Anasayfa » Aktüel Yorum » tufandan sonra ne yapacağız?

tufandan sonra ne yapacağız?

siyasette çok önemli olan ama pek üzerinde durulmayan bir kural var; bir politik öneri, öngörülen süre içinde gerçekleşmemişse yanlıştır. bir politik önerinin gerçekleşme ihtimali yoksa, onu önermek yanlıştan da daha kötü bir şeydir.

örnek vereyim. “yükselen faşizme karşı her köyde, her mahallede, her işyerinde, her fabrikada direniş komiteleri kurmalıyız.” bu önermeyi bir de, “faşizmi yenmenin tek yolu olan bu komiteleri kurmak önümüzdeki dönemde temel görevimiz olacaktır” şeklinde destekleyelim.

son on yılda bu ve buna benzer, onlarca önerme okudum, siz de okumuşsunuzdur. sol gazetelerin, ara sıra, sol partiler ve dergi çevreleriyle bu tür önerileri derledikleri röportaj dizileri yapmaları adettir, bugün “ne yapmalı?” sorusu çerçevesinde benzer bir dizi yapılsa yine böyle milyonların örgütleneceğini öngören cevaplar alınması kuvvetle muhtemel, siz de tahmin edersiniz. peki, hiç böyle bir şey gerçekleşti mi? gerçekleşme ihtimali var mı? iki soruya da “hayır” diye cevap vereceğim ve bu fikirde yalnız olduğumu sanmıyorum. bu öneri yanlıştır çünkü böyle bir şeyin epeyce uzun bir vadede gerçekleşme ihtimali yok. gerçekleşme ihtimali olmayan bir şeyi önermek, yanlış yapmaktan da kötü, bu insanların umutlarını, enerjilerini boşa çıkartmak demek. yukarıda bahsettiğim yazı dizilerini yapan gazetecilerin, belli bir süre sonra aynı insanlara o önerilerin akıbetini sorması gerekiyor; “şunu şunu önerdiniz, olmadı, yanından bile geçmedi, ne düşünüyorsunuz?”

daha önce de kurduğum bir cümleyi tekrar kuracağım. siyasetin tarihle bağı olması gerekir, siyaset yolunu ararken tarihten, kuramdan yararlanır. ama siyasetin sağlaması kuramla, tarihle değil, hayatla olur. önerdiniz, olmadı. neden? bunu baskı açıklayamaz çünkü baskı siz öneriyi yaparken de vardı, artacağını da öngörmek zor değildi. neden yanıldınız? daha fenası, neden yanılttınız?

ajitasyon siyasal faaliyetin önemli bir ayağı ama ne yapmalı sorusunun cevabı ajitatif olamaz. gerçekçi olmak zorunda, uygulanabilir olmak zorunda. egemen siyasetin hamlelerini dikkatle izlemek, hesaba katmak zorunda. risk almak gerek, bazen küçümsemeler, bazen suçlamalarla karşı karşıya kalma riskini göze almak demek. yanılmayı göze almak ama yanılmamaya çalışmak demek. aksi takdirde, egemen siyasetin hamleleri karşısında elimiz kolumuz bağlı kalıyoruz.

sitemleri uzatmanın yararı yok.

akp gider mi? gidebilir. ama iktidar olduğu yıllarda çok sağlam bir sistem kurdu. kolay kolay tasfiye edilemeyecek bir sistem bu. o yüzden akp’nin gidip kurduğu sistemin kalması kuvvetle muhtemel.

türkiye’de medyanın geldiği noktayı biliyorsak, özellikle de köşe yazarlarının, ve televizyon programlarının daimi konuklarının kendi başlarına, kendi fikirlerini dillendirmek üzere, hiçbir baskı altında olmadan konuştukları yanılgısından uzağızdır. nitekim bu aralar imamoğlu ve babacan’ın adlarının yan yana anılması tesadüf değil. iki ay önce adı daha sık anılan ahmet davutoğlu’nun daha az anılması da tesadüf değil. bu konuda en ileriye gidebilenin, babacan ve imamoğlu’nun adlarının yanına demirtaş’ın adını eklemesi de dikkat çekmeli, bence. nerede, nasıl kotarılıyordur bilmem ama “çözüm”ün buralarda arandığı, kürt meselesinin hallinin hdp’nin üzerindeki baskının yumuşamasına indirgendiğini öngörmek mümkün.

çünkü akp de, -kendisini hukuki yükümlülüklerden uzak tutacak- belli bir anlaşma dahilinde, krizin yükünü başka bir iktidarın sırtına yüklemeyi ve mağrur, mazlum ve halkının tercihlerine saygılı bir siyaset olarak yoluna devam etmeyi, güçlenip tekrar denemeyi isteyebilir. bugünün siyasi tıkanıklığı, hdp’li veya hdp’siz çözümlerle aşılabilir.

peki, ondan sonra ne olur? ihtimal ki siyasal baskı hafifler, ihtimal ki türkiye suriye’de daha gerçekçi bir çözüme destek verir, “israf” azalır, akp döneminde destek verilen, ensar vb. kurumlara destek kesilir, akp’nin çevresindeki sermaye bugünkü gibi kollanmaz, istanbul sözleşmesi gibi, 6284 sayılı yasa gibi kadın hareketinin sahip çıktığı meselelerde gelişme kaydedilir.

başka? grevlere yönelik engellemeler kalkar mı? üniversite öncesi eğitimin imam hatipleştirilmesi süreci tersine döner mi? khk’lar geri alınır mı? çevre katili yatırımlar geri çekilir mi?

bunlar ilk aklıma gelenler, eminim her okur bunlara yenilerini ekleyecektir. sormak isteğim soruyu tahmin edersiniz. bu dönem için önerdiklerimizi gerçekleştiremedik, önümüzdeki dönem için bir hazırlığımız var mı?

Yazar Ayşe Düzkan

Ayşe Düzkan