Aktüel Yorum

HDP’siz Türkiye eksik kalır…

Türkiye bir yerde “güvenlikçi” devlet…  Öyleyse HDP’ye oralardan doğru nasıl bakıldığından başlayarak ilerleyelim.

HDP ile ilgili bilebildiğim kadarıyla, polis ve asker bürokrasinin algısı ve egemen görüşü şu:

Reklam

Terör Örgütü’nü meşrulaştıran, dışarının taşıyıcılığını yapan, ‘yerli’ ve ‘milli’ olmayan bir parti… Kapatırız, yönetici ve başkanlarını alırız, kendilerini devlete entegre olacak ve ‘terör örgütü’nden tamamen kopacak şekilde yeniden kurgulasınlar, sonra gelsinler. Kardeşlerimizdir…

Aslında Karadeniz’de, İç Anadolu’da, Ege’de, kısacası “batıda” yaşayan vasat ve kestirme düşünen Türk milliyetçilerinin ortalama görüşü de bu yönde.

Reklam

Siyasi arenada polis/asker bürokrasinin ve Türk milliyetçilerinin ağırlıklı kesimlerinin bu görüşlerinin siyasi arenaya taşıyıcılığını MHP ve Vatan Partisi yapıyor. Bu konuda AK Parti’yi zorluyorlar, hatta Vatan Partisi HDP’nin kapatılması için kampanya sürdürüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gelince…  HDP’yi milliyetçi perspektiften ziyade, iktidar perspektifinden bakıp cezalandırıyor. HDP’yi türlü propagandalarla kendince teşhir ediyor. Baskılar bir yana, Vatan Partisi’nden ama özellikle birçoğu MHP’den gelen tutuklama operasyonlarını da onaylayarak HDP’nin içini boşaltma ve işlevsizleştirme politikaları uyguluyor.

HDP kapatılmadı, neden?

HDP’ye yönelik olarak baskıcı, anti demokratik politikalar sonuna kadar uygulandı, öte yandan HDP’yi kapatma yoluna da gidilmedi.

Neden, sorusu sorulduğunda, akla ilk elde şunlar geliyor:

Ak Parti geçmişte kapatılma girişimlerini yaşamış olduğundan, geçmişiyle çelişkiye düşmek istemiyor olabilir. Ayrıca gelecekte yeniden kapatılma girişimi ile karşılaşabilir, kendine karşı muhtemel emsal olma çelişkisinden sakınıyor da olabilir.

HDP cenahının yeni parti kurma ve hızla kongreleri tamamlama, yani alternatif bulma yeteneğinin caydırıcılığı var. Üstelik taraftarları başka partilere gitmiyor, mağduriyetin getirdiği katılımlarla yeni kurulan partilerine daha bir sarılıyorlar.

Deneyim, parti kapatmanın hedeflenen sonuçları vermediği, üstelik netameli sonuçları olduğu yönünde. Yanı sıra parti kapatma içeride ama özellikle dışarıda iyi karşılanmıyor. Yani götürüsü daha fazla oluyor.

Herhalde en önemlisi…  Kürtleriyle Türkleriyle HDP tabanının ve Kürt meselesinin ne olacağının yanıtındaki belirsizliğinde payı var.

tünel.jpg
HDP İstanbul İl Örgütü’nün Taksim’deki protestosu / Fotoğraf: Twitter

6-8 Ekim olayları bahanesi…

HDP’ye karşı izlenen politika yukarıda ana çizgileriyle ifade edildiği gibi idi.

15 Temmuz darbe girişimine kadar bir şekilde sistematik olarak uygulanan bu politika, geçtiğimiz Eylül-ekim aylarından itibaren biçim değiştirdi. Geçmiş 6-8 Ekim Olayları bahane edilerek, bu politikanın birkaç boyutta birden yoğunlaşması ise manidardı.

HDP’yi siyasi sürecin dışında tutma ya da siyasi sürecin etkin olmayan tali bir unsuruna dönüştürme gibi bir iradi müdahaleler programı gündemde idi sanki.

Anlaşılacağı üzere bu programda da HDP’yi doğrudan kapatma görünmüyordu. Program belirsizlikler yaratıyordu ama çok bulanıktı, görüntü vermiyordu.

HDP kitlesinin dışarıdan saldırılara karşı koşulsuz partisini savunma refleksi gösterdiği bir gerçekti. Öyle bir politika geliştirilmeliydi ki bunu futbol maçı kavramlarıyla ifade edecek olursak, HDP kitlesi ‘ters köşeye’ yatmalıydı… İçeriye müdahale edilecekti.

Halka yönelik olarak ‘sorun sizde, sizin seçtiklerinizin yönetme biçimlerinde ve ilişkilerinde’ türünden bir algı yönetimi uygulanacaktı.

Halkın cinsel hassasiyetlerini kışkırtmaktan, yapay zorlamalarla dikkati iç tartışmalara ve iç sorunlara çekmeye, parti içi demokrasi olmadığına, yeni Kürt Partisi alternatifine kadar birçok musibeti HDP’nin başına bela etme oyunu denenecekti.

