Anasayfa » Aktüel Yorum » Uçaklar çarpışmak üzere! Siniri sağlam olan kazanır

Uçaklar çarpışmak üzere! Siniri sağlam olan kazanır

Yazıma öyle bir örnekle başlayacağım ki, okur 1944 yılında doğan Veysi Sarısözen’in, 2. Dünya Savaşı esnasında 20’lı yaşlarda olduğunu sanacak ve bir keresinde olduğu gibi, bu defa Quto, “Veysi abe sen 2.Dünya Savaşında hangi cephede savaştın, çok merak ediyem” diyecek. Olsun. Ben yine de yazayım:

2. Dünya Savaşında göklerde çetin savaşlar yaşandı. Bu savaşlar arasında “sinir savaşları” çok ünlüydü. Savaşın başlangıcında Alman hava kuvvetleri çok güçlüydü ve büyük bir teknik üstünlüğe sahipti. Gökyüzünde Alman uçaklarıyla karşılaşan Sovyet pilotları karşılarına çıkan Alman uçaklarına karşı “sinir savaşı” açtılar. Sovyet pilotu Alman savaş uçağını görür görmez, onun tam burnunu hedef alıyor ve tam gaz üzerine gidiyordu. Alman pilot da bu hamleye aynıyla karşılık veriyordu. Uçaklar büyük bir hızla birbirine yaklaşıyor ve burun buruna çarpışma artık an meselesi oluyordu. İşte bu durumda hangi pilotun “sinirleri” bozulursa, o pilot çarpışmamak için aniden uçağının burnunu havaya kaldırıyordu. Kaldırır kaldırmaz da öteki pilot o uçağı makinalı tüfekle gövdesinden biçiyordu.

Denilir ki, bu “sinir savaşlarından” genellikle “za Stalina” diye haykıran Sovyet pilotları galip çıkıyordu.

Şimdi gözümüzün önünde tam bu örnekteki gibi hemen her alanda “sinir savaşları” yaşanıyor.

Açlık grevlerini ele alalım. Şu anda açlık grevcileriyle Türk devleti arasında tastamam böyle bir “sinir savaşı” yaşanıyor. Leyla Güven ve arkadaşları büyük bir hızla ölüm duvarına doğru yürüyor. Devlet aynı şekilde açlık grevcilerinin “pes etmesini” bekliyor. Etmezlerse kopacak büyük gürültüden korkuyor; açlık grevcilerinin yakınları da evlatlarının, eşlerinin, kardeşlerinin hayatından büyük bir endişe duyuyor. Bu “sinir savaşından” kim galip çıkacak? Sinirleri sağlam olan. Bugünün meselesi budur.

Başka bir şey daha oluyor. Türkiye 31 Mart gününden bu yana siyasi bir “sinir savaşı”na yuvarlandı. İstanbul’da tarihin şahit olmadığı bir “sinir savaşı” yaşanıyor. İmamoğlu’nun uçağı ile Erdoğan’ın uçağı burun buruna hızla birbirine doğru yaklaşıyor. Henüz çarpışma gerçekleşmedi. Kim “pes” edecek? Erdoğan mı, İmamoğlu mu? Seçimler iptal edilir ve İmamoğlu da “eh ne yapalım, biz seçime hazırız” dediği anda kaybetmiş olacak. Yok eğer, seçim iptal edildiğinde İmamoğlu “seçim gasp edildi, seçmenin yüzde 60’ını boykota çağırıyorum” dediği anda Erdoğan’ın uçağı burnunu korkuyla kaldıracak ve gövdesi biçilecek.

Piyasa’da da “sinir savaşı”. Bir tarafta “Mr. Dolar” pilot kabininde. Diğer tarafta “Bay TL” uçağı gazlıyor. Ne olacağı belli değil. Damat efendinin “reform planına” bakılırsa, TL uçağın burnunu her an havaya dikebilir ve uçağın gövdesi alevler içinde kalabilir.

Ve “sinir savaşlarının” en stratejik olanı dış politika alanında. Trump F-35’te. Erdoğan külüstür F-16’da. Uçaklar hızla burun buruna birbirine yaklaşıyor. Makinalı tüfekler birbirlerinin burnunu hedef almış gökyüzü tarrakayla inliyor. NATO Rusya’yı Karadeniz’de “düşman” ilan etmiş. Erdoğan Putin’in kulağına “Karadeniz, Karadeniz gelen düşman değil biziz” şarkısını söylemekte. ABD İran Devrim Muhafızlarını “terörist ordu” olarak ilan etmiş. Erdoğan Astana’da Mollalarla Rojava’ya ve Kandil’e karşı savaş pazarlığı yapmakta.

Bütün bunlar neyi gösteriyor? Sinirleri sağlam olanların kazanacağını… Savaş sürecinin hala devam ettiğini…

Ve belli ki Erdoğan’ın sinirleri hızla bozuluyor.

Böyle olunca “uçaklar arasındaki sinir savaşlarında” rastlanan sonuçtan farklı bir tehlikeye işaret etmek gerekiyor.

Erdoğan “düşman uçağının” üstüne gitmekten her an vazgeçebilir. Ve birden bire gözlerini iki yandan çekiştirip bir Japon Kamikaze pilotuna dönüşebilir. Ve “Saray” marka uçağıyla pike yapıp, Türkiye’nin üstünde patlayabilir.

Evet.

İstanbul seçimlerini iptal etme yeltenişi, Saray rejiminin içine düştüğü çok boyutlu krizden terörle çıkma amaçlı bir provokasyon. Erdoğan 7 Haziran ile 1 Kasım seçimleri arasındaki kanlı dönemi yeniden sahnelemeye hazırlanıyor. İlk saldırı hedefinin Kürdistan olacağı açık. Burada amaç bu saldırıya CHP yönetimini ortak etmek ve böylece tekrar edilecek seçimde, HDP’nin “İstanbul’da faşist rejime kaybettirme” stratejisini, Kürt seçmeninde CHP’ye karşı doğacak olan tepki yüzünden, uygulanamaz hale getirmek…

Al sana yeni bir “sinir savaşı” daha. Kılıçdaroğlu, “söz konusu olan vatansa her şey teferruat” diyerek, Kürdistan’daki zorbalığı uçağının kanatlarını sallayarak selamlayıp, burnunu havaya diktiği anda duman olacak.

Şimdi sorun CHP’nin Kürdistan’daki “sömürgeci faşizme” karşı nasıl bir tutum takınacağında…

Öyle ya: Ahmet Türk, İmamoğlu’nun mazbatasını kendi sorunu sayıyor; bakalım İmamoğlu, Ahmet Türk’ün mazbatasını kendi sorunu sayabilecek mi?

Yazar Veysi Sarısözen

Veysi Sarısözen

Öneri yazı

Dikkat: İmralı’da cellatlar var – Bizim de önümüzde beş ay!

PKK Merkez Komitesi’nin son toplantısı, Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için, her zaman olduğundan çok daha büyük …