışanı tarafından battaniyeye sarılarak yol kenarına bırakıldığı ortaya çıktı. İşçinin cesedi 17 Aralık 209’da Seyhan ilçesindeki bir portakal bahçesinin kenarında bulunmuş, polis cesedin 4 kişi tarafından araçla getirilip bırakıldığını saptamıştı. Bölgedeki plastik fabrikasında çalıştıkları belirlenen işyeri sahibi Sekan M., ustabaşı Savaş İ. ve çalışanlar İsa K. ve Esat E. gözaltına alınmıştı. Şüpheliler sorgularında Mustafa el Recep’i öldürmediklerini, 15 Aralık’ta fabrikaya geldiklerinde tavana asılı cansız bedenini bulduklarını öne sürdü. (“Patron, Fabrikada Ölen İşçiyi Yol Kenarına Atmış!”, 24 Aralık 2019… https://ilerihaber.org/icerik/patron-fabrikada-olen-isciyi-yol-kenarina-atmis-107798.html)

[148] Ercüment Akdeniz, “10’ların Hikâyesi”, Evrensel, 21 Ocak 2020, s.4.

[149] İlhan Cihaner, “İmaj ve Gerçek Arasında Suriyeliler”, Birgün, 18 Ocak 2019, s.9.

[150] Nadira Kadirova’nın ölümü göçmen işçi kadınların çalışma koşullarını gündeme getirdi: “İşverenin insafına bırakılıyor, tacize, tecavüze maruz kalıyorlar. Pasaportlarına el konuyor. Kamu denetimi yok.” AKP Milletvekili Şirin Ünal’ın evinde çalışan Özbekistanlı Nadira Kadirova, 23 Eylül’de hayatını kaybetti. Kadirova’nın evde patronunun silahını kullanarak yaşamına son verdiği iddia edildi. Oysa Nadira’nın ağabeyi ve arkadaşı, olayın intihar değil cinayet olduğuna dair önemli iddialarda bulundu. Olayla ilgilenen savcı ise Nadira’yı ve tanık olarak dinlediği arkadaşını fuhuş yapmakla itham etti. (Elif Ekin Saltık, “Pasaporta El Koyma, 7/24 Çalıştırma, Cinsel Saldırı… Göçmen Ev İşçileri Köle Gibi!”, 6 Ekim 2019… https://www.evrensel.net/haber/388317/pasaporta-el-koyma-7-24-calistirma-cinsel-saldiri-gocmen-ev-iscileri-kole-gibi)

[151] Hasret Kanat, “Mülteci İşçiler: Artık İş İçin İşçi Pazarında Bile Bekleyemiyoruz”, Evrensel, 15 Ağustos 2019, s.5.

[152] “Suriyeli Göçmen Emeği-Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’de Emek Piyasasına Dahil Olma Süreçleri ve Etkileri: İstanbul Tekstil Sektörü? Örneği”, Birleşik Metal-İş Sendikası, Haziran 2017, s.53.

[153] yage, s.59.

[154] yage, s.94-95.

[155] “Türkiye’de Mevsimlik Tarımsal Üretimde Yabancı Göçmen İşçiler Mevcut Durum Raporu”, (Raporu haz. Saniye Dedeoğlu) Kalkınma Atölyesi, 2016, s.153-154.

[156] “Tarlada 11 saate 20 TL”, Cumhuriyet, 18 Haziran 2016.

[157] “Türkiye’de Mevsimlik Tarımsal Üretimde Yabancı Göçmen İşçiler”, s.173… www.kalkinmaatolyesi.org/v2/wp-content/uploads/2016/…/yoksullarin_rekabeti.pdf

[158] Kansu Yıldırım, “Türkiye’de Emekçi Sınıfların Durumu ve Suriye Burjuvazisi”, Birgün Pazar, Yıl:14, No:551, 1 Ekim 2017, s.2-3.

