Hamide Scheer

“İnsanlık mücadelelerinden çok etkilendim. Bu etkilenme beni onlara yakınlaştırdı. Her zaman bu haklı mücadelenin bir parçası olmak istedim. Savaşa karşı barış, düşmanlığa karşı kardeşlik mücadelem ömrüm el verdiği sürece devam edecek.”

M. ZAHİT EKİNCİ / HAMBURG

Bulgaristan göçmeni Hamide Scheer, 50 yıldır Almanya’da yaşıyor. Çocukluktan itibaren şiddete maruz kalmış, verdiği mücadeleyle yaşamını yeniden inşa etmiş hem de dayanışmaya ihtiyaç duyanlara kol kanat germiş. Savaş karşıtı eylemlerden Cumartesi Anneleri’yle dayanışmaya, Sol Parti’den Heyva Sor’a her alanda mücadele vermeye çalışan Hamide, “Savaşa karşı barış, düşmanlığa karşı kardeşlik mücadelem ömrüm el verdiği sürece devam edecek” diyor.

Uzun yıllardır Sol Parti içerisinde çalışma yürüten Hamide Scheer (69), 50 yıldır yaşadığı Hamburg’daki birçok eylem ve etkinlikte sıklıkla karşılaşılan simalardan birisi. Bulgaristan göçmeni bir ailenin kızı olarak 1950 yılında Kırklareli-Lüleburgaz’a bağlı Sakız köyünde dünyaya gelen Hamide’yi, Hamburg’un en eski semti olarak bilinen Altona’da kiliseye bağlı bir sosyal konuttaki evinde ziyaret ediyoruz. Hayatı trajedilerle olduğu kadar azim ve direngenlikle geçen Hamide hikayesini şöyle anlatıyor:

Ne oralı ne buralı oldular

“Ailem mübadele sonucunda Bulgaristan’dan Lüleburgaz’a yerlemiş. Orada bahçe ve tarım işleriyle uğraşmışlar ama geldikleri topraklar hep gözlerinde tütmüş. Büyüklerimizin deyimiyle ne onlar buralı olmuş, ne de buradan gidenler oralı olmuş. İstanbul nasıl ki birçok Rum’un gözünde hasretle tütüyorsa, bizimkiler de hep geldikleri yeri anlatıyorlardı. Çok zengin değilsek bile fakir de sayılmazdık. Buğday ve sebze ekerdik. Ben daha sekiz aylıkken annemle babam boşanınca anneannem beni yanına almış. Ben anneannemi annem bildim. İlk hayat öğretmenim, bana merhameti aşılayan kadındı. Annemle babam ayrıldığında annem baba evine, babam da askere gitmiş.

Günde üç gün dayak

Ben 5 yaşına gelince annemle babam başkalarıyla evlendi. Boşanma mahkemesinde velayetim babama verilince benim için yeni ve bir o kadar acılı bir süreç başladı. Dedem gelip beni anneannemden aldı, evine götürdü. Dedem, sevgi nedir bilmeyen, oldukça otoriter ve merhametsiz biriydi. Sadece bana değil herkese karşı öyleydi. Günde üç öğün yemek yerine üç öğün dayak yerdim. Özelikle kız çocuklarını hiç sevmezdi. Erkek çocuklarına ise asla dokunmazdı. Halalarım da aynı zulmü görüyordu. Evli ve büyük olmalarına rağmen onları da döverdi. 14 yaşındayken atlarla tarla sürdüğümü hatırlıyorum. Verilen her işe itiraz etmeden koşardım ama karşılığı hep şiddet oluyordu. Bir gün ağzından güzel bir söz işittiğimi hatırlamıyorum. Mahalledeki çocuklarla oyun oynamamı bile yasaklamıştı. Ben de çocuk halimle oyun uğruna dayak yemeyi göze alıyordum.”

