GERÇEĞE HÜ – Alevilik Yazıları 1.Kitap

Yakın zamanda, SINIRSIZ yayınlarında çıkan GERÇEĞE HÜ- Alevilik Yazıları 1. Cilt kitap da toplam yirmi konu başlığı bulunmaktadır. Yayınevinin kitap ile ilgili değerlendirme yazısından sonra  konular şöyle devam etmektedir.

Önsözünde, Alevilik ile ilgili temel ilkeler ve Hak yolunda yürümenin bazı kural ve şifreleri açıklanarak, önsözü ‘‘Özsözler‘‘ ile başlıyor. Kitabın giriş bölümü aşağıda belirtilen GERÇEĞE HÜ başlığını taşıyor. Bu yazıda kitabın genel içeriği ve alevi inancına ilişkin bakış perspektifi anlatılmaktadır.

Daha sonra Alevi inancının temel felsefe konularından Varoluş öğretisi ve Çevirim teorisi içinde dört kapı ,kırk makam felsefesi yer almaktadır. Bunu Kırklar meclisi ve Cem‘inin sosyal ve tarihsel temeli konusu takip ediyor.

Daha sonraki bölümde , Alevi inancının toplumsal yaşam projesi RIZA şehrinin amacı ve hikayesini, Bozatlı XIZIR  ve Alevi inancında İmkanı kadar üreten, İhtiyacı kadar tüketimi esas alan, ekonomi poliği konusundaki öz yöetim modeli ve günümüzdeki alternatif karşılığı olan AGROEKOLOJİ konusu ile devam ederek, Alevi İnancında Kerbela, Matem, Aşure ve değerler ile başka bir bölüme geçiyor.

Alevi Asimilasyonu, Manipülasyonu ve Dejenerasyonu konusunu, Alevilikte Kadının yeri izliyor. Günümüz çağdaş Alevi yol ve felsefesinin temelini atanlardan , Hallac-ı Mansur ve ZENC – Karmatiler hareketinın Hallacı Mansur ile ilişkisi  bu bölümde anlatılıyor.

Günümüz Türkiyesindeki  Alevileri ilgilendiren temel kanunlar, kurumlar ve Harf devrimi ile Türk İslam politikasının aleviliğe etki ve yansımaları konusunu, tüm bu baskı ve inkara karşı, Yakın dönem Alevi felsefecileri olan Hakikatlılar konusu takip ediyor.

Alevi Müziği konusundan sonra, İhanet ve direnişin kesiştiği yer, KERBELA’nın değerlendirmesi ve 10 ekim 680 Kerbeladan, 10 ekim 2015 Ankara katliamları anlatılmaktadır.

Yakın dönem Alevi katliyamlarından, yarası sarılamayan, hesabı sorulamayan Maraş katliayamı, Ateşde semaha duranların hikayesi Sivas katliyamı ve devletin bir siyaset tarzı olarak sürdürdüğü katliyamlar zincirinin son halkası olarak Gazi- Ümraniye katliyamları ile ilgili ayrıntılı bilgi ve değerlendirmeler yer almaktadır.

Kitabın içindeki konuları kısaca bu şekilde belirttikten sonra giriş bölümündeki konu ile

GERÇEĞE HÜ diyelim;

Alevi inancı, özünde insanın hakikat arayışıdır.

Gerçeği HAK olarak ifade ederken, HAKKIN insanda temsilinin nedeni olarak AKIL YOLU’ nu işaret etmektedir.

İnsanın, insanlaşma tarihinin en temel, somut sonucu, milyonlarca yıllık süreçte toplumsallaşma kültürünü yaratma bilinci ve bilgi biriktirmeyi başarmış olmasıdır.

Bu sayede milyonlarca yıllık bu tarihsel bilgi biriktirmenin, çağlar açıp kapatmasına yol açan buluşları, keşifleri sayesinde çağ atlamalar geometrik oranlarda küçülen zaman dilimlerinde günümüze kadar gelmiştir.

Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ni gezerken insanlığın geçirdiği yaşam evrelerinde ki, yaşam, mekân ve malzemelerinin gelişim sürecine bakılınca, Alevi inancının ‘’Kal-û Bele’den’’ beri deyişinin kadim birikimini daha somut anlamak mümkündür. Yani Alevi inancının tarihini ‘insanın toplumsallaşma‘ tarihi olarak ifade etmek, dinden öte tamamen varoluşsal sırrın akıl ve ilim-bilim yoluyla ilmek ilmek, kâinatın sırlarını çözme ve insanlığın yararına kullanmayı hedefler.

Alevi inancını en iyi dile getirenler Alevi ozanlarıdır.

Alevi ozanları ve aşıkları, inancın temel değerlerini, felsefesinin mantık kurgusunu, ahlaksal etik kurallarını deyiş ve duazlar içinde öyle güzel dile getirmişlerdir ki; bu birikimin üzerinden Alevi müziği, sanatı, edebiyatı ve sosyal yaşam biçimi dahil tüm değerleri ‘’Cem’’ törenlerinde, bir ahlak ve toplumsal arınma kültürüne dönüşmüştür.

Buradan bakarsak Alevi inancı; vahiyli, tek tanrılı, elçilik atanmış peygamberli dinler ile yolunu baştan beri ayrı tutmuştur. Şekle değil Öz’e, zahirle sınırlı kalmayıp Mana’ya kafa yoran Yol Erenleri bizlere inancın özünü ’’Eline, Diline Beline’’ gibi şifreler ile Edep’li ahlaklı, hırs ve nefsin esiri olmadan, ‘benlik’ ve bireysellik girdabına düşmeden, toplumsal kolektif yaşam modeli olan ‘’Rıza Şehri’’ mitolojisi gibi insanlığın ilk toplumsallık değerlerini hafızalarda hep canlı tutmayı esas almıştır.

Bu nedenle Alevi inancı bir ibadet ve tapınma dini değildir.

Bir ahlak ve değerler felsefesi olarak, bireyi toplumsal kolektif yaşama bağlama ve paylaşma kültürünü, canlı ve işlevsel tutma mücadelesidir. Bu nedenden ötürü tam tezat teşkil eden Ortadoğu odaklı, vahiyli dinlerin sürekli hedefi haline gelmiştir. Sadece felsefecileri, yol önderleri, toplumsal öncüleri, derviş ve ozanları değil, Alevi talipler topluluğu da bu saldırı ve katliamlara binyıllarca maruz kalmışlardır.

Her ne kadar İslam’ın doğuş koşullarında İslam içi iktidar ve muhalefet çatışmalarında göreceli, zulme ve hak gaspına uğradığını düşündükleri ‘’Ehl-i Beyt’’ ve İmam Hüseyin’in KERBELÂ direnişinden yana bir sahiplenme benimsemişlerse de, bu sürecin özellikle İran Şiası’nın temelini atan ve devletleşmesinde önemli bir rolü olan Şah İsmail Hatayi döneminden sonra kurumsallaştığını daha net görmekteyiz.

Bu sahiplenme tüm çaba ve dayatmalara rağmen İslam’ın kurallarının yani İslam’ın ve imanın şartları sayılan temel İslami yaşam ve değerlerini ret ederek sadece Hüseyin’i Mazlumlar direnişçisi ve Yezit’i zalimler başı olarak görüp Hüseyin’in Kerbelâ direnişine tüm ailesinin yok edilmesi pahasına Yezit önünde biat edip, diz çökmemesine gösterilen içselleştirmedir.

Artık Hüseyin direnenlerin Şahı, Yezit ise tüm zamanların Zalimler temsilcisi olarak insanlık adına ‘lanetli’ olarak kabul edilen bir simgedir.

