Anasayfa » Aktüel Yorum » Sarı Yelekliler ve Gezi isyanı

Sarı Yelekliler ve Gezi isyanı

17 Kasım’dan beri Fransa’da her geçen gün artan bir katılımla devam eden “Sarı Yelekliler” isyanına önceleri kibirli yaklaşan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransız polisinin bütün çabalarına rağmen direniş kıramayınca göstericilerle diyalog kurmak zorunda kaldı.

Neredeyse üç hafta boyunca sadece polisiye tedbirlerle sorunu çözmeye çalışan Macron nihayet “insaların hayat pahalılığından kaynaklanan, öfke ve infialini” anlayabildiğini itiraf etti.

İktidarına toplumun zenginlerini hemen anlayarak başlayan Macron’un toplumun fakirlerini anlaması için insanların üç hafta sokaklarda polisle çatışması, dört insanın hayatını kaybetmesi, bir çoğunun yaralanması ve bir o kadarının da gözaltına alınması gerekti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron iktidara gelir gelmez işe varlık vergisi kapsamındaki mülk ve emlak varlıkları vergilerinin oranlarını düşürmekle başlamıştı.

Aynı Macron kamu maliyesinde bu nedenle ortaya çıkan açığı toplumun yoksul kesimlerinden çıkarabilmek için elektrik ve akaryakıta ek vergiler getirmek yoluna gitti. Bu o kadar toplumun gözünün önünde oldu ki; bütün Fransız toplumu bu hoyratlık karşısında kendisini hakarete uğramış gibi hissetti.

Nispeten adaletli devletler kamu harcamalarını daha çok; varlık ve gelir vergileri üzerinden finanse ederler. Toplumsal bilincin ve dolayısıyla muhalefetin zayıf olduğu toplumlarda ise devletler kamu finansmanını daha çok tüketimi vergilendirerek yaparlar.

Gelir ve varlık vergisi nispeten daha adildir, çünkü olandan alırsınız; fakat tüketim vergileri için aynı şeyi söyleyemeyiz. Tüketim vergileri insanların sahip olduğu servet ve elde ettikleri gelirden bağımsızdır. Çok zengin de olsanız, çok fakir de olsanız aynı vergiyi ödersiniz.

Özel tüketim vergileri ve Katma Değer Vergileri bu katagoridedir. Emmanuel Macron toplumun neredeyse tamamını ilgilendiren Elektrik ve Akaryakıt vergilerini artırarak toplumsal dengeleri büsbütün bozmuş, kamu harcamalarının yükünü toplumun yoksul kesimlerinin sırtına yüklemiştir.

Fransız toplumunun sinir uçlarına vurmuştur. Hem varlık ve servet vergisini düşürmüş, hem de toplumun en geniş kesimlerince tüketilen; elektrik ve akaryakıttan alınan vergi oranlarını artırarak Fransız toplumuna eski Fransız krallarının umursamazlığında hareket etmiştir.

Bence işin en öğretici tarafı Sarı Yelekliler isyanına katılımda ortaya çıkan çeşitililiktir. Burada sıradan insanın isyanını görüyoruz; kendini sağda gören insan da, solda gören insan da bu gösterilere katılım göstermiştir. Düzen sağcılığı ve solculuğunun ne kadar ayaklarının havada kavramlar olduğunu bu olayda bir kez daha görmüş olduk.

Bu tarz kavramlar üzerinden toplumla ilişki kurmanın demokratik siyaseti çok kendi içine kapalı, izole bir hale getirdiğini; halbuki bu tarz yapaylılıklar takılmadan gerçek talepler üzerinden toplumla ilişki kurmanın da ne kadar kapsayıcı ve kazandırıcı olduğunu bir kez daha görmüş olduk.

Eğer bu tarz kalkışmalar toplumda en geniş kesimlerde karşılığı olan taleplere dayanıyorsa bir bakıyorsunuz; insanlar her türlü uyduruk ayrılıkları bir kenera bırakıp, her şeyi göze alarak katılım gösteriyorlar.

Benzer manzaralarla Gezi Direnişinde de karşılaşmıştık; asla bir araya gelmeyeceği var sayılan çevreler bir araya gelmiş, sırt sırta direnmişlerdi. Bu hepimize ders olmalı; hem insanlara giderken, hem de demokratlar kendi aralarında bir araya gelirken toplumun gerçek taleplerini esas almalı, hayatın dilini konuşmalıdırlar.

Türkiye’yi yönetenler Gezi Direnişinden sonra neredeyse rahat uyku uyuyamıyorlar; toplumun bir gün; bunca zalimliğe, haksızlığa, adaletsizliğe dur demesi en büyük korkuları olmaktadır. Yoksa aradan beş yıl geçtikten sonra hiç olmadık insanları Gezi Direnişini bahane ederek gözaltında almanın ne anlamı var.

Evrensel hukuk açısından toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemek ifade özgürlüğünü kullanmanın kollektif biçimidir ve bununla ilgili sayısız mahkeme kararı vardır; fakat mevcut rejim bunu bile darbeye teşebbüs olarak değerlendirmektir. Fakat korkunun ecele faydası yok, bunca; zalimlik, hırsızlık, yolsuzluk kimsenin yanına kalmaz.

Yazar Cafer Tar

Cafer Tar

Öneri yazı

FAŞİZM!

Çoğu zaman kelimler aynı anlamı taşımazlar; bir kelimenin hayatın belirli bir döneminde ifade ettiği anlam, …