Zulümden kurtuluşu evlilikte gördü

Duvarda anne ve babasının asılı fotoğraflarını göstererek; “Dedemin zulmüne dayanamayınca annemin yanına, İstanbul’a kaçtım. Kısa bir süre sonra dedem İstanbul’a gelip beni tekrar köye götürdü. Vekaletim onda olduğu için kimse bir şey yapamıyordu. Kabus ve şiddet dolu yıllar yine başladı. Tekrar  anneme sığındım. Annem de beni bir fazlalık olarak görüyordu, bir an evvel evlendirmek istiyordu. 16 yaşındaydım. Dedemin fiziki şiddetinden kaçarken, üvey babamın tecavüzüne uğradım. Tüm bunlardan kurtulmak için evlenmeyi kabul ettim. Ailemden görmediğim sevgiyi ve merhameti kendi evimde aradım. Eşim ilk başta bana karşı oldukça iyiydi. Daha sonra yaptıkları yanlı hareketlere karşı sesimi yükseltince ya da itiraz edince o da  dövmeye başladı.

Kız doğurdun, boşanacağım!

İik çocuğuma hamileyken eşim 1968’de Almanya’ya işçi olarak geldi. Bir kızım olmuştu. Fakat bırak beni kutlamayı ya da sağlığımı sormayı, gönderdiği mektupta oğlan doğurmadığım için boşanabileceğini söyledi. Şok olmuştum. Yaşadığım sevgisizliği ve talihsizliği kızım da mı yaşayacaktı? Neyse ki o bu dünyanın gerçekten çok kötü olduğunu hissetmiş olmalı ki ancak 50 gün yaşayabildi.

‘Kendisine muhtaç kalmamı istiyordu’

1969 yılında ben de Almanya’ya geldim. Üzüntülü veya mutlu değildim. O kadar acı tecrübeler yaşadığım için artık hiç birşey beni acıtmıyordu. Sanki hislerimi yitirmiştim. Belki de o korku sarmalından kurtulduğum için mutluydum. Bundan sonra  kimse beni dövemeyecek, kimsenin cinsel istismarına uğramayacaktım en azından. Bir balık fabrikasında iş bulup çalışmaya başladım. Bir yandan çalışırken bir yandan da dil öğreniyordum. Eşim dil öğrenmemi istemiyordu. İstiyordu ki sürekli ona muhtaç kalayım.

Kimseyi kendime dokundurmuyordum. Bana dokunan her insanın bana bir kötülük yapacağını hissediyordum. Balık fabrikasında ustabaşı sırf beni itti diye kıyameti koparmıştım. Hemen işi bırakmıştım. İrademin dışında kimsenin bana dokunmasını istemiyordum.

Boşanma süreci 10 yıl sürdü

1970’te ikinci çocuğumu dünyaya getirdim. Bir yandan çalışıyor bir yandan da çocuğuma bakıyordum. Kadınım diye eşim hiçbir işe dokunmuyordu. Üstelik o dışarıda sekiz saat çalışırken, ben dokuz saat çalışıyordum. Bunun böyle devam edemeyeceği anlaşılınca 1973’te ayrılmaya karar verdik. Boşanma işlemi 10 yıla yakın sürdü.

Eşim Türkiye’ye kesin dönüş yapınca çocuğumla bir başıma kaldım. Ama hayat beni korkutmuyordu. Çocukken gördüğüm sevgisizliğin acısını çocuğuma ve diğer insanlara sevgi göstererek çıkaracak, böyle ayakta kalacaktım. Çocuğumu sağlıklı bir ortamda büyütecek ve kimse ona şiddet uygulayamayacaktı.

