ŞİDDET ÜZERİNE

Şiddet; sadece savaşlar, işkence, insanların öfkeyle sille tokat birbirilerine girişmesi ve birbirlerini boğazlamasıyla başlamaz. Dolayısıyla şiddet sadece kontrolsüz bir öfke nedeniyle değil, aynı zamanda sevgiye dayalı kontrolsüz bir duygu gücüyle, baştan çıkmış ya da çıkarılmış aşırı sevgiler ve sevgililer tarafından da su yüzüne çıkar.

Şiddet; en sevgili sevgilimizin “seni seviyorum – artık benimsin”  dediği anda başlar… Ve şiddet; ”ya benimsin ya toprağıncümlesinde sille tokat, silahlı ve sopalı, bıçaklı ve hançerli acımasız bir el, vicdansız bir yürek ve taş gibi soğuk bir vücut bulur insanda…

Kör karanlık bir cesaret ve öfkeyle insanlara saldırmak ve canlarını almak yerine,  güneş kadar aydınlık ve güneş kadar büyük bir cesaretle insanları sevmemiz ve tehlikelerden korumamız gereken bir dünyada hem de…

Kadına yönelik her türden şiddet ve kadın cinayetleri; yeryüzündeki erkeklerin ve süre gelen egemen politikalarının kadınlar üzerinde inşa etmeye çalıştıkları erk ve iktidar olma halinin devamıdır. Dolayısıyla erkekler tarafından işlenen her kadın cinayeti aynı zamanda politik bir cinayettir…

Sahip olduğumuz “ulvi, yüce ve kutsanmış” (vatan-millet, aşk, aile, namus, töre, para, din, ırk, cins, farklı inanç, fikir, siyaset vb. gibi)  bazı değerlere körü körüne inanıp sahiplendiğimizde ve başkalarını öteki gördüğümüzde başlar şiddet…

Şiddete meyledenlerin ve şiddete başvuranların biricik savunması (karşı tarafı mutlak suretle şiddeti hak eden taraf ve düşman olarak ilan edip, suçlayarak, karşı tarafı dış mihrakların oyuncağı, hain, vatan-millet düşmanı, işbirlikçi, ajan, terörist vb. olarak şeytanlaştırarak) kendi masumiyetini kanıtlama temelinde olur… Yalanı, dolanı ve kimseye kast niyeti olmayan gerçek, duru, saf bir masumiyet ancak ve sadece çocuklara özgüdür… Dolayısıyla büyürken aynı zamanda masumiyetini kaybeden ve bir türlü duygu ve davranışta çocuk kalmasını beceremeyen büyüklerde “masumiyet” ve “masum” olduğuna inanma hali, karşı evdeki ve komşu ülkedeki “masum “ olmayan ve “düşman” ilan edilen “çoluk, çocuk, kadın ve adam… Kendileri gibi insan olan insanlara”  karşı dehşetli ve ölümcül bir şiddet doğurur…

Aileler arasında yarışa sokulan, daha çok “sevme” ve daha çok “koruma” (doğru olmasa bile, toplumsal rolümüzü bi güzel oynayarak-  eşlerin birbirini ve çocuklarını ne kadar çok sevdiklerini ve “şahane, gözde ve çok özel bir aile” olarak her zaman, her yönden ve her açıdan başkalarından ve başka ailelerden ve kişilerden çok daha fazla önde ve çok daha ileri seviyede olduğumuzu ispat etme çabası-rekabeti-yarışı) gerekçesi ve içgüdüsü ile iç içe geçen devlet destekli, sürekli kışkırtılan bir baskı ve şiddet geleneği birey, aile, okul, cemaatler ve toplum içinde (insanlık tarihi boyunca erkek eliyle yaratılmış erkek düzenlerinin bekası ve devamı için) her zaman vardır…

Anne, baba çocuklarına… Erkekler kadınlara, eşlerine… Büyükler ve güçlüler kendilerinden zayıf ve küçük olanlara… Devletler yoksul halklara ve ezilen sınıflara  “onların iyiliği ve geleceği için, çok sevdikleri için, korumak için, akıllarını başlarına toplamak ve hizaya çekmek için ” şiddet uygulayabilirler… Babadır, annedir, kocadır, abidir, abladır, devlettir… “ Hem sever hem de iyiliğimiz için“ bi güzel dövüp, pataklayabilirler bizi… Ve böylece şiddet “kendi yarattığımız makul ve kabul edilebilir gerekçelerle” her yerden sarıp sarmalar bizi…

Dinlerde çocuklara ve inananlara “tanrıdan kork, emirlere itaat et, tanrının buyruğundan çıkma, kadere inan, razı ol, boyun eğ, bu dünyada her an tanrı tarafından sınandığını unutma, az olanla yetin, tanrıya şükret, cihat etmeye, ölmeye ve öldürmeye hazır ol, dinine laf edenlerin ağzında dil, dinini yok sayanların omzunda kelle bırakma… Kâfirlerle arana mesafe koy, dinden sapma, kendine dikkat et, ayağını denk al, haddini bil, çizmeyi aşma, aklını başına al, büyüklere saygılı ol, karşı gelme, sorma, sorgulama, onların bi bildikleri vardır. Kendine, eline, diline hâkim ol vs.”  demekle çocukları ve inananları zoraki bir şekle, biçim ve kalıba sokma çabasıyla ve “sana bir tokat atana öbür yanağını uzat” öğretisiyle başlar şiddet.