[159] Türk-İş’in “Türkiye’de yaşayan Suriyeli Sığınmacılar ve Kayıt Dışı Göçmenler” araştırmasının sonuçlarına göre, “Sığınmacı işçiler ağır koşullarda, günde 13-14 saati bulan çalışma süreleriyle sigortasız, sosyal hak ve güvenceden yoksun, karın tokluğuna 1.500-1.800 TL ücretle çalıştırılıyor.” (“Türk-İş’ten ‘Suriyeli Sığınmacılar’ Araştırması: Kayıtdışı Çalıştırılıyorlar”, 4 Şubat 2020… http://isigmeclisi.org/20253-turk-is-ten-suriyeli-siginmacilar-arastirmasi-kayitdisi)

[160] Ş. Urfalı tarım işçisi Leyla ucuza çalışan Suriyeli işçilerden şikâyet ediyor, Suriyeli işçi Mizgin ise ülkesine hasret, “Burada yaşamak çok zor” diyor. İkisinin de başındaki çavuş “Böyle sorular sormayın” diye diretiyor.

Leyla Eğnir, 38 yaşında. Mersin’in Tarsus ilçesinde 18 yıldır meyve ve sebze bahçelerinde çalışıyor. Sabah ezanıyla işe başlıyor. Günlük 45 TL kazanıyor. Leyla, “Suriyelilerin gelmesiyle bize ekmek kalmadı” diyor. Suriyeli 17 yaşındaki Mizgin Oker ise okula, ülkesine hasret: “Okumayı çok isterdim ama olmadı…

Mizgin, Suriye iç savaşından kaçarak ailesiyle Mersin’in Yenipazar Mahallesi’ne yerleşmiş. Tek isteği ülkesindeki savaşın bir an önce bitmesi. “Türkiye’de yaşamak çok zor” diyor. Birçok tarım işçisi kadın gibi okula hiç gidememiş. Okula gidememe nedenini şöyle anlatıyor: “Annem hastaydı. İki küçük kardeşim vardı. Onlara bakacak kimse olmadığı için okula gidemedim. Okula gitmeyi, sizler gibi okuyabilmeyi çok isterdim. Olmadı.” Mizgin, her gün 40 kilometre yol katederek Tarsus’taki meyve bahçelerine çalışmaya geliyor. Sorulara özgürce yanıt veremiyor çünkü ‘çavuş’ da yanı başında bekliyor. Çavuş, Kürtçe, soruların tamamına ‘memnunum’ demesini istiyor. Mizgin, “Aldığın yevmiye yetiyor mu” sorusuna, gözlerini kaçırarak yanıt veriyor: “Evet, yetiyor…” (Seyhan Avşar, “Leyla ve Mizgin’e Konuşmak Bile Yasak”, Cumhuriyet, 29 Mayıs 2017, s.2.)

[161] “Gezegenimizi Travmatize Ettik”, Birgün, 9 Aralık 2018, s.2.

[162] “Suriyeli Çocukların Öğretmeni Anlattı: Sınav Kâğıtlarına Ağlayan Yüzler Çiziyorlar”, 5 Ocak 2018… http://haber.sol.org.tr/toplum/suriyeli-cocuklarin-ogretmeni-anlatti-sinav-kagitlarina-aglayan-yuzler-ciziyorlar-223801

[163] Adana’daki trafik ışıklarında sayıları her geçen gün artan Suriyeli dilenci çocukları takibe alan polis, bu işin çeteler tarafından organize bir şekilde yapıldığını belirledi. Düzenlenen operasyonla çocuklarını günlük 20-100 TL karşılığı kiraya veren 11 Suriyeli yakalandı. (Çağlar Öztürk, “Aileden Kiralık Dilenci Çocuklar”, Hürriyet, 22 Ekim 2017, s.3.)