Sosyalist kadınlar hayatını değiştirdi

Hamburg’a taşındıktan sonra bir yandan çocuğuma bakıyor, bir yandan da metal fabrikasında çalışıyordum. Aynı zamanda sendikaya da üye oldum. Almanca bilmeyen insanlara yardım ediyorum, haklarını öğretiyorum diye beni başka bir bölüme verdiler. O esnada bir Alman’la beraber yaşıyordum. 1980’de ikinci kez anne oldum. Ondan önce de zaten çocuğumun okuduğu okulda, okul aile birliğine seçilmiştim. İlk Alman kadın gruplarıyla burada tanıştım. Birbirimizi çok sevmeye başladık. Her konuda bana yardımcı oluyorlardı. Rote Rübe (Kırmızı Pancar) diye bir sosyalist kadın grubu vardı. Bunlarla ilişkide olduğumu öğrenen eşim Walter Scheer, “Hamide aman dikkat et, bunlar komünist, seni de komünist yapmasınlar” dediğinde, “Eğer komünistlik buysa ben baştan beri komünisttim” dedim.

Komünizm ve sosyalizm ile ilgili yeni bilgiler edindikçe dünyamın ve bakış açımın genişlediğini farkediyordum. 68 kuşağı, erkeklerin kuşağıydı. Buna karşı kadınlar hayatın her alanında daha fazla güç sahibi olmak için kendi örgütlenmelerini kuruyorlardı. Feminist dünya bakışım genişliyordu. Her yönümle kendimi insanlığın hizmetine sundum. Bunun yanı sıra son 10 yıldır Sol Parti içerisinde mücadelemi yürütüyorum. Üyeliğin yanı sıra Altona ilçe yönetiminde yer alıyorum.

6 yıl Heyva Sor’da çalışma

Hamburg’a geldiğimde burada Dev-Yol’un bir ağırlığı vardı. Ben de sempatizanıydım. Bunun yanı sıra kurduğumuz Enternasyonal Kadın Kültür Merkezi’nde (INCI) faaliyet yürütüyordum. Almanca kursu, tercümanlık, kadın çalışma grupları ve benzeri etkinliklerimiz vardı. Burada 6 yıl boyunca göçmen kadınlara hizmet verdim. 1992’de Türk ordusunun Kürdistan’a yönelik yoğun bir saldırısı vardı. Her tarafta faili meçhul cinayetler işleniyordu. Kürt ve Türk kadınlarının olduğu bir grup kadınla “Savaşa Karşı Barış İstiyoruz” sloganıyla sokağa çıktık. Bu bir ilkti. Palyaço elbiseleri giyip sokaktaki insanlara Türk ordusunun Kürdistan’da işlediği insanlık suçlarını anlatıyorduk. Aynı eylemi Hamburg’un Wilhemsburg semtinde de yapmaya kalkınca Türk faşistlerin saldırısına uğradık.

Daha sonra da Nebahat Dertli ile beraber Cumartesi Anneleri ile dayanışma amaçlı Hamburg Komitesini kurarak onların sesi olmaya çalıştık. Bu desteğimiz 1999’a kadar devam etti. 1993’ten itibaren de savaştan dolayı mağdur edilmiş Kürt ailelerine yardım etmek amacıyla 6 yıla yakın Heyva Sor için çalıştım.

‘Ömrüm elverdiği sürece’

Kürt değilim belki ama insanlık mücadelelerinden çok etkilendiğimi belirtmem gerekiyor. Bu etkilenme beni onlara yakınlaştırdı. Her zaman bu haklı mücadelenin bir parçası olmak istedim. Lüleburgazlı olduğumu öğrenenlerin kimi şaşırdı, kimi sevindi. Türk devletinin Kürt halkına karşı yaptığı zulmü hiçbir zaman tasvip etmiyorum. Savaşa karşı barış, düşmanlığa karşı kardeşlik mücadelem ömrüm el verdiği sürece devam edecek.”

Yazar EB / Aktüel Sanat

EB / Aktüel Sanat
portal için içerik derleyici

Öneri yazı

Öcalan’ın devlet tarafından açıklanan mektubu üzerine – Abdulmelik. Ş. Bekir

İstanbul seçimlerine iki gün kala PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan gelen açıklama büyük yankı yarattı. İktidar …