Esasen sadece Kerbelâ’ da Hüseyin’in katli değil masumu pak dedikleri ve iktidar ve ya muhalif bir özelliği olmayan Hüseyin’in küçük çocuklarının vahşice katli, kadınlara yapılan insanlık dışı uygulamalar ve hastalara gösterilmeyen şefkat, yan yana getirilince bir insani toplumsal vicdan hareketi olarak inanca taşınmıştır. Her yıl simgesel olarak ‘Kerbelâ’ vahşeti şahsında mazlumların safında duruş ve zalimlere karşı direniş ikrarı tazelenerek bugünlere kadar bu etik duruş sergilenmiştir. 1400 yıl geçmesine ve tüm Şia asimilasyonu ve de retoriğine rağmen Alevi-Kızılbaş-Bektaşi-Yaresan-Ehl-i Hak ve diğer Alevi Yol Sürekleri binlerce yıl önce kurgulayıp yaşadıkları temel kurallarını bozmadan günümüze kadar getirmeyi başarmışlardır.

Bugün geldiğimiz noktada asimilasyona daha açık hale gelen Alevi toplumu ve inancına sahip çıkmak kadim insanlığın on binlerce yıl içinde damıtıp ‘dem’lediği hayvani yaşamdan arındırıp insanlaşmaya evirdiği toplumsal paylaşım içinde Nefs ve Benlik hırsını törpüleyip paylaşımcı bir kolektif sosyal kültürü sürdürmeyi, bugünün vahşi kapitalizmine emperyal modernizmin insanlığı kuşatmasına karşı, sadece güncel toplumcu komün ideolojilerini değil, Alevilik gibi doğal insanlığın kodlarını taşıyan bu kadim ‘insanlık hafızası’na sahip çıkmak, korumak ve yaşatmak tüm insanlaşmadan taviz vermeyenlerin sorumluluğudur.

Çokça deyiş vardır bize yol gösteren, ışık tutup ‘Çerağ’ olan.. Bunlardan Aşık Daiminin bir deyişi  ile bitirelim.

MADEM Kİ BEN BİR İNSANIM

 

Kâinatın aynasıyım
Mademki ben bir insanım
Hakkın varlık deryasıyım
Mademki ben bir insanım

İnsan hakta hak insanda
Arıyorsan bak insanda
Hiç eksiklik yok insanda
Mademki ben bir insanım

İlim bende kelam bende
Nice nice alem bende
Yazar Levh-i kalem bende
Mademki ben bir insanım

Bunca temenni dilekler
Vız gelir çarkı felekler
Bana eğilsin melekler
Mademki ben bir insanım

Tevrat’ı yazabilirim
İncil’i dizebilirim
Kuran’ı sezebilirim
Mademki ben bir insanım

Ene’l Hak’ım ismim ile
Hakka erdim cismim ile
Benziyorum resmim ile
Mademki ben bir insanım

Daimi‘yim harap benim
Ayaklarda türap benim
Âşıklara şarap benim
Mademki ben bir insanım

Bu çalışma ile, Alevi inanç Yolunda Hakikat arayışını sürdüren Can’lara bir gönül penceresi açabilirsek, dört kapıdan geçen Erenlerin katarına  yakınlaştırabilirsek, inançtan akla atlamanın ilim ve bilimde mürşit arayanlara delil olabilir isek, Hakka ve Hakikate yol alma hizmetinde bir damla olabilir isek gönül rahatlığı ile GERÇEĞE HÜ diyeceğiz.

Okuyana, okutana ve görüş bildirene Aşk ile…

 

Yazarı Ali Köylüce

Ali Köylüce

Öneri yazı

Bir Siyaset Tarzı Olarak Alevi Katliamları; 12 Mart Gazi – 15 Mart 1995 Ümraniye Katliamı

Yüzyıllardan buyana Ortadoğu, Mezopotamya ve Anadoluda Alevilere yönelik yapılan katliyamlar bir siyaset tarzı olarak, Selçuklu, …

instagram default popup image round
Follow Me
502k 100k 3 month ago
Share