2018 yılında İstanbul Küçükçekmece’de, polisler bir apartmanın bodrum katına baskın düzenlediler (haber basında yer aldı). Ve ortaya şöyle bir manzara çıktı: 6 yataklı ranzalarda mülteci çocuklar kalmaktaydı. Yakalanan zanlıların üzerinden o çocukların dilenerek getirdiği paralar çıkmıştı. Bodrum katta bir de hortum bulunmuştu. Bu hortum günlük 100 TL kotasını dolduramayan çocukların üzerinde çalışan bir işkence aletiydi. (Ercüment Akdeniz, “Türkiye’de Kaç Kayıp Mülteci Çocuk Var?”, Evrensel, 1 Temmuz 2019, s.4.)

[164] “Evsiz, Eğitimsiz Bir Kuşak”, Taraf, 30 Kasım 2013, s.2.

[165] Hasret Kanat, “Suriyeli İşçi Mert: İşin Yoruculuğundan Tuvalete Gidip Ağlıyordum”, Evrensel, 12 Haziran 2018, s.16.

[166] ‘GfK Türkiye, Çocuk ve Haklarını Koruma Platformu’nun ‘Toplum Gözüyle Mülteci Çocuk Araştırması’na göre, Türkiye’deki Suriyeli çocuklar için en büyük sorun eğitim. Eğitimi açlık, barınma ve sağlık takip ediyor. Ailelerin çoğu, çocuklarının Suriyeli çocuklarla arkadaşlık etmesini onaylamıyor. (Figen Atalay, “Suriyeli Çocuklara Arkadaş Yok”, Cumhuriyet, 28 Kasım 2016, s.2.)

[167] “Savaşın Çocukları Sömürü Kıskacında”, Gündem, 28 Temmuz 2016, s.3.

[168] Volkan Pekal, “Kardeşleri Okuyabilsin Diye Günde 13 Saat Çalışıyor”, Evrensel, 23 Nisan 2018, s.15.

[169] Burcu Cansu, “Çocuklar Ucuz İşgücü”, Birgün, 13 Kasım 2017, s.6.

[170] Hüseyin Şimşek, “Suriyeli Çocuklar: Kayıp Nesil”, Birgün, 17 Eylül 2016, s.6.

[171] Hüseyin Şimşek, “Suriyeli Çocuklar: Kayıp Nesil”, Birgün, 17 Eylül 2016, s.6.

[172] Figen Atalay, “100 Suriyeli Çocuktan 5’i Evli”, Cumhuriyet, 31 Ekim 2016, s.3.

[173] “The Times: Türkiye’deki Suriyeli Çocuklar 6 Bin TL’ye Kuma Yapılıyor”, Cumhuriyet, 11 Eylül 2017, s.18.

[174] Mahmut Lıcalı, “Çürümüş Rakamlar”, Cumhuriyet, 21 Ekim 2019, s.16.

[175] Arnavutköy’de 14 yaşındaki Suriyeli Vahide M. adlı kız çocuğuna tecavüz ettiği iddia edilen Cafer Ç. tutuklandı. 14 yaşındaki küçük kızın, bir süre önce Cafer Ç. ile dini nikahla evlendirildiği ortaya çıktı. Olay, Arnavutköy Atatürk Mahallesinde yaşandı. Bir yardım kuruluşuna ulaşarak, tecavüze uğradığını söyleyen Suriye uyruklu 14 yaşındaki Vahide M. isimli kız çocuğunun iddiası üzerine konu emniyete bildirildi. Ev sahiplerinin oğlu 35 yaşındaki Cafer Ç. tarafından defalarca tecavüze uğradığını öne süren kız çocuğu ve annesi, yardım kuruluşunun da yardımıyla başka bir eve taşındı. (“14 Yaşındaki Suriyeli Çocukla 35 Yaşındaki Adamın ‘Düğün Görüntüleri’ Ortaya Çıktı”, 21 Ekim 2019… http://direnisteyiz27.org/14-yasindaki-suriyeli-cocukla-35-yasindaki-adamin-dugun-goruntuleri-ortaya-cikti/)

[176] “Suriyeli Çocuklar Güvende Değil”, Özgürlükçü Demokrasi, 27 Ağustos 2016, s.2.