Bunda amaç, HDP-halk ilişkilerinde güven bunalımı yaratma, HDP efsununu bozma ve ona dejenere görüntü verme, mümkünse ‘şeytanlaştırma’ üzerinden politik dengelerdeki yerini kayganlaştırma ve etkisizleştirme idi.

Geçtiğimiz eylül-ekim operasyonları ve 6-8 Ekim Olayları davasını büyütme, yeni parti alternatifi, bu noktada bir yerlere oturtulduğunda anlam kazanıyor gibi idi…

diyarbakır hdp.jpg
Diyarbakır’da HDP’ye yönelik operasyon / Fotoğraf: AA

HDP bu “kuralsız” siyaset biçimlerine teslim olmuyor, soğukkanlılığını yitirmeden, akılla sağduyu ile bu sorunları, sorun haline getirmeden aşma yoluna gidiyor… Ve HDP daha bir olgunlaşıyor…

Bitti mi?..

Ayırdında olalım ya da olmayalım, sömürü ve baskıyla beslenen egemen sınıfların insanı insana yabancılaştıran olumsuz etkileri, parti içinde sınıf mücadelesi biçimini alır! Değişik biçimlerde tezahür eder ve sürer…

Mücadele biter mi?..

Reform aldatmacası ve HDP

ABD’deki başkanlık seçiminin Türkiye’deki siyasi dengeleri de etkileyen bir sonucu   vardı.

HDP dengesi bu dengeler içinde en önemlisi idi.

Biden’ın “Türkiye’de demokrasi olmadığı” görüşü, Avrupa Birliği’nin de paylaştığı bir görüştü. Bundan öte Avrupa Birliği’nin “Türkiye Doğu Akdeniz ve Orta Doğu da agresif politikalardan dönmez, demokrasinin önünü açmazsa, biz 11 Aralık’ta ambargo koyarız, uygulayıp uygulamamak Türkiye’ye ait” tutumu vardı ki bu da Biden’ ın bir biçimde ilgisiz kaldığı bir görüş değildi. (Daha geniş bilgi için Bkz. 26 Kasım 2020 tarihli makalem, Independent Türkçe)

İktidar, bütün bunları göz önüne alacak, “Hukuk ve Demokrasi Reformu” kisvesi ardında kanaatimce bir oyun kuracaktı.

ewr.jpg
Erdoğan, 14 Kasım’daki konuşmasında, “ekonomi, hukuk ve demokraside yepyeni bir seferberlik” başlattıklarını açıklamıştı / Fotoğraf: AA

Bir kanadı reform aldatmacası ile mali ve ekonomik yaptırım ambargosunu defetmeyi denerken; bir diğer kanadı ‘defetme’ oyunun sonucunu dahi beklemeden (ama oyunu böyle de kurmuş olabilirler) emekçi halkların ve Kürtlerin hak ve özgürlükler taleplerinin temsilcisi HDP’ye operasyon üstüne operasyon yapacaktı.

HDP’ye yönelim, HDP’yi devreden çıkarma; batıdan doğru gelmesi muhtemel ‘reform taleplerinin tek muhatabı iktidardır’ gibi bir politikaya dayanıyordu.

Bu aynı zamanda Kürt halk gerçekliğine, emekçi halkların haklar ve özgürlükler taleplerine yönelimdi.

istanbul hdp operas.jpg
HDP İstanbul İl Başkanlığı’na gerçekleştirilen bir operasyondan / Fotoğraf: AA

HDP Türkiye’nin hangi yüzü?

HDP kimi zamanlar uzak ve yakın dostları tarafından ‘parlamentoculukla’, ‘Türkiyecilikle’ suçlandığı oluyor.

Sömürgeci zihniyetler kulübü de, HDP isterse hiçbir şey yapmasın, onun siluetinde Parlamentoya kadar gelen Kürtleri görüyor…

Sadece Kürtleri mi?

Ermenileri, Süryanileri, Rumları…  Türkiye’nin lanetlilerini, ezilen ve varlıkları ‘yok hükmünde’ halkları görüyor.

Erkek egemen dünyalarına başkaldıran o dünyayı değiştirecek kadını görüyor.

HDP’nin siluetinde gördüğü bütün bu lanetlileri parlamentodan temizlemek istiyor.

İstiyor ki ‘tertemiz’ bir ‘erkek egemen‘ ‘Türklük’ Parlamentosu yeni baştan kurulsun.

Elbette ki HDP ve HDP gibi partilerin kimi zaman zorunluluklardan dolayı kaçınılmaz, ‘dostlarında’ ifade ettiği gibi kimi zamanda kaçınılır ama türlü nedenlerle aşılamayan zaaf, hata ve eksiklikleri var.

Ama… Bütün bunlar HDP’nin ve HDP gibi partilerin Türkiye’nin barış, demokrasi ve özgürlük değerlerinin gerçek yüzü oldukları, gerçeğini değiştirmez.

Sözün özü:  

HDP’siz Türkiye eksik kalır…

Celalettin Can

78'liler Girişimi Sözcüsü, HDP MYK ve PM Üyesi
Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu