Sökülüp atılmayı hak eden bayrak

Geçen hafta Türkiye’nin ‚tanınmış‘ sanatçıları, „iyi ki doğdun, tanrı seni başımızdan eksik etmesin, sayende özgürce yaşıyoruz“ diyerek, diktatörün doğum gününü kutladı.

Sonra, fotoğraf karesinde iyi yer tutmak ve Duçe’ye yakın görünebilmek için kıyasıya bir omuz savaşına girdiler.

Ajda Pekkan, Hülya Koçyiğit, Yavuz Bingöl, Sibel Can, İbrahim Tatlıses ve Orhan Gencebay’dı adları.

Aslında doğum günü bahaneydi.

Sanatçılar, Efrîn’i işgal savaşında devletin/hükümetin yanında olduklarını; Kürtlerin evlerinin başlarına yıkılarak topraklarına ve bahçelerine el konulmasını, yürekten desteklediklerini göstermek üzere Führer’in huzurundaydı.

Sanatçı toplumun öncüsüyse eğer, toplumu aydınlatan; iyilik, doğruluk adalet ve barış gibi değerleri sanat yoluyla topluma taşıyan kişiyse şayet, bunlar kim? Bunlar neci?

Kostas Mourselas, çok önceden keşfettiği bu tiplere seslenmiş;

„Siz kurnazlar daha çok faka bastınız. Salakların, aşağılık heriflerin, palavracıların yükseldiğini gördüğünüzde, kendinize çeki düzen vereceğinize, halay çekmeye başladınız. ‘Biz de varız’ deyip, bokların içine dalış yaptınız. İdeolojiniz, vatan, aile, din palavralarınız da sizin bahaneleriniz, mazeretleriniz, özürlerinizdi. Palavra ve bok…

Bir de yüksekten atıyor, güya bu işlerin uzağındaymış rolünü oynuyordunuz. Hem ordayım hem burada. Hem her şeyin içinde, hem dışında. Palavracı amfibi hayvanlar.“

***

Lice’de, esnafların kapılarına, evlerin pencerelerine zorla orta boy Türk bayrağı; Amed’de cadde ve sokaklara büyük boy Türk bayrakları ve Tayyip Erdoğan posterleri asılıyor.

Ki kapılarının önüne çıktıklarında, pencereden başlarını uzattıklarında ilk onu görsünler.

İlkokulda, her sabah Türklük andı okunurken yaşanan duygu yeniden yaşansın.

Evlerini basan polisin kolundaki arma hatırlansın.

Mahalle arasında, çocukları ezen panzerin üstündeki çıkartma unutulmasın…

Şu günlerde Efrîn köylerinde El Nusra’cıların ellerinde tepelere, bayırlara asılan ay-yıldız.

DAİŞ’cilerin ellerinde, eşyası çalınmış dükkanlara, evlere ve zeytinliklere asılan kırmızı-beyaz bez.

İşgalcilerin, talancıların ve tecavüzcü katillerin sancağı.

AKP/MHP ile birlikte, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da bayrak çılgınlığına katıldı.

Tüm milletvekillerine ve üyelerine, ev ve işyerlerine Türk bayrağı asılması talimatı verdi.

Bu zorbalığın, Kürt halkını Türkleştirme veya ruhsal dünyasında bir değişiklik yaratma ihtimali sıfır olduğuna göre amaç ne?

Yanıtı Arindhati Roy veriyor;

„Yirminci yüzyılın soykırımlarının çoğuna milliyetçiliğin şu ya da bu türü sebep oldu. Bayraklar, hükümetlerin insanların zihinlerini büzüp sarmalamak için ve daha sonra ölenleri gömerken tören örtüsü olarak kullanılan renkli kumaş parçalarıdır. Bağımsız düşünen insanlar, bayrakların altında yürüyüşlere katılmaya başladıkları zaman, yazarlar, ressamlar, müzisyenler, film yapımcıları kendi değerleriyle yargılarını askıya aldıkları ve kör gibi kendi sanatlarını ülkenin hizmetine koştukları zaman, hepimiz için geceleri uyumama ve endişelenme zamanı gelmiş demektir.“

AKP/MHP iktidarında Türk bayrağı hırsızlıkların, yolsuzlukların, rüşvetin üstünü örten iyi bir örtüdür.

Erdoğan ve ailesinin pisliklerini akıtmak için, bir rögara çevirdiği ülkenin burçlarına dikilen örtü.

Bayraklandırma bir güç ve kudret hatırlatması amacı taşısa da, aslında bunak sömürgecinin yeni ve daha ‚zekice‘ yöntemler bulamama çaresizliğidir.

Kürt halkının artık Türkleştirilemeyeceği ve ıslah olamayacağı gerçeğinin, çulsuz efendide yarattığı büyük hayal kırıklığıdır.

Severek ve isteyerek gerçekleşen bir kabullenme söz konusu olmadığına göre, zorla bayrak astırma işi, halkın kinini ve öfkesini büyütmek dışında hiç bir işe yaramayacaktır.

Çünkü evlere, iş yerlerine, cadde ve sokaklara zorla asılan bayrak, ortak bir değer değil; sökülüp atılması gereken düşman bayrağıdır.

Ve eninde sonunda sökülüp atılacaktır.

Hem Lice ve Amed’de hem Efrîn’de…

Yazarı Ferda Çetin

Ferda Çetin
instagram default popup image round
Follow Me
502k 100k 3 month ago
Share