[177] Mahmut Lıcalı, “Yabancı Uyruklu Çocuklara Cinsel İstismar Yüzde 736 Arttı”, 20 Ekim 2019… http://www.cumhuriyet.com.tr/amp/haber/turkiye/1638849/Yabanci_uyruklu_cocuklara_cinsel_istismar_yuzde_736_artti.html

[178] Dinçer Gökçe, “Türkiye’yi Sarsacak Utanç Listesi”, Hürriyet, 17 Ocak 2018… http://www.hurriyet.com.tr/turkiyeyi-sarsacak-utanc-listesi-40712654

[179] Yadigar Aygün, “Nur Elçik: Mülteciler Sessizleşiyor”, Yeni Yaşam, 26 Kasım 2019, s.2.

[180] Mehmet İnmez, “160’ı Çocuk 510 Kayıp…”, Cumhuriyet, 26 Temmuz 2019, s.9.

[181] Melis Başaran, “1 Milyondan Fazla Sığınmacı Kadın Yok Sayılıyor”, Birgün, 30 Kasım 2019, s.13.

[182] Yadigar Aygün, “Nur Elçik: Mülteciler Sessizleşiyor”, Yeni Yaşam, 26 Kasım 2019, s.2.

[183] Hüseyin Şimşek, “11 Yaşında Mülteci Kuma”, Birgün, 3 Mart 2016, s.6.

[184] Nurcan Keskin, “Suriyeli Kadınların Çilesi”, Cumhuriyet, 9 Mart 2016, s.17.

[185] Demet Yalçın Güneş, “9’unda Çocukluğa Veda: Önlük Yerine Gelinlik Giydim”, Cumhuriyet, 7 Mart 2017, s.13.

[186] Gizem Coşkunarda, “Dişlerimi Yaptıracağı İçin Kumayı Kabul Ettim”, Milliyet, 10 Nisan 2016, s.5.

[187] Hikmet Tunç, “Mülteciye Fuhuş Dayatması”, Yeni Yaşam, 5 Şubat 2020, s.2.

[188] “Mülteci Kadına Tecavüz Etti, Göç İdaresi’ne Bıraktı”… https://www.gazeteduvar.com.tr/kadin/2019/07/02/multeci-kadina-tecavuz-etti-goc-idaresine-birakti/

[189] “250 Bin Suriyeliye Ulaşılamıyor”, Yeni Şafak, 5 Aralık 2013, s.11.

[190] “Türkiye’de Fuhuşa Zorlanan Suriyelilerin Sağlık Durumlarına Dair Rapor Hazırlandı”, 6 Şubat 2018… http://www.gaziantephaberler.com/haber/turkiyede-fuhusa-zorlanan-suriyelilerin-saglik-durumlarina-dair-rapor-hazirlandi-haberi-39553.html

[191] Ayşe Arman, “El İnsaf!!!! 10 Ayda 240 Kadın Katledildi Hâlâ Bir Çözüm Yok”, Hürriyet, 23 Kasım 2017, s.8.

[192] Kadri Gürsel, “İflasın Acı Meyvesi: Suriyeliler Sorunu”, Milliyet, 25 Mayıs 2015, s.14.

[193] Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), Türkiye’de sayıları 1 milyonun üzerindeki Suriyeli çocukların entegrasyonu için çalışmalarını hızlandırdı. Bakanlığın rehber öğretmenler için hazırladığı kılavuz kitabında çocukların korunması için “Cinsel taciz ve istismardan korunma” konusunda ayrı bir başlıkta yer verdiği kılavuzda itiraf gibi değerlendirmeler dikkat çekti. Cinsel istismara maruz kalan çocuklar için uygulanacak yöntemleri anlatılarak, “Türkiye’de haber kanalları ve medya incelendiğinde ne kadar çok cinsel istismar vakasının olduğu görülebilir. Buna karşılık önlem alma ve halkı eğitme konusunda ise yeterli çalışmaya rastlanmamaktadır,” denmesi dikkat çekti. (“Suriyeli Çocuklar Hakkında Öğretmenlere Yönelik Kılavuz Hazırlandı: Uyum Sağlanamıyor”, Cumhuriyet, 15 Aralık 2017, s.3.)