Eğitimde “ekonomik ve sosyal eşitsizliğin ezilmişliği ve yakıcılığı altında” çocukların istekleri ve yeteneklerine göre değil de daha çok kapitalist sistemin sürdürülebilirliğinin temel alındığı eğitim sisteminin çarpıklıklarına, ailenin ekonomik kaygılarına ve bazı hırslı öğretmen ve anne-babaların kendi istek, arzu ve yönlendirmelerine göre “bak komşunun oğlu-kızı nasılda harıl harıl ders çalışıyor. Sen bizim “en değerli” öğrencimiz, çocuğumuzsun ve onlardan çok daha akıllı, çok daha zeki bir çocuksun, derslerine daha çok çalışıp doktor, mimar, mühendis, öğretmen, bilim insanı vs. olmalısın… Bizi konu komşuya mahcup etme… Utandırma…” demesiyle ve diğer çok sevgili arkadaşlarımızla “başarılı ve başarısız öğrenci adlı”  anlamsız bir yarışa ve rekabete sokulan çocukluğumuzla birlikte başlar şiddet.

Karşımızdakinin kendini eleştirilemeyecek kadar mükemmel, şahane, biricik, bulunmaz, ulaşılmaz ve çok ilahi, çok yüce ve çok kutsal insan görmesiyle ve “ sen kimsin, sen beni eleştiremezsin arkadaş” demesiyle başlar şiddet.

Kendi davranış, düşünce, tarz ve inançlarına dokunulmazlık ilan edenler, kendilerine ters düşen, muhalif olan ve kendilerine karşı olan herkes ve her fikir için hamaset nutuklarıyla bazen açık, bazen üstü kapalı bir biçimde “cezalandırılması ve katli vaciptir “ mealinde söyledikleri ve diğerlerini ötekileştirdikleri anda başlar şiddet.

Dolayısıyla “Ulvi, yüce ve kutsal değerlerimiz ve çıkarlarımız için;  bizim başlattığımız savaşlar, bize karşı olanlara Allah Allah nidalarıyla pata küte dalmamız, onları adam akıllı bi güzel dövmemiz, bizim tarafı seçmeyen ve bizden olmayanların ve ısrarla bize karşı olanların ölüm dâhil her türden gerektiği gibi cezalandırılması,  tehditlerimiz, taciz, tecavüz ve baskılarımız, bombalamalarımız, yaralama ve öldürmelerimiz şiddet değil, yasalara ve kanunlara uygun kutsal bir görevdir… Bizden olmayan, bize biat etmeyen ve hala bize karşı olanların ise bize karşı her türden tavır ve davranışı, sözü ve eylemi terörün ve şiddettin ta kendisidir…” dediğimiz anda başlar şiddet…

Şiddet erkektir.

Hakaret, baskı, tehdit, küfür, çatışma ve en nihayetinde şiddetin en örgütlü ve en acımasız hali olan savaş erkektir. Şiddet devlettir, devlet erkektir… Şiddet dindir, dinler erkektir…

Şiddet tüm dünyaya egemen olan, insanlara, doğaya ve tüm canlılara zararlı, insanlar arası en bulaşıcı, erkek-devlet eliyle üretilen ve yine erkek-devlet eliyle piyasaya sürülen ve -kitleleri yönetmenin, sindirmenin, var olan hallerine razı etmenin ve paylaşımda her zaman pastanın en büyüğünü kapmanın bir aracı olarak- alıcısı çok olan bir erkek ürünüdür… Şiddetin tek aşısı; şiddetin üretim koşullarını ortadan kaldıracak, şiddeti durduracak, şiddeti alaşağı edecek, şiddeti geriletecek ve yenecek tek güç sevgidir…

Sevgiyle kalın…

Mayıs 2020/ Savaş Karaduman

 

Yazarı Savaş Karaduman

Savaş Karaduman

Öneri yazı

DİYALEKTİK ÇELİŞKİ

Ah! şu dünya; Az bi sevince bulaşmış neyimiz var neyimiz yoksa İçimizde gıdım gıdım biriken …

instagram default popup image round
Follow Me
502k 100k 3 month ago
Share