[194] İlk etapta Türkiye geneline 345 bin kitap bastırıp yollayan MEB, kurslara başvuru sayısı beklentinin altında kalınca seferberliğe Suriyelileri de dahil etme kararı aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan’ın ATV canlı yayınına katılarak Müge Anlı’nın programında duyurdukları okuma yazma seferberliği kapsamında bütün kurumları harekete geçiren MEB, çalışmanın hedef kitlesini büyüttü. 982 il ve ilçe merkezine toplam 345 bin “Yoğunlaştırılmış Temel Düzey Okuma Yazma Kitabı” gönderen MEB, kurslara başvurular beklenenin altında kalınca, yeni adım attı. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, illere gönderdiği genelge ile kurslara Suriyelilerin de katılması talimatını verdi. (Ozan Çepni, “Suriyeliler de Seferberliğe Dahil Edildi”, Cumhuriyet, 21 Mart 2018, s.2.)

[195] Mustafa Mert Bildircin, “Hem Yurttaştan Hem de Mültecilerden ‘Kaçırmışlar’…”, Birgün, 13 Kasım 2017, s.9.

[196] Engin Erkiner, “Suriyeli Mülteci Rakamları”, 6 Şubat 2018… http://enginerkiner.org/index.php?option=com_content&task=view&id=3513

[197] Sevda Aydın, “Mültecilere Ölüm Dayatılıyor”, Yeni Yaşam, 10 Ağustos 2019, s.3.

[198] Emre Sugel, “Prof. Dr. M. Murat Erdoğan: Göç Politikanız Olmazsa Çatışma Kaçınılmaz Olur”, Birgün, 7 Temmuz 2018, s.5.

[199] Sinan Tartanoğlu, “Gerçekle Yüzleşin: Savaş Bitse de Kalıcılar”, Cumhuriyet, 6 Kasım 2018, s.4.

[200] Ercüment Akdeniz, “Göçmen Girişimciliği Nedir Ne Değildir?”, Evrensel, 9 Eylül 2019, s.4.

[201] Duygu Erdoğan, “İşimizdeki Suriyeliler”, Milliyet, 19 Ocak 2019, s.5.

[202] Uğur Şahin, “Adnan Gümüş: Suriyeliler Kalacak, Entegrasyon Sorun”, Birgün, 10 Temmuz 2019, s.5.

[203] Şeyma Paşayiğit, “Mülteciler İçin Çözüm Üretilmiyor”, Cumhuriyet, 31 Aralık 2018, s.4.

[204] Dilek Şen, “Cehennemi Yaşıyorlar Ama Biz Görmüyoruz”, Cumhuriyet, 20 Şubat 2018, s.7.

[205] Dilek Şen, “Kutuplaşıyoruz”, Cumhuriyet, 6 Şubat 2018, s.5.

[206] “Ekonomi Kötüleşince Mülteciye Tepki Artıyor”, Birgün, 2 Mart 2019, s.5.

[207] “Suriyelilere Nefret Kampanyası”, 22 Temmuz 2019… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1498842/Suriyelilere_nefret_kampanyasi.html

[208] İpek Özbey, “Ümit Özdağ: Arap Mafyası Başımıza Dert Olacak”, Cumhuriyet, 16 Aralık 2019, s.9.

[209] Mahmut Lıcalı, “Suriye’yi Türkiye’ye Getirdiler”, Cumhuriyet, 12 Ağustos 2019, s.8.

[210] İbrahim Sirkeci, “Seçimlerden Göçmenlerle Dayanışmaya”, Birgün, 15 Nisan 2019, s.4.

[211] Zehra Özdilek, “Fatih’teki Suriye”, Cumhuriyet, 4 Şubat 2018, s.18.

[212] Cüneyt Özdemir, “Türkleri Döven Eli Sopalı Suriyeli Sığınmacılar!”, Radikal, 17 Eylül 2013, s.8.

[213] Yazgülü Aldoğan, “Suriyeliler Gidici Değil, Maalesef Kalıcı!”, Cumhuriyet, 11 Temmuz 2019, s.5.

[214] Erol Manisalı, “Rejim, Suriye, Suriyeliler ve Ekonomi: Yarınımız Bunlara Bağlı”, Cumhuriyet, 6 Ağustos 2019, s.12.

[215] “Algı Yanlış; Sanıldığının Aksine Suriyelilerin Karıştığı Suç Oranı Oldukça Düşük”, 15 Ekim 2018… https://t24.com.tr/haber/algi-yanlis-sanildiginin-aksine-suriyelilerin-karistigi-suc-orani-oldukca-dusuk,723457

[216] Orbay Soydan, “Türkiye’ye Gelenler Artık Mülteci Değil”… https://www.gazeteduvar.com.tr/turkiye/2019/04/11/turkiyeye-gelenler-artik-multeci-degil/

[217] “Suriyeli Mültecilerle İlgili Doğru Bilinen 6 Yanlış”, 13 Mart 2018… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/941891/Suriyeli_multecilerle_ilgili_dogru_bilinen_6_yanlis.html

[218] İrfan Aktan, “Zerrin Kurtoğlu: Dünya Hepimizin Vatanı, Suriyeli Mülteciler Buralı!”, 5 Ocak, 2019… https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2019/01/05/zerrin-kurtoglu-dunya-hepimizin-vatani-ve-suriyeli-multeciler-burali/

[219] Mustafa Mert Bildirinci, “Suriyeli Çocuklar Okul Kapılarında Kaldı”, Birgün, 23 Eylül 2019, s.7.

[220] Deniz Kar, “Linç Girişimi, Şiddet Dili… Antep’te Sosyal Öfke Mültecilere Yöneliyor”, Evrensel, 11 Temmuz 2018, s.10.

[221] Cem Şimşek, “Esenyurt’ta Neler Yaşandı, Suriyeliler Neden Hedef Oldu?”, Evrensel, 11 Şubat 2019, s.3.

[222] “Esenyurt’ta Yaşanan Irkçı Saldırı”, Birgün, 14 Şubat 2019, s.7.

[223] Ercüment Akdeniz, “Karlar Eridiğinde Kaç Ceset Sayacağız?”, Evrensel, 17 Şubat 2020, s.5.

[224] Adnan Bilen, “Kayıp 13 Mülteci Bulunamıyor”, Yeni Yaşam, 10 Şubat 2020, s.3.

[225] Adnan Bilen, “Açın Sınırları İnsanlar Ölmesin”, Yeni Yaşam, 21 Şubat 2020, s.3.

[226] “İngiltere: Sorunların Sebebi Göçmenler Değil Patronlar”, Evrensel, 23 Şubat 2020, s.9.

[227] “Herkes İçin Yer Değiştirme Özgürlüğü”, Birgün, 17 Şubat 2020, s.5.

[228] Ergin Yıldızoğlu, “… ‘Yeni Faşizm, Irkçılık, Suriyeliler”, Cumhuriyet, 8 Ağustos 2019, s.11.

[229] Mine Söğüt, “Go Home Suriyeli”, Cumhuriyet, 12 Haziran 2019, s.5.

[230] Mine Söğüt, “Suriyeli Avı”, Cumhuriyet, 24 Temmuz 2019, s.5.

[231] Ercüment Akdeniz, “Sosyalistler ve Mülteciler”, Evrensel, 5 Ağustos 2019, s.6.

[232] Marcus Steinweg, Tutarsızlıklar, çev: Erkal Ünal, İthaki Yay., 2019.

 

Yazar Temel Demirer

Temel Demirer

Öneri yazı

ANADİLİ NEFES ALMAKTIR[*]

TEMEL DEMİRER “Skudas nana nena!”[1]   Anadili, aldığımız nefes kadar önemlidir. Dikkat “anadil” değil; anadili …